مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١١
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
(İnsanın başına gelen) her musîbet, ancak Allah’ın izni ile gelir.¹ Kim Allah’a (gerçekten) îman ederse, (Allah) onun kalbini doğru (düşünce)ye yöneltir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir.²
1 Gerek kâfir, gerek Müslüman, bir kişi veya grubun başına, gelen her hangi bir musîbet, kesinlikle Allah’ın izniyledir. Yani Allah’ın izni olmadıkça, hiç kimsenin istemesiyle, kimseye bir musîbet kesinlikle ulaşmadığı gibi, yok da olmaz. Eğer birileri Allah’ın dışında (şeytan, cin, filancanın rûhu, rabıtası veya rûhaniyeti, herhangi bir nesne, muska, türbe, yatır, cevşen, birilerinin nefesi, nazarı veya tükürüğü v.s gibi) şeylerin insana fayda veya zarar verdiklerine inanırsa, onu ya doğrudan ilâh, ya da Allah’la beraber “ek ilâh”, edinmiş olur. Çünkü (Hadid: 22, Ra’d: 11) de ifâde edildiği gibi bazı musîbetlerin sebebinin insanın kendisi olduğu muhakkak ise de böyle musîbetler dahi yine Allah’ın takdiri, bilgisi ve izni olmadıkça asla meydana gelmez. 2 Hidâyet: İrşad etmek, doğru yolu göstermek, doğru düşünceye ulaşmak, dalâlet ise; yanıltmak, sapkınlığa düşürmek demektir. Hidayet, doğruyu bulmaları için sapkın kimselere gerektiği gibi, doğru yol üzere olanlara da sapmamaları için gereklidir.— M. Türk