وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٠٣
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).
Bir zamanlar Rabbin meleklere:¹ “Ben yeryüzünde bir halîfe² yaratacağım.” deyince, (melekler): “Biz Sana hamd ederek şânını, yüceltip ve Seni eksikliklerden uzak tutup³ dururken; Sen, orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek⁴ kimseyi mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Ben bilirim.” dedi.
1 Melek: Güçlü, kuvvet sahibi, elçi demektir. Melekler; erkeklik ve dişilik özelliği olmayan, yemeyen, içmeyen, evlenmeyen, doğmayan, doğurmayan, normal gözle görülmeyen, Allah’a ibâdetle meşgul olan rûhanî, nuranî, varlıklardır. Ateşten yaratılıp sonradan şeytanlaşan İblis, melek değil cindir. Melekler, Allah’ın yarattığı kullarıdır. Onlar, Allah’ın kızları, çocukları olmadıkları gibi, düşmanları da değildirler. Melekler, Allah’ın kendilerine verdiği emirleri yerine getirirler, asla itaatsizlik etmezler ve günah işlemezler. Kur’ân’a ve Sünnete göre melekler, gözle görülmeyen, nurdan yaratılmış olmalarına rağmen, Allah onlara, gerektiğinde diledikleri şekle girerek görünme gücü vermiştir. Meleklerin varlığı naklen sabit, aklen caizdir. Çünkü bütün peygamberler meleklerin var olduklarını bildirmişler. Hz. Peygamber (s.a.v) de onları bizzat görmüş ve var olduklarını haber vermiştir. Bu sebeple, melekleri inkâr etmek, şer’an küfürdür. Meleklerin Kur’ân’da geçen ayetlerde belirtilen görevleri, onların tek görevleri değil görevlerinden bize bildirilen bir kısmıdır. 2 Halîfe: Aslı "halîf"dir. Sonundaki bitişik tâ (tâ-i merbûta) mübalağa içindir. Halîfe kelimesi isim olarak kullanılan sıfatlardandır, çoğulu "halâif" ve "hulefâ" gelir. Dilimizde "kalfa" deyiminin doğrusu olan Halîfe kelimesi; başkasına vekil olmak, yani az veya çok onun yerini tutarak, onu temsil etmek, demektir. Bu vekillik de; ya aslın kaybolmasından veya bir yardımdan veya aczinden yahut da bunların hiçbiri olmadığı halde sırf asilin vekiline bir şeref bahşederek lütufta bulunmasından doğar. Allah’ın yeryüzünde halife seçmesi bu kabildendir. Her vekilin/halîfenin kıymet ve şerefi, temsil ettiği asilin şeref derecesine uygundur. Burada sözü geçen "Halîfe" kelimesi ile kastedilen Âdem (a.s.)’dır. O hüküm ve emirlerini yerine getirmek hususunda Allah’ın halifesidir, yani soyundan gelen çocuklarına gönderilmiş peygamberidir. Bu âyet, ümmetin sözünün dinlenilip, emrine itaat edilen bir Halîfe’nin başa geçirilmesi gereği hususun¬daki asıl delillerden birisidir. Böyle birisinin tayin edilmesinin gereği hususun¬da ümmet ve âlimler arasında bir görüş ayrılığı yoktur. “Halîfe tayini dinde vacip değil belki uygundur” görüşü ise; Mu’tezile mezhebine aittir. Bu gün de aynı ifadeleri kullananlar, ne yaptıklarının farkındalar mı acaba? (Elmalılı) 3 Takdis: Allah için kalbi temizlemek, Allah’ı yüceltmek ve bir şeyi pislikten temizlemektir. 4 Meleklerin, “insanın yeryüzünde fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini” önceden bilmeleri, onların “levh-i mahfuz”dan bazı bilgilere sahip olmaları veya Allahın bu konuda onlara önceden bir kısım bilgi vermesi ile olabilir.— M. Türk