وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ ٥
Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr(saîri).
Şüphesiz Biz, (size) yakın olan gökyüzünü¹ parlak kandillerle² donattık ve bunları, şeytanlar³ için zanna dayanarak, rasgele konuşma aracı kıldık⁴ ve onlar için (bir de) çılgın ateşin azabını hazırladık.
1 Dünya: Dünya kelimesi, yakın olmak mâna¬sına gelen “dünüv” kökünden türemiş en yakın anlamındaki (أَدْنَى) ismi tafdilinin müennesi olup, “en yakın” yahut “pek alçak” manasına bir sıfattır. (السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا) terkibi, "dünyanın göğü" şeklinde isim tamlaması zannedilerek çoğunlukla yanlış anlaşılmıştır. Doğrusu, “dünya” sıfat, “sema” mevsuf olarak bir sıfat tamlamasıdır. Dünya kelimesi Kur’ân’da hep sıfat tamlaması olarak yer almıştır. Şu halde (الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا) hayat-ı dünya; “Dünya’nın hayatı” değil “dünya denilen hayat” yani “aşağılık ve alçak hayat” anlamınadır. (السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا) ise, “(size) yakın olan gökyüzü” demektir. Dünya kelimesinin al¬çaklık, kötülük mânasındaki “denâet” kö¬künden geldiği de ileri sürülmüştür. Kur’an’da yer ve yeryüzü için “arz” kelimesi kullanılmış, şu anda yaşa¬nılan hayata “el-hayât’üd-dünyâ”, sonraki hayata da “dâr’ü’l-karâr” gibi ismi veril¬miştir. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’de “arz” coğrafî, “dünya” ise dinî ve ahlâkî bir te¬rim olarak yer almıştır. Geniş bilgi için Bk. (Bakara: 86) 2 Mesâbih: “Sirâc” yani kandil demek olan “mısbâh”ın çoğuludur. Kandiller, yıldızlardan mecaz yapılıp, sonra da çoğul yapılmıştır. “Mesâbih” kelimesinin nekre olarak getirilmesi de ta’zim içindir ki bu, sizin bildiğiniz kandiller gibi değil, büyük kandiller demektir. Esasen kastedilen de geceleyin kandilin ışık vermesi gibi etrafa ışık veren gezegen ve sâbit olarak görünen yıldızlar gibi tüm yıldızlardır. 3 Bu şeytanlar; gerek insanlardan, gerekse cinlerden, şeytanlık özelliğini kazanmış şahıslar veya aynı özelliklere sahip düşünce sistemleri, olabilir. 4 Rücûm: Kelimesi, mecâzen, “zanna dayanarak rasgele konuşmak, tahmin yürütmek” anlamlarında kullanılır. Burada kastedilen ise; “medyumlar, astrologlar, falcılar veya Peygamberler dışında gökten kendilerine bilgi geldiğini iddiâ eden sahtekâr, şeytan rûhlu kimseler” olabilir. “Şeytanlara atmak”, onları yerin sınırlarından yukarı çıkarmamak, göğü şerlerinden korumak için mermiler demektir ki, en meşhur mânâ da budur. Hicr 16-17. ayetlerde: “Yemin olsun, (bir de) Biz, gökte burçlar yarattık ve o (göğü) seyredenler için süsledik. Ve onu bütün lânetlenmiş şeytanlardan koruduk.” buyurulmaktadır. Buna rağmen o şeytanlar, şeytanlaşmış kimseler, sistemler ve ilimler yeryüzünde birtakım kimseleri, Allah tarafından gönderilmiş bir ilham vasıtası imiş gibi mıknatıslayarak ispritizma, manyetizma, psişizm ve metapsişizm gibi tamamı yalan olan kâhinlik, murakabe, uyduruk kerametler ve cincilik kabilinden acayip bazı ruhi hayallerle aldatıp meleklere, peygamberlere rekabet etmek isterlerse de, Allah onları o yüksekliğe yaklaştırmaz, istediklerinde muvaffak etmez, yalancılıklarını yüzlerine vurarak ateş alevleriyle defeder. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk