Nuh 28 Ayet 29. Cüz نوح
71

Nuh

— Nuh
28 Ayet 29. Cüz
نوح
71
Nuh
28 Ayet
نوح
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١
İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azâbun elîm(elîmun).
Şüphesiz Biz Nûh’u, toplumuna;¹ “Kendilerine acı bir azap² gelmeden önce kavmini uyar!” diye (Peygamber olarak) gönderdik. 1 Bu ifadeden Hz. Nûh’un bütün insanlara değil, kavmine gönderildiği anlaşılıyor. Zira Peygamberler içinde bütün insanlara gönderilmiş olmak sadece Peygamberimize ait bir özelliktir. O zaman yeryüzünde ne kadar insan ve hangi kavimler vardı ve yeryüzünün nerelerinde insanlar yaşıyordu, onu da ancak Allah bilir. 2 Bu acı azap, âhirette görecekleri azap yahut Tufan olabilir.— M. Türk
71:1
2
قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي لَـكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٢
Kâle yâ kavmi innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
O da (toplumuna): “Ey Kavmim! Gerçekten ben, size (gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım.” dedi.— M. Türk
71:2
3
اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ ٣
Eni’budûllâhe vettekûhu ve etîûn(etîûni).
(Ve devamla): “Yani¹ Allah’a kulluk edin, Ona karşı hata etmekten sakının ve bana itaat edin.” ki, 1 Bu ilave, bu (أَنْ)’in tefsiriyye olduğu içindir.— M. Türk
71:3
4
يَغْفِرْ لَـكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٤
Yagfir lekum min zunûbikum ve yûahhırkum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), inne ecelallâhi izâ câe lâ yuahhar(yûahharu), lev kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
“(Allah) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın¹ ve size (belirlediği) süreye kadar ömür versin.² Eğer bilirseniz, Allah’ın belirlediği süre, kesinlikle ertelenmez.”³ dedi. 1 Yani, îman edinceye kadar işlemiş olduğunuz günâhlarınızı yahut Allah’a karşı işlediğiniz günâhlarınızı, affetsin. Zîrâ kul hakkının affı, hak sahibine aittir. O da ancak onlarla helâlleşmekle, affolunur. 2 Yani îman ederseniz normal ecelinizle ölür, yok eğer etmezseniz helâk edilerek ölürsünüz. Böylece size normalde verilmesi gereken süre yerine, daha kısa bir süre takdir edilmesine, sebep olursunuz. 3 Burada, bir taraftan “tehir etsin” deniliyor, bir taraftan da “gelince tehir olunmaz” deniliyor. Bu, bir çelişki gibi görünse de; gelince tehir olunmayanın gelmezden evvel tehir olunması mümkündür. Zîrâ gelen ecel değil, henüz gelmeyen ecel, tehir olunmaktadır.— M. Türk
71:4
5
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلاً وَنَهَاراًۙ ٥
Kâle rabbi innî deavtu kavmî leylen ve nehârâ(nehâran).
(Nuh Rabbine): “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz demedim (sürekli) davet ettim.” dedi.— M. Türk
71:5
6
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَاراً ٦
Fe lem yezidhum duâî illâ firârâ(firâran).
(Ve devamla): “Benim davetim ancak onların (îman etmekten) kaçışlarını artırdı.”— M. Türk
71:6
7
وَاِنّ۪ي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُٓوا اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَاراًۚ ٧
Ve innî kullemâ deavtuhum li tagfire lehum cealû esâbiahum fî âzânihim vestagşev siyâbehum ve esarrû vestekberûstikbârâ(vestekberûstikbâran).
“Doğrusu ben, Senin onları bağışlaman için ne kadar davet ettimse onlar, (davetimi duymamak için) parmaklarını¹ kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler,² (küfürlerinde) direndiler ve çok fazla büyüklük tasladılar.” 1 Aslında kulağa parmak değil, “parmak ucu” tıkanır. Burada “parmaklar” denmesi; istiâredir. Parmakların zikredilip, parmak ucunun kastedilmesiyle; “güçleri yetseydi parmaklarının tamamını kulaklarına sokacaklardı” denilmek istenmektedir. Bk. (Bakara: 19) 2 Bu iki ifâde, düşmanlıktan ve dinlememekte ısrardan kinâyedir. (Kurtubî)— M. Türk
71:7
8
ثُمَّ اِنّ۪ي دَعَوْتُهُمْ جِهَاراًۙ ٨
Summe innî deavtuhum cihârâ(cihâran).
“Sonra ben, onlara açıktan açığa da davette bulundum.”— M. Türk
71:8
9
ثُمَّ اِنّ۪ٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَاراًۙ ٩
Summe innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ(isrâran).
“(Hatta) sonra (davetimi) onlara açıktan açığa, gizliden gizliye (defalarca) söyledim.”— M. Türk
71:9
10
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّاراًۙ ٠١
Fe kul tustagfırû rabbekum innehu kâne gaffârâ(gaffâran).
“Ve onlara: ‘Rabbinizden af dileyin, çünkü O çok bağışlayandır’ dedim.”— M. Türk
71:10
11
يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراًۙ ١١
Yursilis semâe aleykum midrârâ(midrâren).
Hattâ onlara; “Allah da üzerinize gökten bol bol (yağmurlar) yağdırsın.”¹ 1 Aynı ifâde için Bk. (Hûd: 52)— M. Türk
71:11
12
وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَاراًۜ ٢١
Ve yumdidkum biemvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârâ(enhâren).
“Mallarınızı ve oğullarınızı artırsın, size bahçeler ihsan etsin ve size ırmaklar versin.”— M. Türk
71:12
13
مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَاراًۚ ٣١
Mâ lekum lâ tercûne lillâhi vekârâ(vekâren).
“Size ne oluyor ki! Allah’ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz!”¹ 1 Yani siz, niçin Allah’tan korkmuyorsunuz ve Ona saygısızlık edip, putlara tapıyorsunuz. Bu âyet: “Size ne oluyor da Allah’ın size (Ona inanmanıza karşılık) vereceği vakarı kabul etmiyorsunuz!” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
71:13
14
وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَاراً ٤١
Ve kad halakakum etvârâ(etvâren).
“Oysa O, sizi türlü aşamalardan geçirerek yaratmıştır.”¹ 1 O Allah, sizi nice hallerden geçirerek yaratmıştır. Burada insanın yaratılışının ferden ve toptan geçirmiş olduğu tekâmül mertebelerine işaret buyurulmuştur. Yani insan bir başka yaratıktan tekâmül ederek değil, Allah tarafından ana karnında; “nutfe, alaka, mudga, kemik ve kemiklere et giydirilmesi” aşamalarından geçirilerek, bambaşka bir yaratılışla inşa edilmiştir. Buradaki tekâmül insanın yaratılışındaki aşamaların tekâmülü anlamındadır. Bk. (Mü’minun: 12-14, Hac: 5)— M. Türk
71:14
15
اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۙ ٥١
E lem terev keyfe halakallâhu seb’a semâvâtin tıbâkâ(tıbâkan).
15,16. “Siz, Allah’ın yedi göğü birbirleriyle uyumlu olarak nasıl yarattığını, ayı bunlar içerisinde bir nur kıldığını, güneşi de bir ışık kaynağı,¹ olarak yarattığını hiç görmüyor musunuz?” 1 ضِيَاءٌ)) Hararetli ışık, (نُورٌ) ise başkasının ışığından alınan ışık demektir. Güneşin ışık kaynağı, ayın ise yansıtıcılığına işaret olabilir. Bk. (Yûnus: 5, Furkan: 61)— M. Türk
71:15
16
وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُوراً وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجاً ٦١
Ve cealel kamere fîhinne nûren ve cealeş şemse sirâcâ(sirâcen).
15,16. “Siz, Allah’ın yedi göğü birbirleriyle uyumlu olarak nasıl yarattığını, ayı bunlar içerisinde bir nur kıldığını, güneşi de bir ışık kaynağı,¹ olarak yarattığını hiç görmüyor musunuz?” 1 ضِيَاءٌ)) Hararetli ışık, (نُورٌ) ise başkasının ışığından alınan ışık demektir. Güneşin ışık kaynağı, ayın ise yansıtıcılığına işaret olabilir. Bk. (Yûnus: 5, Furkan: 61)— M. Türk
71:16
17
وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتاًۙ ٧١
Vallâhu enbetekum minel ardı nebâtâ(nebâten).
“Sizi yerden ot (bitirir) gibi (başkası değil) Allah bitirmiştir.”¹ 1 Nebat, yerde biten, yani neş’et edip yetişen her şeye denir. Daha sonra dalı olmayan, hayvanların yediği “ot” anlamında kullanılmıştır. Mastar olarak alınırsa “bitmek, ot bitmek, yetişmek” demek olur. Lâkin kelimenin asıl sîgasi mastar olduğu ve insan hayatı, bitkisel hayattan ibaret bulunmadığı için müfessirlerin çoğunluğu burada (نَبَاتًا)’in hâl değil, mastar olarak mef’ul-i mutlak olduğunu beyan etmişler ve “Allah sizi bitirdi siz de bir şekilde bittiniz” demek olduğunu belirtmişlerdir. Sonuç olarak bu ifade iki şekilde anlaşılabilir: a- Babanız Âdem’i topraktan yarattı ve sizleri de ondan üreme yoluyla çoğalttı. b- Hepinizi topraktan meydana gelen gıdalarla oluşan, spermden yarattı.— M. Türk
71:17
18
ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجاً ٨١
Summe yuîdukum fîhâ ve yuhricukum ihrâcâ(ihrâcen).
“Sonra sizi yine oraya döndürecek ve (âhirette dirilterek) oradan tekrar çıkaracaktır.”— M. Türk
71:18
19
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَـكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطاًۙ ٩١
Vallâhu ceale lekumul arda bisâtâ(bisâtan).
19,2. “Yeryüzünü, yollarında ve vadilerinde dolaşasınız diye sizin için (başkası değil) Allah yaymıştır.” (dedi.)— M. Türk
71:19
20
لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلاً فِجَاجاً۟ ٠٢
Li teslukû minhâ subulen ficâcâ(ficâcen).
19,2. “Yeryüzünü, yollarında ve vadilerinde dolaşasınız diye sizin için (başkası değil) Allah yaymıştır.” (dedi.)— M. Türk
71:20
21
قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْن۪ي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَاراًۚ ١٢
Kâle nûhun rabbi innehum asavnî vettebeû men lem yezidhu mâluhu ve veleduhû illâ hasârâ(hasâran).
21,22. Nûh (Rabbine yönelerek): “Ey Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan edip, malı ve çocuğu, sadece küfürlerini artıran ve çok büyük tuzaklar kuran kimselere uydular.” dedi.— M. Türk
71:21
22
وَمَكَرُوا مَكْراً كُبَّاراًۚ ٢٢
Ve mekerû mekren kubbârâ(kubbâren).
21,22. Nûh (Rabbine yönelerek): “Ey Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan edip, malı ve çocuğu, sadece küfürlerini artıran ve çok büyük tuzaklar kuran kimselere uydular.” dedi.— M. Türk
71:22
23
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَداًّ وَلَا سُوَاعاًۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْراًۚ ٣٢
Ve kâlû lâ tezerunne âlihetekum ve lâ tezerrunne vedden ve lâ suvâan ve lâ yegûse ve yeûka ve nesrâ(nesren).
“Ve: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın, özellikle Vedd’i, Suva’ı, Yeğus’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i¹ hiç bırakmayın.’ dediler.” 1 Bunlar, Lût toplumunun taptıkları putlarının isimleridir. Daha sonra müşrik Arapların da bu putlara taptıkları ve Abd’ül-Vedd, Abd’ül-Yeğûs gibi isimleri kullandıkları olmuştur. Tefsirlerde bunlarla ilgili birçok rivâyet varsa da; bâtılı tasvirin bir faydası olmayacağı düşüncesiyle, bu rivâyetlere yer verilmemiştir.— M. Türk
71:23
24
وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يراًۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالاً ٤٢
Ve kad edallû kesîrâ(kesîren), ve lâ tezidiz zâlimîne illâ dalâlâ(dalâlen).
“Böylece onlar gerçekten pek çok kimseyi saptırdılar. Sen de bu zâlimlerin sadece sapkınlıklarını artır.” (diye yakardı.)— M. Türk
71:24
25
مِمَّا خَط۪ٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَاراً فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَاراً ٥٢
Mimmâ hatîâtihim ugrikû fe udhılû nâran fe lem yecıdû lehum min dûnillâhi ensârâ(ensâren).
İşte bunlar sadece bu hatalarından dolayı suda boğuldular, sonra da cehenneme sokuldular. Ve kendilerini Allaha kar-şı koruyacak bir yardımcı da bulamadılar.¹ 1 Bu âyetin, Hz. Nûh (a.s)’ın duâsı arasında mu’tarıza olarak kullanılmasından, bu toplumun sonunun ne olacağının Hz. Nûh’a önceden haber verildiği anlaşılabilir.— M. Türk
71:25
26
وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّاراً ٦٢
Ve kâle nûhun rabbi lâ tezer alel ardı minel kâfirîne deyyârâ(deyyâren).
Nûh: “Ey Rabbim! Yeryüzünde¹ kâfirlerden yurt sahibi hiç bir kimse bırakma.” dedi. 1 Arz, görünen ve herkesin bildiği yeryüzü’dür. Arz, kelimesinin ma’rife olmasından dolayı, bu arzın yeryüzünün tamamı olması daha kuvvetlidir. Fakat “Hz. Nuh’un kavmi”nin bulunduğu yer de anlaşılabilir. “Deyyar” ise “evcil yahut yurdcul” anlamına gelir. “Deyr”den geldiği düşünülürse, “bekleyen, manastır bekçisi” manasınadır. Yani “yurt sahibi hiç bir kimse bırakma” demektir.— M. Türk
71:26
27
اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً ٧٢
İnneke in tezerhum yudıllû ıbâdeke ve lâ yelidû illâ fâciren keffârâ(keffâre).
Ve: “Eğer Sen onları bırakırsan onlar, Senin kullarını saptırırlar ve sadece kötülük ve kâfirlik üretirler.”¹ 1 Bu âyet, “eğer Sen onları bırakırsan onlar, Senin kullarını saptırırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir (insanlar) doğururlar.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
71:27
28
رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِناً وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَاراً ٨٢
Rabbigfirlî ve li vâlideyye ve li men dehale beytiye mu’minen ve lil mu’minîne vel mu’minât(mu’minâti) ve lâ tezidiz zâlimîne illâ tebârâ(tebâren).
“Ey Rabbim! Beni, anne ve babamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve inanan kadınları bağışla ve bu zâlimlerin sadece helâkini artır.” (diye dua etti.)— M. Türk
71:28
Nuh
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle