ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤
Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu ve min ba’d(ba’du), ve yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).
2,3,4,5. Rumlar (Mekke’ye) en yakın bir yerde¹ yenilgiye uğradılar.² Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler. Eninde sonunda emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Zîrâ O (Allah) dilediğine yardım eder ve O, çok şereflidir, pek merhametlidir.³
1 Arzın en yakınında demek; Mekke arzının, yani Arabistan’ın en yakınında, Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında yani Anadolu’da, İstanbul civarında demek olabilir ki bunların hepsi de doğru olabilir. O sırada Bizans İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki iç isyanlarla devlet zayıflamış, ordu dağılmış, hazine boşalmış, İmparator Herakl, Kartaca’ya kaçmayı bile düşünmüştü. İranlıların galip kumandanları zaferin verdiği sarhoşluk ile İmparatorun, İranlılara bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim etmelerini istemişlerdi. Rum İmparatoru bütün bu zilleti kabul etmiş, bu esaslar üzerinde sulhu imzalayacak elçiler göndermişlerdi. Bu elçiler İranlıların nezdine vardıkları zaman Hüsrev: “bu kâfi değildir. Bizzat İmparator Herakl karşıma zincirler içinde gelip asılarak idam edilmiş ilâhına (Hz. İsa) bedel ateş ve Güneşe tapmalıdır” teklifinde bile bulunmuştu. İşte o mağlubiyet, böyle bir mağlubiyet idi. Böyle bir hezimet içerisindeki Romalıların bir kaç sene zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine hükmetmek şöyle dursun ihtimal vermek bile akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat böyle bir durumda Allahu Teâlâ Rasulüne: “Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler” diye gaipten bu haberi bildiriyordu. (Elmalılı) 2 Peygamberimizin döneminde Bizans ile İran, dünyanın en büyük iki devleti idi. Miladi 613 senesinde bu iki komşu ve rakip devlet birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran II. Hüsrev’in, Bizans Herakl’in yönetiminde idi. İran ve Bizans’ın hudutları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbirine temas ediyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir kısmı ve Anadolu Rumlara tabi idi. İranlılar Rumlara iki taraftan hücum etmişler ve galip gelmişlerdi.İranlılar miladi 614 senesinde bütün Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmişti. Bu işgal esnasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dinî binalar tahrip edilmişti. İranlılar kendilerine iltihak eden yirmi altı bin Yahûdî ve altmış binden fazla Hıristiyan’ı öldürmüşler hatta Miladi 616 senesinde İskenderiye’den İstanbul’a kadar olan bölgeyi de işgal etmişlerdi. İranlılar girdikleri her yerde ateşgedeler vücuda getiriyorlar ve her yerde ateşperestliği yayıyorlardı. Bizanslıların bu mağlûbiyetine Mekkeli müşrikler çok sevinmişler ve Müslümanlara; “siz ve Hıristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve İranlılar ümmîyiz, bizim dostlarımız dostlarınızı yendiler, biz de sizi yeneceğiz.” dediler. Bunun üzerine bu âyetler inmiştir. 3 Bu âyet inince Hz. Ebû Bekir müşriklere; “Allah sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, Peygamberimiz haber verdi. Rumlar, İranlılara galip gelecek” dedi. Bunun üzerine Übey b. Halef, bahse girmeyi teklif etti ve yüz devesine bahse girdiler. Bedir günü Rumlar İranlılara galip gelince, Ebû Bekir, Übey’in vârislerinden develeri aldı ve Peygamberimizin emriyle fakirlere dağıttı. (Tirmizî)— M. Türk