Münafikun 11 Ayet 28. Cüz المنافقون
63

Münafikun

— İkiyüzlüler
11 Ayet 28. Cüz
المنافقون
63
Münafikun
11 Ayet
المنافقون
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِذَا جَٓاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِۢ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَـكَاذِبُونَۚ ١
İzâ câekel munâfikûne kâlû neşhedu inneke le resûlullâh(resûlullâhi), vallâhu ya’lemu inneke le resûluh(resûluhu), vallâhu yeşhedu innel munâfikîne le kâzibûn(kâzibûne).
(Ey Muhammed!) Münâfıklar,¹ senin yanına gelince: “Biz gerçekten senin kesinlikle Allah’ın elçisi olduğuna inanıyoruz.” dediler. Zâten Allah senin kendisinin elçisi olduğunu bilip duruyor. Hattâ Allah münâfıkların tam birer yalancı olduklarını da biliyor. 1 Münâfık: Sözlükte “tarla faresi yuvasına girmek, olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki “nifâk” mastarından türemiş bir sıfattır. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök manasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır. İçinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, çeşitli sebeplerden dolayı ve menfaati icabı kendini Müslüman göstererek Allah’a, Rasûlüne ve mü’minlere düşmanlığını gizleyen kimse demektir. “Nifak, kalpte olursa küfür, amelde olursa suçtur.” (Kurtubî) Bu bakımdan, münafıklardaki nifak hâli îtikâdî ve amelî olarak iki grupta toplanır: 1. İtikâdî nifak: Kur’an-ı Kerim’de karakterize edilen, dünyada iken Müslüman muamelesi görüp, âhirette inançsızlığı ortaya çıkınca kâfirlerden daha kötü muameleye tâbî tutulmasına sebep olacak olan nifak halidir. (Nisâ: 145) 2. Amelî Nifak: Bazı tutum ve davranışlarıyla itikadî nifaka kısmî bir benzeyiş içinde bulunmakla beraber, inançlarında açık bir nifakın söz konusu olmadığı Müslüman kişilerin durumudur. Meselâ: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, vadettiğinde vaadinden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet eder” (Tirmîzî) hadisi ve benzerî hadisler îtikâdî nifaka yaklaşılmaması için alınan tedbirler ve tembihler mahiyetindeki emirlerdir. Zira amelî nifak çoğalınca ileride Müslümanın îtikâdî nifaka yaklaşma tehlikesi doğabilir. Kur’an-ı Kerim insanları; mü’min, kâfir, münâfık olmak üzere üç grupta toplar. (Bakara: 1-20) Münafıklar: İslâm toplumu içinde fesatçıdırlar. (Bakara: 9-13) İnananlarla yan yana gelince, “sizinle beraberiz” derler. Fakat şeytanlarıyla baş başa kalınca; “biz onları aldattık” diye alay ederler.” (Bakara: 13-15) Namaza üşene üşene kalkarlar (Nisâ: 142-143) İnsanları Allah yolundan döndürmek için yalan yere yemin ederler. (Mücadele: 14) Münafıkların kalbi verimsiz toprak gibidir (A’raf: 58), dönektirler. (Nisâ: 141, Ankebût: 10-11) Bunlar görünüşte îman edip kalpleriyle kâfirdirler. (Münafıkûn: 3) Ebedî Cehennemliktirler. (Tevbe: 67-69) Kötü sözlerin Müslümanlar arasında yayılmasını isterler. (Nûr: 19) Kur’an-ı Kerim âyetleriyle alay ederler. (Nisa: 140) İslâm toplumu içinde yalan-yanlış uydurma haber yayarlar (Ahzâb, 33/60-61) Kur’an’da Mekke döneminde inen ayetler münafıklardan bahsetmez. Zira şirk döneminde imansızlığı gizlemeye ihtiyaçları— M. Türk
63:1
2
اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢
İttehazû eymânehum cunneten fe saddû an sebîlillâh(sebîlillâhi), innehum sâe mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Onlar sadece yeminlerini kalkan yaparak, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları şey, çok kötüdür.— M. Türk
63:2
3
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ ٣
Zâlike bi ennehum âmenû summe keferû fe tubia alâ kulûbihim fe hum lâ yefkahûn(yefkahûne).
Bu (münâfıklar,) hep böyledir. Onlar, önce îman eder, sonra da inkâr ederler. Onların kalpleri (bu yüzden) mühürlenmiştir. Artık onlar hiçbir şey anlamazlar.— M. Türk
63:3
4
وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْۜ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْۜ كَاَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌۜ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْۜ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَـكُونَ ٤
Ve izâ reeytehum tu’cibuke ecsâmuhum, ve in yekûlû tesma’, li kavlihim, ke ennehum huşubun musennedeh(musennedetun), yahsebûne kulle sayhatin aleyhim, humul aduvvu fahzerhum, kâtelehumullâhu ennâ yû’fekûn(yû’fekûne).
Sen, onları görünce onların kalıpları hoşuna gider ve konuştukları zaman da söylediklerini dinlemek istersin. Hâlbuki onlar, yontulmuş kereste gibidirler.¹ İşte bu hak düşmanları, her söylenileni kendilerinin aleyhine sanırlar. Onun için onlardan sakın. Allah, onları kahretsin. Onlar (dünyada haktan) işte böyle çevriliyorlar. 1 Onlara dıştan bakınca giyimleri kuşamları, şıklıkları, güzellikleri ile bedenlerinin süsü ve manzarası hoşuna gider. İmreneceğin tutar. Ve konuşurlarsa konuşmalarına kulak verirsin, dillerinin fesahati, sözlerinin akıcılığı, tatlılığı ve konuşma sanatına olan merak ve yatkınlıkları hasebiyle güzel laf ederler. Konuşmaya başladıkları zaman mecliste bulunanların dinleyesi gelir. Medine münafıklarının başları olan Abdullah b. Übeyy, Mugis b. Kays, Cedd b. Kays ve arkadaşları hep böyle iri vücutlu, yakışıklı, giyim ve kuşamlarına itina gösteren, düzgün konuşan, dilleri ve dış görünüşleri alımlı kimseler idiler. Ya Rasulallah! diye söze başladıkça Hz. Peygamber de sözlerini dinlerdi. Onlar ise kendilerine söz söylendiği zaman resmî bir tavırla ve dıştan ağır başlı bir vaziyette yontulmuş keresteler gibi dinler ve sessizce dururlardı. Oturdukları yerde dayanmış ahşap keresteler gibi dışları, endamları düzgün, hareketsizce kurulur otururlardı. Ancak içleri bilgi ve şuurdan, yetişme ve gelişme kabiliyetinden mahrum, sağlamlık ve dayanıklılıktan uzak, boş, kuru tahtalara ve direklere benzerdi. Yalan söylemeye de alışkın olduklarından lehlerinde söyleneni de yalan kabul ederek hep aleyhlerinde mânâ çıkarırlardı. (Elmalılı)— M. Türk
63:4
5
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللّٰهِ لَـوَّوْا رُؤُ۫سَهُمْ وَرَاَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ٥
Ve izâ kîle lehum teâlev yestagfir lekum resûlullâhi levvev ruûsehum ve reeytehum yesuddûne ve hum mustekbirûn(mustekbirûne).
(Ey Muhammed!) Bir de onlara: “Gelin, Allah’ın Elçisi sizin affedilmeniz için (Allah’a) duâ etsin.” denilince onlar, (kibirlenerek) başlarını çevirirler ve sen de onların, büyüklük taslayarak¹ çekip gittiklerini görürsün. 1 Müstekbirler için Bk. (A’raf: 75)— M. Türk
63:5
6
سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ اَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ اَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ لَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ ٦
Sevâun aleyhim estagferte le hum em lem testagfir lehum, len yagfirallâhu lehum, innallâhe lâ yehdîl kavmel fâsikîn(fâsikîne).
Sen, onların bağışlanmasını istesen de istemesen de onlar için birdir. Çünkü Allah, onları kesinlikle affetmeyecektir. Şüphesiz Allah, fasıklar toplumunu, asla hak yola ulaştırmaz.— M. Türk
63:6
7
هُمُ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَفْقَهُونَ ٧
Humullezîne yekûlûne lâ tunfikû alâ men inde resûlillâhi hattâ yenfaddû, ve lillâhi hazâinus semâvâti vel ardı ve lâkinnel munâfikîne lâ yefkahûn(yefkahûne).
O (münâfıklar): “Allah’ın Elçisinin yanında bulunanlara hiç bir şey vermeyin de sonunda (onun etrafından) dağılıp gitsinler.” diyorlar. Oysa göklerin ve yerin tüm hazineleri Allah’ındır, fakat münâfıklar bunu anlamıyorlar.² 1 Zeyd b. Erkam (r.a)’den: Bir savaşta idim. Abdullah b. Übey’in; “Peygamberin yanındakilere hiçbir şey vermeyin de etrafından dağılsınlar...” dediğini işitince bunu, amcama söyledim. O da Peygamberimize söylemiş. Peygamberimiz beni çağırttı, ben de anlattım. Efendimiz, Abdullah b. Übey ve arkadaşlarını çağırtıp bunu sordu. Onlar da söylemediklerine yemin ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah, beni yalancılıkla itham edip onları tasdik etti. Ben de bundan dolayı öyle üzüldüm ki gittim evime oturdum. Amcam bana; “kendini Rasûlullah’a karşı yalancı çıkaracak kadar ileri gitmekten ne istedin?” dedi. Bunun üzerine Allah, “münafıkun sûresini” indirdi. Peygamberimiz, adam gönderip, beni çağırttı ve “Allah seni tasdik buyurdu ey Zeyd” dedi. (Buha-rî, Tirmizî, Müsned) Bu sûre nâzil olunca, Rasûlullah Zeyd b. Erkam’ın kulağını tuttu ve “Allah, bunun kulağına vefa verdi.” buyurdu. Abdullah b. Übey’in oğlu Abdullah, babasının bu durumunu öğrenince, Peygamberimizin huzuruna geldi ve; “Ey Allah’ın Elçisi! Bu sözünden dolayı, babamı öldürmeyi emretmişsin. Şâyet onu öldürteceksen bunu, bana emret. Ben, onun başını sana getireyim... Korkarım ki benden başka birisine emredersiniz ve o da babamı öldürürse, nefsim buna tahammül edemez. Bir Müslüman’ı bir kâfire bedel olarak öldürmüş olur, bu sebeple de cehenneme girerim.” dedi, Rasûlullah; “Hayır! Biz, ona iyilikle muamele ederiz, beraberimizde bulunduğu sürece de iyilikle sohbet ederiz.” buyurdu.— M. Türk
63:7
8
يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَٓا اِلَى الْمَد۪ينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّۜ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٨
Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricennel eazzu min hel ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li resûlihî ve lil mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlar (bir de): “Eğer Medîne’ye dönersek, üstün olan (bizler,) zayıf olan (Müslümanları) oradan elbette sürüp çıkaracaktır.” diyorlar. Şunu iyi bilsinler ki; asıl üstünlük¹ Allah’a, Onun Elçisi’ne ve Müslümanlara aittir, fakat münâfıklar, bunu bilmiyorlar. 1 İzzet: İnsanın kendi nefsinin hakikatini tanıması ve onu basit şeyler için hakarete düşürmeyip kıymetli tutmasıdır. Kibir ise; insanın kendisini bilmemesi ve kendisini bulunduğu seviyenin üzerinde görmesidir. İzzetin zıddı zillet, kibrin zıddı tevazu’dur. Hz. Hasan’a (r.a) birisi: “Ey Hasan! İnsanlar sende biraz kibir var zannediyorlar” deyince, Hz. Hasan: “o kibir değil, izzettir” demiş, bu ayeti okumuştur. Görülüyor ki bu âyette mü’minler, yani nifak eserinden uzak olan hâlis mü’minler izzet şerefiyle mümtaz kılınmışlardır. Çünkü hâlis mü’min fanî şeylere zebun olmaz, Allah’tan başkasına secde etmez. Bundan dolayı salihlerden bir kadın pejmürde bir halde idi ve şöyle demişti: “Sen İslâm üzere değil misin? İşte o, o izzettir ki beraberinde zillet yoktur ve o servettir ki beraberinde fakirlik yoktur.” (Elmalılı) Konu ile ilgili olarak Bk. (Nisa: 139, Yunus: 65, Fatır: 10)— M. Türk
63:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tulhikum emvâlukum ve lâ evlâdukum an zikrillâh(zikrillâhi), ve men yef'al zâlike fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Ey îman edenler! Mallarınız da, çocuklarınız da sakın size, Allah’ı anmayı¹ (ve Allah için çalışmayı) unutturmasın.² İşte böyle yapanlar, gerçekten hüsrana uğrayanların ta kendileridir. ³ 1 Zikrullah: Allah düşüncesi ve Allah’ı anma ki, müfessirlerin beyanına göre burada kastedilen; Allah’ı zikir için yapılan namaz gibi ibadetlerle onun meyvesi olarak Allah sevgisiyle yapılan ibadetlerdir. Gerçek ibadete layık olan Allahu Teâlâ’yı Onun isim, sıfat, emir ve yasaklarını, sevap ve azabı ile izzetinin hükümlerini düşündüren, rızasına vesile olan farz ve nafile ibadetlerden, namaz, oruç, zekât, hac, cihat, Kur’ân okuma, tehlil (lâilâhe illallah), tesbih, (sübhânellah) ve tahmid (elhamdülillah) gibi sırf Allah’a yaklaşmak için yapılan ve daima Allah’ı andırıp Allah için Allah’a layık güzel işler düşündürmeye alıştıran ibadetlerdir. Yoksa zikrullah; kerametleri kendilerinden menkul ve müritleri tarafından uydurulan bazı zevatın uydurdukları, tepinerek transa girmeler, şirk ve küfür içerikli ilahiler, nefesler, şathiyeler eşliğinde yapılan illüzyonlu ayinler, uydurma rüyalarla dizayn edilen toplantılar değildir. 2 Ey o, Allah’a ve Rasulü’ne samimiyetle iman etmiş olup da Allah katından müminlere tahsis edilen ilâhî izzete ermek isteyen müminler! Sizleri dünya meşguliyetlerinin en vazgeçilmezi olan mal ve evlat işleri, onların bakımı, derdi ve zevki Allah’ı anmaktan alıkoymasın, oyalamasın. Bu, “bunlarla hiç meşgul olmayın demek değil, fakat bunlar sizi, asıl izzetin ruhu olan Allah’ı zikretmekten alıkoymasın” demektir. 3 Bk. (Kehf: 46, Sebe’: 37, Teğabün: 14, 15)— M. Türk
63:9
10
وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَٓا اَخَّرْتَـن۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٠١
Ve enfikû mimmâ rezaknâkum min kabli en ye’tiye ehadekumul mevtu fe yekûle rabbi lev lâ ahhartenî ilâ ecelin karîbin fe assaddeka ve ekun mines sâlihîn(sâlihîne).
Sizden birinize ölüm gelip de: “Ey Rabbim! Benim ölümümü bir süre geciktirsen, ben de böylece biraz sadaka¹ verip iyilerden olsam olmaz mı?” demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden sadaka verin. 1 Sadaka için Bk. (Bakara: 271, 276, Tevbe: 60 ve dipnotları, 79, 104)— M. Türk
63:10
11
وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللّٰهُ نَفْساً اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهَاۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ١١
Ve len yûahhırallâhu nefsen izâ câe eceluhâ, vallâhu habîrun bi mâ ta’melûn(ta’melûne).
Oysa Allah eceli gelmiş bir kimsenin (ölümünü) kesinlikle ertelemez. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır.— M. Türk
63:11
Münafikun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle