1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Bir kısım mûcizelerimizi göstermek için¹ kulu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan,² çevresini (hayırlı ve) şerefli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya³ götüren⁴ O (Allah’ın) şânı çok yücedir.⁵ Gerçekten O (Allah) her şeyi işitendir, görendir.
1 Bu ifâdeden Allah’ın Muhammed (s.a.v)’e hadislerde belirtilen bir kısım mûcizeleri göstermesi anlaşılır. Ayrıca Necm: 18’de: “Yemin olsun o (Muhammed) Rabbinin en büyük mûcizelerinden bir kısmını gördü.” buyurulmaktadır. 2 Mescid-i Haram; Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu alandaki mescidin adıdır. Yeryüzünde inşa edilen ilk mescid ve Müslümanların kıblesidir. Buraya Mescid-i Haram denildiği gibi, “Harem-i Şerif” de denilir. Açık bir alan üzerinde bulunan “Kâbe, Makam-ı İbrahim ve zemzem kuyusu” bu mescidin birer parçasıdır. Mescid-i Haram’ın Hz. Ömer zamanına kadar ihata duvarı yoktu. Ondan sonra duvar örüldü ve tarih boyunca bir takım, yenileme ve genişletme çalışmaları yapıldı. Kâbe’nin kuzey-batı duvarının karşısında mermerden yapılmış yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Bu duvarla çevrili alana “el-Hatim” veya “el-Hicr” denilir. Bu bölüm Kâbe’nin içinden sayılır. Zira Kâbe ilk yapıldığında dikdörtgen şeklinde idi. Tavafın yerine getirildiği bölüme ise “metaf” denilmektedir. “Metaf”: Tavaf edilen yer, tavaf edilirken dönülen alan demektir. Kâbe’nin doğu tarafında “Safa ve Merve” tepeleri bulunur. Kur’an’da Kâbe’den Mescid-i Haram şekilde on beş defa daha bahsedilir. İslâm’ın ilk yıllarında ibadetlerde kıble, Kudüs’teki “Mescid-i Aksâ” iken, Hicretten sonra on altıncı ayda, kıble Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmiştir. Saldırı olmadıkça Mescid-i Haram çevresinde savaş yapılması haramdır. Mescid-i Haram, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir. Burada kılınan bir namaz başka mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha efdaldir. Efendimiz (s.a.v): “Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdaldir. Mescid-i Haramda kılınan bir namaz da diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir” buyurmuştur. (İbnu Mâce) Fazilet bakımından Mescid-i Haram’dan sonra Mescid-i Nebi, ondan sonra da Mescid-i Aksa gelir. Bir başka hadis-i şerifte de: “Yalnız şu üç mescide gitmek üzere yolculuk yapılabilir. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ” buyurulur. (Buhâri) 3 Mescid-i Aksa; Kudüs’teki eski Süleyman mabedinin bulunduğu yerde inşa edilmiş olan “Beyt’ül-Makdis” tir, Süleyman (a.s) tarafından yaptırılmıştır. Bu hadislerle sâbittir ve başka bir Mescid-i Aksa da yoktur. Yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan en eski mescidlerden birisi "Mescid-i Aksa’dır. Yapımına Davud (a.s) başlamış ve Hz. Süleyman tarafından tamamlanmıştır. Mescid-i Aksâ, hicretin l6. ayına kadar Müslümanların kıblesi idi. Hz. Ömer (r.a.) devrinde Kudüs fethedilince, oraya giden halife bir gece vakti Beyt’ül-Makdis’e girdi ve bütün gece orada namaz kıldı. Sabah olunca ezan okutarak cemaat ile namaz kıldı. Hz. Ömer (r.a.) Beyt’ül-Makdis’in mukaddes hatırasına da bir mescit yaptırdı ve kıblesini Kâbe tarafı olarak tesbit etti. Burası daha sonra “Kubbet’üs-Sahrâ”nın yeri oldu. İsrâ ve Mirac’ın ilk durağı Mescid-i Aksâ’dır. 4 Mîrâc: İslam’da Hz. Peygamber (s.a.v)’ in göğe yükselerek Allah’ın huzuruna kabul edilmesi mucizesidir. Mirac hicretten bir yıl ya da onyedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi gerçekleşmiştir. İki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescid’ül-Haram’dan Beyt’ül-Makdis’e (Kudüs) götürülür. Kur’an’ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında “İsra” diye adlandırılır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)’in Beyt’ül-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur’an’da zikredilmez. Ancak; Necm suresinin 8-15. ayetleri Mirac mucizesinin de gerçek olduğunun ispatı konumundadır. Peygamberimiz (s.a.v)’in bir hadisinde mirac ayrıntılı biçimde anlatılır. Hadislere göre; Hz. Peygamber (s.a.v), Kâbe’de Hatim’de ya da amcasının kızı Ümmü Hani binti Ebi Talib’in evinde uyurken Cebrail gelip göğsünü yarıp, kalbini Zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adlı bineğe bindirilerek Beytü’l-Makdis’e getirildi. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılandı. Peygamber (s.a.v) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırdı. Hz. Peygamber (s.a.v), Beyt’ül-Makdis’te kurulan bir Mirac’la ve yanında Cebrail olduğu halde göğe yükselmeye başladı. Refref ile Sidret’ül-Münteha’ya, oradan Kudüs’e, oradan da Burak’la Mekke’ye döndürüldü. Ahad hadislere dayansa da Mirac mucizesinin gerçekliğinde tüm Müslümanlar birleşmişlerdir. Ancak olayın gerçekleşme biçimi hakkında İslam âlimleri arasında görüş ayrılıkları vardır. Mirac’ın Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya kadar olan bölümünü inkâr, bu âyete göre küfrü gerektirir. 5 Tesbih: Allah’ı tenzih etmek, yani zatına olan inancını, dil ile ikrar ve amel yönüyle lâyık olmayan her türlü şaibeden uzak tutmak demektir. Kelimenin aslı; suda iyi yüzerek uzaklara gitmek demektir. Buradaki (سُبْحَانَ) kelimesi ise fiili mahzuf mutlak mef’uldür. Yani (أُسَبِّحُ اللَّهَ سُبْحَانًا) demektir ki; “Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim” anlamına gelir.— M. Türk
17:1