1
وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ ١
Vet tîni vez zeytûn(zeytûni).
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki,
1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.— M. Türk
95:1