Fatır 45 Ayet 22. Cüz فاطر
35

Fatır

— Yaratan
45 Ayet 22. Cüz
فاطر
35
Fatır
45 Ayet
فاطر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Hamd, gökleri ve yeri (yoktan) yaratan,¹ melekleri ikişer üçer ve dörder kanatlı² elçiler kılan, Allah’a aittir. O yaratmada dilediği artırmayı yapar.³ Şüphesiz Allah’ın gücü, her şeye yeter. 1 (فَاطِرٌ) kelimesi yukarıda sıfat olarak tercüme edilmiştir. Mübteda olarak; “Hamd, Allah’a aittir. O gökleri ve yeri yaratandır…” şeklinde de tercüme edilebilir. (Kurtubî) Fâtır: Esasen yarmak, ilk olarak yaratmak manasınadır. (فَاطِر) mâzi manâsına alınıp izafet-i maneviye olarak marife olup, Allah lafzına sıfat kabul edilirse, ahirete, yani ikinci yaratılışa işaret, edebilir. Bazı müfessirlerin dediği gibi yarmak manasından ism-i fâil olması da mümkündür. Bu surette bundan ahiretteki yaratılış da anlaşılabilir. O halde iki ihtimal kalır. Birisi bedel yapılmak, birisi de istimrar ve sebat kast olunarak mazi ve istikbale şamil olmaktır. En münasibi de budur. O zaman bu bölümün manası, hem ilk yaratılışı, hem de ikinci yaratılışı içererek işaret ettiğimiz gibi: “Gökleri ve yeri yaran ve yaracak olan, Dünyayı yarattığı gibi Âhireti de yaratan” şeklinde olur. (Elmalılı) 2 Meleklerin kanatlarının hakikat ve keyfiyetinin nasıl olduğunu Allah bilir. Bu rakamlar çokluktan kinâyedir. Meleklerin daha fazla kanatları olabilir. İbnu Mes’ud’un rivâyetine göre Peygamber Efendimiz Cebrâil’i altı yüz kanatla görmüştür. (Müslim) 3 Yaratmada dilediği kadar artırır. Yani isterse, meleklerin kanatlarını daha fazla yarattığı gibi, diğer yarattıklarında da dilediği ziyadeyi yapabilir. Bu yüzden Allah’ın yaratma gücünün sınırı yoktur. Yani evreni yaratıp bir süre sonra istirahata çekilmemiştir.— M. Türk
35:1
2
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mâ yeftehillâhu lin nâsi min rahmetin fe lâ mumsike lehâ, ve mâ yumsik fe lâ mursile lehu min ba’dih(ba’dihî), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah insanlara rahmetinden neyi açarsa, onu tutacak olmadığı gibi neyi de kısarsa, onu Ondan sonra salıverecek de yoktur. O, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.— M. Türk
35:2
3
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Yâ eyyuhen nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tû’fekûn(tû’fekûne).
Ey insanlar! Allah’ın size ihsan ettiği nîmetini (sürekli) anın. Size gökten ve yerden rızık veren Allah’tan başka bir yaratıcı, olabilir mi? Zâten Ondan başka ilâh yoktur. Öyleyse siz, (Hak’tan) nasıl da saptırılıyorsunuz?— M. Türk
35:3
4
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Ve in yukezzibûke fe kad kuzzibet rusulun min kablik(kablike), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
(Ey Muhammed!) Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa senden önceki Peygamberler de yalanlanmıştı. (Üzülme, sonunda) bütün işler Allah’a döndürülür.¹ 1 Bu ayet Peygamber Efendimizi teselli ve ona moral vermek için indirilmiştir.— M. Türk
35:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın¹ ve sakın o aldatıcı (şeytan), sizi Allah adına² aldatmasın. 1 Sakın Dünya hayatı sizi mağrur etmesin, aldatmasın. Bu gün keyfimize bakalım da yarın ne olursa olsun demeyin. Dünyaya dalıp da uhrevî vazifelerinizi unutmayın, Dünya için ahiretinizi feda etmeyin, çünkü gençlik uçup ihtiyarlık çöktüğü gibi Dünya da bir rüya gibi gelir geçer, ahiret, ebedî olmak üzere gelir çatar. (Elmalılı) 2 O çok aldatıcı mağrur insan ve cin şeytanları sizi “Allah kerîmdir, Allah gafûrdur, rahîmdir, Allah her şeye vekildir” diyerek Allah’ın affına güvendirerek, Allah’ı kendi kafalarına göre tanımlayarak, Allah adına konuşarak, başka yolları Allah’ın yolu diye göstererek, Allah’ın adını kullanarak sizi günahlara, sefahatlere sevk etmesin, vazifelerinizi kötüye kullandırmasın.— M. Türk
35:5
6
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
İnneş şeytâne lekum aduvvun fettehızûhu aduvvâ(aduvven), innemâ yed’û hızbehu li yekûnû min ashâbis seîr(seîri).
Gerçekten şeytan,¹ sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de ona düşman olun. Zâten o, kendi taraftarlarını çağırsa çağırsa, çılgın alevli cehennem halkından olmağa çağırır. 1 Şeytan: Azgınlıkta son derece yüze çıkmış, haktan uzak, yanlış/bâtıl olan, demektir. Şeytan kelimesi, insan, cin, hayvan ve tüm yaratıklar ve düşünce tarzlarından pis, azgın, inatçı ve inkârcı olanları için kullanılan bir cins isimdir. Âdem’e secdeyi kabul etmediği andan itibaren, hayırdan ümidini kesmiş, pişmanlık ve üzüntü duyan anlamında İblis; secde etmeyiş sebebi olarak da beni dumansız ateşten, onu ise çamurdan yarattın diye bir bahane uydurarak Âdem’i Cennet’ten çıkarmaya çalıştığı andan itibaren de Şeytan adını almıştır. İslam’a göre şeytan diye özel bir varlık yoktur. Şeytanlık tıpkı mü’minlik gibi bir sıfattır. Bu sıfatı ilk kazanan ise “iblis” isimli bir cindir. Bu sıfatlara sahip olan her insan, tüm akıllı varlıklar ve düşünce sistemleri şeytanın ta kendisidir. Bk. (Bakara: 14 ve dipnotu, En’am: 100)— M. Türk
35:6
7
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Ellezîne keferû lehum azâbun şedîd(şedîdun), vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Kâfirlere çok şiddetli bir azap, (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara ise, af ve çok büyük bir mükâfat vardır.— M. Türk
35:7
8
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe reâhu hasenâ(hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserât(haserâtin), innallâhe alîmun bimâ yesneûn(yesneûne).
(Bu af ve mükâfat onlara değil de) yaptığı kötülükler (kendi nefisleri tarafından) kendisine süslü kılınıp, onu güzel görene mi (olacak)?¹ Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de hak yola yöneltir. O halde, onlara üzülerek kendini helâk etme. Allah onların ne yaptıklarını çok iyi bilir.² 1 Bu soru inkâr içindir ve bu ifâde, “tabiî ki olmayacak” anlamınadır. Yani iman edip sâlih ameller yapan kimselere mağfiret ve büyük bir ecir var diye onun zıddı olan o mağrur kimseler de mi onlar gibi olacak. Kendisine kötü ameli süslü gösterilmiş, hırsı şehvetle allanmış-pullanmış, hem zevkine, hem menfaatine uygun sonu iyi gelecek bir amel gibi hoş gösterilmiş de onu güzel görmüş, vehimleri aklına galebe etmiş, şehvetlerinin sarhoşluğu gözünü bürümüş, tersi dönmüş, bâtılı hak, kötüyü iyi, fenalığı güzel görür olmuştur. İşte Dünya hayatında mağrur olan bu hâle geleceği gibi Allah gafur, diye kötülüklerde ısrar eden mağrurlar da bu hâle gelirler. Bir insan böyle kötüyü iyi görecek kadar da şaşkın ve vicdansız nasıl olur diye hayret etme. Çünkü Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğine de hidayet verir. (Elmalılı) 2 Efendimiz, “Ey Allahım! Dinini Ömer b. Hattab ve Ebû Cehil b. Hişam ile şereflendir” demiş, Allah da Hz. Ömer’i îmanla şereflendirmiş, Ebû Cehil’i ise küfür bataklığında bırakmıştı. Bu âyet, bu olaydan sonra nâzil olmuştur. (Esbâb-ı Nüzûl-Suyûtî)— M. Türk
35:8
9
وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Vallâhullezî, erseler rîyâha fe tusîru sehâben fe suknâhu ilâ beledin meyyitin fe ahyeynâ bihil arda ba’de mevtihâ, kezâliken nuşûr(nuşûru).
Rüzgârları gönderip bulutları hareket ettiren, sadece Allah’tır. Sonra Biz onu ölü arazilere sürükler ve o araziyi ölümünden sonra o (bulutla) diriltiriz. İşte (ölümden sonraki) diriliş de aynen böyle olacaktır.— M. Türk
35:9
10
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ٠١
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).
Kim şerefli olmak istiyorsa (şunu iyi bilsin ki) bütün şerefler Allah’a aittir.¹ Bütün güzel sözler² Ona yükselir, (îman edilen) iyi işleri yaşamak da o (güzel sözleri) yükseltir.³ Sinsice kötülükleri tasarlayanlara ise, çok şiddetli bir azap vardır ve onların tasarladıkları kötülükler, (bir gün) mutlaka bozulur. 1 Şeref dünyada da âhirette de tamamıyla Allah’a aittir. Onun için şeref isteyen, şuna-buna tapmakla kendisini alçaltmamalı, hepsini bir kenara bırakıp sadece Allah’a kul olmalı. Bk. (Yûnus: 65, Nisâ: 139, Münâfıkun: 8) 2 Güzel sözler; başta kelime-i tevhit, olmak üzere Allah’ın ve Efendimizin öğrettiği tarzda tesbih, tekbir, Allah’ı zikir, dua, istiğfar, Kur’an okumak gibi kelimelerin hepsini kapsar. Tasavvuf ekollerinin kendilerine göre yaptıkları zikir tanımlama ve çeşitleri ile ilgili olarak, sahih kaynaklarda herhangi bir rivâyet bulunmamaktadır. Genellikle bu rivâyetlerin kaynağı, kendilerinden menkuldür. Peygamberimizin uygulamalarında Allah, sıfatlarıyla ve kelime-i tevhit’le zikredilmiş ve bunun sayısı da yüzü geçmemiştir. Sünnette sadece “Allah” ve “hû” lafızlarıyla zikir uygulaması yoktur ve zaten bu şekildeki zikir, câiz de değildir. Bir kısım çalgı aletleri eşliğinde ve zikir adı altında yapılan ritüeller ve danslar ise tamamen batıl ayinlerdir ve İslam’la hiçbir alakası yoktur. Bk. (Bakara: 152 ve dipnotu) 3 Bu âyete göre söylenen her türlü güzel söz, zikir, dua ve nutukların Allah huzurunda kabul görmesi ancak bunları tasdik ettirecek sâlih ameller ile olur. Peygamberimiz; “Bir kul güzel bir söz söylerse melek onu Rahman’a arz eder, fakat o kulun amel-i sâlihi yoksa kabul olunmaz.” buyurmuştur. Yine bir hadiste: “Allah bir sözü amelsiz kabul buyurmaz ve sözü de ameli de niyetsiz kabul buyurmaz, sözü, ameli, niyeti de ancak sünnete isabet ediyorsa kabul eder.” buyurulmuştur. (Kurtubî) Sonuç olarak Allah’ın huzurunda şerefe ulaşmak hem güzel söz, hem de yaşama ile olur. Yoksa gurur, şeytanlık ve sadece laf ile değil.— M. Türk
35:10
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Allah sizi önce topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra da sizi birbirinize eşler kıldı. Hiçbir dişi, Onun bilgisi olmadan hamile de olamaz, doğum da yapamaz. Bir canlıya ömür verilmesi de onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitapta¹ (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah’a göre çok kolaydır. 1 Yani, “levh-i mahfuz”da…— M. Türk
35:11
12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٢١
Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Suyu tatlı, susuzluğu kesen ve içimi kolay olan denizle, suyu tuzlu ve acı olan iki deniz asla bir değildir. Ama her birinden de taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyaları (olan inciler) çıkarırsınız. (Bir de) gemilerin onda (Allah’ın) lütfundan rızık aramanız için (dalgaları) yararak yüzdüğünü görürsün. (Şimdi) belki şükredersiniz.— M. Türk
35:12
13
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ٣١
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kıtmîr(kıtmîrin).
Gerçekten Allah, her an geceyi gündüze, gündüzü de geceye sokup duruyor. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar dönen güneşi de ayı da (kendisine) boyun eğdirmiştir. İşte sizin Rabbiniz bütün kâinatın sahibi olan bu Allah’tır. Onu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir çekirdek zarı¹ kadar basit şeylere bile sahip değildirler. 1 Kıtmîr: Hurma ile çekirdeğinin arasındaki ince zar veya çekirdeğin arkasındaki ince çıkıntı demektir. Mecâzen hakir ve basit şeyler için kullanılır.— M. Türk
35:13
14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ٤١
İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mestecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr(habîrin).
Onlara duâ etseniz, duânızı işitmezler, işitseler de size cevap veremezler. Kıyamet günü ise sizin (kendilerini Allah’a) ortak koşmanızı reddederler. Hiç kimse seni her şeyi bilen (Allah) gibi (gerçeklerden) haberdar edemez.¹ 1 Yani Allah’tan başka hiç kimse Peygamberlik veremez veya âhiretten haber veremez.— M. Türk
35:14
15
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٥١
Yâ eyyuhen nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Ey insanlar! Siz, Allah’a muhtaçsınız, Allah ise hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, övülmeye layık olandır.— M. Türk
35:15
16
اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٦١
İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Eğer isterse sizi yok eder ve (yerinize hiç görülmedik) yeni bir âlem yaratır.— M. Türk
35:16
17
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٧١
Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
Bu Allah’a göre hiç de güç değildir.— M. Türk
35:17
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Hiçbir günâhkâr¹ bir başkasının günâhını yüklenemez. Eğer (günâh) yükü ağır olan birisi (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa bu, akrabası bile olsa onun yükünden bir şey yüklenemez. (Ey Muhammed!) Sen sadece Rablerini görmedikleri halde, Ondan sevgiye dayalı bir korku ile korkanları, namazı dosdoğru ve devamlı kılanları uyarabilirsin. Kim de (günâhlarından) temizlenirse, kendisi için temizlenmiş olur. Sonunda dönüş Allah’adır. 1 Vizr: Ağırlık, ağır yük, ağır günâh, vebal ve günâhın cezâsının ağırlığı demektir. Herkes kendi günâhından sorumludur ve kendi günâhının cezâsını çeker. Günâhı ağır basan birisi, bir başkasını günâhını yüklenmesi için çağırsa, bu yakını, dostu, hocası, şeyhi bile olsa bu mümkün değildir. Ancak bir kimse, böyle yaparak diğerini bir günâha sokarsa o boynuna aldığı günahı çekmeyecek değildir. Ancak sevk ettiği kimseyi kurtarmış olmayacak, onun çekeceğini çekmeyecektir. Bu durumda birisi aldandığının cezâsını, diğeri de aldattığının cezâsını çekecektir. Buna göre; “günahım falancanın boynuna” diyerek günah işlemenin veya birisine, “şu işi yap günahın benim boynuma” demenin doğrulukla hiçbir ilgisi yoktur. Bk. (En’am: 164, İsrâ: 15, Zümer: 7, Necm: 38) Âyetin bu bölümü “Hiç bir günâhkâr bir başkasının günâhını çekemez…” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
35:18
19
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ٩١
Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru).
19,20,21. Körle gören, karanlıklarla aydınlık, serin gölge ile yakıcı sıcaklık asla bir değildir.¹ 1 Bu âyet mecâzen; “kâfirle Müslüman, bâtıllarla hak, cennet ile cehennem asla bir değildir” anlamına gelebilir. Karanlığın çoğul olması bâtılın çok çeşitli olmasına, aydınlığın tekil olması da hakkın tek olmasına işarettir.— M. Türk
35:19
20
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٠٢
Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
19,20,21. Körle gören, karanlıklarla aydınlık, serin gölge ile yakıcı sıcaklık asla bir değildir.¹ 1 Bu âyet mecâzen; “kâfirle Müslüman, bâtıllarla hak, cennet ile cehennem asla bir değildir” anlamına gelebilir. Karanlığın çoğul olması bâtılın çok çeşitli olmasına, aydınlığın tekil olması da hakkın tek olmasına işarettir.— M. Türk
35:20
21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ١٢
Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
19,20,21. Körle gören, karanlıklarla aydınlık, serin gölge ile yakıcı sıcaklık asla bir değildir.¹ 1 Bu âyet mecâzen; “kâfirle Müslüman, bâtıllarla hak, cennet ile cehennem asla bir değildir” anlamına gelebilir. Karanlığın çoğul olması bâtılın çok çeşitli olmasına, aydınlığın tekil olması da hakkın tek olmasına işarettir.— M. Türk
35:21
22
وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢
Ve mâ yestevîl ahyâu ve lel emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
Dirilerle ölüler de asla bir değildir. Gerçekten Allah dilediğine işittirir, sen ise kabirlerdekilere işittiremezsin.— M. Türk
35:22
23
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٣٢
İn ente illâ nezîr(nezîrun).
(Zira) sen, sadece bir uyarıcısın.— M. Türk
35:23
24
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٤٢
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).
Şüphesiz Biz, seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Bütün ümmetlerin içerisinden mutlaka bir uyarıcı (Peygamber) gelip geçmiştir.¹ 1 Arap toplumundan da mutlaka Peygamber geçmiştir. İslâmî ikinci çağda geçmese de birinci çağda mutlaka geçmiştir. Yani Musa (a.s.)’dan Hz. Peygamber (s.a.v)’e kadar Arap toplumuna peygamber gelmemiştir. Bu o toplumun hiç uyarılmadığı anlamına gelmez. Bk. (İsra: 15, Yasin: 6, Secde: 3 Kasas: 46 ve dipnotları)— M. Türk
35:24
25
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٥٢
Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
Eğer (Mekkeli kâfirler) seni yalanlıyorlarsa (üzülme,) onlardan öncekiler de kendilerine apaçık mûcizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getiren Peygamberlerini yalanladılar.— M. Türk
35:25
26
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٦٢
Summe ehaztullezîne keferû fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Sonra Ben de o kâfirleri helâk ettim. (Böylece) Benim (onları) inkârım nasıl olurmuş? (gördüler).— M. Türk
35:26
27
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٧٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen, fe ahrecnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ, ve minel cibâli cudedun bîdun ve humrun muhtelifun elvânuhâ ve garâbîbu sûd(sûdun).
Allah’ın gökten su indirdiğini, sonra da onunla, çok çeşitli meyveler yetiştirdiğini görmüyor musun?¹ Dağlarda da beyaz, kırmızı, alacalı ve simsiyah yol yol çizgiler² (yarattık). 1 Âyetin bu bölümü metne sadık kalınarak: “Allah’ın gökten su indirdiğini, Bizim onunla, renkleri değişik meyveler yetiştirdiğimizi görmüyor musun?” şeklindedir. Burada 3. şahıstan, 1. şahsa geçiş vardır. Bu Türkçede çok iyi anlaşılamayacağı için yukarıdaki tercüme tercih edilmiştir. 2 Cüded: Cüdde’nin çoğuludur. Bir rengi diğer renkten ayıran yol gibi çizgiler, merkebin sırtındaki alacalı çizgiler, cadde, yol demektir.— M. Türk
35:27
28
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٨٢
Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
(Aynen) bunlar gibi, insanları, hayvanları ve davarları da renk renk (yarattık.) Allah’tan ancak âlim kulları, (hakkıyla) korkar.¹ Şüphesiz Allah, çok şerefli bir affedicidir.² 1 Çünkü bir şeye saygı ve hürmet, ancak onu bilmekle olur ve saygının derecesi, o bilginin derecesiyle orantılıdır. Yani bir kulun, Allah’ını tanıması ne kadar fazlaysa, Ona olan saygısı da o kadar mükemmel olur. Onun için Peygamberimiz: “Sizin içinizde Allah’tan en çok korkan ve sakınan benim” buyurmuştur. İlmin önemi de sadece bilmekle değil, o bildiklerini hayatına uygulamakladır. Esas ilim, “Allah’ı ve Allah’ın dinini” bilmektir. “Gerçek bilginin kitabı gönüllerde yazılı olandır” diye saçmalayıp sonra da: “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır” diyenler uydurdukları ne idüğü belirsiz bir bilgiyi Allah’ın bilgisine alternatif olarak getirdiklerinin belki farkındadırlar da, onu dillerine dolayanlar ne yaptıklarının farkındalar mı acaba? Ayrıca “Bilimsellik” adına bir kısım teori bile olma haysiyeti olmayan şeyler uydurup, bunları bilim diye insanlara pazarlamak da asla ilim değildir. Allah Müslümanları bunların şerrinden korusun. 2 Allah, yalnız affedici ve merhametli değil, aynı zamanda Aziz’dir de. Yani hiç bir şeye mağlûp olmayan, hiç bir baskı altına alınma ihtimâli bulunmayan, dilediğini dilediği anda helâk eden, çok kuvvetli, çok azametli bir affedicidir. Onun için Allah’ı bilmeyenler, her türlü kötülüğü rahatlıkla yaparlar. Onu bir kul ne kadar iyi bilirse, Ona karşı o kadar çok saygılı, o kadar çok hürmetkâr olur.— M. Türk
35:28
29
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٩٢
İnnellezîne yetlûne kitâballâhi ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten yercûne ticâreten len tebûr(tebûre).
Asla zarar etmeyecek bir kazanç olan (cenneti,) ancak Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar, namazı dosdoğru ve devamlı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak verenler, umabilir.— M. Türk
35:29
30
لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٠٣
Li yuveffîyehum ucûrehum ve yezîdehum min fadlih(fadlihi), innehu gafûrun şekûr(şekûrun).
Çünkü (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz öder ve kendi lütfundan onlara daha da fazlasını verir. Şüphesiz O, hem çok bağışlayandır, hem de şükrün karşılığını hemen verendir.— M. Türk
35:30
Yükleniyor...
Fatır
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle