Abese 42 Ayet 30. Cüz عبس
80

Abese

— Surat Astı
42 Ayet 30. Cüz
عبس
80
Abese
42 Ayet
عبس
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ١
Abese ve tevellâ.
1,2. (Peygamber) kör adamın kendisine gelmesinden¹ hoşlanmadı² ve yüzünü çevirdi. 1 Hz. Aişe ve İbnu Abbas’tan: “Abese sûresi, Hz. Hatice’nin dayısının oğlu, âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm hakkında nâzil oldu. Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşat et!” deyip duruyordu. Peygamberimizin yanında ise, müşriklerin büyüklerinden, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef vardı. Peygamberimiz âmâ’ya aldırmadı, yüzünü buruşturup döndü ve ötekilere yöneldi. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.” (Tirmizî, Muvatta) (Buhârî’de bu olaya dâir bir rivâyet zikredilmemiştir.) Bazıları hiçbir kaynak göstermeden Müddessir: 11-24. ayetlerdeki şahısla bu olaydaki şahısların aynı şahıslar olduğunu söyleyerek (عَبَسَ) fiilinin öznesinin bu şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki Müddessir suresinde bahsedilen şahıs Velîd b. Muğîre’dir. Buradaki şahıslar ise, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef’tir. Eğer (عَبَسَ) fiilinin öznesi bu şahıslar olsa idi fiilin çoğul gelmesi gerekirdi. (Arapçada çoğul olan fail gizli olduğu zaman fiil çoğul kullanılır.) Bu ayetin iniş sebebi hakkında yukarıdaki rivayetler ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati böyledir. Bu sebeple rivayeti ve gerekçesi kendi keyfinden veya Şii müfessirlerden (Bk. Tabatabaî) menkul olanlara itibar etmemek gerekir. Bir de bu âyetten Peygamberlerin de hata edebilecekleri anlaşılmaktadır. Peygamberimizin buna benzer hataları (zelle) için. Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Kasas: 56) 2 Abs ve Ubus: Huzursuzluktan yüzü burkulmak, yüzü ekşimek, burun çevrilmek, çehre dürülmek, demektir. Müteaddî olarak kullanılırsa, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak manalarını ifade eder. Burada yüz zikredilmediği için “hoşlanmadı” şeklinde anlamak daha uygun olur.— M. Türk
80:1
2
اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ ٢
En câehul a’mâ.
1,2. (Peygamber) kör adamın kendisine gelmesinden¹ hoşlanmadı² ve yüzünü çevirdi. 1 Hz. Aişe ve İbnu Abbas’tan: “Abese sûresi, Hz. Hatice’nin dayısının oğlu, âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm hakkında nâzil oldu. Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşat et!” deyip duruyordu. Peygamberimizin yanında ise, müşriklerin büyüklerinden, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef vardı. Peygamberimiz âmâ’ya aldırmadı, yüzünü buruşturup döndü ve ötekilere yöneldi. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.” (Tirmizî, Muvatta) (Buhârî’de bu olaya dâir bir rivâyet zikredilmemiştir.) Bazıları hiçbir kaynak göstermeden Müddessir: 11-24. ayetlerdeki şahısla bu olaydaki şahısların aynı şahıslar olduğunu söyleyerek (عَبَسَ) fiilinin öznesinin bu şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki Müddessir suresinde bahsedilen şahıs Velîd b. Muğîre’dir. Buradaki şahıslar ise, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef’tir. Eğer (عَبَسَ) fiilinin öznesi bu şahıslar olsa idi fiilin çoğul gelmesi gerekirdi. (Arapçada çoğul olan fail gizli olduğu zaman fiil çoğul kullanılır.) Bu ayetin iniş sebebi hakkında yukarıdaki rivayetler ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati böyledir. Bu sebeple rivayeti ve gerekçesi kendi keyfinden veya Şii müfessirlerden (Bk. Tabatabaî) menkul olanlara itibar etmemek gerekir. Bir de bu âyetten Peygamberlerin de hata edebilecekleri anlaşılmaktadır. Peygamberimizin buna benzer hataları (zelle) için. Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Kasas: 56) 2 Abs ve Ubus: Huzursuzluktan yüzü burkulmak, yüzü ekşimek, burun çevrilmek, çehre dürülmek, demektir. Müteaddî olarak kullanılırsa, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak manalarını ifade eder. Burada yüz zikredilmediği için “hoşlanmadı” şeklinde anlamak daha uygun olur.— M. Türk
80:2
3
وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ ٣
Ve mâ yudrîke leallehu yezzekkâ.
(Ey Muhammed!) Nereden biliyorsun! Belki o, (günâhlarından) temizlenecek,— M. Türk
80:3
4
اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ ٤
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikrâ.
Yahut öğüt alacak da o öğüt kendisine fayda verecek.— M. Türk
80:4
5
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ٥
Emmâ menistagnâ.
Fakat (senin öğüdüne) tenezzül etmeyen kimseye gelince,— M. Türk
80:5
6
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ ٦
Fe ente lehu tesaddâ.
Sen, ona yönelip (öğüt vermeye) çalışıyorsun.— M. Türk
80:6
7
وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ ٧
Ve mâ aleyke ellâ yezzekkâ.
Oysa onun temizlenmemesinden sen sorumlu değilsin.— M. Türk
80:7
8
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ ٨
Ve emmâ men câeke yes’â.
8,9. Fakat Allah’tan korkarak sana koşup gelen kimseye¹ gelince, 1 Bu şahıs; Abdullah b. Ümmi Mektûm’dur.— M. Türk
80:8
9
وَهُوَ يَخْشٰىۙ ٩
Ve huve yahşâ.
8,9. Fakat Allah’tan korkarak sana koşup gelen kimseye¹ gelince, 1 Bu şahıs; Abdullah b. Ümmi Mektûm’dur.— M. Türk
80:9
10
فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ٠١
Fe ente anhu telehhâ.
Sen ona aldırış etmiyorsun.— M. Türk
80:10
11
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ ١١
Kellâ innehâ tezkirah(tezkiratun).
Hayır! Sakın öyle yapma! (Şunu iyi bil ki) o (Kur’ân) elbette bir öğüttür.— M. Türk
80:11
12
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ ٢١
Fe men şâe zekerah(zekerahu).
Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.— M. Türk
80:12
13
ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ٣١
Fî suhufin mukerrameh(mukerrametin).
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.— M. Türk
80:13
14
مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ٤١
Merfûatin mutahherah(mutahheratin).
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.— M. Türk
80:14
15
بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ ٥١
Bi eydî seferah(seferatin).
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.— M. Türk
80:15
16
كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ ٦١
Kirâmin berarah(beraratin).
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.— M. Türk
80:16
17
قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ ٧١
Kutilel insânu mâ ekferah(ekferahu).
Şu kahrolası insan, ne kadar da nankör!¹ 1 Bu âyet, Utbe b. Ebi Leheb’in; “yıldızların Rabbini inkâr ediyorum.” demesi üzerine nâzil olmuştur.— M. Türk
80:17
18
مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ ٨١
Min eyyi şey’in halakah(halakahu).
18,19. (Allah) onu, hangi şeyden yarattı? (biliyor mu? Tabiî ki) bir damla sudan yaratıp (ana karnında) onu bir düzene soktu.— M. Türk
80:18
19
مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ٩١
Min nutfeh(nutfetin), halakahu fe kadderah(kadderahu).
18,19. (Allah) onu, hangi şeyden yarattı? (biliyor mu? Tabiî ki) bir damla sudan yaratıp (ana karnında) onu bir düzene soktu.— M. Türk
80:19
20
ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ ٠٢
Summes sebîle yesserah(yesserahu).
Sonra onun kolayca doğmasını sağladı.¹ 1 Bu âyet, “Sonra ona hayatı, (gönderdiği kurallarla) kolaylaştırdı.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
80:20
21
ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ١٢
Summe emâtehu fe akberah(akberahu).
Sonra da onu vefat ettirip (cesedini) kabre gömdürdü.¹ 1 Ölüsünün açıkta bırakılmayıp kabre gömülmesini de emretti. Yani insanın dirisini de ölüsünü de hürmete layık gördü ki bu da bir nîmettir. (Elmalılı)— M. Türk
80:21
22
ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ ٢٢
Summe izâ şâe enşerah(enşerahu).
Daha sonra, dilediği zaman da ona yeniden hayat verecektir.— M. Türk
80:22
23
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۜ ٣٢
Kellâ lemmâ yakdı mâ emerah(emerahu).
Hayır! (doğrusu birçok insan), hâlâ O (Allah’ın) emirlerini tamamıyla yerine getirmedi.— M. Türk
80:23
24
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ ٤٢
Felyanzuril insânu ilâ taâmih(taâmihî).
(Şu kahrolası insan) bir de yediklerinin (nasıl yetiştiğine) bir baksın!— M. Türk
80:24
25
اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَباًّۙ ٥٢
Ennâ sabebnel mâe sabbâ(sabben).
Şüphesiz Biz (onları) bol bol yağmur yağdırarak,— M. Türk
80:25
26
ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقاًّۙ ٦٢
Summe şekaknel arda şakkâ(şakkan).
Sonra da yeri (bununla) kabartarak¹ (yaratırız.) 1 Toprağı; yağmurla, bu suyun donup çözülmesiyle veya tohumların çatlayıp çıkmasıyla kabartarak…— M. Türk
80:26
27
فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَباًّۙ ٧٢
Fe enbetnâ fîhâ habbâ(habben).
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.— M. Türk
80:27
28
وَعِنَباً وَقَضْباًۙ ٨٢
Ve ineben ve kadbâ(kadben).
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.— M. Türk
80:28
29
وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ ٩٢
Ve zeytûnen ve nahlâ(nahlen).
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.— M. Türk
80:29
30
وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ ٠٣
Ve hadâika gulbâ(gulben).
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.— M. Türk
80:30
Yükleniyor...
Abese
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle