Cin 28 Ayet 29. Cüz الجن
72

Cin

— Cin
28 Ayet 29. Cüz
الجن
72
Cin
28 Ayet
الجن
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ ١
Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).
1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden¹ bir grubun² beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de. 1 Cinn (cânn): Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı: bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Aynı kökten; “cünne”; kalkan, “cenin”; henüz doğmamış çocuk, kabir, “cenan”; kalp, “cennet”; zemini örtmüş bağ-bahçe, “cünun”; delilik, anlamlarına gelir ve hepsinde de bir gizlilik anlamı vardır. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Cinler, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Cinler insanlar gibi sorumlu olup, onlara da peygamberler gönderilmiştir. (En’âm: 130, Ahkâf: 29-32) Peygamberimiz (s.a.v), cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Peygamber (s.a.v), ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu. (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, (Sebe: 14) Allah’ın peygamberlerine bildirdiği şeyleri de öğrenemezler (Şuarâ: 212), İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır. (Hicr: 27) Fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler, ihtiyarı, genci vardır. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. (Zariyat: 56) Cinlerin yaratılışları, türlü şekillere girmeye, ağır işler görmeye elverişlidir. (Neml: 12, 39) İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile (Müslüman olduklarını söyleyen rasyonalistler) cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Hatta Cin: 1-2. ayetlerin iniş sebebini ve bu konuda sahabeden gelen rivayetleri görmezden gelerek ve adeta rivayetlerle ve Müslümanların aklıyla alay ederek bunların; “o bölge insanının tanımadığı yabancı insanlar veya Peygamberimizi o görmeden dinleyen bazı kimseler” olarak anlamaya çalışmışlardır. Peygamberimiz onlara İslâm’ı öğretmiştir. (Müslim, Ebû Davûd) Cinler, bizden tamamen farklı yaratıklardır. Onları, büyü gibi kötü işlerde kullanmak, haramdır. Onların iç hallerini, ancak Allah bilir. Bize buna sadece îman etmek, düşer. 2 “Nefer” kelimesi, bir kişi anlamına gelirse de Arapçada genellikle birle üç kişi veya birle kırk kişi için kullanılır.— M. Türk
72:1
2
يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ ٢
Yehdî iler ruşdi fe âmennâ bih(bihî), ve len nuşrike bi rabbinâ ehadâ(ehaden).
1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden¹ bir grubun² beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de. 1 Cinn (cânn): Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı: bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Aynı kökten; “cünne”; kalkan, “cenin”; henüz doğmamış çocuk, kabir, “cenan”; kalp, “cennet”; zemini örtmüş bağ-bahçe, “cünun”; delilik, anlamlarına gelir ve hepsinde de bir gizlilik anlamı vardır. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Cinler, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Cinler insanlar gibi sorumlu olup, onlara da peygamberler gönderilmiştir. (En’âm: 130, Ahkâf: 29-32) Peygamberimiz (s.a.v), cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Peygamber (s.a.v), ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu. (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, (Sebe: 14) Allah’ın peygamberlerine bildirdiği şeyleri de öğrenemezler (Şuarâ: 212), İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır. (Hicr: 27) Fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler, ihtiyarı, genci vardır. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. (Zariyat: 56) Cinlerin yaratılışları, türlü şekillere girmeye, ağır işler görmeye elverişlidir. (Neml: 12, 39) İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile (Müslüman olduklarını söyleyen rasyonalistler) cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Hatta Cin: 1-2. ayetlerin iniş sebebini ve bu konuda sahabeden gelen rivayetleri görmezden gelerek ve adeta rivayetlerle ve Müslümanların aklıyla alay ederek bunların; “o bölge insanının tanımadığı yabancı insanlar veya Peygamberimizi o görmeden dinleyen bazı kimseler” olarak anlamaya çalışmışlardır. Peygamberimiz onlara İslâm’ı öğretmiştir. (Müslim, Ebû Davûd) Cinler, bizden tamamen farklı yaratıklardır. Onları, büyü gibi kötü işlerde kullanmak, haramdır. Onların iç hallerini, ancak Allah bilir. Bize buna sadece îman etmek, düşer. 2 “Nefer” kelimesi, bir kişi anlamına gelirse de Arapçada genellikle birle üç kişi veya birle kırk kişi için kullanılır.— M. Türk
72:2
3
وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ ٣
Ve ennehu teâlâ ceddu rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veledâ(veleden).
(Cinler sonra şöyle dediler): “Elbette bizim Rabbimizin şânı, bütün yüceliklerden çok daha yücedir. O, eş de çocuk da edinmemiştir.”— M. Türk
72:3
4
وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ ٤
Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi şetatâ(şetatan).
“Doğrusu şu bizim beyinsiz¹ (iblis,) Allah hakkında bir sürü saçma-sapan şeyler söylüyordu.” 1 Bu beyinsiz; ilk şeytanlaşan varlık olan iblis veya cinlerden herhangi bir kâfir, olabilir.— M. Türk
72:4
5
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ ٥
Ve ennâ zanennâ en len tekûlel insu vel cinnu alâllâhi kezibâ(keziben).
“Biz de; insanların ve cinlerin, Allah’a karşı kesinlikle yalan söylemeyeceklerini sanırdık.— M. Türk
72:5
6
وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ ٦
Ve ennehu kâne ricâlun minel insi yeûzûne bi ricâlin minel cinni fe zâdûhum rehekâ(rehekan).
“Hattâ bazı insanlar, cinler(in şerrin)den yine (kendileri gibi) bazı adamlara sığınarak, o (adamların) azgınlıklarını artırırlardı.”¹ 1 Bazı müfessirler, cinler için “rical” (erkekler) tabiri çoğunlukla kullanılmaz. Bu âyetteki “rical”in ikisinden de kastedilen insan ricali’dirve bu ayetin manası; “İnsanlardan bir takım rical, Cinnin şerrinden bir takım insan ricaline sığınıyorlardı”dır demişlerdir. Meselâ: bir adam tenha bir vadide yatmak veya geçmek istediği ve nefsi için bir tehlikeden korktuğu zaman yüksek sesle: “Ey bu vadinin azizi! Ben senin itaatinde bulanan kötü ruhlardan sana sığınıyorum” der ve bu suretle o vadideki cinnî’nin kendisini himaye edeceğine inanırdı. Bu sığınış ise ölmüş veya diri bir adamın ismine ve ruhaniyetine veya kâhinlere müracaat gibi fiilen kendisine müracaat suretiyle de olabilirdi. Tabi bu arada aynı durumda kalan bazı Müslümanların, “Allah’tan önce bazı zatlara, ruhanilere veya bazı kimselerin ruhaniyetlerine sığınmalarını” da bu çerçevede düşünmek gerekir. Böylece insanlara fenalığı Cinlerden ziyade asıl kendileri yapmış oluyor. Cinler, insanlara yine insanlar vasıtasıyla zarar yapıyorlar. Onları âlet ediniyorlar, onların sığınmasından kuvvet alarak tasallut ve istilalarını artırıyorlar. Şu halde insanlar, yalnız Allaha sığınsalar da cinlere hiç ehemmiyet veremeselerdi Cinler onları asla saramazlardı. (Özetle - Elmalılı) Bu âyet; “insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınarak, onların azgınlıklarını artırırlardı.” şeklinde anlaşılırsa da yukarıdaki anlam daha doğru olabilir.— M. Türk
72:6
7
وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ ٧
Ve ennehum zannû kemâ zanentum en len yeb’asallâhu ehadâ(ehaden).
“(Ey Cinler!) Doğrusu o (insanlar da) sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın kimseyi (Peygamber olarak) göndermeyeceğini zannetmişlerdi.”— M. Türk
72:7
8
وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ ٨
Ve ennâ le mesnes semâe fe vecednâhâ muliet haresen şedîden ve şuhubâ(şuhuben).
“Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü koruyucular ve parlak bir ateşle doldurulmuş bulduk.”— M. Türk
72:8
9
وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ ٩
Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâıde lis sem’i fe men yestemiıl âne yecid lehu şihâben rasadâ(rasaden).
“Hâlbuki (daha önce) biz, onun (haber) dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, (karşısında) kendisini gözetleyen parlak bir ateş buluyor.”— M. Türk
72:9
10
وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداًۙ ٠١
Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bi men fîl ardı em erâde bi him rabbuhum reşedâ(reşeden).
“Bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rableri, onları en doğruya iletmek mi diledi, bilmiyoruz?”— M. Türk
72:10
11
وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ ١١
Ve ennâ minnes sâlihûne ve minnâ dûne zâlik(zâlike), kunnâ tarâika kıdedâ(kıdeden).
“Gerçekten biz, kimimiz iyi kişiler, kimimiz de bunların aşağısında olmak üzere, türlü yollar tutmuştuk.”— M. Türk
72:11
12
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ ٢١
Ve ennâ zanennâ en len nu’cizallâhe fîl ardı ve len nu’cizehu herebâ(hereben).
“Artık biz yeryüzünde Allah’ı âciz bırakamayacağımızı ve kaçmakla da Ondan kurtulamayacağımızı iyice anladık.”— M. Türk
72:12
13
وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاًۙ ٣١
Ve ennâ lemmâ semi’nel hudâ âmennâ bih(bihî), fe men yu’min bi rabbihî fe lâ yehâfu bahsen ve lâ rehekâ(rehekan).
“Doğrusu biz Peygamberi dinler dinlemez, ona îman ettik. Artık kim, Rabbine îman ederse, o hakkının yenmesinden de haksızlığa uğramasından da korkmaz.”— M. Türk
72:13
14
وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً ٤١
Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).
“Ve elbette bizden, Müslüman olanlar olduğu gibi, dosdoğru yoldan sapanlar da var. Onlardan Müslüman olanlar, en doğru yolu bulanlardır.”— M. Türk
72:14
15
وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباًۙ ٥١
Ve emmel kâsitûne fe kânû li cehenneme hatabâ(hataban).
“(Dosdoğru yoldan) sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”— M. Türk
72:15
16
وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ ٦١
Ve en levistekâmû alât tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
16,17. Eğer (insanlar ve cinler)¹ dosdoğru yola girmiş olsalardı, (bu konuda) Biz, kendilerini denemek için onlara bitmez-tükenmez nîmetler² verirdik. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan bir azaba sürükler. 1 Bu âyete kadar olan ifâdeler, cinlerin sözleridir. Bu âyetten itibaren söz Allah’a aittir. Parantez de bu sebeple ilave edilmiştir. 2 Bol yağmur: “sınırsız ve tükenmeyen nîmetten” mecâz olduğu için, tercümede bu mecâzî anlam tercih edilmiştir.— M. Türk
72:16
17
لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ ٧١
Li neftinehum fîh(fîhi), ve men yu’rıd an zikri rabbihî yeslukhu azâben saadâ(saaden).
16,17. Eğer (insanlar ve cinler)¹ dosdoğru yola girmiş olsalardı, (bu konuda) Biz, kendilerini denemek için onlara bitmez-tükenmez nîmetler² verirdik. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan bir azaba sürükler. 1 Bu âyete kadar olan ifâdeler, cinlerin sözleridir. Bu âyetten itibaren söz Allah’a aittir. Parantez de bu sebeple ilave edilmiştir. 2 Bol yağmur: “sınırsız ve tükenmeyen nîmetten” mecâz olduğu için, tercümede bu mecâzî anlam tercih edilmiştir.— M. Türk
72:17
18
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ ٨١
Ve ennel mesâcide lillâhi fe lâ ted’û maallâhi ehadâ(ehaden).
(Yine bana):¹ Şüphesiz mescidler,² (yalnız) Allah’a aittir. Öyleyse orada Allah ile birlikte başka bir kimseye, kulluk etmeyin.³ (diye vahyolundu.) 1 Bu ayetin başındaki (اَنّ) tüm kıraatlerde meftuh’tur ve vav ile ilk ayete ma’tuftur. Bu ve ayetin sonundaki parantez içi ifadeler bu sebeple yapılmıştır. 2 Bu sûre nâzil olduğunda Müslümanlara ait mescidler yapılmadığı için, buradaki mescidler ifâdesi; ya Mescid-i Haram’dır ya da yeryüzünde Allah’a ibâdet için yapılan tüm ibâdethanelerdir. Bazı müfessirler bunun, namazda secde edilen organlar veya yeryüzünün tamamı olduğunu da anlamışlardır. 3 Tarih boyunca ve günümüzde ibâdet yerlerinin, hâkim güçler tarafından kontrol edilmesi, buraların Allah’a aidiyetini zedelemekte hattâ o güçleri, mescidlerin hâkimi haline getirmektedir. İbadethanelerini kaybedenler, dinlerini de kaybetmiş veya dinlerini hâkim güçlerin emrine sokmuş, demektir.— M. Türk
72:18
19
وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداًۜ۟ ٩١
Ve ennehu lemmâ kâme abdullâhi yedûhu kâdû yekûnûne aleyhi libedâ(libeden).
Allah’ın kulu (Muhammed,) Allah’a kulluk için kalktığında, o (müşrikler) neredeyse onun çevresinde (onu yıldırmak için) bütünleştiler.¹ 1 (كَادُوا)’nun zamiri “Cinne” veya “Cinn ve insanlar” olabilir. Allah’ın kulu ise, Hz. Peygamberin kendisidir. “Allah’ın kulu Muhammed (s.a.v) kalkmış ona duâ ve ibadet ederken o kulun üzerine keçelene yazdılar demek”: a- O dinleyen Cinler acelelerinden izdiham ile etrafına öyle toplandılar ki az daha keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi, çünkü hiç görmedikleri bir ibadet görüyor ve bir duâ dinliyorlardı. b- Bu söz Cinlerin sözü olduğu düşünülürse, Cinler kavimlerine: “O Allah’ın kulu kalkmış Allah’a duâ ederken müşrik insanlar ona düşmanlıkla aleyhine öyle toplanmışlardı ki az daha birbirlerine geçip keçeleneceklerdi. c- İnsan ve cinn kâfirleri onun işini ve davetini iptal etmek için aleyhinde öyle toplanmışlardı ki az daha birbirlerine keçeleneceklerdi. (Elmalılı) Bu, kâfirlerin genel karakteristik özelliğidir. Zâten hep böyle yaparlar. Onları bu halde görenler, kendilerini güçlü sansınlar diye yapay bir beraberlik örneği gösterirler. (Mearic 36-37)’de de bu psikolojik baskı türünün bir başka şekli, örnek olarak verilmektedir. Günümüzde ise bu taktik, yapay ittifaklar halinde devletler çapında bile yapılmaktadır.— M. Türk
72:19
20
قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً ٠٢
Kul innemâ ed’û rabbî ve lâ uşriku bihî ehadâ(ehaden).
(Ey Muhammed!): “Ben gerçekten, sadece Rabbime kulluk ederim ve Ona hiç kimseyi asla ortak koşmam.” de.— M. Türk
72:20
21
قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً ١٢
Kul innî lâ emliku lekum darren ve lâ reşedâ(reşeden).
(Ve onlara): “Doğrusu ben size zarar da veremem, fayda da sağlayamam.” de.— M. Türk
72:21
22
قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ ٢٢
Kul innî len yucîrenî minallâhi ehadun ve len ecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
22,23. (Bir de onlara): “Eğer Allah’ın benimle gönderdiklerini sizlere duyurmazsam,¹ kesinlikle bana Allah’tan (gelecek bir azaptan) beni kimse kurtaramaz ve kesinlikle ben, Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamam. (Şunu iyi bilin ki,) Allah’a ve Onun Elçisine isyan edenlere, içerisinden hiç çıkmayıp, sürekli kalacakları cehennem ateşi vardır.” de. 1 Buradaki (إِلَّا) , (اِنْ) ve (لَا)’dan oluşan (إِلَّا)’dır. Tercüme, bu durum dikkate alınarak yapılmıştır. (Kurtubî)— M. Türk
72:22
23
اِلَّا بَلَاغاً مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ٣٢
İllâ belâgan minallâhi ve risâlâtih(risâlâtihî), ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâre cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).
