Ala 19 Ayet 30. Cüz الأعل
87

Ala

— Yüce
19 Ayet 30. Cüz
الأعل
87
Ala
19 Ayet
الأعل
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ ١
Sebbihısme rabbikel a’lâ.
(Ey Muhammed!) Yüce Rabbinin adını¹ (sürekli olarak) an.² 1 (فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظٖيمِ) (Vakıa: 74, 96, Hakka: 52) nâzil olduğunda Rasulullah bize. “onu rükûnuzda yapın” buyurdu. Sonra (سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰى) nâzil olunca da: “onu sücudunuz da yapın” buyurdu. (Ahmed, Ebu Davud, İbnu Mâce) Namazlarda rükûda (سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظٖيمِ), secdelerde ise (سُبْحَانَ رَبِّيَ الْاَعْلٰى) demek sünnettir. 2 Yani, Rabbinin nîmetleriyle karşılaştığın veya karşılaşmadığın zaman, bunların sahibinin Rabbin olduğunu hiç unutma. Burada isimden kastedilen, o ismin sahibi yani Allah’ın zatıdır. Bazıları isim, zatın aynısıdır demişlerse de bu doğru değildir. Çünkü zatını tanımadığımız birçok ismi bilir, hattâ zatı bile olmayan isimlerden (öcü gibi…) korkarız veya severiz. Her ne kadar isimle kastedilen, zatın kendisi ise de isim zatın kendisi değildir. Bu sebeple de Allah’ın sadece isimlerini dil ile tesbih, çoğu zaman insanı Allah’ın zatını anmaktan uzaklaştırmaktadır. Asıl tesbih, fiilî tesbihtir. O da; “kalben itikat, fiilen de onu ifâde eden yaşayış ile ibâdetlerdir. Yani esas zikir, Allah’ın tüm emir ve yasaklarını yaşamak ve bunların yaşanması yolunda azimle çalışmaktır.”— M. Türk
87:1
2
اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ ٢
Ellezî halaka fesevvâ.
Her şeyi yaratan ve şekil veren, Odur.¹ 1 Bu âyet ve devamı, öncesine sıfat olarak değil, başlangıç cümlesi (isti’nafiye) olarak tercüme edilmiştir.— M. Türk
87:2
3
وَالَّذ۪ي قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ ٣
Vellezî kaddere fe hedâ.
Her şeyi (dilediği gibi) takdir eden¹ de yoluna koyan² da Odur. 1 Allah, ilim ve iradesiyle her şey için bir “kader” tayin etti. Cinslerinde, türlerinde, sıfatlarında, fiillerinde, ecellerinde birtakım özelliklerle birer sınır ve miktar tahsis etti. Allah, Rab olması sebebiyle terbiye sayesinde başlangıçtan sona, dünyadan ahirete doğru her birini yetiştireceği netice ve akıbete ulaştırmak veya buna giden yolu göstermektedir. Bu arada insana da akıl ve din hidayetleriyle kendini ve yolunu göstermekte ve özel muhatap olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in zatına Nebilik ve Rasullüğü takdir edip hidayet ve başarı ihsan etmiştir. Gökler ve yer, yıldızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlardan her birine cüsse ve irilikte birer özel miktar, yine her birine kalma hususunda özel bir müddet ve sıfat ve renklerden, tat ve kokulardan, durumlardan, güzellik ve çirkinlikten, mutluluk ve bedbahtlıktan, hidayet ve sapıklıktan belli bir miktar takdir etmiştir. “Kesinlikle her şeyin hazineleri Bizim katımızdadır; ancak onun miktarını belirleyerek, sadece Biz indiririz.” (Hicr: 21) buyurduğu gibi belli ve özel bir kader ile sınırlayıp özelleştirmiştir ki, bu manada yücelerin yücesinden, aşağıların aşağısına kadar bütün eşya ve âlemler dâhildir. Bununla beraber Allah katında belli olan o kaderin sırrı bizim için ortaya çıkmadan önce tamamen belli olmaz. (Özetle-Elmalılı) 2 Hidâyet: Ulaşılmak istenen şeye lütuf ve güzellikle delâlet etmek, yol göstermek demektir. Hidayet hayırlı şeyler için geçerlidir. Meselâ hırsıza yol göstermeğe, hidayet denilmez. Allah kullarına hidayetini; a- Onlara akıl ve irade ihsan ederek, b- Peygamberler ve kitaplar göndererek, c- Vahiy, ilham veya sadık rüya gibi fevkalâde yollarla göndermek, suretiyle ihsan eder. Hidayetin zıddı dalâlettir. Dalâlette bulunanların hidayet istemesi, hidayetin meydana gelmesini istemek, hidayette bulunanların hidayet istemesi ise hidayette sebat veya hidayet mertebelerinin artırılmasını istemek, demektir. Bk. (Fatiha: 6)— M. Türk
87:3
4
وَالَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ ٤
Vellezî ahrecel mer’â.
4,5. Bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onu kapkara çör-çöp haline getiren¹ de Odur. ² 1 Sonra da onu kapkara bir sel köpüğüne çevirdi, gübre ve kömür haline getirdi ki bunların en belirgin özellikleri yanıp tutuşarak ateşe hizmet etmektir. İşte Hakka karşı tuzak kurma peşinde koşan kâfirlerin, bedensel zevklerinden öte kıymet ve değerini tanımayan bedbahtların sonu da bundan daha kötü olarak, sonsuz büyük ateşe odun ve çıra olmaktan ibarettir. 2 Ğusâ: Lügatte, sel suyunun otlaklardaki otları, çöpleri birbirine katarak sürükleyip getirdiği ve derelerin etrafına fırlattığı ot, çöp, yaprak ve köpük gibi karışımlar demektir. Buna lisanımızda “sel kusuğu” denilebilir. Ehvâ: Karamsı, koyu yeşil, isli, duru renklere denir. Siyah veya esmer veya yeşil mânâlarıyla tefsir edilebilir. Ehva, “ğusâ”nın sıfatı veya “mer’ânın” yerini tutan (فَجَعَلَهُ) cümlesindeki “o” zamirinden hâl olması düşünülebilir. “Bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onu kapkara çör-çöp haline getiren” ifadesinden şunlar anlaşılabilir: 1. Otlaklardaki yeşil bitkilerin kuruyup veya hayvanlar tarafından yenilip çıkarılarak sel sularının sürükleyeceği gübre ve tortular haline getirilmesidir ki, o zaman kömür gibi siyah, yanabilir bir madde olur. 2. Yerküre katmanlarından olan taşkömürlerinin oluşum şekillerine işaret de olabilir.— M. Türk
87:4
5
فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ ٥
Fe cealehu gusâen ahvâ.
4,5. Bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onu kapkara çör-çöp haline getiren¹ de Odur. ² 1 Sonra da onu kapkara bir sel köpüğüne çevirdi, gübre ve kömür haline getirdi ki bunların en belirgin özellikleri yanıp tutuşarak ateşe hizmet etmektir. İşte Hakka karşı tuzak kurma peşinde koşan kâfirlerin, bedensel zevklerinden öte kıymet ve değerini tanımayan bedbahtların sonu da bundan daha kötü olarak, sonsuz büyük ateşe odun ve çıra olmaktan ibarettir. 2 Ğusâ: Lügatte, sel suyunun otlaklardaki otları, çöpleri birbirine katarak sürükleyip getirdiği ve derelerin etrafına fırlattığı ot, çöp, yaprak ve köpük gibi karışımlar demektir. Buna lisanımızda “sel kusuğu” denilebilir. Ehvâ: Karamsı, koyu yeşil, isli, duru renklere denir. Siyah veya esmer veya yeşil mânâlarıyla tefsir edilebilir. Ehva, “ğusâ”nın sıfatı veya “mer’ânın” yerini tutan (فَجَعَلَهُ) cümlesindeki “o” zamirinden hâl olması düşünülebilir. “Bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onu kapkara çör-çöp haline getiren” ifadesinden şunlar anlaşılabilir: 1. Otlaklardaki yeşil bitkilerin kuruyup veya hayvanlar tarafından yenilip çıkarılarak sel sularının sürükleyeceği gübre ve tortular haline getirilmesidir ki, o zaman kömür gibi siyah, yanabilir bir madde olur. 2. Yerküre katmanlarından olan taşkömürlerinin oluşum şekillerine işaret de olabilir.— M. Türk
87:5
6
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ ٦
Senukriuke fe lâ tensâ.
6,7. (Bundan böyle) Biz sana, Kur’ân’ı (ezberden) okutacağız ve sen de Allah dilemedikçe, asla unutmayacaksın.¹ Çünkü O, açığı da, gizliyi de bilir. ² 1 Bundan böyle seni okutacağız. Ruh’ul-Kudüs olan Cebrail vasıtasıyla sana okuyacağın bir kitap olan Kur’an’ı vahyederek indirip öğreteceğiz. İneni ve indirileceği okumaya muvaffak edeceğiz. Yahut vahiy ile seni Kur’ân ve kırâat sahibi yapacağız. Bu şekilde bu, olağanüstü ilâhî Risalet ve hidayeti gösteren bir âyet, bir mucize olarak artık unutmayacaksın. Bu unutmamak, bu derece kuvvetli bir hafızaya sahip olmak da diğer bir mucize olacak. Bu gösteriyor ki, okutmaktan maksat ezbere okutmaktır. Yoksa yüzüne yazı okutmak değildir. Bazıları da, "unutmamaktan asıl maksat, gereği ne ise ona göre amel etmektir" demişlerdir. 2 Allah unutturmak isterse unutturur. Yani böyle unutmamayı kesin olarak vaad edip haber vermek, Allah’ın artık onu unutturmaya gücü yetmeyecek mânâsına gelmez. Unutturacağını tamamen unutturabilir ki bu bir “nesh” olur. O zaman da “Biz herhangi bir âyetin daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe, onu asla yürürlükten kaldırmaz ve de unutturmayız. Sen, Allah’ın gücünün her şeye yettiğini hiç bilmez misin?” (Bakara: 106) hükmü cereyan eder. Bu ayet: “Ey Muhammed! Allah’ın yardımıyla sen bundan böyle unutmayacaksın. Senin böyle bir mucizen de olacak.” demektir. Ancak Peygamberimizin Kur’an okurken birkaç defa hatırlayamadığı yerler olmuştur. Sorulduğunda da hatırlayamadığını söylemiş ve tekrar okumuştur. Ancak bu unutma olayı, “artık unutmayacaksın” va’dinden önce olmuştur.— M. Türk
87:6
7
اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفٰىۜ ٧
İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya’lemul cehre ve mâ yahfâ.
6,7. (Bundan böyle) Biz sana, Kur’ân’ı (ezberden) okutacağız ve sen de Allah dilemedikçe, asla unutmayacaksın.¹ Çünkü O, açığı da, gizliyi de bilir. ² 1 Bundan böyle seni okutacağız. Ruh’ul-Kudüs olan Cebrail vasıtasıyla sana okuyacağın bir kitap olan Kur’an’ı vahyederek indirip öğreteceğiz. İneni ve indirileceği okumaya muvaffak edeceğiz. Yahut vahiy ile seni Kur’ân ve kırâat sahibi yapacağız. Bu şekilde bu, olağanüstü ilâhî Risalet ve hidayeti gösteren bir âyet, bir mucize olarak artık unutmayacaksın. Bu unutmamak, bu derece kuvvetli bir hafızaya sahip olmak da diğer bir mucize olacak. Bu gösteriyor ki, okutmaktan maksat ezbere okutmaktır. Yoksa yüzüne yazı okutmak değildir. Bazıları da, "unutmamaktan asıl maksat, gereği ne ise ona göre amel etmektir" demişlerdir. 2 Allah unutturmak isterse unutturur. Yani böyle unutmamayı kesin olarak vaad edip haber vermek, Allah’ın artık onu unutturmaya gücü yetmeyecek mânâsına gelmez. Unutturacağını tamamen unutturabilir ki bu bir “nesh” olur. O zaman da “Biz herhangi bir âyetin daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe, onu asla yürürlükten kaldırmaz ve de unutturmayız. Sen, Allah’ın gücünün her şeye yettiğini hiç bilmez misin?” (Bakara: 106) hükmü cereyan eder. Bu ayet: “Ey Muhammed! Allah’ın yardımıyla sen bundan böyle unutmayacaksın. Senin böyle bir mucizen de olacak.” demektir. Ancak Peygamberimizin Kur’an okurken birkaç defa hatırlayamadığı yerler olmuştur. Sorulduğunda da hatırlayamadığını söylemiş ve tekrar okumuştur. Ancak bu unutma olayı, “artık unutmayacaksın” va’dinden önce olmuştur.— M. Türk
87:7
8
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ ٨
Ve nuyessiruke lil yusrâ.
(Ey Muhammed!) Zâten kolay olan bu (dini,) sana daha da kolaylaştıracağız.— M. Türk
87:8
9
فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ ٩
Fe zekkir in nefeatiz zikrâ.
Eğer öğüt vermenin (insanlara) bir fayda vereceğini görüyorsan, o zaman öğüt ver.¹ 1 Bu âyetten, zarar vereceği açıkça belli olduğu takdirde, nasihat etmenin vacip olmadığı, fayda verme ihtimâli bulunursa, istifâde edecekleri dikkate alarak, nasihatın vacip olduğu anlaşılmaktadır.— M. Türk
87:9
10
سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ ٠١
Seyezzekkeru men yahşâ.
10,11. (Allah’tan) korkan kimse öğüt alacak, inkârında inat eden de ondan kaçacaktır.— M. Türk
87:10
11
وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ ١١
Ve yetecennebuhel eşkâ.
10,11. (Allah’tan) korkan kimse öğüt alacak, inkârında inat eden de ondan kaçacaktır.— M. Türk
87:11
12
اَلَّذ۪ي يَصْلَى النَّارَ الْـكُبْرٰىۚ ٢١
Ellezî yaslen nârel kubrâ.
12,13. (İşte böyleleri) cehennem ateşine atılacak sonra, ne ölüp oradan (kurtulacak), ne de (rahat bir şekilde) yaşayacaktır.¹ 1 Ölmez ki, dünya azabından kurtulduğu gibi kurtulsun, zevk veren ve faydası olan bir hayat da bulamaz ki, çektiği azabı ona vesile sayarak sabır edip dayansın. Bundan büyük bedbahtlık düşünülebilir mi?— M. Türk
87:12
13
ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ ٣١
Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ.
12,13. (İşte böyleleri) cehennem ateşine atılacak sonra, ne ölüp oradan (kurtulacak), ne de (rahat bir şekilde) yaşayacaktır.¹ 1 Ölmez ki, dünya azabından kurtulduğu gibi kurtulsun, zevk veren ve faydası olan bir hayat da bulamaz ki, çektiği azabı ona vesile sayarak sabır edip dayansın. Bundan büyük bedbahtlık düşünülebilir mi?— M. Türk
87:13
14
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ ٤١
Kad efleha men tezekkâ.
14,15. Zekâtını veren, Rabbinin adını anarak namaz kılan da gerçekten umduğu hayra ulaşacaktır.¹ 1 Felah: Arzu edilen şeye ulaşmak veya sonsuz hayır, İflah; sonsuz hayra, cennete ulaşmak demektir.— M. Türk
87:14
15
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ ٥١
Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.
14,15. Zekâtını veren, Rabbinin adını anarak namaz kılan da gerçekten umduğu hayra ulaşacaktır.¹ 1 Felah: Arzu edilen şeye ulaşmak veya sonsuz hayır, İflah; sonsuz hayra, cennete ulaşmak demektir.— M. Türk
87:15
16
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ ٦١
Bel tu’sırûnel hayâted dunyâ.
16,17. (Ey insanlar!) Hem daha hayırlı, hem de daha sürekli olan âhireti değil de dünya hayatını tercih ediyorsunuz.— M. Türk
87:16
17
وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْـقٰىۜ ٧١
Vel âhıretu hayrun ve ebkâ.
16,17. (Ey insanlar!) Hem daha hayırlı, hem de daha sürekli olan âhireti değil de dünya hayatını tercih ediyorsunuz.— M. Türk
87:17
18
اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ ٨١
İnne hâzâ le fîs suhufîl ûlâ.
18,19. Şüphesiz bu (hükümler) kesinlikle İbrahim ve Mûsa’nın sahifeleri¹ olan ilk kitaplarda da bildirilmiştir. 1 Suhuf: Aslında kitap mânâsına gelen “sahife”nin çoğulu olup Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân ismi verilen dört büyük kitabın dışında, peygamberlere indirilmiş olan kitapçıklar hakkında kullanılması şöhret bulmuştur. Her dinin esası olan ve önceki peygamberlere indirilmiş ilk sahifelerde ve özellikle İbrahim (a.s) ve Musa (a.s)’nın sahifelerinde zikredilenler hep Cenab-ı Hakk’ın emridir. Ebu Zerr (r.a.)’den: “Ey Allah’ın Rasulü! Yüce Allah kaç kitap indirdi?” dedim. Efendimiz: “Yüz dört kitap indirdi. Elli sahife Şît’e, otuz sahife İdris’e, on sahife İbrahim’e, on sahife de Tevrat’tan evvel Musa’ ya indirdi. Tevrat’ı, Zebur’u, İncil’i ve Furkan’ı da indirdi” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Rasulü! İbrahim’in sahifeleri ne idi?” dedim. O: “Hepsi kıssa ve öğüt idi.” Ben yine: “Ey Allah’ın Rasulü! Musa’nın sahifeleri ne idi? dedim. Peygamberimiz: “Hepsi ibret idi” Şaşarım, öleceğini yakinen bildiği halde sevinene, ateşin olduğunu kesin olarak bilip de gülene, dünyayı ve onun üzerinde bulunan kimselere karşı durmadan değiştiğini görüp de dünyaya gönül bağlayana, kadere yakinen inanıp da öfkelenene, hesaba inanıp da amel etmeyene” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Rasulü! İbrahim ve Musa’nın sahifelerindekilerden sana bir şey indirildi mi?” deyince: “Evet, ey Ebu Zerr!” buyurdular. (Elmalılı)— M. Türk
87:18
19
صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى ٩١
Suhufi ibrâhîme ve mûsâ.
18,19. Şüphesiz bu (hükümler) kesinlikle İbrahim ve Mûsa’nın sahifeleri¹ olan ilk kitaplarda da bildirilmiştir. 1 Suhuf: Aslında kitap mânâsına gelen “sahife”nin çoğulu olup Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân ismi verilen dört büyük kitabın dışında, peygamberlere indirilmiş olan kitapçıklar hakkında kullanılması şöhret bulmuştur. Her dinin esası olan ve önceki peygamberlere indirilmiş ilk sahifelerde ve özellikle İbrahim (a.s) ve Musa (a.s)’nın sahifelerinde zikredilenler hep Cenab-ı Hakk’ın emridir. Ebu Zerr (r.a.)’den: “Ey Allah’ın Rasulü! Yüce Allah kaç kitap indirdi?” dedim. Efendimiz: “Yüz dört kitap indirdi. Elli sahife Şît’e, otuz sahife İdris’e, on sahife İbrahim’e, on sahife de Tevrat’tan evvel Musa’ ya indirdi. Tevrat’ı, Zebur’u, İncil’i ve Furkan’ı da indirdi” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Rasulü! İbrahim’in sahifeleri ne idi?” dedim. O: “Hepsi kıssa ve öğüt idi.” Ben yine: “Ey Allah’ın Rasulü! Musa’nın sahifeleri ne idi? dedim. Peygamberimiz: “Hepsi ibret idi” Şaşarım, öleceğini yakinen bildiği halde sevinene, ateşin olduğunu kesin olarak bilip de gülene, dünyayı ve onun üzerinde bulunan kimselere karşı durmadan değiştiğini görüp de dünyaya gönül bağlayana, kadere yakinen inanıp da öfkelenene, hesaba inanıp da amel etmeyene” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Rasulü! İbrahim ve Musa’nın sahifelerindekilerden sana bir şey indirildi mi?” deyince: “Evet, ey Ebu Zerr!” buyurdular. (Elmalılı)— M. Türk
87:19
Ala
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle