ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٨١
Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Sonunda seni de buyruğumuzdan bir şeriat¹ sahibi kıldık. Sen sadece ona uy ve sakın (hakkı) bilmeyenlerin arzularına uyma.²
1 Şerîat: İnsanların ırmaklardan su almaya vardıkları yer, açık ve geniş yol demektir. Din şeriatı da istiâre olarak Allah’ın bir toplum için gerekli olan “hukuk sistemini” göstermek için kullarına peygamberleri aracılığıyla gönderdiği ve onları hakka götüren yol yani “din”, anlamında kullanılır. Çünkü insanlar Allah’ın emirlerine ve rahmetine ancak onunla ulaşırlar. Şerîat’ın çoğulu “şerâyi” dir. Şerîat’ın eş anlamlısı olan “Şir’a” da sözlükte; yol, mezheb, metot, âdet, benzer, suya giden yol, anlamlarına gelir. Şir’a, şeriat şeklinde de kullanılmış olup aynı kökten geldikleri için ikisi de aynı anlama gelir. Mutasavvıflar; şir’anın dinin genel hükümleri yani şeriat, “minhac”ın ise; bir delil getirmeyip şeriatın da üzerinde olan, dinin en mükemmel yaşayış biçimi (!) olan “tarikatlar” olduğunu söylemişlerdir. Bu; tamamen mesnetsiz ve keyfi bir yorumdan ve yeni bir din icat etmekten başka bir şey değildir. Ancak şerîat kelimesi diğerlerine göre daha çok şöhret kazanmış, bütün emir ve yasakları ve diğer hükümleriyle “İslâm dini” karşılığında kullanılmıştır. Buna göre, “İslâm şeriatı” denildiği zaman daima; Allah’ın Muhammed (s.a.v) aracılığı ile insanlara gönderdiği “İslâm dini ve onun özellikle amele ilişkin hükümleri” anlaşılır. Şâri’; Şeriât koyan, teşrî’ ise; Şerîat koymak, kanun çıkarmak demektir. Âyetlerden anlaşıldığı üzere şerîat ve eş anlamlısı olan kelimeler, Allah’ın insanlar için koyduğu bütün hükümleri kapsamaktadır. Bu hükümleri koyanın bizzat Allah olması itibarıyla O’na “Şâri-i Hâkim” veya “Şâri-i Evvel” denildiği gibi, aynı isimler Hz. Peygamber için de kullanılır. Çünkü o da bir peygamber olarak, hükümler koymuş veya Kur’an’ın hükümlerini tamamlayıcı esaslar getiren “Şâri-i Sâni”dir. Ancak O’nun koyduğu hükümler vahyin kontrolü altındadır. O’ndan vahye aykırı bir söz, fiil veya takrir zuhur ederse, Allah bunu düzeltir. Yanlış olan veya değişmesi gereken hükmün yerini vahiy alır. Kur’an’da: “O, istek ve arzusuna göre konuşmaz. Onun (söyledikleri) vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm: 3-4) buyurulur. İslâm Şerîatı temelde Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas delillerine dayanır ve müctehid imamlarca bir sistem halinde açıklanmıştır. Ebû Hanîfe, Şâfiî, Mâlik b. Enes ve Ahmed b. Hanbel’in temsil ettiği fıkıh ekolleri şer’î hükümleri bir bütünlük içinde sistemleştirdiler. Ana prensipler ortak olmakla birlikte ayrıntılarda farklı tefsir ve teviller İslâm hukukuna esneklik kazandırdı. Böylece çeşitli ülke ve kültür yapısı içinde yaşayan Müslümanlar bu esnekliklerden yararlanarak tercih ettikleri yönde İslâm’ı yaşama ve uygulama imkânı buldular. Bir hükmün İslâmî nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır. İslâm’ın amele yönelik esaslarını kapsayan şerîat hükümlerini klâsik fıkıh kaynakları; “ibadetler, muâmeleler ve ceza hukuku” adı altında üç ana bölümde incelemiştir. “Bir imama inanıp bağlanmayı” inanç esası haline getiren “şîa”, kendine özgü, kapalı devre ve tek yanlı kaynaklara dayalı bir İslâm toplumu oluşturmuştur. Bazı Müslüman görünmek zorunda olanların da; Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemek için İslâm’la şeriat’ın ayrı ayrı şeyler olduğunu söylemeleri ve bazılarının da fıkhı kabul etmeyerek kendilerince yeni bir mezheb, hatta din uydurmaları tenkite bile değmeyecek basitliktir. 2 Şeriat aslında mastardır. Sonra açık ve geniş yola isim yapılmış ve bu yola; “şer’, şir’a ve şeriat” denilmiştir. Bu da dinde Allah’ın yolu için istiare edilmiştir. Burada (شَر۪يعَةٍ)de tenvin tazim içindir. Emir, din işi yahut Allah’ın emri demektir. Yani bu Kur’an’da beyan olunduğu üzere Allah’ın sana vahiy ettiği emir ve nehyinden bir büyük ve geniş yol, muazzam bir şeriat üzere seni memur ettik. Onun için o şeriate uy, kendini ona uydur da bilmeyenlerin hevalarına uyma. Zira Allah’ın ahkâmına ilmi bulunmayan veya ilmin gereklerine tâbi olmayan kimseler sırf kendi keyif ve heveslerinin arkasından koşarlar. Hevalar ise ferde göre değişir, İsraîl Oğulları gibi ihtilafa düşürür, Allah’ın gazabına götürür. Şerîat ise toplar, tevhit ile rızasına götürür. Şerîatı takip et de cahillerin hevalarına uyma. (Elmalılı)— M. Türk