Tin 8 Ayet 30. Cüz التين
95

Tin

— İncir
8 Ayet 30. Cüz
التين
95
Tin
8 Ayet
التين
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ ١
Vet tîni vez zeytûn(zeytûni).
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki, 1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.— M. Türk
95:1
2
وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ ٢
Ve tûri sînîn(sînîne).
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki, 1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.— M. Türk
95:2
3
وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ ٣
Ve hâzel beledil emîn(emîni).
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki, 1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.— M. Türk
95:3
4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ ٤
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.— M. Türk
95:4
5
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَۙ ٥
Summe redednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).
Sonra da onu aşağıların en aşağısı¹ kıldık.² 1 Yani, bir zaman sonra, “o en güzel biçimde yaratılan insanı” aşağıların en aşağısına çevirip döndürdük. Yahut “Sefillerin en sefili yaptık.” Yahut “o güzel biçimden döndürüp de maddî ve manevî olarak kötülenmiş en sefil bir halde cehenneme veya cehennemin en aşağı tabakasına doğru ittik.” Temizlik yerine eğrilik, güzellik yerine çirkinlik, sıhhat yerine hastalık, gençlik yerine ihtiyarlık, akıl ve bilgi yerine bunaklık ve cahillik, çalışma ve gayret yerine tembellik, bolluk yerine darlık, güçlük yerine zelillik dönemine, ondan hayata karşılık ölüme, çürüyüp kokmaya, ondan kıyamette, dünyaya karşılık cehenneme veya cehennemin en alt tabakasına doğru ittik. (Elmalılı) 2 Esasen 5. ve 6. ayetlerin anlamı, istisnadan dolayı beraber düşünülmesi gerekir. Bu durumda iki ayetin toplu manası: “Şüphesiz kendilerine hesapsız bir mükâfat verilecek olan, (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışındaki (kâfir)leri de aşağıların en aşağısı kıldık.” şeklinde olur. Bu durumdan ise, insanlardan iman etmeyenlerin iradesine ve yaşayışına bir müdahale anlaşılamaz. İmansızlıklarından dolayı “aşağıların en aşağısı” kılındıkları anlaşılır. Zaten bu kimselerin hayatlarına ve yaşayışlarına bakılırsa bu iki ayetin tezahürü açıkça görülür.— M. Türk
95:5
6
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۜ ٦
İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar bunun dışındadır ve onlara, hesapsız bir mükâfat vardır.¹ 1 Aynı âyet için Bk (İnşikak: 25)— M. Türk
95:6
7
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّ۪ينِۜ ٧
Fe mâ yukezzibuke ba’du bid dîn(dîni).
(Ey Muhammed!) artık bundan sonra, din hakkında sana kim yalan söyletebilir? ¹ 1 Bu âyet; “(Ey insanoğlu!) artık bundan sonra sana dini ne yalanlatabilir?” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
95:7
8
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِم۪ينَ ٨
E leysallâhu bi ahkemil hâkimîn(hâkimîne).
Hüküm verenlerin en iyi hüküm vereni, Allah değil mi? ¹ 1 Hz. Peygamber (s.a.v)’in: “Her kim Tin suresini okuyup da, ‘Allah hâkimlerin hâkimi değil midir?’ âyetine geldiğinde; ‘Evet, ben de ona şahitlerdenim.’ desin” buyurmuştur. Bazı rivayetlere göre de Resulullah (s.a.v) bu âyete geldiği vakit " Evet, Allah’ım sen noksan sıfatlardan uzaksın," derdi. (Tirmizî, Ebu Davud)— M. Türk
95:8
Tin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle