وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٨٢
Ve kâle raculun mû’minun min âli fir’avne yektumu îmânehû e taktulûne raculen en yekûle rabbiyallâhu ve kad câekum bil beyyinâti min rabbikum, ve in yeku kâziben fe aleyhi kezibuh(kezibuhu), ve in yeku sâdikan yusibkum ba’dullezî yeidukum, innallâhe lâ yehdî men huve musrifun kezzâb(kezzâbun).
(Bunun üzerine) Firavun’un ailesinden, (o zamana kadar) îmanını gizleyen inanmış bir adam,¹ şöyle dedi:² “Siz, Rabbim Allah’tır dediğinden dolayı, size Rabbinizden apaçık belgeler getiren bir adamı mı öldüreceksiniz? (Sonra) eğer o yalancı ise yalanı kendi zararınadır. Yok, eğer doğru söylüyorsa (o zaman) sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelebilir. Şüphesiz Allah ölçüyü kaçıranı, çok yalan söyleyeni, hak yola asla ulaştırmaz.”
1 Bazıları bu zatın İsrail oğullarından olduğunu zannetmişlerse de (مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ) ifadesi bu zatın daha ziyade Mısırlılardan ve belki Firavunun kendi hanedanından olduğuna delalet eder. Bu mü’min kimse hakkında pek çok rivayet vardır ama verilen bilgiler sıhhatli değildir. Bu zat hakkında söylenecek en güzel söz; “o, Allah’ın Firavunun karşısına çıkardığı, önce imanını gizleyerek bir müddet Firavunu avutmuş ise de nihayet Hz. Musa’nın katli kararı karşısında meydana çıkmak lüzumunu hissederek evvelâ nasihate başlamış, sonra da açıktan bir mücahede meydanına atılmış imanlı bir mü’min kuldur”dan ibarettir. 2 Bu âyete göre; bir kişi kalben Allah’a îman eder fakat bunu dili ile söylemezse mü’min’dir. Ancak îmanını açıklamadıkça Müslümanlar arasında mü’min işlemi göremez. Yine bir kimse de kalben inkâr ederse kâfir olur, bunu dili ile söylemezse Allah katında münâfıktır. Eğer bir Müslüman’ın can korkusu söz konusu ise, îmanını gizlemesinde bir sakınca yoktur. Bunu Şia’daki “takiyye” ile karıştırmamak gerekir. Zira Şiiler arasında takiyye iman esaslarından sayılarak; “takiyye vacibdir ve onu terk eden, namazı terk etmiş gibi olur” denilmiştir. Takiyye, kâfirlere karşı kullanılacak bir silahtır. Ancak ayrı anlayışta olan bir başka Müslüman kesime karşı, -şiilerin, Sünnilere karşı kullandıkları gibi- kullanılamaz. Takıyye ile ilgili olarak Bk. (Âlu İmran: 28, Nahl: 106 ve dipnotları.)— M. Türk