فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ٣١
Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).
(Ey Muhammed! Bütün bunlara rağmen) onlar yine de (haktan) yüz çevirirlerse (onlara): “Ben sizi, Âd ve Semûd kavminin başına yıldırım¹ gibi düşen (helâke) benzer bir helâke karşı uyarıyorum.” de.²
1 Yukarıdaki tercüme; “yıldırım” ifâdelerinin istiâre olması düşünülerek yapılmıştır. 2 Ebû Cehl ile Kureyş’in ileri gelenlerinden bir cemaat: “Muhammed’in işi bizi şüpheye düşürdü. Sihir, kehanet ve şiir bilen bir adam bulsanız da onunla konuşup bize onun işini bir anlatsa” dediler. Bunun üzerine Utbe b. Rebîa: “Ben vallahi şiiri, kehaneti, sihri dinlemiş, ona dair bir ilim edinmiş birisiyim, eğer öyle ise Muhammed bana gizli kalmaz” dedi. Rasulullah (s.a.v)’in yanına vardı ve: “Ey Muhammed! Sen mi daha hayırlısın Haşim mi, sen mi hayırlısın Abdülmuttalib mi?” dedi, Rasulullah (s.a.v) ona cevap vermedi. O tekrar: “Sen bizim ilâhlarımıza hakaret ediyor ve atalarımızın sapkın olduğunu söylüyorsun. Eğer reislik istiyorsan, bayraklarımızı sana dikelim, eğer mal istiyorsan sana mallarımızdan seni ve arkandakileri zengin edecek mal toplayalım ve eğer kadına ihtiyacın varsa Kureyş kızlarından beğeneceğin on tanesini seninle evlendirelim.” dedi. Utbe sözünü bitirince Rasulullah (s.a.v), besmele çekip, Fussilet suresinin başından on üçüncü ayetine kadar okudu. On üçüncü ayete gelince Utbe, hemen Rasulullah (s.a.v)’in ağzını kapatarak, vaz geçmesini rica etti ve kalkıp evine gitti ve Kureyş’in karşısına çıkmadı. Bir kaç gün görünmeyince Ebû Cehil: “Ey Kureyş topluluğu! Utbe neye görünmüyor? Zannederim Muhammed’e saptı, galiba onun yemeği hoşuna gitti, bu mutlak ihtiyacından olmalı, kalkın gidelim, bakalım” dedi. Yanına varınca, Ebû Cehil: “Ey Utbe! Sen Muhammed’e saptın, o galiba hoşuna gitti, bir ihtiyacın varsa seni Muhammed’e muhtaç etmeyecek mal toplayabiliriz” dedi. Bunun üzerine Utbe kızdı ve bundan sonra Muhammed’e ebediyyen bir şey söylemeyeceğine Allah adına yemin etti ve: “Bilirsiniz, ben Kureyş’in malca en zenginiyim velâkin ben ona vardım…” diyerek olayı anlattı ve: “Bana bir şey ile cevap verdi ki, vallahi o sihir değil, şiir de değil, kehanet de değildir. O bana Fussilet suresinin başından on üçüncü ayetine kadar okudu. Vallahi bilirsiniz ki Muhammed bir şey söylediği zaman yalan çıkmaz, onun için başınıza bir azap inmesinden korktum.” dedi (Elmalılı, Beyhekî ve İbnu Asakir’den)— M. Türk