وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ ٢٢
Vucûhun yevme izin nâdıreh(nâdıretun).
22,23. İşte o gün, öyle pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar, Rablerine bakarlar (ve bakmaya doyamazlar.)¹
1 Ru’yetullah: “Ru’yet” kelimesi, Arapçada (رَأَى) kökünden gelen bir mastardır. Bu kelimeye sözlüklerde; görmek, bakmak, inanmak, bilmek, sanmak, sonunu düşünmek, tefekkür etmek ve rüya görmek anlamları verilmektedir. Bu fiilin bu kadar çeşitli anlamlara gelmesi, Arapçadaki kurallara bağlı olarak bazı hal ve durumlara göredir. Terim anlamı bakımından ru’yet denilince, İslâmî literatürde: “Allah’ın mü’minler tarafından Cennet’te görülmesi” meselesi akla gelmektedir. Bazıları ru’yetin mümkün olamayacağını ileri sürerek, Allah’ın görülmesi inancına İslâm dışı bir hüviyet kazandırırken, bazı fırkalar ve tarikatlar da mümkün olacağını ileri sürmekle kalmayıp, bir ifrat ve tefrit örneği sergileyerek, Yüce Allah’a cisim isnat etme yolunu tutmuşlardır. Ehl-i Sünnet mezhebler ise, geneldeki tutumunu devam ettirip, orta yolu takip ederek, Yüce Allah’ın ahirette mü’minler tarafından mekândan ve cisimden münezzeh olarak görülebileceğini, ancak bunun keyfiyetinin bilinemeyeceğini kabul etmiştir. Allahu Teâlâ’yı görmek, aklen caiz, naklen vaciptir. Allahu Teâlâ, görülür. Fakat bu görülme, bir me¬kânda, bir yönde, bir ışık yardımıy¬la değildir. Görenle Allah arasında bir mesafe de bahis konu¬su değildir. İmam Ebû Hanîfe, Fıkh’ul-Ekber kitabında; “Cennette mü’minler Rablerini baş göz¬leriyle görürler. Fakat aralarında mesafe, teşbih ve keyfiyet olmayacaktır.” demektedir. (Kıyame: 22-23) Cerir b. Abdillah (r.a)’dan rivayet edil¬diğine göre; Nebî (s.a.v) bir gece, ayın on dördünde aya bakarak; “Muhakkak siz hepiniz, ahirette Rabbinizi şu ayı görüp de şüphe etmedi¬ğiniz gibi göreceksiniz” buyurdular. (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tİrmizi, İbnu Mace) Rüyada Allah’ı (c.c) görmek caiz değildir. İmam Mâtüridî, “Rüyada Allah’ı (c.c) gördüğü iddiasında bu¬lunan, puta tapandan daha şerlidir. Zira rüyada görülenler hayal ve misallerdir. Allahu Teâlâ ise bunlardan münezzehtir” der. Mesruk’tan rivayet edilmiştir. Hz. Aişe’nin (r.anha) yanındaydım. “Ey mü’minlerin annesi! Üç şeyi kim söylerse, Allah’a karşı büyük iftira etmiş olurmuş! Nedir onlar?” diye sorduğumuzda Hz. Aişe, şöyle cevap verdi: “Kim ki, Muhammed (s.a.v) Rabbini gördü, diye iddia ederse, Allah’a karşı büyük ifti¬ra etmiş olur.” Bunun üzerine ben; “Ey mü’minlerin annesi, bana müsaade et konuşayım: “Yemin olsun o (Peygamber), onu apaçık ufukta gördü.” (Tekvir: 23) ayetine ne dersin?” diye sorunca Hz. Aişe, şu ce¬vabı verdi: “Bu meseleyi RasûluIIah (s.a.v)’den ilk önce soran benim. Rasûlullah bana dedi ki; O Cebrail’dir. Hem işitmedin mi Allah: “Gözler, Onu kavrayamaz. O, ise bütün gözleri kavrar. O, her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır” (En’am: 103) buyurmadı mı? Ve hem sen işitmedin mi ki, Allah: “Allah’ın bir beşerle vahiy yoluyla veya perde arkasından yahut bir elçi göndererek izniyle ona dilediğini vahyetmesi dışında konuşması mümkün değildir. O çok yücedir, hüküm (hikmet) sahibidir” (Şûra: 51) buyurmuştur. “Her kim ki; Rasûlullah (s.a.v), Allah’¬ın (c.c) kitabından bir şeyi gizledi derse; Allah’a büyük iftira etmiş olur. Her kim ki Muhammed (s.a.v) gaybı bilir iddiasında bulunursa, Allah’a (c.c) büyük İftira etmiş olur.” (Müslim) Mûtezile’ye göre Dünya ve ahirette Allah’ı görmek mümkün değildir ve Allah’ı kimse göremeyecektir. Mu’tezile bu ayetteki bakışı bekleme manasında anlamışlardır. Hâlbuki gayeye ulaşmayan beklemenin sonucu neşe değil, hayal kırıklığı olur.— M. Türk