هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَز۪يزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣٢
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, elmelikul kuddûsus selâmul mû’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir(mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
O (Allah) ilâhlık sadece kendisine ait olan, her şeyi hükmü altına alan,¹ mukaddes,² güvenilen,³ (her şeyi) görüp⁴ gözeten,⁵ son derece şerefli,⁶ hükmüne karşı gelinemeyen⁷ ve çok yüce olan, tek Allah’tır. (İşte O) Allah, onların kendisine ortak koştuklarından çok yücedir.
1 El-Melik: Allahu Teâlâ’nın “Hükümdar” ve “kral” anlamındaki güzel isimlerinden birisidir. Malik ve sahip olmak anlamına gelen (مَلَكَ) fiilinden türemiştir. Sahip ve malik anlamında “melik, malik, melîk” kelimeleri kullanılır. Ayrıca bu kelime (مِلْكٌ) mastarından sıfat-ı müşebbehe, olarak (مَالِكٌ) veya (مَلِكٌ) şekillerinde okunabilir. Dini terim olarak, “bütün mevcudata hükmeden, onlar için en doğru kanunları koyan, kuvvet ve kudret sadece kendisinde olan tek sahip yani Allah” demektir ve bu yetkinin tamamı Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir. Nitekim Allahu Teâlâ için insanların meliki denirken, O’nun insanlar üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğu ifade edilmiş olur. İnsan yeryüzünde halife olduğu yani “Allah adına yeryüzünde tasarrufta bulunacağı” için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde “izafî bir meliklik yetkisi” tanınmıştır. Bu yetki, hiç bir zaman mutlak anlamda değildir ve insanın keyfine bırakılmamıştır. Yani bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah’ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir. Allah, bazen elçilerini hem Rasul, hem de melik kılar. (Hz. Davud, Hz. Süleyman ve Hz. Muhammed (a.s) gibi.) Öte yandan “melik” kelimesinin hükümdar, yani “devlet başkanı” anlamında kullanılması da söz konusudur. İslâm devletlerinin hükümdarları genellikle “melik” unvanını taşımazlar. Melik kelimesi, İslâm tarihinde ilk olarak Emevî devletinin kurucusu Muaviye tarafından kullanılmıştır. Muâviye’nin bu “melik” unvanını alması iyi karşılanmamış ve hatta âlimler tarafından şiddetle kınanmıştır. Osmanlılarda hükümdar için “melik” unvanının kullanıldığını gösteren kayıtlara rastlanmamıştır. Bk. (Fatiha: 4, En’am: 73, İsra: 111, Tâ Hâ: 114, Hac: 56, Mü’minûn: 116, Furkan: 2, Fatır: 13, Zümer: 6, Mü’min: 16, Cuma: 1, Mülk: 1, İnfitar: 19) 2 Kuddûs: Kelime anlamı olarak, gayet mukaddes, her türlü şaibeden münezzeh, temiz, hiç bir lekesi olmayan, bütün eksiklik ve kusurlardan münezzeh olan, herhangi bir eksikliği kabul etmeyen ve güzel sıfatlardan dolayı övülen demektir. Istılahta ise; Kuddûs, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Bu isme göre O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tasvire sığmayan, övülmeye lâyık kemâl, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır. Kur’ân’da Kuddûs kelimesi, Yüce Allah’ın ismi olarak iki yerde (Haşr: 23, Cum’a: 1) el-Melik ismiyle birlikte geçmektedir Ayrıca (Bakara: 30)’da da “nukaddisu” kalıbıyla zikredilmektedir ki, burada da aynı anlamlar söz konusudur. 3 Selâm: Sözlükte, “bedenî ve ruhî hastalık, eksiklik ve kusurlardan uzak olma” anlamında kullanılır. Allah’a nisbet edildiğinde; “her türlü eksiklik, acizlik ve kusurdan, yaratılmışlara özgü değişikliklerden ve yok oluştan münezzeh olan, selâmetin kaynağı olup esenlik veren” anlamına gelen Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Selâm ismi, İbnu Mâce ile Tirmizî’nin esmâ’ül-hüsnâ listesinde bulunmaktadır. Namazdan çıkış selâmının ardından okunan ve; “Allâhümme ent’es-selâm ve mink’es-selâm” diye başlayan tâzim ifadesinde selâm, hem Allah’ın ismi olarak zikredilmekte hem de selâmetin O’ndan geldiği belirtilmektedir. (Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî). Rasûlullah’ın arkasında namaz kılan sahâbîler tahiyyat oturuşunda ilk zamanlar, “Allah’a kullarından selâm olsun…” anlamında ifadeler kullanıyordu. Bundan haberdar olan Hz. Peygamber, “Allah’a selâm olsun demeyin, Allah selâmın kendisidir, fakat siz şöyle söyleyin” buyurmuş ve Tahiyyat duasını öğretmiştir. (Buhârî, Müslim). 4 Mü’min: Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Sözlükte “güven içinde bulunmak, korkusuz olmak” anlamındaki (أمن) kökünden türeyen mü’min kelimesi; “inanıp tasdik eden; başkalarının güvenli olmasını sağlayan, va’dine güvenilen” mânalarına gelir. Kelimenin esmâ’ül-hüsnâ’dan biri olarak içerdiği mâna da bu çerçevededir. Âlimler “mü’min” isminin mânasını “emân” köküne veya “îmân” mastarına dayandırmaktadır. Mü’min, birinci anlayışa göre “başkalarını korku ve endişeden emin kılan, onların güvenli olmalarını sağlayan” demektir ve bu, dünya hayatında olduğu gibi âhiret hayatı için de söz konusudur. Mü’min ismi, “Allah dostları” demek olan mü’minlerin (Âlu İmrân: 68) âhiret hayatındaki güvencesinin sağlanması anlamını da içermektedir. Mü’min iman kavramına dayandırıldığı takdirde onaylayan konumunu alır. Buna göre kelime “kullarının imanını ve samimiyetini tasdik eden, onların sıdkını onaylayan, ayrıca mûcize vermek suretiyle peygamberlerin doğruluğunu ispat eden” mânalarına gelir. 5 Müheymin: Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Sözlükte “bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek” mânasındaki “heymene” kökünden türeyen “müheymin”: “kâinatın bütün işlerini idare eden” demektir. Müheyminin “başkalarını korku ve endişeden emin kılmak” anlamındaki îmân masdarından türeyip hemzenin “hâ”ya dönüşmesiyle ortaya çıkmış olması da mümkündür. Bu takdirde “kendisine güvenilen, başkalarını korku ve endişeden koruyup güvenlerini sağlayan” mânasına gelir. Müheymin ismi, İbnu Mâce ve Tirmizî’nin rivayet ettiği “esmâ’ül-hüsnâ” listelerinde yer almıştır. Müheyminin etkisini icra etmesi; ilâhî ilim, kudret ve fiilin kemal mertebesinde bulunması sayesindedir. Bu niteliklerin tamamı ise sadece Allah’ta bulunmaktadır. 6 Azîz: Allahu Teâlâ’nın güzel isimlerinden biridir. Allah’ın, “hiçbir yönden mağlup edilemeyen, her işinde mutlak gâlip gelen, son derece izzetli ve yüce olan” manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce varlığını ve kudretini hiçbir gücün mağlup edemediği tek yaratıcı Allah’tır. Allah’ın emir ve iradesine karşı koyacak yoktur. O, her şeye galip gelir. O’nu mağlûp edecek hiç bir kuvvet yoktur. Allah Azîzdir yani, Onun gücü her şeye yeter, O her şeye galip gelir, fakat hikmeti ile kötülerin cezasını tehir eder demektir. 7 Cebbar: Allahu Teâlâ’nın güzel isimlerinden biridir. a- Eksiklikleri tamamlayan, işleri düzelten, dertlere derman veren, yoksulları zengin eden, perişanlıkları yoluna koyup düzelten demektir. b- Dilediğini zorla yaptırmağa kadir olan, halkı iradesine mecbur eden, hükmüne karşı gelinemeyen demektir.— M. Türk