22,23. (Bir de onlara): “Eğer Allah’ın benimle gönderdiklerini sizlere duyurmazsam,¹ kesinlikle bana Allah’tan (gelecek bir azaptan) beni kimse kurtaramaz ve kesinlikle ben, Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamam. (Şunu iyi bilin ki,) Allah’a ve Onun Elçisine isyan edenlere, içerisinden hiç çıkmayıp, sürekli kalacakları cehennem ateşi vardır.” de. 1 Buradaki (إِلَّا) , (اِنْ) ve (لَا)’dan oluşan (إِلَّا)’dır. Tercüme, bu durum dikkate alınarak yapılmıştır. (Kurtubî)— M. Türk
72:23
24
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِراً وَاَقَلُّ عَدَداً ٤٢
Hattâ izâ reev mâ yûadûne fe se ya’lemûne men ad’afu nâsıren ve ekallu adedâ(adeden).
(O kâfirler), kimin yardımcısının daha zayıf ve daha az olduğunu, kendilerine vâdedilen (cehennemi) görünce anlayacaklar.— M. Türk
72:24
25
قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَداً ٥٢
Kul in edrî e karîbun mâ tûadûne em yec’alu lehu rabbî emedâ(emedan).
(Ey Muhammed! Onlara): “Ben, size vâdedilen (azap) yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre koymuş mudur? Bilemem.” de.— M. Türk
72:25
26
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَداًۙ ٦٢
Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
26,27. Çünkü ğaybı ancak O, bilir ve Peygamberlerinden seçtikleri dışında, ğay-bını kimseye açıklamaz.¹ Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar. 1 Ancak Rasulleri içinden seçip dilediği bir Rasule gaybından bazı şeyler açıklar. Henüz meydana gelmeyen şeyleri açıkça bildirir. Bunlar o peygamberin mucizeleri, emirleri, ahkâm ve müeyyideleri gibi peygamberliğin maksatlarına ait bilgiler olur. Bu surette ise yine o Rasul gaybı bilmiş olmaz. Kendisine bildirilmiş olanı bilir. Onun için ona o kıyametin mutlaka olacağı bildirilmiş ise de yakın mı uzak mı ne zaman olacağı bildirilmemiştir.— M. Türk
72:26
27
اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَداًۙ ٧٢
İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
26,27. Çünkü ğaybı ancak O, bilir ve Peygamberlerinden seçtikleri dışında, ğay-bını kimseye açıklamaz.¹ Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar. 1 Ancak Rasulleri içinden seçip dilediği bir Rasule gaybından bazı şeyler açıklar. Henüz meydana gelmeyen şeyleri açıkça bildirir. Bunlar o peygamberin mucizeleri, emirleri, ahkâm ve müeyyideleri gibi peygamberliğin maksatlarına ait bilgiler olur. Bu surette ise yine o Rasul gaybı bilmiş olmaz. Kendisine bildirilmiş olanı bilir. Onun için ona o kıyametin mutlaka olacağı bildirilmiş ise de yakın mı uzak mı ne zaman olacağı bildirilmemiştir.— M. Türk
72:27
28
لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً ٨٢
Li ya’leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey’in adedâ(adeden).
O, bunu (Peygamberlerinin, insanlara) duyurduklarının, Rableri tarafından gönderildiğini bilmeleri için yapar. Çünkü O (Allah, zâten) onların söylediklerini (bilgisiyle) kuşatmış ve her şeyi tek tek kaydetmiştir.— M. Türk
72:28
Cin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle