1
قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ ١
Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).
1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden¹ bir grubun² beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de.
1 Cinn (cânn): Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı: bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Aynı kökten; “cünne”; kalkan, “cenin”; henüz doğmamış çocuk, kabir, “cenan”; kalp, “cennet”; zemini örtmüş bağ-bahçe, “cünun”; delilik, anlamlarına gelir ve hepsinde de bir gizlilik anlamı vardır. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Cinler, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Cinler insanlar gibi sorumlu olup, onlara da peygamberler gönderilmiştir. (En’âm: 130, Ahkâf: 29-32) Peygamberimiz (s.a.v), cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Peygamber (s.a.v), ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu. (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, (Sebe: 14) Allah’ın peygamberlerine bildirdiği şeyleri de öğrenemezler (Şuarâ: 212), İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır. (Hicr: 27) Fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler, ihtiyarı, genci vardır. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. (Zariyat: 56) Cinlerin yaratılışları, türlü şekillere girmeye, ağır işler görmeye elverişlidir. (Neml: 12, 39) İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile (Müslüman olduklarını söyleyen rasyonalistler) cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Hatta Cin: 1-2. ayetlerin iniş sebebini ve bu konuda sahabeden gelen rivayetleri görmezden gelerek ve adeta rivayetlerle ve Müslümanların aklıyla alay ederek bunların; “o bölge insanının tanımadığı yabancı insanlar veya Peygamberimizi o görmeden dinleyen bazı kimseler” olarak anlamaya çalışmışlardır. Peygamberimiz onlara İslâm’ı öğretmiştir. (Müslim, Ebû Davûd) Cinler, bizden tamamen farklı yaratıklardır. Onları, büyü gibi kötü işlerde kullanmak, haramdır. Onların iç hallerini, ancak Allah bilir. Bize buna sadece îman etmek, düşer. 2 “Nefer” kelimesi, bir kişi anlamına gelirse de Arapçada genellikle birle üç kişi veya birle kırk kişi için kullanılır.— M. Türk
72:1