Hicr 99 Ayet 14. Cüz الحجر
15

Hicr

— Hicr
99 Ayet 14. Cüz
الحجر
15
Hicr
99 Ayet
الحجر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُب۪ينٍ ١
Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn(mubînin).
Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana, kitabın¹ ve (hakkı bâtıldan) ayırt edici² Kur’an’ın âyetleridir.³ 1 Kitab: (كَتَبَ) fiilinin mastarı olan (كَتْبٌ) bir deriyi diğer bir deriye bağlamak demektir. Harf ve seslerin birbirine bağlanarak bir bütün oluşturmaları nedeniyle sözler toplamına da “kitap” denilmiştir. Dini terim olarak, “yazılı veya yazılı olmayan, peygamberlere vahyedilen Allah kelâmına” kitap denir. Bu anlamıyla kitap, genelde vahyi ve vahiy yoluyla indirilmiş tüm ilahi kitapları, özelde de Allah’ın son vahiylerinin oluşturduğu Kur’an’ı Kerim’i ifade eder. Kitap kelimesi Kur’an’da birçok kitabı belirtmek üzere kullanılır. Bunların başında yaş ve kuru hiç bir şeyin eksik bırakılmadan yazıldığı (En’am: 59), Levh-i Mahfuz gelir. Kur’an’da peygamberlere gönderilen vahiy, kitaptan başka “suhuf” ve “zübür” olarak da adlandırılır. Suhuf, sahifenin çoğuludur ve “yazılmış bir şey” demektir. Yazılı sahifelerin toplamına da “Mushaf” denir. “Zübür” kelimesi de “zebur”un çoğuludur ve sahife gibi “yazı ve kitap” anlamındadır. Kelimenin tekili olan “Zebur” ise Hz. Davud’a indirilen kitaba özel ad olarak verilir. Hz. Musa (a.s)’a gönderilen “Suhuf”, “Tevrat”tan önce gelen vahiyleri içerir. Bunun dışında Hz. Musa (a.s)’a Tevrat, Hz. Davud (a.s)’a Zebur, Hz. İsa (a.s)’a İncil ve son olarak Hz. Muhammed (s.a.v)’e de Kur’an gönderilmiştir. İlk üç kitap dönemlerinde asılları bozularak günümüze kadar ulaşamamıştır. Ancak bu gün bu isimlerle anılanlar uydurulmuş insan sözleridir. Kur’an ise vahyedildiği şekilde günümüze kadar ulaşan ve kıyamete kadar da baki kalacak olan tek hak kitaptır. 2 Mübîn: (أَبَانَ)’den etken sıfat fiildir. Açık, kendini açıklamaya kendisi kâfi gelen açıklayıcı, lisanı gâyet güzel, muradını yerine göre dilediği gibi anlatan demektir. Bk. (Yusuf: 1) 3 Ayet için Bk. (Âlu İmran: 50)— M. Türk
15:1
2
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ٢
Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn(muslimîne).
Öyle bir zaman gelir ki kâfirler: “Keşke Müslüman olsaydık.” diye arzu ederler.¹ 1 Bu âyet: “Öyle bir zaman gelir ki kâfirler, Müslüman olmayı (çok) arzu ederler.” şeklinde de tercüme edilebilir. Kâfirlerin bu arzusu; Müslümanların cennete girdiklerini gördüklerinde, ölüm sırasında, kıyamet gününde veya her üç durumda da olacaktır.— M. Türk
15:2
3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣
Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Bırak onları; yesinler, eğlensinler ve (boş) ümitler onları oyalayadursun. İleride (bunların sonunun nereye varacağını) bilecekler.— M. Türk
15:3
4
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ٤
Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
Biz hiç bir ülkeyi (Bizce) bilinen¹ bir yazgısı olmaksızın helak etmedik. 1 Yani, tarafımızca unutulmaz, gaflet olunmaz ve ileri geri şaşmaz demektir.— M. Türk
15:4
5
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٥
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
Hiç bir ümmet ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.¹ 1 Yani, o yazıda tayin edilmiş olan vaktinden önce helâk olmaz. Bk. (A’raf: 34)— M. Türk
15:5
6
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ٦
Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).
O (kâfirler): “Ey kendisine kitap indirilen (Muhammed) sen kesinlikle mecnunsun.”¹ dediler.² 1 Mecnun: Cünûn sözlükte “örtünmek, gizlenmek; aklını kaybetmek” anlamına gelir. Bu durumdaki kişiye de “mecnun” (deli) denir. Kur’ân-ı Kerîm’de, peygamberlerin davetinden ve özellikle Hz. Muhammed (s.a.v)’in tevhide yaptığı çağrıdan rahatsız olanların onlara yönelttikleri iftiraların başında onlara mecnun denmesi geldiği belirtilir. Kur’ân-ı Kerîm’de on bir âyette “mecnun” kelimesi kullanılmıştır. Mecnun kelimesi her ne kadar çoğunlukla “deli” diye tercüme edilmişse de bu, anlamı tam karşılamamaktadır. Kelimenin esas anlamı “cinlenmiş” demektir. Kâfirler bu sözü Peygamberler için; cinlenmiş yani “cinler tarafından yardım edilen, cinlerden hizmetçisi bulunan” anlamında kullanmışlardır. Kur’ân-ı Kerîm’e göre insanı insan yapan ve onu ilâhî buyruk ve yasakların muhatabı kılan akıldır. Aklı olmayanın dini de yoktur. Delilik her ne kadar bazı meşreplerce ve tarikatlarca bir üstün özellik gibi gösterilmeye çalışılmışsa da asıl delilik budur. Bir de Mecnun’un “Leyla, Leyla diyerek, Mevla’yı bulduğu anlatılır ki bu, bilinen delilikten de öte bir deliliktir. Mevla’yı bulmanın tek yolu vahiydir. 2 Bu âyet; Zikri (Kur’an’ı) kabul etmeyerek bir de yukarıdaki ifadelerle alay etmeye kalkışan Abdullah b. Ümeyye, Nadr b. Haris, Nevfel b. Huveylid, Velid b. Muğire hakkında nazil olmuştur.— M. Türk
15:6
7
لَوْ مَا تَأْت۪ينَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧
Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne).
(Ve devamla): “Eğer doğrulardansan, (haydi) bize melekleri getirsene!” dediler.— M. Türk
15:7
8
مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ ٨
Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn(munzarîne).
Biz melekleri, ancak (îman etmeyerek azabı) hak edenler için indiririz. O zaman da onlara asla göz açtırılmaz.¹ 1 Yani Melekler, onların zannettikleri gibi getirilmezler ve kâfirler şöyle dursun beşerden hiçbir kimsenin hükmü altına girmezler. Ancak Allah’ın emri ile indirilirler. O da şunun-bunun arzusu gibi boş yere değil hak bir görev veya helak için indirilirler. Binaenaleyh Peygambere vahyi getiren Meleklerin onlara görünmesi mümkün değildir. Kur’an’da kâfirler için indirilen meleklerin onları helak için indirildiği bildirilmektedir ki; Melekler helak için indirilince kâfirlerin işi anında bitirilir.— M. Türk
15:8
9
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٩
İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Şüphesiz zikir (olan Kur’an’ı) kesinlikle Biz indirdik ve elbette onu (her türlü tehlikeden) yine, Biz koruyacağız.¹ 1 Allah’ın Kur’an’ı koruması: a- Allah’ın, insanları Kur’an’a ilave ve eksiltme yapma işinden âciz bırakması, b- Allah’ın hiç kimseye Kur’an’a saldırabilecek güç vermemesi c- Allah’ın Kur’an’ı Müslümanlar arasında yayıp, hafız kullarını bununla görevlendirmesi ve daha bizim bilemeyeceğimiz nice yöntemler yaratması şekillerinde olabilir.— M. Türk
15:9
10
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ ٠١
Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn(evvelîne).
Yemin olsun Biz senden önce gelip-geçen topluluklar¹ içerisinden de (elçiler) gönderdik. 1 Şîa: Arapçada (شيع) kökünden fırka, bölük, taraftar, yardımcı, bir kimseye uyan ve grup anlamlarına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de değişik yerlerde geçen bu kelime daha çok “taraftar” anlamında kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra İmametin Hz. Ali ve evlatlarına ait bir hak olduğunu iddia eden birbirlerinden farklı mezheplerin müşterek adıdır. Hz. Osman (r.a)’ın öldürülmesinden sonra meydana gelen olaylarda Hz. Ali (r.a) tarafını tutanlara, “Şia-i Ali” denilmiştir. Daha sonra bu taraftarlık, bir mezhep şekline dönüşmüştür ki, bununla ilgili olarak “mezhepler tarihi” kitaplarına müracaat edilmelidir.— M. Türk
15:10
11
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ١١
Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ama onlar kendilerine gelen her Peygamberle, kesinlikle alay ediyorlardı.— M. Türk
15:11
12
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ٢١
Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
Böylece Biz de o (alaycılığı) günâhkâr (kâfirlerin) ahlâkı haline getiriyorduk.— M. Türk
15:12
13
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ ٣١
Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn(evvelîne).
O (kâfirler,) kendilerinden öncekilerin başlarına gelenleri bildikleri halde, (Kur’an)’a inanmazlar.— M. Türk
15:13
14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا ف۪يهِ يَعْرُجُونَۙ ٤١
Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
Hatta onların üzerlerine gökten bir kapı açsak ve onlar oradan yukarı yükselseler,— M. Türk
15:14
15
لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ۟ ٥١
Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(meshûrûne).
(O zaman da): “kesinlikle gözlerimizi boyadılar, belki de biz büyülenmiş bir topluluğuz.”¹ derler. 1 Kâfirler: “Gözlerimize hayaller hakikat gibi gösteriliyor. Yoksa hakikaten göğe yükselmek mümkün değil. Bu gördüklerimiz de asla doğru olamaz.” derler.— M. Türk
15:15
16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ ٦١
Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
Yemin olsun (bir de) Biz, gökte burçlar¹ yarattıkve o (göğü) seyredenler için süsledik.² 1 Burç: Bakanların gözüne çarpacak kadar yüksek köşk, şehir surlarının, kalelerin yüksek yerleri demektir. Gökyüzünde özel bir durumda bir araya gelmiş takımyıldızlara da bu dizilişleri sebebi ile de burç denilmiştir ve bunların meşhur olanları on iki tanedir. Gökyüzündeki burçlar bu on ikiden ibaret değil, pek çoktur. Batlamyus’a göre ise kırk sekiz burç vardır. Fal için kullanılan on iki burç ise tamamen itibarîdir. Bu âyette Allah, burçların fal yönünü değil, yaratılış yönünü bize örnek olarak vermektedir. Burçları fal için kullanmak ise haramdır. Bk. (Furkan: 61, Büruc: 1) 2 Bk. (Mülk: 5, Fussilet: 12)— M. Türk
15:16
17
وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ٧١
Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
Ve onu bütün¹ lânetlenmiş² şeytanlardan koruduk.³ 1 Buradaki (كُلِّ) kelimesi hem şeytan, hem de racîm kelimelerini kapsar ve; “her tür şeytanların her tür atmalarından” demektir. 2 Racîm: Taşlanmış demektir. Mecâz manasıyla öldüren, ğayba taş atan, lanetlenmiş, yalan söyleyen ve çirkin söz atan anlamlarına da gelir. 3 Yani hiç bir şeytan göğe çıkamaz ve orada şeytanlık yapamaz. Oraya hâkim olup, oranın düzenini bozamaz.— M. Türk
15:17
18
اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُب۪ينٌ ٨١
İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn(mubînun).
Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş¹ izler.² 1 Şihâb: Ateş alevi demektir. Parıltılarından dolayı yıldızlara ve süngüye de şihâb denilir. Özellikle gökyüzünde yıldız kayıyor gibi görünen parıltıya da şihâb denilmiştir. Bk. (Saffat: 6-10) 2 9. âyette “Kur’an’ın”, bu âyette de “semanın” korunacağı ifâdelerinden aralarında bir teşbih düşünülebilir. Buna göre; Kur’an “sema” gibidir, yıldızlar ve burçlar gibi “âyet ve sûrelerle” süslenmiştir. Ve bu Kur’an her tür şeytan ve şeytanî fikirlerden korunmuştur. Bu şeytanlar ona normal bir şekilde bakamazlar ve ondan istifâde edemezler. Olsa olsa göz ucuyla bakar, yalan yanlış bilgilerle ve yorumlarla şeytanlık yapmak isterler. Bunları da şihâb gibi “nebiler, âlimler” yok eder. Bunlar da kâfi gelmezse en sonunda cehennem onların hakkını avucuna verir.— M. Türk
15:18
19
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ ٩١
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).
Yeryüzünü de enine boyuna döşedik, onda sâbit dağlar yarattık ve orada her türlü ürünü ölçülü bir şekilde yetiştirdik.— M. Türk
15:19
20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ ٠٢
Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
Ve orada sizlere de sizin doyurmak zorunda olmadığınız kimselere de rızıklar yarattık.— M. Türk
15:20
21
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ١٢
Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Kesinlikle her şeyin hazineleri Bizim katımızdadır ve onun miktarını belirleyerek, sadece Biz indiririz.— M. Türk
15:21
22
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ٢٢
Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
Ve rüzgârları aşılayıcı olarak gönderip, (bulutları aşılayarak) gökten su indirdik¹ ve sizleri onunla suladık. (Böyle yapmasaydık) siz o (suyu) koruyamazdınız.² 1 Levakıh: “likah” kökünden lâkıha’nın çoğuludur. Likah, aşı demektir. Lâkıha da, “aşılı” veya “aşıcı” manalarına gelir. İbnu Abbas’tan bunun tefsirinde: “rüzgârlar ağaç ve bulutların aşılayıcısıdır” diye rivayet vardır. (Razî) Gerçi ağaç aşılamak eskiden beri bilinen bir şey ise de bununla rüzgârın bir münasebeti yoktu. Bitkilerde rüzgârın yapabileceği aşılama yakın zamanlara kadar bilinmiyordu. Hâlbuki bu ayette; “her meyvenin çiçeğinde bulunan hayvanların erkek ve dişisi durumunda bir çift eşin olduğu, o meyvenin bunların çiftleşmesinden meydana geldiği anlatılmaktadır. Bk. (Ra’d: 3) Allah rüzgârlara bulutları da aşılatarak Gökyüzünden bizlere yağmur yağdırmaktadır. İşte bütün bunar Rabbimizin sünnetine uygun birer lütfudur. 2 Yani o sular akar gider bir daha size dönmezdi. Veya sadece yağmur yağdığı zaman faydalanabilirdiniz. Hâlbuki Biz, onu bulutlar halinde size tekrar tekrar geri getiriyoruz veya onu kar şeklinde indirip dağların tepelerinde, pınarlarda, kuyularda, göllerde, havuzlarda, mahzenlerde, küplerde, testilerde baraj gibi tutup her daim size hizmet ettiriyoruz.— M. Türk
15:22
23
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْـي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ ٣٢
Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
Şüphesiz, yaşatan da öldüren de kesinlikle Biziz ve bâkî kalan¹ da sadece Biziz. 1 (اَلْوَارِثُ) Allah’ın isimlerinden olup, ebedi olan demektir.— M. Türk
15:23
24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ ٤٢
Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
Yemin olsun Biz, (her konuda) sizden ileri gidenleri de geride kalanları da biliriz.— M. Türk
15:24
25
وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ۟ ٥٢
Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm(alîmun).
Ve (kıyamette) onları sadece senin Rabbin toplayacaktır. Gerçekten O, hüküm (ve hikmet) sahibidir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.— M. Türk
15:25
26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍۚ ٦٢
Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Yemin olsun, Biz (ilk) insanı kuru çamurdan¹ şekil verilmiş bir balçıktan² yarattık. 1 Salsâl: Vurulduğu zaman ses veren, kuru pişmemiş çiğ çamur demektir. Eğer pişerse buna tuğla, kiremit ve testi denir. İlk insan yani Âdem (a.s.) kuru çamurdan, şekil verilmiş bir balçıktan yaratılmıştır. Esasen tam takır bir kuru çamur, hayata tamamen zıttır. Tabiata kalsa bunda insan veya hayvan şöyle dursun bir ot bitme imkânı bile yoktur. Fakat bu içerisinde bakterilerin bile bulunmadığı kuru topraktan insan yaratılmıştır. Yani ilk insan hiçbir hücrenin, bakterinin ve canlının devamı veya evrimleşmiş hali değildir. Allah “ol” demiş o da “oluvermiştir.” Bu yaratılış doğrudan doğruya Allah’ın kudretine, ilmine ve hikmetine bir delildir. 2 Hame: Uzun müddet su ile yumuşayıp değişmiş cıvık, kokar çamur yani balçık demektir. Mesnun, ise değişen, sürtülmüş, kazınmış, dökülmüş veya bilenmiş demektir. Sibeveyh’e göre, “bir suret ve misal üzere tasvir edilmiş” demektir. Buna göre ilk insan yani Âdem (a.s.) özel bir surette tasvir edilmiş, kalıba dökülmüş bir balçıktan meydana gelen bir salsâlden (içerisinde canlılık alameti bulunmayan) kupkuru, pişmiş gibi topraktan yaratılmıştır.— M. Türk
15:26
27
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ٧٢
Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm(semûmi).
Ve cinleri de (insanlardan) önce kavurucu ateşten yarattık.¹ 1 Semum: Lügatte ateş alevi gibi esen sıcak rüzgârdır ki buna “sam yeli” veya “harur” denilir. Cinlerin “nar-ı semum”dan yaratılmış olması, Cinlerin insana gizlice hulûl edecek, zehirleyecek, yakacak bir mahiyette olduğunu da işaret edebilir.— M. Türk
15:27
28
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ٨٢
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Rabbin meleklere: “Ben, kuru çamurdan şekil verilmiş balçıktan bir beşer yaratacağım...”¹ 1 Âdem (a.s)’ın yaratılışıyla ilgili olarak Bk. (Bakara: 30, Sâd: 71-72)— M. Türk
15:28
29
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٩٢
Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
“...Ona biçim verdiğimde ve ona rûhumdan¹ üfürdüğümde hemen ona secde edin.” deyince; 1 Ayetteki (مِنْ رُوح۪ى)’nin başındaki (مِنْ) harfi cerri hem ba’ziyye hem de beyaniyye olarak düşünülürse ayetin anlamı: “...Ona biçim verdiğimde ve ona ruhum(un bir kısım özelliklerini taşıyan bir tür ruh)tan üfürdüğümde…” şeklinde olabilir.— M. Türk
15:29
30
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٠٣
Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
30,31. Hemen bütün melekler hep birden secde etti, ancak İblis¹ secde edenlerle birlikte (secde etmekten) kaçındı. 1 İblis: Hayırdan pişmanlık duyup, mahzun olmak demektir. Bundan dolayı iblis kelimesi ilk şeytanlaşan varlığın ismi olmayıp, sıfatı olabilir. İblis, isabet ettiğini zehirleyen bir ateşten (nar-ı semûm) yaratılmış bir cindir. İblisin melek olduğu, hatta meleklerin hocası olduğu, kâinatta secde etmediği yerin kalmadığı gibi ifadelerin tamamı uydurmadır.— M. Türk
15:30
Yükleniyor...
Hicr
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle