وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ٦١
Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.
Gerçekten insanı Biz yarattık ve onun gönlünden ne geçirdiğini¹ de Biz biliriz. Çünkü Biz ona şahdamarından² daha yakınız.³
1 Nefsin vesvesesi demek; “bir kimsenin gönlünden geçirdiği gizli duyguları, kararları gibi bütün gizli düşünceleri” demektir. Hattâ bunlar, Hafaza Meleklerinin bile bilemeyeceği derecede insanın gönlüne gelen düşüncelerdir. İşte Allah, bunların hepsini bilir. Yani bu düşünceler, sonradan her türlü iradeli kabahatleri üzerine yıkmak üzere icat edilen, nefis diye ayrı bir varlığın fısıltıları değildir. Çünkü bir bedende birden fazla varlığın bulunması, İslâm dışı bir düşünce tarzıdır. Âyetin bu bölümü; “gerçekten Biz, yarattığımız insanın, gönlünden ne geçirdiğini dahi biliriz.” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Şah damarı: Bedenin etrafından kalbe ulaşan, yani kirli kanı kalbe götüren damarlara “verîd”, çoğuluna da “evride” denir ki bu damar, boyunda gırtlağın yanlarından geçer. Kalpten vücuda giden temiz kanı bedene dağıtan damarlara da “şerayîn” denilir. Habl ise ip ve bağ demektir. Damar manasına da gelir. Burada ekseriyetle “habl’ül-verîd” şah damarı, diye tefsir edilmiştir. Bu durumda mana: “Allah insana, kalbine en yakın damarından yahut canından daha yakındır” demektir. 3 Allah’ın insana, “şahdamarından daha yakın olması” demek; Allah’ın onun halini, ona şahdamarından yakın olandan daha iyi bilmesi demektir. Burada kişisel yakınlık ile ilmi yakınlığa mecâz yapılmıştır. Zîrâ Allahu Teâlâ, mekândan münezzeh olduğu için, Onda mekânî yakınlık var sayılırsa; mekânın bir kısmının Onu kapsamasını ve mekânı Ondan daha geniş farz etmiş oluruz. Bazıları da bu âyetten kişisel yakınlık anlayıp; “vahdet-i vücut felsefelerine” dayanak aramaya çalışmışlardır. Şunu iyi bilmek gerekir ki; fiil failin aynısı olamaz. Allah’ın olmayan hiç bir şey yoktur, fakat Allah’ın olmak, (hâşâ) Allah olmak değildir. (Bk. Elmalılı, Bakara: 186)— M. Türk