İnsan 31 Ayet 29. Cüz الانسان
76

İnsan

— İnsan
31 Ayet 29. Cüz
الانسان
76
İnsan
31 Ayet
الانسان
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً ١
Hel etâ alel insâni hînun mined dehri lem yekun şey’en mezkûrâ(mezkûren).
İnsanlık üzerinden, tüm zamana¹ göre söylenmeye bile değmeyecek kadar (kısa) bir süre geçmedi mi?² 1 Dehr: Kur’ân-ı Kerim’de dehr, iki âyette geçmektedir. (İnsân: 1.) âyette ki dehr, “uzun zaman” (Casiye: 24.) âyetteki dehr ise, “zamanın gelip geçmesi” anlamındadır. Dehr, bizim kullandığımız, “zaman” anlamında değildir. Çünkü zaman; şimdiye, geçmişe ve geleceğe denebilir. Dehr ise, “kesintisiz devam eden uzun zamana (âlemin ömrüne)” denir. Geniş açıklama için Bk. (Casiye: 24.) 2 Yukarıdaki tercüme, (لَمْ يَكُنْ شَيْئاً مَذْكُوراً) cümlesi (اَلدَّهْرُ) kelimesinin sıfatı olarak yapılmıştır. Ayrıca bu cümle (اَلْإِنْسَانُ)’dan hâl de düşünülebilir. O zaman âyet: “insan üzerine zamandan öyle bir müddet geldi ki o, anılmaya bile değer bir şey değildi.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
76:1
2
اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً ٢
İnnâ halaknel insâne min nutfetin emşâcin nebtelîhi fe cealnâhu semîan basîrâ(basîren).
Şüphesiz Biz, insanı karmaşık bir damla sudan yarattık. İmtihan etmek için de onu, işiten ve gören kıldık.— M. Türk
76:2
3
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَا‌كِراً وَاِمَّا كَفُوراً ٣
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).
(Sonra da) Biz ona isterse (Allah’a) şükretsin, isterse de nankör olsun diye (doğru) yolu gösterdik.— M. Türk
76:3
4
اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْـكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالاً وَسَع۪يراً ٤
İnnâ a’tednâ lil kâfirîne selâsile ve ağlâlen ve seîrâ(seîren).
Doğrusu Biz, kâfirler için (âhirette) zincirler, demir halkalar ve çılgınca yanan bir cehennem, hazırladık.— M. Türk
76:4
5
اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراًۚ ٥
İnnel ebrâra yeşrebûne min ke’sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ(kâfûren).
(Allah’ın) itaatkâr kulları da karışımı (hoş kokulu) “kâfûr” olan, dolu kadehlerden içerler.— M. Türk
76:5
6
عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يراً ٦
Aynen yeşrebu bihâ ibâdullâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ(tefcîren).
(O kâfur) Allah’ın has kullarının, kendisinden diledikleri gibi kana kana içtikleri bir kaynaktır.— M. Türk
76:6
7
يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يراً ٧
Yûfûne bin nezri ve yehâfûne yevmen kâne şerruhu mustetîrâ(mustetîren).
(O has kullar,) Allah’a verdikleri sözlerini yerine getirirler ve kötülüğü sürekli artan bir günden, korkarlar.— M. Türk
76:7
8
وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٨
Ve yut’imûnet taâme alâ hubbihî miskînen ve yetîmen ve esîrâ(esîren.)
Onlar, sevdikleri yiyeceği yoksula, yetime ve esire (seve seve) yedirirler.¹ 1 Bu âyet Ali (r.a) hakkında nâzil olmuştur. (Vâhidî)— M. Türk
76:8
9
اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٩
İnnemâ nut’imukum li vechillâhi lâ nurîdu minkum cezâen ve lâ şukûrâ(şukûren).
(Ve onlara): “Biz, size bunu sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür de beklemiyoruz.”— M. Türk
76:9
10
اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٠١
İnnâ nehâfu min rabbinâ yevmen abûsen kamtarîrâ(kamtarîren).
“Çünkü biz asık suratlı, çatık kaşlı¹ o gün(ün azâbın)dan dolayı Rabbimizden korkarız.” derler. 1 Burada kastedilen asık suratlı ve çatık kaşlı olan gün değildir. Yani, “zikr’ül mahal iradet’ül hal” (yer zikredilip, durum kastedilmesi) yoluyla mecâz yapılmıştır. Bu da; “içerisinde bulunanların suratlarını asan, kaşlarını çatmalarına sebep olan gün” demektir.— M. Türk
76:10
11
فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراًۚ ١١
Fe vekâhumullâhu şerra zâlikel yevmi ve lakkâhum nadreten ve surûrâ(surûren).
Allah da onları o günün şerrinden koruyacak ve onların yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verecektir.— M. Türk
76:11
12
وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ ٢١
Ve cezâhum bimâ saberû cenneten ve harîrâ(harîren).
Ve sabırlarına karşılık onlara, cennet ve ipekten¹ (elbiseler) ikram edecektir. 1 Bazıları buradaki “harir” kelimesine “ipek” değil de, “tarifi imkânsız özgür bir hayat” anlamı vermişlerse de ayetin öncesine ve sonrasına dikkat edilirse bu anlamın uygun olmayacağı rahatlıkla anlaşılmaktadır. Zira cennetin de kendine göre kuralları olması ve tamamen insanların başıboş hayat sürecekleri bir yer olmaması gerekir.— M. Türk
76:12
13
مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَر۪يراًۚ ٣١
Muttekiîne fîhâ alel erâik(erâiki), lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ(zemherîren).
Onlar, o (cennette) tahtlar üzerine kurulup oturacaklar, orada asla (yakıcı) bir güneş ve dondurucu bir soğuk da görmeyecekler.— M. Türk
76:13
14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً ٤١
Ve dâniyeten aleyhim zılâluhâ ve zullilet kutûfuhâ tezlîlâ(tezlîlen).
(Cennet ağaçlarının) gölgeleri, onlara yaklaştırılacak ve (meyvelerinin) devşirilmesi de son derece kolaylaştırılacaktır.— M. Türk
76:14
15
وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ ٥١
Ve yutâfu aleyhim bi âniyetin min fıddatin ve ekvâbin kânet kavârîrâ(kavârîren).
Çevrelerinde gümüşten kaplar ve gümüş (renkli) billur kâseler, dolaştırılacaktır.— M. Türk
76:15
16
قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً ٦١
Kâvarîra min fıddatin kadderûhâ takdîrâ(takdîren).
Büyüklüğünü kendilerinin tercih edeceği gümüş (renkli) billur kâseler...— M. Türk
76:16
17
وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ ٧١
Ve yuskavne fîhâ ke’sen kâne mizâcuhâ zencebîlâ(zencebîlen).
17,18. Onlara orada, selsebil¹ olarak adlandırılan pınardan, karışımı (hoş kokulu) zencefille dolu kadehlerden içirilecek. 1 Selsebil: Cennetin pınarlarından birinin ismi veya sıfatıdır. İlk defa Kur’an’da kullanılan bir kelime olup, sürekli akan ve içimi boğaza dokunmayan, tatlı ve suyu istenilen yere götürülebilen içecek demektir. Bir Yahudi din adamının, “Cennete ilk defa kimler girecek?” sorusuna Hz. Peygamber, “Muhacirlerin fakirleri” cevabını vermiş; “Cennet yolunda içecekleri nedir?” sorusu üzerine de, “Onlara cennette selsebîl diye adlandırılan bir pınarın suyundan içirilir” deyince Yahudi, “Doğru söyledin” demiştir. (Müslim) Lügatlerde ve tefsir kaynaklarında selsebîl kelimesinin “akıcı ve yumuşak olma” anlamına gelen “selâset” ve “peş peşe gelme” manasındaki “teselsül” ile ilişkisi üzerinde durulur. Pınarın sıfatı olarak “kesintisiz ve hızlı akma”, su vb. içeceklerin sıfatı olarak “tadı iyi, içimi kolay” gibi anlamlara sahip olduğu belirtilir. Selsebîlin aslının, “sel sebîlen” (bir yol iste) şeklinde bir cümle olduğu Hz. Ali’ye atfedilmiştir. Zemahşerî, bu açıklamanın Arap diline uygun düşmekle birlikte zorlama ve uydurma olduğunu belirtir.— M. Türk
76:17
18
عَيْناً ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلاً ٨١
Aynen fîhâ tusemmâ selsebîlâ(selsebîlen).
17,18. Onlara orada, selsebil¹ olarak adlandırılan pınardan, karışımı (hoş kokulu) zencefille dolu kadehlerden içirilecek. 1 Selsebil: Cennetin pınarlarından birinin ismi veya sıfatıdır. İlk defa Kur’an’da kullanılan bir kelime olup, sürekli akan ve içimi boğaza dokunmayan, tatlı ve suyu istenilen yere götürülebilen içecek demektir. Bir Yahudi din adamının, “Cennete ilk defa kimler girecek?” sorusuna Hz. Peygamber, “Muhacirlerin fakirleri” cevabını vermiş; “Cennet yolunda içecekleri nedir?” sorusu üzerine de, “Onlara cennette selsebîl diye adlandırılan bir pınarın suyundan içirilir” deyince Yahudi, “Doğru söyledin” demiştir. (Müslim) Lügatlerde ve tefsir kaynaklarında selsebîl kelimesinin “akıcı ve yumuşak olma” anlamına gelen “selâset” ve “peş peşe gelme” manasındaki “teselsül” ile ilişkisi üzerinde durulur. Pınarın sıfatı olarak “kesintisiz ve hızlı akma”, su vb. içeceklerin sıfatı olarak “tadı iyi, içimi kolay” gibi anlamlara sahip olduğu belirtilir. Selsebîlin aslının, “sel sebîlen” (bir yol iste) şeklinde bir cümle olduğu Hz. Ali’ye atfedilmiştir. Zemahşerî, bu açıklamanın Arap diline uygun düşmekle birlikte zorlama ve uydurma olduğunu belirtir.— M. Türk
76:18
19
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤ۬اً مَنْثُوراً ٩١
Ve yetûfu aleyhim vildânun muhalledûn(muhalledûne), izâ reeytehum hasibtehum lu’luen mensûrâ(mensûren).
Onların çevrelerinde ise, gördüğün zaman, etrafa saçılmış inciler zannedeceğin, ölümsüz genç hizmetçiler,¹ dolaşacaklar. 1 Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân” (Vâkıa: 17, İnsân: 19) “ğılman”la aynı mânada kullanılmıştır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Kur’ân’da bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiş, ayrıca ğılman ve vildan’ın orada içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da ifade edilmiştir. Bk. (Vakıa: 17)— M. Türk
76:19
20
وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْـكاً كَب۪يراً ٠٢
Ve izâ reeyte semme reeyte naîmen ve mulken kebîrâ(kebîren).
O (cennette) her nereye bakarsan bak, bir nîmet ve yüce bir saltanat, görürsün.— M. Türk
76:20
21
عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً ١٢
Âliyehum siyâbu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullû esâvira min fıddah(fıddatin), ve sekâhum rabbuhum şarâben tahûrâ(tahûren).
(O cennetliklerin) üstlerinde yeşil ipekten ince ve sırmalı elbiseler olacak, gümüş bileziklerle süslenecekler ve Rableri onlara tertemiz içecekler, içirecektir.— M. Türk
76:21
22
اِنَّ هٰذَا كَانَ لَـكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟ ٢٢
İnne hâzâ kâne lekum cezâen ve kâne sa’yukum meşkûrâ(meşkûren).
(Onlara cennette): “İşte bütün bunlar, sizin yaptıklarınızın karşılığıdır. Çünkü sizin çalışmalarınız mükâfatlandırılmaya değer görülmüştür.” denilecek.— M. Türk
76:22
23
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ ٣٢
İnnâ nahnu nezzelnâ aleykel kur’âne tenzîlâ(tenzîlen).
(Ey Muhammed!) Gerçek şu ki, Kur’an’ı sana bölüm bölüm indiren, Biziz, Biz.— M. Türk
76:23
24
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَفُوراًۚ ٤٢
Fasbir li hukmi rabbike ve lâ tutı’minhum âsimen ev kefûrâ(kefûren).
Öyleyse, Rabbinin hükmünü vermesi için sabret ve onlardan günâhkâr veya nankör (kâfirlere) itaat etme.— M. Türk
76:24
25
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلاًۚ ٥٢
Vezkurisme rabbike bukreten ve asîlâ(asîlen).
Ve sabah-akşam¹ Rabbinin adını² an. 1 Bükra: Erken demek olup, sabahtan öğleye kadar olan vakittir. Asîl: öğleden akşama kadar olan zaman demektir. İkisi birden: sabahtan akşama kadar demek olup, bundan da; sabah, öğle ve ikindi namazları anlaşılabilir. 2 Yani Onun, bize Kendisini anlamamız için ifâde ettiği sıfatlarını an. Sen, ancak bunları anlayabilirsin. Zatını anlamak için boşuna gayret etme. (Zira Allah’ın zatını anlamak için boyundan büyük işlere girişenlerin, “zatını anlayacağım derken sıfatlarını bile inkâra varan perişanlıkları” ortadadır.)— M. Türk
76:25
26
وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً ٦٢
Ve minel leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavîlâ(tavîlen).
Gecenin bir bölümünde Ona secde et¹ ve geceleyin de Onu, uzun uzun tesbih et.² 1 Secde, cüz’ü zikredip bütününü kastetme yoluyla “namazdan” mecâzdır. Gecenin bazı bölümü de akşam ve yatsı namazlarıdır. 2 Yani, Kur’an oku, teheccüd namazı kıl. (Müzzemmil: 1-6) Buradaki emir, Peygamberimiz için farz niteliğindeyse de bizim için de geçerlidir. Öyleyse bir Müslüman, gecelerini ne olduğu belirsiz, kerameti kendilerinden menkul kimselerin uydurdukları saçma sapan ayinlerle değil, ancak Allah’ının Peygamberine tavsiye ettiği zikirlerle ihya eder. Ayrıca bu ayet: “Ona uzun geceler boyu secde et ve Onu, tesbih et” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
76:26
27
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً ٧٢
İnne hâulâi yuhıbbûnel âcilete ve yezerûne verâehum yevmen sekîlâ(sekîlen).
Gerçekten şu (kâfirler,) geçici dünya arzularını seviyorlar da o ağır (âhiret) gününü ihmâl ediyorlar.¹ 1 “Arkasına atmak,” mecâzen “ihmâl etmek” demek olduğundan, tercümede bu anlam tercih edilmiştir.— M. Türk
76:27
28
نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً ٨٢
Nahnu halaknâhum ve şedednâ esrehum, ve izâ şi’nâ beddelnâ emsâlehum tebdîlâ(tebdîlen).
(Şunu unutmasınlar ki) onları yaratan da yaratılışlarını sapasağlam yapan da Biz olduğumuza göre, eğer dilersek onları, derhal benzerleriyle de değiştiriveririz.— M. Türk
76:28
29
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً ٩٢
İnne hâzihî tezkireh(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
İşte (bütün) bunlar, kesinlikle bir öğüttür. Artık kim (îman etmek) isterse, Rabbine ancak (bunlarla) yol bulabilir.¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Müzzemmil: 19)— M. Türk
76:29
30
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗ ٠٣
Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.¹ Gerçekten Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Yani, sizin cüz’i iradeniz, ancak Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde kalır ve siz de ancak bundan sorumlusunuz. “Allah’ın Takdiri” dediğimiz dileme kapasitesine asla ulaşamazsınız. Bk. (Tekvir: 29)— M. Türk
76:30
Yükleniyor...
İnsan
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle