İsra 111 Ayet 15. Cüz الإسراء
17

İsra

— Gece Yürüyüşü
111 Ayet 15. Cüz
الإسراء
17
İsra
111 Ayet
الإسراء
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Bir kısım mûcizelerimizi göstermek için¹ kulu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan,² çevresini (hayırlı ve) şerefli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya³ götüren⁴ O (Allah’ın) şânı çok yücedir.⁵ Gerçekten O (Allah) her şeyi işitendir, görendir. 1 Bu ifâdeden Allah’ın Muhammed (s.a.v)’e hadislerde belirtilen bir kısım mûcizeleri göstermesi anlaşılır. Ayrıca Necm: 18’de: “Yemin olsun o (Muhammed) Rabbinin en büyük mûcizelerinden bir kısmını gördü.” buyurulmaktadır. 2 Mescid-i Haram; Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu alandaki mescidin adıdır. Yeryüzünde inşa edilen ilk mescid ve Müslümanların kıblesidir. Buraya Mescid-i Haram denildiği gibi, “Harem-i Şerif” de denilir. Açık bir alan üzerinde bulunan “Kâbe, Makam-ı İbrahim ve zemzem kuyusu” bu mescidin birer parçasıdır. Mescid-i Haram’ın Hz. Ömer zamanına kadar ihata duvarı yoktu. Ondan sonra duvar örüldü ve tarih boyunca bir takım, yenileme ve genişletme çalışmaları yapıldı. Kâbe’nin kuzey-batı duvarının karşısında mermerden yapılmış yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Bu duvarla çevrili alana “el-Hatim” veya “el-Hicr” denilir. Bu bölüm Kâbe’nin içinden sayılır. Zira Kâbe ilk yapıldığında dikdörtgen şeklinde idi. Tavafın yerine getirildiği bölüme ise “metaf” denilmektedir. “Metaf”: Tavaf edilen yer, tavaf edilirken dönülen alan demektir. Kâbe’nin doğu tarafında “Safa ve Merve” tepeleri bulunur. Kur’an’da Kâbe’den Mescid-i Haram şekilde on beş defa daha bahsedilir. İslâm’ın ilk yıllarında ibadetlerde kıble, Kudüs’teki “Mescid-i Aksâ” iken, Hicretten sonra on altıncı ayda, kıble Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmiştir. Saldırı olmadıkça Mescid-i Haram çevresinde savaş yapılması haramdır. Mescid-i Haram, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir. Burada kılınan bir namaz başka mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha efdaldir. Efendimiz (s.a.v): “Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdaldir. Mescid-i Haramda kılınan bir namaz da diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir” buyurmuştur. (İbnu Mâce) Fazilet bakımından Mescid-i Haram’dan sonra Mescid-i Nebi, ondan sonra da Mescid-i Aksa gelir. Bir başka hadis-i şerifte de: “Yalnız şu üç mescide gitmek üzere yolculuk yapılabilir. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ” buyurulur. (Buhâri) 3 Mescid-i Aksa; Kudüs’teki eski Süleyman mabedinin bulunduğu yerde inşa edilmiş olan “Beyt’ül-Makdis” tir, Süleyman (a.s) tarafından yaptırılmıştır. Bu hadislerle sâbittir ve başka bir Mescid-i Aksa da yoktur. Yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan en eski mescidlerden birisi "Mescid-i Aksa’dır. Yapımına Davud (a.s) başlamış ve Hz. Süleyman tarafından tamamlanmıştır. Mescid-i Aksâ, hicretin l6. ayına kadar Müslümanların kıblesi idi. Hz. Ömer (r.a.) devrinde Kudüs fethedilince, oraya giden halife bir gece vakti Beyt’ül-Makdis’e girdi ve bütün gece orada namaz kıldı. Sabah olunca ezan okutarak cemaat ile namaz kıldı. Hz. Ömer (r.a.) Beyt’ül-Makdis’in mukaddes hatırasına da bir mescit yaptırdı ve kıblesini Kâbe tarafı olarak tesbit etti. Burası daha sonra “Kubbet’üs-Sahrâ”nın yeri oldu. İsrâ ve Mirac’ın ilk durağı Mescid-i Aksâ’dır. 4 Mîrâc: İslam’da Hz. Peygamber (s.a.v)’ in göğe yükselerek Allah’ın huzuruna kabul edilmesi mucizesidir. Mirac hicretten bir yıl ya da onyedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi gerçekleşmiştir. İki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescid’ül-Haram’dan Beyt’ül-Makdis’e (Kudüs) götürülür. Kur’an’ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında “İsra” diye adlandırılır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)’in Beyt’ül-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur’an’da zikredilmez. Ancak; Necm suresinin 8-15. ayetleri Mirac mucizesinin de gerçek olduğunun ispatı konumundadır. Peygamberimiz (s.a.v)’in bir hadisinde mirac ayrıntılı biçimde anlatılır. Hadislere göre; Hz. Peygamber (s.a.v), Kâbe’de Hatim’de ya da amcasının kızı Ümmü Hani binti Ebi Talib’in evinde uyurken Cebrail gelip göğsünü yarıp, kalbini Zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adlı bineğe bindirilerek Beytü’l-Makdis’e getirildi. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılandı. Peygamber (s.a.v) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırdı. Hz. Peygamber (s.a.v), Beyt’ül-Makdis’te kurulan bir Mirac’la ve yanında Cebrail olduğu halde göğe yükselmeye başladı. Refref ile Sidret’ül-Münteha’ya, oradan Kudüs’e, oradan da Burak’la Mekke’ye döndürüldü. Ahad hadislere dayansa da Mirac mucizesinin gerçekliğinde tüm Müslümanlar birleşmişlerdir. Ancak olayın gerçekleşme biçimi hakkında İslam âlimleri arasında görüş ayrılıkları vardır. Mirac’ın Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya kadar olan bölümünü inkâr, bu âyete göre küfrü gerektirir. 5 Tesbih: Allah’ı tenzih etmek, yani zatına olan inancını, dil ile ikrar ve amel yönüyle lâyık olmayan her türlü şaibeden uzak tutmak demektir. Kelimenin aslı; suda iyi yüzerek uzaklara gitmek demektir. Buradaki (سُبْحَانَ) kelimesi ise fiili mahzuf mutlak mef’uldür. Yani (أُسَبِّحُ اللَّهَ سُبْحَانًا) demektir ki; “Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim” anlamına gelir.— M. Türk
17:1
2
وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُون۪ي وَك۪يلاًۜ ٢
Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ(vekîlen).
Biz, Mûsa’ya kitap verdik ve o (kitabı) İsrâil oğullarına; “Benden başka rab edinme-yin” diye, hak yol rehberi kıldık.— M. Türk
17:2
3
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً ٣
Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren).
(Ey) Nûh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o (Nûh) çok şükreden bir kuldu.— M. Türk
17:3
4
وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْـلُنَّ عُـلُواًّ كَب۪يراً ٤
Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâ(kebîren).
O kitapta¹ İsrâil oğullarına; “muhakkak siz, yeryüzünde iki defa kargaşa çıkaracak² ve çok fazla kibirleneceksiniz.” diye hükmettik. 1 Yani Yahûdîlerin uydurup Tevrât diye kabul ettirmeye çalıştıkları kitapta değil, Hz. Mûsa (a.s)’a verilen gerçek Tevrât’ta. Bu kitabın “Levh-i Mahfuz” olduğu hakkında da rivâyetler vardır. (Kurtubî) 2 Tevrât’ın hükümlerine muhalefet ederek…— M. Türk
17:4
5
فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَنَٓا اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْداً مَفْعُولاً ٥
Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyâr(diyâri), ve kâne va’den mef’ûlâ(mef’ûlen).
Nitekim o iki (kargaşa)dan ilkinin zamanı gelince, üzerinize oldukça güçlü ve acımasız kullarımızı¹ gönderdik de onlar (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu gerçekleşmiş bir sözdü.² 1 Burada kullarımız, kelimesinin ma’rife olarak (عِبَادَنَا) buyrulmayıp, nekre olarak (عِبَادًا لَنَا) şeklinde buyrulması bunların, Allah’ın îmanlı kulları olmadığına işarettir. Müslüman iken azan bir topluma, kâfir bir toplumun musallat edilmesi ve onlar eliyle cezâlandırılmaları ne korkunç bir şeydir. Peygamberler ve Peygamber vârisleriyle ıslah olmayan toplumları bekleyen sonuç budur. 2 Bu ifâdeden; bu olayın Kur’an inmeden önce olduğu, anlaşılmaktadır.— M. Türk
17:5
6
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يراً ٦
Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrâ(nefîren).
(Ey İsrâil oğulları!) bundan sonra sizi, onlara tekrar üstün duruma getirdik, mallar ve oğullarla size yardım ederek, sayınızı artırdık.— M. Türk
17:6
7
اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً ٧
İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâ(tetbîren).
Eğer iyilik yaparsanız, kendinize iyilik yapmış olursunuz ve eğer kötülük yaparsanız, yine kendinize kötülük yapmış olursunuz. Son cezâlandırma zamanı gelince, (sizi cezâlandırmak için göndereceğimiz kullarımız da) sizi rezil etsinler, ilkin girdikleri gibi Mescid-i Aksa’ya girsinler ve ele geçirdikleri her şeyi mahvetsinler.¹ 1 Her ne kadar Mevdûdî ve benzerleri bu olayları kitab-ı mukaddes olduğu varsayılan kitaptaki rivâyetlerle fazlasıyla abartmışlarsa da âyetin metnine göre bu ikinci helâkin İsrâil oğullarına daha gelmediği anlaşılabilir. Bu son bölüm, aslında tüm Müslümanlara bir emirdir. Eğer Müslümanlar bu emri yerine getirmezlerse; Allah bunu önceki gibi başka kulları vasıtasıyla da olsa mutlaka yapacaktır. Ama Müslümanlar, bu şerefi kaçırmış olacaklardır.— M. Türk
17:7
8
عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً ٨
Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâ(hasîren).
(Ey İsrâil oğulları!) Rabbinizin size merhamet etmesi yakındır.¹ Fakat siz (kargaşaya) dönerseniz Biz de (sizi cezâlandırmaya) döneriz. Ve Biz, cehennemi kâfirler için (ebedi) zindan kıldık. 1 Yani; âlemlere rahmet olan Peygamberine îman ederek o cezâlandırmalardan kurtulma ümidiniz, yakındır. Bu bölüm: ”Rabbiniz size belki merhamet eder” diye anlaşılabilir.— M. Türk
17:8
9
اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَب۪يراًۙ ٩
İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ(kebîren).
Şüphesiz bu Kur’an insanları en doğru yola iletir ve (Kur’an’da emredilen) iyi işleri yapan Müslümanlara gerçekten büyük bir mükâfat olduğunu, müjdeler.— M. Türk
17:9
10
وَاَنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٠١
Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Ve âhirete inanmayanlara da acı bir azap hazırladığımızı... (müjdeler.)— M. Türk
17:10
11
وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً ١١
Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve kânel insânu acûlâ(acûlen).
İnsan, hayrı istiyormuşçasına, şerri ister. Çünkü insan, pek acelecidir.¹ 1 Yani insan âhireti dünyada görmek ister. Onun için de en büyük mükâfatların bulunduğu âhireti bırakır da dünyalıkları ister.— M. Türk
17:11
12
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَٓا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْـنَٓا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْص۪يلاً ٢١
Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne vel hisâb(hisâbe), ve kulle şey’in fassalnâhu tafsîlâ(tafsîlen).
Biz gece (ayı) ve gündüz (güneşi)¹ iki mûcize kıldık. Ardından gecenin mûcizesi (ayı) söndürdük² ve Rabbinizin nîmetlerini araştırmanız, yılların sayısını ve (vakitlerin) hesabını öğrenmeniz için gündüzün mûcizesi (olan güneşi) aydınlatıcı kıldık.³ Biz her şeyi (işte böyle) mükemmel bir şekilde açıkladık.⁴ 1 Bu iki parantez, âyetin son bölümünde bu mûcizeler açıklandığından ilave edilmiştir. 2 Ay da ilk yaratıldığında güneş gibi ışık kaynağı iken, onu tıpkı dünya gibi söndürdük. Şimdi, sadece güneşten aldığı ışığı yansıtmaktadır. 3 Konu ilgili olarak Bk. (Yûnus: 5) 4 Yani; yaratılış âleminde her şeyi ayırt edip, güneş ile gösterdiğimiz gibi, Kur’an’la da din ve dünyanıza, hayır ve şerrinize ait her şeyi geniş bir şekilde açıkladık. Bu sebeple Kur’an, güneş gibidir. Onun karşısında geçmiş kitaplar ise söndürülmüş ay gibidir yani nesh edilmiştir. (Elmalılı)— M. Türk
17:12
13
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً ٣١
Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).
Biz, her insanın sorumluluğunu kendisine verdik.¹ (Bir de) kıyamet günü onun önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız. 1 Bu ifadenin zahiri anlamı, “Her insanın kuşunu boynuna taktık” demektir. Mecâzen “kaderini, sorumluluğunu kendi zimmetine verdik ve vebalini kendi nefsine bağladık” anlamlarında kullanılır.— M. Türk
17:13
14
اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ ٤١
Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
(Ve ona): “Şu kendi kitabını oku (bakalım.) Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.” (deriz.)— M. Türk
17:14
15
مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً ٥١
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hak yola gelirse, ancak kendi lehine hak yola gelir ve kim de sapıtırsa ancak kendi aleyhine sapıtır. Hiçbir günâhkâr bir başkasının günâhını yüklenemez.¹ Biz, bir Peygamber göndermedikçe de kimseye azap etmeyiz.² 1 Vizr: Ağır yük, günâh ve günâhın cezâsının ağırlığı demektir. Herkes kendi günâhından sorumludur. Günâhı ağır basan birisi, bir başkasını günâhını yüklenmesi için çağırsa bu, mümkün değildir. Ancak bir kimse, birisini kötülüğe sevk ederse birisi aldandığının cezâsını, diğeri de aldattığının cezâsını cektir. Bk. (En’am: 164, Zümer: 7, Necm: 38, Fâtır: 18) 2 Bir topluma Peygamber gönderilince hak tebliğ edilmiş olur. Fakat onu kabul edip etmemek, kendilerine bağlıdır. Bu âyetten bütün toplumlara Peygamber gönderildiği veya Peygamber gönderilmeyen toplum varsa sorumluluklarının olmayacağı anlaşılmaktadır. Bk. (Kasas: 46, Secde: 3, Fâtır: 24)— M. Türk
17:15
16
وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً ٦١
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren).
Biz, bir ülkeyi helâk etmek istersek, oranın en şerlilerini onlara lider yaparız,¹ onlar da orada bozgunculuk yaparlar. Böylece o ülke helâk olmayı hak eder, Biz de orayı hemen helâk ederiz. 1 Bu bölüm: “oranın şımarmış elebaşlarına (iyilikle) emrederiz” diye tercüme edilebilir.— M. Türk
17:16
17
وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً ٧١
Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûh(nûhin) ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren basîrâ(basîren).
Biz, Nûh’tan sonra da nice toplumları helâk ettik. Kullarının günâhlarını bilici ve görücü olarak Rabbin yeter.— M. Türk
17:17
18
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَٓاءُ لِمَنْ نُر۪يدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُوماً مَدْحُوراً ٨١
Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren).
Kim, geçici dünya arzularını isterse, orada dilediğimiz kadarını, istediğimiz kimselere hemen veririz,¹ sonra da onu kınanmış ve kovulmuş olarak gideceği yer olan cehenneme sokarız. 1 Bk. (Hûd: 15, Şura: 20)— M. Türk
17:18
19
وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً ٩١
Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâ(meşkûren).
Kim de âhireti ister ve tam inanmış olarak orası için gerekli çalışmayı yaparsa, işte böylelerinin çabaları da takdir edilir.— M. Türk
17:19
20
كُلاًّ نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُوراً ٠٢
Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbik(rabbike), ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ(mahzûren).
Hepsine (yani) onlara da ötekilere de¹ Rabbinin ihsanından bol bol veririz. Hiç kimse, Rabbinin ihsanından asla mahrum edilmez.² 1 Dünyayı da âhireti de isteyenlerin hepsine. 2 Buna göre dünya için çalışanlara, dünyalıkları verilirken, âhiret için çalışanlar mahrum bırakılıyor zannedilmemelidir. Bu arada dünya için çalışanlara verilen dünyalıkların, âhiret hesabı da unutulmamalıdır.— M. Türk
17:20
21
اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً ١٢
Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ(tafdîlen).
(Dünyada) onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak. Âhiret, kesinlikle hem dereceler bakımından daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.— M. Türk
17:21
22
لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَخْذُولاً۟ ٢٢
Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâ(mahzûlen).
Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme, yoksa horlanmış ve koruyucusuz bırakılmış olarak, kala kalırsın.— M. Türk
17:22
23
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً ٣٢
Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).
Rabbin, ancak kendisine kulluk etmenizi, anneye ve babaya iyi davranmanızı emretti. Eğer onlardan birisi veya ikisi birden senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, sakın onlara, “öf” bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.— M. Türk
17:23
24
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ ٤٢
Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).
Onlara merhamet ederek alçak gönüllülükle kanat ger¹ ve: “Ey Rabbim! Onlar, beni küçükken nasıl (merhametle) terbiye ettilerse Sen de onlara merhamet et.” diye (dua et). 1 “Alçak gönüllülükle kanat germek,” anne ve babaya şefkatli ve merhametli davranmaktan istiâredir.— M. Türk
17:24
25
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً ٥٢
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).
Eğer siz (gerçekten onlara) iyilik yapıyorsanız, gönüllerinizdekileri Rabbiniz çok iyi bilir. Şüphesiz O, (hatalarından) dönenleri çok bağışlayıcıdır.— M. Türk
17:25
26
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يراً ٦٢
Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren).
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa¹ hakkını² ver ve sakın saçıp savurma.³ 1 Yol çocuğu; yolda kalmış kimse, demektir. 2 Bu hak; maddi yardımlar, ziyaret ve her türlü hayırlı yardım ve iyilik, demektir. 3 İsrâf da etme.— M. Türk
17:26
27
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً ٧٢
İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).
Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir ve şeytan ise Rabbine karşı son derece nankördür.— M. Türk
17:27
28
وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَٓاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلاً مَيْسُوراً ٨٢
Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).
Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklediğinden dolayı onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, hiç olmazsa onlara yumuşak söz söyle.— M. Türk
17:28
29
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً ٩٢
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâ(mahsûren).
Sakın cimri olma, tamamen de saçıp savurma.¹ Bu sefer de hem kınanır hem de (ortada) kalakalırsın.² 1 Âyetin bu bölümünün kelime anlamı, “(Ey Muhammed!) Elini boynuna asıp bağlama ve elini büsbütün de yayma.” şeklindedir. “Elini boynuna asıp bağlamak” cimri olmaktan, “elini büsbütün yaymak” da saçıp savurmaktan mecâz olduğu için yukarıda bu anlamlar tercih edilmiştir. 2 Peygamber (s.a.v)’den bir çocuk, bir şeyler ister; o da yanında gömleğinden başka bir şeyi bulunmadığı için gömleğini çıkarıp o çocuğa verir. Bu âyet bu olay üzerine nâzil olur. (Vâhidî)— M. Türk
17:29
30
اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً۟ ٠٣
İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).
Şüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine bol bol verdiği gibi dilediğine de daraltır. Gerçekten O kullarının (halini) hakkıyla bilendir, görendir.— M. Türk
17:30
Yükleniyor...
İsra
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle