Hud 123 Ayet 11. Cüz هود
11

Hud

— Hud
123 Ayet 11. Cüz
هود
11
Hud
123 Ayet
هود
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١
Elif lâm râ kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîr(habîrin).
Elif, Lâm, Râ, (İşte bu) hüküm (ve hikmet) sahibi olan, her şeyden haberdar bulunan (Allah) tarafından¹ âyetleri hikmetli² kılınıp sonra da açıklanan³ bir kitaptır.⁴ 1 Ledün İlmi ile ilgili Bk. (Kehf: 65 ve dipnotu) 2 Hikmet: lügatte anlayış, adalet, veciz söz ve felsefe anlamına gelir. Terim anlamı ise: asla yanlışlığı düşünülemeyen mutlak doğru önerme demektir. Bk. (Bakara: 269) Muhkem ise: her yönüyle eksikliklerden uzak, bozulma ihtimâli olmayan, sağlam, muntazam ve hikmetli kılınmış, demektir. Bk. (Âlu İmran: 7) 3 Mufassal: bölüm bölüm yapılmış ve belirli gruplara ayrılmış demektir. 4 Yani Kur’an; a- Kelimeleri muhkem bir nazımla dizilip, âyet âyet bölümlere ayrıldığı gibi, âyetleri de tevhit, nübüvvet, ahkâm, nasihat ve kıssalar gibi bölük bölük kılınmış, sûre sûre bölünmüş mufassal bir kitaptır. b- Kur’an’ın muhkemliği mufassallığına, mufassallığı da muhkemliğine mâni değildir.— M. Türk
11:1
2
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢
Ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr(beşîrun).
(Ey Muhammed!) o (kâfirlere): “Allah’tan başkasına ibâdet etmeyin, gerçekten ben, onun adına sizi uyaran ve müjdeleyen (bir Peygamber)im...”— M. Türk
11:2
3
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعاً حَسَناً اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣
Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh(fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr(kebîrin).
“Ve Rabbinizden af dileyin; sonra da Ona tevbe edin.¹ O da sizi, (Kendisi tarafından) belirlenmiş olan ömürlerinizin sonuna kadar, güzel bir şekilde, hayattan istifâde ettirsin ve (Ona) kulluğu fazlasıyla yapan herkese de mükâfatını versin. Eğer (kulluktan) yüz çevirirseniz gerçekten ben sizin için, büyük günün (âhiretin) azabından korkarım...” 1 Af dilendiği zaman, mutlaka tevbe edilmesi de gerekir. Zîrâ tevbe etmek, affedilmeyi gerektirmediği gibi, kuru kuruya af dilemek de bir mana ifâde etmez. 11. âyette kimlerin affedileceği açıkça belirlenmiştir. İtaat ve kullukla pekiştirilmeyen af dileme şeklindeki tevbe, yalancıların tevbesidir.— M. Türk
11:3
4
اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤
İlâllâhi merciukum, ve huve alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
“(Sonunda) dönüşünüz, O her şeye gücü yeten Allah’adır.” (de.)— M. Türk
11:4
5
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
E lâ innehum yesnûne sudûrehum li yestahfû minh(minhu), e lâ hîne yestagşûne siyâbehum ya'lemu mâ yusirrûne ve mâ yu'linûn(yu'linûne), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Aman dikkat edin; gerçekten o (kâfirler), o (Peygamber)den gizlenmek için sırtlarını dönüyorlar¹. (Yine) Haberiniz olsun onlar, örtülerine büründükleri zaman,² (Allah) onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, gönüllerin özündekileri kesinlikle bilendir. 1 “Göğüs bükmek”, Arapçada mecâzen; sırtını dönmek, haktan yan çizip kaçınmak ve dıştan iyi görünüp içerisinden münâfıklık etmek demektir. 2 Mecâzen, “kararlarını içlerinde sakladıkları” zaman…— M. Türk
11:5
6
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦
Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alâllâhi rızkuhâ ve ya'lemu mustekarrehâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbin mubîn(mubînin).
Yeryüzünde, rızkı Allah’a ait olmayan hiç bir canlı¹ yoktur. (Allah) onun dünya hayatını da âhiret hayatını da² bilir. (Bunların) tümü, apaçık bir kitap (olan levh-i mahfuz)da³ (yazılı)dır. 1 Bu canlı kelimesinin içerisine insan da dâhildir. Dabbe için Bk. (Sebe’: 14) 2 Bu bölüm: “(Allah) onun emanet bırakıldığı yeri de durduğu yeri de bilir.” şeklinde de tercüme edilebilir. 3 Konuyla ilgili olarak Bk. (En’am: 59, Yûnus: 61, Neml: 75, Sebe’: 3)— M. Türk
11:6
7
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha iyi işler yapacağını denemek için gökleri ve yeri altı zaman diliminde yaratan O (Allah)’tır.¹ Gerçekten o kâfirlere: “siz ölümden sonra mutlaka diriltileceksiniz” dersen, onlar da (sana): “Bu açıkça bir büyüden başka bir şey değildir.” diyecekler. 1 Âyetin bu bölümü: “Gücü sıvı (haldeki âlem) üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratan O (Allah’tır.)” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
11:7
8
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفاً عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٨
Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma'dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuh(yahbisuhu), e lâ yevme ye'tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Yemin olsun! Eğer onlardan azabı bir süreye¹ kadar ertelesek, (bu defa da) kesinlikle: “Onu alıkoyan (sebep) nedir?” diyecekler. Şunu iyi bilin ki; o (azap) onlara geldiği gün (bir daha) asla geri çevrilmez ve alaya aldıkları o şey de onları, çepeçevre kuşatı(veri)r. 1 Ümmet kelimesi: topluluk (Kasas: 23), hayırlı adam (Nahl:120), din (Zuhruf: 22), zaman (Hûd: 8) ve anne anlamlarına gelir.— M. Türk
11:8
9
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ٩
Ve le in ezaknal insâne minnâ rahmeten summe neza'nâhâ minh(minhu), innehu le yeûsun kefûr(kefûrun).
Yemin olsun! Eğer şu insana¹ tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra bunu kendisinden çekip alsak o mutlaka nankörlük ederek, umudunu keser.² 1 Bu insanın; Velid b. Muğiyre veya Abdullah b. Ebî Ümeyyet’ül-Mahzûmî olduğu rivâyet edilir. Tabiiki bu ayetin muhatabı sadece bunlar değil, bunlar gibi olup kıyamete kadar gelecek tüm insanlardır. 2 Geleceği hakkında bütün ümidini keser, Allah yine verir, bugün vermedi ise dün verdi demez, şükretmez, nankör kesilir, tevbe ve istiğfar hatırına gelmez.— M. Türk
11:9
10
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ٠١
Ve le in ezaknâhu na'mâe ba'de darrâe messethu le yekûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehu le ferihun fahûr(fahûrun).
Ve (yine) yemin olsun ki; kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nîmet tattırırsak (o zaman da) kesinlikle: “kötülükler benden gidiverdi”¹ der ve mutlaka böbürlenerek şımarır. 1 Bir daha başına hiç sıkıntı gelmeyecek zanneder.— M. Türk
11:10
11
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١١
İllellezîne saberû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ûlâike lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Sabreden ve (inandığı) iyi işleri yaşayanlar bunun dışındadır. Gerçek af ve en büyük mükâfat da bunlarındır.— M. Türk
11:11
12
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ٢١
Fe lealleke târikun ba'da mâ yûhâ ileyke ve dâikun bihî sadruke en yekûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahu melek(melekun), innemâ ente nezîr(nezîrun), vallâhu alâ kulli şey'in vekîl(vekîlun).
(Ey Muhammed! Yoksa) şimdi o (kâfirlerin): “o (Peygambere) bir hazine indirilse veya onunla birlikte bir melek gelse olmaz mıydı?” demeleri sebebiyle sıkılıp da sana vahyolunandan bir kısmını, (insanlara duyurmayı) terk mi edeceksin?¹ Sen sadece bir uyarıcısın ve Allah da her şeye vekildir.² 1 Buradaki soru gizli ve inkârîdir. Yani; “asla terk edemezsin...” demektir. 2 Her hususta Ona tevekkül et, o seni korur ve dilerse hazine de melek de gönderir.— M. Türk
11:12
13
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣١
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul fe'tû bi aşri suverin mislihî muftereyâtin ved'û menisteta'tum min dûnillâhi in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Yahut: “O (Kur’an’ı) kendisi uydurdu”mu diyorlar? (Ey Muhammed! Onlara); “eğer doğru söylüyorsanız haydi siz, Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa (hepsini yardıma) çağırarak, onun benzeri on sûre uydurup getirin (bakalım).”¹ de. 1 Bu, çok önemli bir meydan okumadır. Zîrâ Allah’tan başka hiçbir düşünce ve sistem, bu kadar net bir şekilde kendi sistemini tartışmaya açamaz, hattâ açma cesaretinde bile bulunamaz. Bu da Kur’an’ın tam bir hikmet olduğunun ispatıdır. Bu meydan okumaya o günkü ve bugünkü kâfirlerden, tarih boyunca bir cevap gelmemiştir ve gelemeyecektir. Hattâ bu meydan okuma Kur’an’ın tümünden, bir âyete kadar indirilmesine rağmen. Bk. (Bakara: 23, Yûnus: 38, İsrâ: 88, Tûr: 34)— M. Türk
11:13
14
فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ٤١
Fe illem yestecîbû lekum fa'lemû ennemâ unzile bi ilmillâhi ve en lâ ilâhe illâ hû(huve), fe hel entum muslimûn(muslimûne).
(Ey inananlar) eğer (onlar) size cevap veremezlerse, o (Kur’an’ın) Allah’ın ilmiyle indirildiğini ve tek ilâhın, O (Allah) olduğunu (iyice) bilin. (Nasıl şimdi) siz tam olarak inandınız mı?¹ 1 Ey îman edenler; Kur’an’ın, insan aklının ve anlayışının üzerinde, Allah’ın ilmiyle indirilmiş bir mûcize ve ilâhi bir kitap olduğuna îmanınız, kuvvetlendi değil mi?— M. Türk
11:14
15
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ٥١
Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn(yubhasûne).
Kim, sadece dünya hayatını ve onun güzelliklerini isterse onlara yaptıklarını(n karşılığını,) dünyada tam olarak veririz.¹ 1 Zîrâ Allah olmanın şânı, kullarının istediklerinin karşılığını çalıştıklarından aşağı olmamak üzere vermektir. Onun için; gayesi sırf dünya olanların yaptıklarının karşılığı bu dünyada fazlasıyla verilir. Bunu; “onların hepsinin bütün arzuları yerine getirilir” şeklinde anlamamalıdır. Bk. (İsra: 18, Şura: 20)— M. Türk
11:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦١
Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr(nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
İşte bunlara, âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Onların dünyada bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve yapmakta oldukları şeyler de boşa gitmektedir.¹ 1 Allah’tan başkası fâni olduğundan, sadece Allah için yapılmayan her amel, bâtıldır.— M. Türk
11:16
17
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ٧١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhu şâhidun minhu ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh(rahmeten), ulâike yu'minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî minel ahzâbi fen nâru mev'ıduh(mev'ıduhu), fe lâ teku fî miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu'minûn(yu'minûne).
Rabbi tarafından bir önder ve rahmet olarak gönderilen, Allah’tan bir şâhit (olarak Kur’an)’ın¹ ve Mûsa’nın kitabının kendisinden bahsettiği ve apaçık bir mûcize üzere bulunan (Peygamber² dünya hayatını isteyenlerle) hiç aynı olur mu? Çünkü onlar o (Peygambere) îman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, varacağı yer cehennemdir. Sakın Rabbinden bir hak olan bu (Kur’an)dan, şüphe etme.³ Fakat insanların çoğu (bunu anlayıp) îman etmiyorlar. 1 Veya Cebrâil’in… (Kurtubi) 2 Yani Hz. Muhammed (a.s)… (Kurtubi) 3 Burada hitâp Peygamberimizin üzerinden Kur’an’a inanan her Müslüman’adır. Zîrâ inanılan şeyden asla şüphe etmemek gerekir.— M. Türk
11:17
18
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ٨١
Ve men ezlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben), ulâike yu'radûne alâ rabbihim ve yekûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, e lâ lâ'netullâhi alâz zâlimîn(zâlimîne).
Yalanlarını Allah’a yakıştırandan daha zâlim kim olabilir? İşte bunlar, Rablerinin huzuruna getirilince, (bunların zulümlerine) şâhit olanlar; “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyecekler. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.— M. Türk
11:18
19
اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٩١
Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ve hum bil âhıreti hum kâfirûn(kâfirûne).
İşte bu (zâlimler) âhireti inkâr etmek için Allah’ın yolundan ayrılan ve onu yamultmak isteyen kimselerdir.¹ 1 Bu âyet; “İşte bu (zâlimler), Allah yolundan ayrılan ve onu eğriltmek isteyen kimselerdir. Âhireti inkâr edenler de onlardır.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
11:19
20
اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ ٠٢
Ulâike lem yekûnû mu'cizîne fîl ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâ(evliyâe), yudâafu lehumul azâb(azâbu), mâ kânû yestetîûnes sem’a ve mâ kânû yubsirûn(yubsirûne).
Bu (zâlimler Allah’ı) yeryüzünde asla âciz bırakamadılar. Aslında) bunların Allah’tan başka (gerçek) dostları da yoktur.¹ (Sonunda) bunların azabı (hakkı) işitmek ve görmek istememeleri sebebiyle, kat kat arttırılacaktır. 1 İşte bunlar; bu gerçekleri bir türlü anlayıp da Allah’ı âciz bırakmaya ve Allah’tan başka dostlar aramaya çalışmayı terk etmemişlerdir. Sonuç ise âyetin sonunda belirtilmiştir.— M. Türk
11:20
21
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ١٢
Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn(yefterûne).
(İşte şu; kâfirlikleri sebebiyle) kendilerine yazık eden ve yalan olarak uydurdukları (düzmece tanrıları da) kendilerinden uzaklaşanlar var ya...— M. Türk
11:21
22
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
Lâ cereme ennehum fil âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
Şüphesiz, âhirette en çok rezil olacaklar, işte bunlardır.— M. Türk
11:22
23
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٣٢
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Cennete; sadece (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayan ve rablerine karşı alçak gönüllü olanlar girecektir ve onlar oradan asla çıkarılmayacaklardır.— M. Türk
11:23
24
مَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ ٤٢
Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semî’(semîı) hel yesteviyâni meselâ(meselen) e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
(İşte) bu iki grubun misali; hem kör hem de sağır kimseyle¹, hem gören hem de işiten kimse² gibidir. Hiç bunlar birbirlerine eşit olur mu? (Ey kâfirler! Bunları) hâlâ idrak etmeyecek misiniz? 1 Kâfirler; hem kör hem de sağır kimseye benzetilerek, bunların, hiçbir işe yaramayan kimseler olduğu, vurgulanmıştır. Mü’minler ise hem gören hem de işiten kimseye benzetilmiştir. 2 Bu benzetmede, aynı zamanda mükemmel bir tezat sanatı da vardır.— M. Türk
11:24
25
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٥٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
Yemin olsun, Nûh’u kavmine gönderince (Nûh onlara): “Ben kesinlikle sizin için açıklayıcı¹ bir uyarıcıyım...” 1 Azabın sebeplerini ve azaptan kurtuluşun yolunu açıklayan...— M. Türk
11:25
26
اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٢
En lâ ta’budû illallâh(illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm(elîmin).
“Allah’tan başkasına ibâdet etmeyin.¹ Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkuyorum. “ (dedi). 1 Allah’ın emirlerini terk edip onların emirlerine uyarak veya onların emirlerine öncelik verip Allah’ın emirlerini geri plana iterek...— M. Türk
11:26
27
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ ٧٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ beşeren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’y(re’yi), ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibîn(kâzibîne).
Kavminin ileri gelen kâfirleri (Nûh’a): “Biz seni, sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz, (hatta) sana sadece bizim ayak takımı rezil insanlarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bizden fazla bir meziyetinizi de göremiyoruz. Bilakis sizin yalancı olduğunuza inanıyoruz.” dediler.— M. Türk
11:27
28
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٨٢
Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî rahmeten min indihî fe ummiyet aleykum, e nulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn(kârihûne).
(Nûh da onlara): “Ey kavmim! Ne dersiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir mûcize üzereysem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet¹ vermiş de siz, bunu anlayamıyorsanız (ne olacak?) Yani şimdi biz sizi buna zorla mı inandıracağız?” dedi. 1 Kitap, Peygamberlik, mûcize olarak...— M. Türk
11:28
29
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ ٩٢
Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
(Ve Nûh onlara): “Ey kavmim! Ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum, (zâten) benim mükâfatım, tamamen Allah’a aittir. Ve ben îman ederek gerçekten Rablerine kavuşan (kimseleri yanımdan) kovamam. Ancak ben, sizi cahil bir topluluk olarak görüyorum.”— M. Türk
11:29
30
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٠٣
Ve yâ kavmi men yansurunî minallâhi in taredtuhum, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
“Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, Allah’tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Siz hâlâ bunu idrak etmeyecek misiniz?”— M. Türk
11:30
Yükleniyor...
Hud
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle