وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ ٠٢
Ve yekûlullezîne âmenû lev lâ nuzzilet sûreh(sûretun), fe izâ unzilet sûretun muhkemetun ve zukire fî hel kıtâlu re’eytellezîne fî kulûbihim maradun yanzurûne ileyke nazaral magşiyyi aleyhi minel mevt(mevti), fe evlâ lehum.
20,21. (Ey Muhammed!) Îman edenler: “Keşke (kâfirlerle savaşmamıza izin veren) bir sûre indirilseydi.” diyorlar. Fakat (bu konuda hükmü) açık bir sûre indirilip de savaş söz konusu olunca,¹ kalplerinde hastalık olanların sana, kendilerine ölüm baygınlığı gelmiş gibi baktıklarını görürsün. Aslında onlara yakışan;² (Allah’ın emrine) itaat etmek ve uygun olanı söylemekti. İş ciddiye bindiği zaman, Allah’a verdikleri sözde dursalardı elbette kendileri için bu daha hayırlı olurdu.
1 Yani kendilerine muhkem, onda açık açık, ihtimalden uzak, sağlam, hükmü sabit ve nesh edilmemiş bir surette savaş zikredilen bir sure, indirilince… Kalplerinde hastalık olan münafıkların sana, kendilerine ölüm baygınlığı gelmiş ve ödleri patlamış gibi baktıklarını görürsün. Bu gün de bu münafıkların torunları, daha teknik yollarla İslam Dini’nin “savaşarak cihad etme yöntemi” olan “kıtalden” hiç bahsetmeyerek sürekli olarak İslam’ın “bir barış dini olduğunu” söylemektedirler. Hatta karı-koca arasındaki “sulhun” hayırlı olduğunu ifade eden ayetteki (Nisa: 128) sulhu, yerinden alarak kendi menfur emellerine alet etmektedirler. Esasen; itaat etmek, sulh yapmak, İslâm’a girmek, Müslüman olmak, Allah’a teslim olmak, bütün kalbiyle bağlanmak, terk etmek, tam olarak korumak anlamlarına gelen İslam kelimesini sadece “barış dini” olarak ifade etmek hiç de doğru değildir. İslam’ın emrettiği barış, Müslümanlar arasındaki barıştır. Zira bir Müslüman, bir Müslüman’a karşı son derece merhametli, kâfire karşı da son derece şiddetli olmak zorundadır (Fetih: 29). Kutsal kitabında (Bakara: 190, 193, 216, 244, Âlu İmran: 167, Nisa: 76, Enfal: 15, 65, Tevbe: 12, 29, 36, 123, Hucurat: 9) ayetlerinde açıkça kâfirlerle savaşmayı emreden, peygamberinin ömrü onlarla ifade edilebilecek savaşlarla geçen bir din, nasıl olur da “barış dini” gibi, iki kelimeyle ifade edilebilir. İslam’a göre gerçek barış tüm dünyada dinin tamamen Allah’ın dini olmasıyla mümkündür, bu da ancak Allah yolunda kâfirlerle savaşmakla elde edilir. (Bakara: 193) Kanaatimizce; Kur’an’da ve Rasulüllah (s.a.v)’in hayatında savaşarak cıhad demek olan “kıtali” duyunca kendilerine ölüm baygınlığı gelmiş ve ödleri patlamış gibi baktıklarını ve hatta kudurmuş gibi ağızlarından salyalar saldıklarını gördüklerimiz olsa olsa bugünün naylon mücahitleri ve münafıklarıdır. 2 Âyetin son bölümündeki (أَوْلَى) kelimesi, (وَيْلٌ) kelimesinin ism-i tafdili olarak alınırsa; bu bölüm; “Fakat (bu konuda hükmü) açık bir sûre indirilip de savaş söz konusu olunca, kalplerinde hastalık olanların sana, kendilerine ölüm baygınlığı gelmiş gibi baktıklarını görürsün. Çok çok yazıklar olsun onlara.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk