Beled 20 Ayet 30. Cüz البلد
90

Beled

— Şehir
20 Ayet 30. Cüz
البلد
90
Beled
20 Ayet
البلد
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ١
Lâ uksimu bi hâzel beled(beledi).
1,2. Hayır! (Artık başka söze lüzum yok!) Şu beldeye,¹ şu senin içerisinde oturduğun² beldeye yemin ederim. 1 Beled / belde: Sınırlı, belli ve içinde bulunanların toplanma ve oturmalarıyla etkilenen yere denir. Şehre belde denilmesi de bunun içindir. İmar edilmemiş, bayındır olmayan çöle belde denilmesi, vahşi hayvanların mekânı; toprağa belde denilmesi, haşere ve böceklerin mekânı; mezarlığa belde denilmesi de ölülerin mekânı olmalarından dolayıdır. Bu bilgilerden anlaşılır ki Mekke-i Mükerreme’ye “el-Beled” denilmesi, “Şüphesiz bütün âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak, insanlar için (yeryüzünde) kurulan ilk ev, Bekke’dekidir. İbrahim’in makamı olan orada, apaçık mûcizeler vardır…” (Âlu İmran: 96-97) ayetleri gereğince Beyt-i Atik olan Kâbe-i Muazzama, âlemin bir fazilet yurdu olarak hürmet ve saygıyla tanınması vacip, mübarek, bilinen bir şehir olduğuna işarettir. 2 Hıll: Kelime olarak “haram, harem, ihram” karşılığı olarak sıfat veya isimdir. Terim olarak ise, Mekke’de harem bölgesinden dışarıda kalan yer, o helal yerde bulunmak, ihramdan çıkmak veya ihramdan çıkan ve yeminin sorumluluğundan çıkan manalarına gelir ki asıl manası bir “serbestlik” ifade eder. Bir şeyin üzerine inmek, konmak manasına olabildiği de söylenmiştir. Burada muhatap olan Hz. Peygamber (s.a.v)’in bir vasfı olduğu açıktır. Bu da başlıca üç manada düşünülebilir. 1. Bir yere inmek, konmak manası öne alınırsa: Allah Beled-i Haram’a yemini Hz. Peygamber (s.a.v)’in ona girmesi ile kayıtlamıştır ki bunda peygamberin faziletinin büyüklüğünü gösterme ve bir yerin şerefinin, o yerde bulunanların şerefi ile olduğunu bildirme mânâsı vardır. (Beydâvî) 2. Hıll’in, bir yere inmek manasına gelen hulul kökünden türetilmiş bir sıfat olması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’in oradan hicret edip de daha sonra fetih ile oraya gireceği hale de işaret olmasıdır. 3. Allahu Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke’yi haram kıldı. O, kıyamet kopana kadar da haramdır. Bundan dolayı onun ağacı budanmaz, otu biçilmez, avı ürkütülmez, sokağında bulunup alınan ve sahibi belli olmayan şey, onu araştırıp sorandan başkasına helal olmaz.— M. Türk
90:1
2
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ٢
Ve ente hıllun bi hâzel beled(beledi).
1,2. Hayır! (Artık başka söze lüzum yok!) Şu beldeye,¹ şu senin içerisinde oturduğun² beldeye yemin ederim. 1 Beled / belde: Sınırlı, belli ve içinde bulunanların toplanma ve oturmalarıyla etkilenen yere denir. Şehre belde denilmesi de bunun içindir. İmar edilmemiş, bayındır olmayan çöle belde denilmesi, vahşi hayvanların mekânı; toprağa belde denilmesi, haşere ve böceklerin mekânı; mezarlığa belde denilmesi de ölülerin mekânı olmalarından dolayıdır. Bu bilgilerden anlaşılır ki Mekke-i Mükerreme’ye “el-Beled” denilmesi, “Şüphesiz bütün âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak, insanlar için (yeryüzünde) kurulan ilk ev, Bekke’dekidir. İbrahim’in makamı olan orada, apaçık mûcizeler vardır…” (Âlu İmran: 96-97) ayetleri gereğince Beyt-i Atik olan Kâbe-i Muazzama, âlemin bir fazilet yurdu olarak hürmet ve saygıyla tanınması vacip, mübarek, bilinen bir şehir olduğuna işarettir. 2 Hıll: Kelime olarak “haram, harem, ihram” karşılığı olarak sıfat veya isimdir. Terim olarak ise, Mekke’de harem bölgesinden dışarıda kalan yer, o helal yerde bulunmak, ihramdan çıkmak veya ihramdan çıkan ve yeminin sorumluluğundan çıkan manalarına gelir ki asıl manası bir “serbestlik” ifade eder. Bir şeyin üzerine inmek, konmak manasına olabildiği de söylenmiştir. Burada muhatap olan Hz. Peygamber (s.a.v)’in bir vasfı olduğu açıktır. Bu da başlıca üç manada düşünülebilir. 1. Bir yere inmek, konmak manası öne alınırsa: Allah Beled-i Haram’a yemini Hz. Peygamber (s.a.v)’in ona girmesi ile kayıtlamıştır ki bunda peygamberin faziletinin büyüklüğünü gösterme ve bir yerin şerefinin, o yerde bulunanların şerefi ile olduğunu bildirme mânâsı vardır. (Beydâvî) 2. Hıll’in, bir yere inmek manasına gelen hulul kökünden türetilmiş bir sıfat olması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’in oradan hicret edip de daha sonra fetih ile oraya gireceği hale de işaret olmasıdır. 3. Allahu Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke’yi haram kıldı. O, kıyamet kopana kadar da haramdır. Bundan dolayı onun ağacı budanmaz, otu biçilmez, avı ürkütülmez, sokağında bulunup alınan ve sahibi belli olmayan şey, onu araştırıp sorandan başkasına helal olmaz.— M. Türk
90:2
3
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ ٣
Ve vâlidin ve mâ veled(velede).
Ve yemin olsun babaya ve çocuğuna.¹ 1 Bu baba ve çocuğu; Âdem ve zürriyeti, İbrahim ve oğlu İsmail, Hz. Peygamber ve ümmeti veya her baba ve oğlu olabilir. Doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
90:3
4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ ٤
Lekad halaknel insâne fî kebed(kebedin).
Gerçekten Biz insanı, sıkıntılarla (mücadele etmesi için) yarattık.— M. Türk
90:4
5
اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ ٥
E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad(ehadun).
(O insan) kendisine karşı kimsenin, asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?— M. Türk
90:5
6
يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ ٦
Yekûlu ehlektu mâlen lubedâ(lubeden).
Ve: “Ben, yığınla mal yok ettim.” diyor.¹ 1 Burada “sarf” yerine “ihlak” fiilinin kullanılması, onların harcamalarının boşa gittiğine işaret olabilir.— M. Türk
90:6
7
اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ ٧
E yahsebu en lem yerahû ehad(ehadun).
(Yoksa) kendisini bir görenin olmadığını mı zannediyor?¹ 1 Bu soru iki şekilde anlaşılabilir: 1. Bu bir korkutmadır. O, yok ettim, harcadım diye mağrurlandığı malı sarf ederken o insanı kimse görmedi mi zannediyor da öyle övünmek istiyor? Kuşku yok ki harcayıp yok ettiyse onu Allah mutlaka görmüştür. 2. Bu, harcama iddiasını yalanlamaktır. Yani böyle diyen o kimse yalan söylüyor, bir şey sarf etmediği halde birçok mal yok ettim diye yalan ile övünüyor. Allah onun ne yaptığını, sarf edip etmediğini görmedi mi zannediyor da öyle yalanı ile övünüyor? Hayır, hiç kimse görmediyse Allah onu görmüştür.— M. Türk
90:7
8
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ ٨
E lem nec’al lehu ayneyn(ayneyni).
8,9. Biz o (insana) iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?— M. Türk
90:8
9
وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ ٩
Ve lisânen ve şefeteyn(şefeteyni).
8,9. Biz o (insana) iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?— M. Türk
90:9
10
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ ٠١
Ve hedeynâhun necdeyn(necdeyni).
Biz ona (hak ve bâtıl olmak üzere) iki yol¹ göstermedik mi? 1 Necd: sînede tümsekliği ve süt yolu olması sebebiyle meme ve mecâzen, hayır ve şer olmak üzere iki yol, anlamlarına gelir. Bu âyet, “Biz o (insana anasının) iki memesini hediye, etmedik mi?” diye tercüme edilebilir.— M. Türk
90:10
11
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ ١١
Fe laktehamel akabete.
Fakat o, çetin yokuşa göğüs geremedi.¹ 1 Akabe: engin bir vadiden yüksek bir dağa doğru çıkan sarp yokuş demektir. İktihâm ise, hız ve baskı ile bir şeye atılmak, saldırmak, kahramanlıkla hücum etmektir. Yani o yüksek gayeye ermek için çıkılması gereken o sarp ve çetin yokuşa göğüs verip de onun zorluklarını yenmek üzere ona kendini atacak bir kahramanlık, bir yiğitlik gösteremedi.— M. Türk
90:11
12
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ ٢١
Ve mâ edrâke mel akabeh(akabetu).
Bu çetin yokuşun tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?— M. Türk
90:12
13
فَكُّ رَقَبَةٍۙ ٣١
Fekku rekabetin.
O, köle azat etmek, ¹ 1 Rakabe: Bilindiği gibi “rakabe” boyun demek olup “zikr’ul-cüz iradet’ül-kül” yoluyla mecaz olarak, “hürriyetini kaybetmiş esir veya köle” anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla “fekkü rakabe”, esirlik bağıyla bağlanmış bir boynu, bir kimseyi esaretten kurtarıp hürriyete kavuşturmaktır. Bunun en basit misali köle azat etmek olup fazileti çoktur. Rasulullah (s.a.v): “Her kim bir mü’min köleyi azat ederse, Allah onun her uzvuna karşılık azat edenin bir uzvunu cehennem ateşinden azat eder. Hatta üreme uzvuna karşılık üreme uzvunu ateşten azat eder” buyurdular. (Buharî, Müslim, Tirmizi) Bir ferdi hürriyete kavuşturmak böyle büyük bir fazilet ve kahramanlık olunca bir toplumun hürriyetini kurtarmanın ne büyük bir kahramanlık olacağını unutmamalı. “Fekk-i rakabe”nin başka bir mânâsı daha vardır ki, o da, “her nefsin kurtuluşu kazancına bağlı olduğu için insanın iyi amelleri kazanarak kendisini cehennem azabından kurtarması” demektir.— M. Türk
90:13
14
اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ ٤١
Ev ıt’âmun fî yevmin zî mesgabeh(mesgabetin).
14,15,16. Veya bir kıtlık gününde yakınında olan bir yetimi veya açlıktan kıvranan¹ yoksulu doyurmak, 1 Metrabe: Toprak mânâsına gelen “türab”tan mimli mastar olup, “topraklanmak” demektir. Ancak bu kelime kinâye olarak, “açlığın şiddetinden toprak yalayan fakir” anlamında kullanılmaktadır. (Kurtubî)— M. Türk
90:14
15
يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ ٥١
Yetîmen zâ makrabeh(makrabetin).
14,15,16. Veya bir kıtlık gününde yakınında olan bir yetimi veya açlıktan kıvranan¹ yoksulu doyurmak, 1 Metrabe: Toprak mânâsına gelen “türab”tan mimli mastar olup, “topraklanmak” demektir. Ancak bu kelime kinâye olarak, “açlığın şiddetinden toprak yalayan fakir” anlamında kullanılmaktadır. (Kurtubî)— M. Türk
90:15
16
اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ ٦١
Ev miskînen zâ metrabeh(metrabetin).
14,15,16. Veya bir kıtlık gününde yakınında olan bir yetimi veya açlıktan kıvranan¹ yoksulu doyurmak, 1 Metrabe: Toprak mânâsına gelen “türab”tan mimli mastar olup, “topraklanmak” demektir. Ancak bu kelime kinâye olarak, “açlığın şiddetinden toprak yalayan fakir” anlamında kullanılmaktadır. (Kurtubî)— M. Türk
90:16
17
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ ٧١
Summe kâne minellezîne âmenû ve tevâsav bis sabri ve tevâsav bil merhame(merhameti).
Sonra da îman ederek birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti öğütleyenlerden olmaktır.— M. Türk
90:17
18
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨١
Ulâike ashâbul meymeneh(meymeneti).
İşte bunlar, defterleri sağ tarafından verilen (şerefli) kimselerdir.— M. Türk
90:18
19
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩١
Vellezîne keferû bi âyâtinâ hum ashâbul meş’emeh(meş’emeti).
Âyetlerimizi inkâr edenler ise defterleri sol taraflarından verilen (uğursuz) kimselerdir.— M. Türk
90:19
20
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ ٠٢
Aleyhim nârun mu’sadeh(mu’sadetun).
İşte onlara, (kapıları) üzerlerine kilitlenecek¹ bir (cehennem) ateşi vardır! 1 Mü’sade: İysâd kökünden ism-i mef’ul (edilgen sıfat fiil) olup “kapatılmış” demektir. Üzerlerine ateşin yakılıp fırın gibi kapısının kapanması, ateşin şiddetli olmasını gerektireceğinden bu onların cehennemdeki azaplarının şiddet ve sonsuzluğundan kinayedir.— M. Türk
90:20
Beled
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle