Tur 49 Ayet 27. Cüz الطور
52

Tur

— Tur Dağı
49 Ayet 27. Cüz
الطور
52
Tur
49 Ayet
الطور
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالطُّورِۙ ١
Vet tûri.
(Sînâ) dağına,¹ 1 Tûr-i Sînâ: Hz. Mûsâ (a.s)’a Tevrat’ın verildiği dağın adıdır. Tûr: Süryanicede “dağ” demektir. (Beyzavî) Sînâ isminin Bâbil ay tanrısı “Sin”den, dağın bulunduğu bölgenin Mısır sınırındaki “Sin/Sun” adlı kasabadan veya “yanan çalılık” anlamındaki İbrânîce “seneh”ten geldiği rivayet edilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Sînâ, “dağ” anlamındaki “tûr” kelimesiyle birlikte “Tûr-i Seynâ” (Mü’minûn: 20) ve Tûr-i Sînîn (Tîn: 2) şeklinde iki defa geçmekte olup “tûr” kelimesi yalnız kullanıldığında da (Tûr: 1) “Sînâ Dağı”nı tanımlamaktadır. İslâm âlimleri, dağın yarımadadaki konumuyla ilgili bilinen görüşleri aktarmakla birlikte daha çok Sînâ Dağında Hz. Musa’ya indirilen vahyin mesajı üzerinde durmuşlardır. Kur’an’da Allah Sînâ’ya yemin etmektedir (Tûr: 1, Tîn: 2). Hz. Mûsâ’nın Allah’ı görmek istemesi üzerine Allah bu dağa tecelli etmiş ve dağ parçalanmıştır (A’râf: 143). Allah, Mûsâ’ya dağın sağ tarafından seslenmiş (Meryem: 52, Tâhâ: 80, Kasas: 29, 46), İsrâil Oğullarından söz almak için dağ üzerlerine kaldırılmıştır. (Bakara: 63, 93, Nisâ: 154, A’râf: 171) Genellikle tasavvuf kaynaklarında ve halk arasında kullanılan “tur dağı” ifadesi yanlış bir kullanımdır. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
52:1
2
وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ٢
Ve kitâbin mestûrin.
2,3. Yayılmış ince deri üzerine, yazılmış kitaba,¹ 1 Tûr’dan sonra bu muntazaman yazılmış kitabın “Tevrat” olması anlaşılabilirse de (كِتَاب) kelimesinin nekra olarak ifade edilmesi; bunun henüz tanınmadık başka bir kitap olduğunu andırır. İsra: 13. ayette: “(Bir de) kıyamet günü o (insanın) önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız.” Buyurulduğuna göre bu kitabın amel defteri olması en tercih edilen manadır. Levh-i mahfuz veya yeni bir kitap olmak itibariyle Kur’an olması da düşünülebilir. (Elmalılı)— M. Türk
52:2
3
ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ٣
Fî rakkın menşûrin.
2,3. Yayılmış ince deri üzerine, yazılmış kitaba,¹ 1 Tûr’dan sonra bu muntazaman yazılmış kitabın “Tevrat” olması anlaşılabilirse de (كِتَاب) kelimesinin nekra olarak ifade edilmesi; bunun henüz tanınmadık başka bir kitap olduğunu andırır. İsra: 13. ayette: “(Bir de) kıyamet günü o (insanın) önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız.” Buyurulduğuna göre bu kitabın amel defteri olması en tercih edilen manadır. Levh-i mahfuz veya yeni bir kitap olmak itibariyle Kur’an olması da düşünülebilir. (Elmalılı)— M. Türk
52:3
4
وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ ٤
Vel beytil ma’mûri.
Ma’mûr eve,¹ 1 Beyt’ül-Ma’mur: Ma’mûr, bayındır, bakımlı ev demektir. Müfessirler bu Ayet-i Kerime’de sözü geçen Beyt’ül-Ma’mûr’u genellikle, “yedinci kat semada, Kâbe’nin üst hizasında bulunan bir ev” olarak tefsir etmişlerdir. Ve “onu günde yetmiş bin melek namaz kılmak ve tavaf etmek için ziyaret eder ve kıyamete kadar da bir daha geriye dönmezler” demişlerdir. (İbnu Kesîr, Elmalılı, Beydâvî). Hasan el-Basrî de: “Bu beyt’ten kastedilenin Kâbe olduğunu, Allah’ın onu her sene pek çok kişi ile mamur kıldığını, bir yerin mamur olmasının ise geleni ve gideninin çok olup güzel bakılması manasından mecaz olduğunu” söylemiştir. Mirac’la ilgili meşhûr hadiste de Beyt’ül-Ma’mur’dan bahsedilir. (Buhârî) Tasavvuf ekolleri, Beyt’ül-Ma’mûr’u, "müminin kalbi" olarak anlamaya çalışarak tüm konularda olduğu gibi bunu da sulandırmışlardır. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
52:4
5
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ٥
Ves sakfil merfûi.
Yükseltilmiş tavana,¹ 1 Yani gökyüzüne veya cennetin seması olan arş’a…— M. Türk
52:5
6
وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ٦
Vel bahril mescûri.
Kaynatılmış denize¹ yemin olsun ki, 1 Mescur: Farklı birkaç anlama gelir. 1. Alevlendirilmiş, kızdırılmış demektir. Kıyamet koparken denizler ateş olup kaynatılacak onunla Cehennem kızıştırılacaktır. 2. Dolgun, taşkın demek olup, Bahr-i Muhît manasına gelebilir. 3. Muhtelıt, karışkan, suyu birbirine veya tatlısı acısına karışan demek de olabilir. 4. Sina Dağı karinesiyle bu denizin, Firavunun helâk edildiği “Kızıl Deniz” olma ihtimâli daha kuvvetlidir.— M. Türk
52:6
7
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ ٧
İnne azâbe rabbike le vâkı’un.
Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.— M. Türk
52:7
8
مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ ٨
Mâ lehu min dâfiin.
Ve o (azaba) engel olacak, hiçbir şey de yoktur.— M. Türk
52:8
9
يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْراًۙ ٩
Yevme temûrus semâu mevren.
9,10. O (kıyamet) günü gök, sarsıldıkça sarsılacak, dağlar ise yerinden oynayacaktır.— M. Türk
52:9
10
وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْراًۜ ٠١
Ve tesîrul cibâlu seyrâ(seyren).
9,10. O (kıyamet) günü gök, sarsıldıkça sarsılacak, dağlar ise yerinden oynayacaktır.— M. Türk
52:10
11
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ١١
Fe veylun yevme izin lil mukezzibîne.
11,12. İşte o gün, daldıkları saçmalıklarla oyalanan yalancıların vay haline!— M. Türk
52:11
12
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ٢١
Ellezîne hum fî havdın yel’abûn(yel’abûne).
11,12. İşte o gün, daldıkları saçmalıklarla oyalanan yalancıların vay haline!— M. Türk
52:12
13
يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ ٣١
Yevme yude’ûne ilâ nâri cehenneme de’â(de’an).
O (mahşer) günü¹ onlar, itilip kakılarak cehennem ateşine atılacaklar. 1 Buradaki (يَوْم) kelimesi nekra olarak geldiği için dokuzuncu ayetteki günün aynısı değildir. Zira dokuzuncu ayette bahsi geçen gün “kıyametin koptuğu”, buradaki gün ise “ahiret hayatında kâfirlerin cehenneme atıldıkları” gündür. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
52:13
14
هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ٤١
Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn(tukezzibûne).
(Onlara): “İşte sizin yalanlamakta olduğunuz ateş, budur.” (denilecek.)— M. Türk
52:14
15
اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ٥١
E fe sihrun hâzâ em entum lâ tubsirûn(tubsirûne).
(Ayrıca onlara): “Bu da mı bir büyü? Yoksa siz, (bunun da mı gerçek olduğunu) göremiyor musunuz?”— M. Türk
52:15
16
اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٦١
Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
“Haydi girin ona. Artık sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için fark etmez. Siz, sadece yaptıklarınızla cezâlandırılıyorsunuz.” (denilecek.)— M. Türk
52:16
17
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ ٧١
İnnel muttekîne fî cennâtin ve naîmin.
Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, kesinlikle cennetler ve nîmetler içerisindedirler.— M. Türk
52:17
18
فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٨١
Fâkihîne bi mâ âtâhum rabbuhum, ve vekâhum rabbuhum azâbel cahîm(cahîmi).
Rablerinin kendilerine verdiği nîmetler ve Rablerinin, kendilerini cehennem azabından koruması sebebiyle huzurludurlar.— M. Türk
52:18
19
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٩١
Kulû veşrebû henîen bi mâ kuntum ta’melûne.
19,20. (Onlara cennette: “Dünyada) yaptıklarınızın karşılığı olarak sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde kurulup oturarak afiyetle yiyin, için.” (denilir. Ayrıca) Biz, onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle de evlendireceğiz.¹ 1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Saffat: 48-49, Vakıa: 35-37 Duhân: 54 ve dipnotu.).— M. Türk
52:19
20
مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ ٠٢
Muttekiîne alâ sururin masfûfeh(masfûfetin), ve zevvecnâhum bi hûrin înin.
19,20. (Onlara cennette: “Dünyada) yaptıklarınızın karşılığı olarak sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde kurulup oturarak afiyetle yiyin, için.” (denilir. Ayrıca) Biz, onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle de evlendireceğiz.¹ 1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Saffat: 48-49, Vakıa: 35-37 Duhân: 54 ve dipnotu.).— M. Türk
52:20
21
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ١٢
Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
Biz soyları îmanda kendilerine uyan Müslümanların soylarını, kendilerine kavuştururuz ve onların sevaplarından da bir şey eksiltmeyiz.¹ -(Ama yine de) herkes(in kurtuluşu) kendi kazandığına bağlıdır.-² 1 Yani çocuklar, baba ve analarının îmanından dolayı onlarla buluşturulacaklardır. Yani cennette onlarla birlikte bulunacaklardır. Ayrıca, çocukları ile buluşturmak için baba ve anaların dereceleri de düşürülmeyecek, aksine onlarla bir arada bulunmaları için çocuklarının dereceleri yükseltilecektir. Bu müjde, ergenlik çağına ulaşıp kendi isteği ile îman eden ve büyüklerine uyan çocuklar hakkındadır. 2 Demek ki çocuklar, kendi kazançları olmaksızın, sadece babalarının kazançlarıyla kendilerini kurtaramazlar. Ancak îman ile çalıştıkları takdirde, atalarının feyzinden istifâde edebilirler.— M. Türk
52:21
22
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٢٢
Ve emdednâhum bi fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Ve onlara, arzuladıkları her türlü meyve ve eti de bolca vereceğiz.— M. Türk
52:22
23
يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْساً لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ ٣٢
Yetenâzeûne fîhâ ke’sen lâ lagvun fîhâ ve lâ te’sîmun.
Orada (içerisinde) sarhoş etmeyen ve günâha sokmayan içecekler bulunan kadehlerden, (birlikte) içecekler.— M. Türk
52:23
24
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ ٤٢
Ve yetûfu aleyhim gılmânun lehum ke ennehum lû’luun meknûnun.
Kendilerine ait (sedef içerisinde saklı inciler gibi) tertemiz hizmetçileri¹ de etraflarında dönüp duracaklar. 1 Başkalarına değil sadece kendilerine ait olan, hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler onların etrafında onlara hizmet için dönüp duracaklar. Bk. (Vakıa: 17)— M. Türk
52:24
25
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٢
Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
25,26. (Cennettekiler) birbirleriyle: “Doğrusu biz bundan önce ailemiz(in akıbeti) hakkında çok korkar idik.”¹ diyerek sohbet edecekler.² 1 Bu ifâdeden; insanın dünyadaki bilincinin, öldükten sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği anlaşılmaktadır. 2 Bu âyet: “(Cennettekiler) birbirleriyle; ‘doğrusu biz daha önce ailemiz içerisinde (sonumuzdan) korkardık.’ diyerek, sohbet edecekler.” şeklinde de anlaşılabilir.— M. Türk
52:25
26
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ ٦٢
Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(muşfikîne).
25,26. (Cennettekiler) birbirleriyle: “Doğrusu biz bundan önce ailemiz(in akıbeti) hakkında çok korkar idik.”¹ diyerek sohbet edecekler.² 1 Bu ifâdeden; insanın dünyadaki bilincinin, öldükten sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği anlaşılmaktadır. 2 Bu âyet: “(Cennettekiler) birbirleriyle; ‘doğrusu biz daha önce ailemiz içerisinde (sonumuzdan) korkardık.’ diyerek, sohbet edecekler.” şeklinde de anlaşılabilir.— M. Türk
52:26
27
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ٧٢
Fe mennallâhu aleynâ ve vekânâ azâbes semûm(semûmi).
(Ve devamla): “Allah, lütufta bulunarak bizi, (cehennemin) kavurucu¹ azabından korudu.” 1 Semum; gözeneklere işleyen, zehirli, sıcak, rüzgâr demektir. Ayrıca “Semum”, cehennemin isimlerinden de biridir.— M. Türk
52:27
28
اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟ ٨٢
İnnâ kunnâ min kablu ned’ûh(ned’ûhu), innehu huvel berrur rahîm(rahîmu).
“Şüphesiz biz bundan önce, sadece Ona kulluk ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta kendisi imiş." (diyecekler.)— M. Türk
52:28
29
فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ ٩٢
Fe zekkir fe mâ ente bi ni’meti rabbike bi kâhinin ve lâ mecnûn(mecnûnin).
(Ey Muhammed!) Sen sadece hatırlat. Çünkü Rabbinin nîmeti sayesinde sen kâhin de değilsin, mecnun da değilsin.— M. Türk
52:29
30
اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ ٠٣
Em yekûlûne şâirun neterabbesu bihî reybel menûni.
Yoksa onlar (senin için): “O da bir şairdir, biz onun da zamanla helâk olup gitmesini bekliyoruz.” mu diyorlar?— M. Türk
52:30
Yükleniyor...
Tur
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle