Enfal 75 Ayet 9. Cüz الأنفال
8

Enfal

— Ganimetler
75 Ayet 9. Cüz
الأنفال
8
Enfal
75 Ayet
الأنفال
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١
Yes’elûneke anil enfâl(enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl(resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
(Habîbim! Bedir muharebesin de ganîmet elde eden sahabe) sa na ganimetler(in nasıl taksim edi le ceğinden ve kimin taksim edeceğin)den soruyorlar. De ki: “O ganimetler(le ilgili tüm yetki) Allâh’a ve o Rasûl’e âittir! (Allâh-u Te’âlâ’nın izni ve bildirmesiyle, o konuda tek yetkili Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dir. O, Allâh-u Te`âlâ’nın hikmeti gereği emrettiği taksime riayet ederek, istediğine dilediği kadar verebilir.)Artık (maddî sebeplerle görüş ayrı lıklarına ve çekiş melere düşmemek için) Allâh’tan hakkıyla sakının da, aranızdaki hali düzeltin. (Ganimetlerin taksimi dâhil tüm emirlerine uyma hususunda) Allâh’a ve Rasûlüne itaat edin! Eğer siz (gerçek anlamda) mümin kimse ler olduysanız(, imanınız sizi itaate yönlendirmelidir)!”— M.Ustaosmanoğlu
8:1
2
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ ٢
İnnemâl mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).
(Hakiki manada) inananlar an cak o kimseler dir ki, Allâh anıldığı zaman (O’nun yüce şanına tazim ederek, sonsuz heybetine karşı) kalpleri korkuya ka pılır, üzerlerineO’nun âyetleri okunduğunda, (din ledikleri o âyetler) kendilerini iman (ve tasdik) yönün den artırırlar ve onlar (kimseye ümit bağlamayıp, kimseden de korkmayıp) ancak Rablerine tevekkül (eder ve tüm işlerini sadece O’na havale) ederler.— M.Ustaosmanoğlu
8:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
O kimseler ki o (farz) namaz(ları dosdoğru kılarlar, kendilerini rızık landırdığımız şeylerden de (Bizim yolumuzda) harcamada bulunurlar.— M.Ustaosmanoğlu
8:3
4
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقاًّۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌۚ ٤
Ulâike humul mu’minûne hakkâ(hakkan), lehum deracâtun inde rabbihim ve magfiratun ve rızkun kerîm(kerîmun).
İşte sana! Onlar, gerçekten ina nanların ta kendileridir. Rableri ka tında yüksek dereceler, (beşeriyet gereği işledikleri kusurlar için) büyük bir bağışlanma ve (cennet nimetleri gibi) pek değerli bir rızık onlara âittir.— M.Ustaosmanoğlu
8:4
5
كَمَٓا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّۖ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ لَكَارِهُونَۙ ٥
Kemâ ahraceke rabbuke min beytike bil hakkı ve inne ferîkan minel mu’minîne le kârihûn(kârihûne).
(Senin ashâbın ganimetler hakkındaki yetkinin ellerinden alınıp, Allâh’a ve Rasûlüne âit kılınmasını hoş karşılamadılar, hâlbuki bunda kendileri için büyük bir hayır vardı.) Nitekim Rabbin seni evin(in bulunduğu Medîne-i Münevvere) den hak (ve gerekli, aynı zamanda isabetlibir gaye) ile (Bedir savaşına) çıkarmıştı. Oysa gerçekten müminlerden bir fırka elbette (bu hususta) isteksiz kimselerdi! (Ama sonunda ne büyük bir zafer elde ettiler.) Sahâbe-i kirâm`ın ekseriyetinin değilde içlerinden bir cemaatin bu isteksizlikleri, asla Allâh ve Rasûlünün emrine karşı gelme anlamında değerlendirilmemelidir. Ancak onların bu tutumu, ganimet yüklü kervanı ele geçirme kastıyla yola çıktıklarından, büyük bir orduyla savaşa hazırlıklı olmadıkları için, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile istişâre mâhiyetinde bir fikir beyanından öte geçmemiştir. Yine böylece ganimet taksiminin kendi ellerinden alınıp Allâh ve Rasûlüne havale edilmesi konusundaki hoşnutsuzlukları, Allâh ve Rasûlünün hükmüne razı olmama niteliği taşımayıp, ancak insanın tabiatı gereği ganimete meyilli olmasındandır ki, bu gibi huylar gayr-i ihtiyârî olup, kişinin istek ve gücüyle zaptedebileceği hususlardan olmadığı için, malları ve canları pahasına Allâh ve Rasûlünün her emrine kayıtsız şartsız teslim olan sahâbe-i kiramhazarâtının yüce makamına halel getirecek şeyler değildir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
8:5
6
يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ ٦
Yucadilûneke fîl hakkı ba'de mâ tebeyyene ke ennemâ yusâkûne ilâl mevti ve hum yanzurûn(yanzurûne).
(Yöneldikleri her sahada mansur ve muzaffer olacakları gerçeği, Bizim vahyimiz ve senin bildirmenle kendilerine) iyice belirdikten sonra on lar (hâlâ gani met yüklü savunmasız kervana değil de, şirkin önder lerini barındıran topluluğa karşı) o hak (olan cihat ilanını tercih etmen) hususunda seninle mücadele ediyorlardı. Sanki onlar kendileri de bakarlarken (göz göre göre) ölüme sevk olunuyorlardı.— M.Ustaosmanoğlu
8:6
7
وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِر۪ينَۙ ٧
Ve iz yaıdukumullâhu ihdât tâifeteyni ennehâ lekum, ve teveddûne enne gayra zâtiş şevketi tekûnu lekum, ve yurîdullâhu en yuhıkkal hakka bi kelimâtihî ve yaktaa dâbiral kâfirîn(kâfirîne).
Hani Allâh size (kervanda bulunan birkaç kişiyle, onları sa vunmaya gelen yüz lerce müşrikten oluşan) o iki tâifeden birini: “Mutlaka o size âit (bir ganimet) tir!” diye vaat ediyordu. Siz ise (müşriklerin ileri ge lenlerinin de aralarında bu lunduğu o büyük orduyu mağlup etmek yerine,) o güç sahibi olmayan (kerva n) ın gerçekten size âit olmasını arzuluyordunuz. Oysa Allâh (o anda vahyettiği) keli meleriyle (size, güçlü olan orduy la harbetmenizi emrederek,) hak kı yerleştir (ip yücelt)meyi ve o inkâr cıların ardını (arkasını) kes(ip, onları tümüyle helâk et)meyi mu rad ediyordu.— M.Ustaosmanoğlu
8:7
8
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَۚ ٨
Li yuhıkkal hakka ve yubtılel bâtıle ve lev kerihel mucrimûn(mucrimûne).
(Evet! Allâh-u Te’âlâ böyle murad eyledi!) Tâ ki O, hakk (olan İslâm)ı iyice sabitleştirsin ve bâtıl (olan şirk ve inkâr)ı iptal etsin! Velev ki o (şirk gibi en büyük suçu işleyen) mücrimler hoş görmesin!— M.Ustaosmanoğlu
8:8
9
اِذْ تَسْتَغ۪يثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّ۪ي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِف۪ينَ ٩
İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi elfin minel melâiketi murdifîn(murdifîne).
Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da, O da siz(in bu yardım talebiniz)e: “Muhakkak ki Ben, (müminlerin) ardı sıra gelen birbiri ardınca gelen meleklerden bin (kadarı) ile size imdâd ediciyim!” diye tam bir icâbet buyurmuştu.Hazreti Ömer (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre; Bedir günü Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) müşriklere baktığında onları bin kişi kadar çok görüp, ashâbını da üç yüz on küsur kişi kadar az bulunca kıbleye yönelerek ellerini uzattı ve: “Ey Allâh! Bana vaad etmiş bulunduğun şeyi gerçekleştir! Ey Allâh! Eğer bu İslâm topluluğunu da helâk edecek olursan, artık yer yüzünde ibadet olunmayacaksın!” diye duaya başladı, bu duayı o kadar sürdürdü ki şalı omuzlarından düştü. Hemen Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) gelerek şalını omuzlarının üzerine koydu ve Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e arkasından sarılarak: “Ey Allâh’ın peygamberi! Senin Rabbine yalvarman yeter, çünkü O, sana vaad etmiş olduğu şeyi mutlaka yerine getirecektir!” deyince Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i celîleyi indirdi. (Müslim, Cihat: 18, No: 1763, 31383; Hâzin; Beyzâvî)— M.Ustaosmanoğlu
8:9
10
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِه۪ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟ ٠١
Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve mân nasru illâ min indillâh(indillâhi), innallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Allâh bunu (; sizi bu kadar çok melekle destekle mesini, görünce güveneceğiniz, yitirince ümit kesece ğiniz bir şey yapmamış,) ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz kendisiyleiyice tatmin olsun diye yap mıştı. (Yardımı meleklerden sanmayın!) Yardım ancak Allâh katındandır. (Kazanan da ancak Allâh’ın yardı mına mazhar olandır.) Şüphesiz ki Allâh (dostlarına yardıma gücü yeten bir) Azîz’dir; (düşmanlarını yar dımsız bırakırken de hikmet sahibi bir) Hakîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
8:10
11
اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ ١١
İz yugaşşîkumun nuâse emeneten minhu ve yunezzilu aleykum mines semâi mâen li yutahhirakum bihî ve yuzhibe ankum riczeş şeytâni ve li yarbıta alâ kulûbikum ve yusebbite bihil akdâm(akdâme).
Hani O, tarafından bir güvenlik olsun diye size hafif bir uyku bürüyor ve üzerinize gökten bir su indiriyordu ki sizi onunla (büyük-küçük abdestsiz liklerden) iyice temizlesin, sizden şeytanın (sebebi yet verdiği cünüplük) murdarlığını(susuzluktan he lâk olacağınıza dâir verdiği) vesvesesini gidersin ve (sabrı, sebatı ve Allâh’ın yardımına karşı kesin inanç ve güveni) kalpleriniz(e doldurup) üzerine (taşacak şe kilde) sıkıca bağlama yapsın, bir de (kumda kayan) ayaklar(ınız)ı onunla sabitlesinayaklar(ınız)ı (er meydanında) sabit kılsın!— M.Ustaosmanoğlu
8:11
12
اِذْ يُوح۪ي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّ۪ي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ ٢١
İz yûhî rabbuke ilâl melâiketi ennî meakum fe sebbitûllezîne âmenû, se ulkî fî kulûbillezîne keferûr ru'be fadribû fevkal a'nâkı vadribû minhum kulle benân(benânin).
Hani Rabbin meleklere vahyediyordu ki: “Şüphesiz Ben (Müslümanlara yardım ve destek hususunda) sizinle beraberim. Haydi, o inanmış olan kimselere (insan kılığında görünüp müjde vererek, sayılarını çoğaltarak ve bizzat harbe iştirak ederek) sebat verin! Muhakkak Ben o kâfir olmuş kimselerin kalpleri içerisine korku salacağım, siz de hemen o (imansız) boyunlar üstüne vurun! Onların tüm parmaklarına tüm mafsallarına da vurun!” İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ) şöyle anlatmıştır: Müslümanlardan biri Bedir günü önünde giden müşriklerden birinin peşinde süratlice koşarken, birdenbire üsttten gelen bir kırbaç darbesiyle bir atlının: “Ey Hayzûm! Atıl!” dediğini işitti. O anda önündeki müşriğe baktığın da onu boylu boyunca yere serilmiş halde gördü, ona iyice baktığında bir de ne görsün; burnu berelenmiş, yüzü de kırbaç darbesiyle yarılmış gibiydi ve bütün bu uzuvları yemyeşil olmuştu. Ensardan olan bu zat gidip durumu Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e anlattığında Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Doğru söyledin! İşte bu, üçüncü semanın (meleklerinin) yardımındandır!” buyurdu. Böylece onlar o gün yetmiş kişiyi katlettiler, yetmiş kişiyi de esir aldılar. (Müslim, Cihat: 18, No: 1763, 31384; Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu
8:12
13
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٣١
Zâlike bi ennehum şâkkullâhe ve resûlehu, ve men yuşâkıkıllâhe ve resûlehu fe innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
(Habîbim!) İşte bu (kâfir lerin başına gelen hezimet) şu sebepledir ki gerçekten onlar Allâh’a ve Rasûlu’ne karşı gelmiştirler. İşte her kim Allâh’a ve Rasûlu’ne muhalefet ederse muhakkak ki Allâh, azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır.— M.Ustaosmanoğlu
8:13
14
ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ ٤١
Zâlikum fe zûkûhu ve enne lil kâfirîne azâben nâr(nâri).
(Ey kâfirler!) İşte size (Azabınız) budur! Şim dilik (dünyada) tadın bunu! Üstelik o (cehennem) ateşin(in) azâbı da hiç şüphesiz yine o kâfirler içindir!— M.Ustaosmanoğlu
8:14
15
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا زَحْفاً فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَۚ ٥١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ lekîtumullezîne keferû zahfen fe lâ tuvellûhumul edbâr(edbâra).
Ey iman etmiş olan kimseler! Çok kalabalık bir ordu halindelerken o kâfir olmuş kimselerle karşılaşırsanız, onlara arkaları(nızı) döndür(üp geri çekil)meyin!— M.Ustaosmanoğlu
8:15
16
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفاً لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزاً اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَأْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٦١
Ve men yuvellihim yevme izin duburahû illâ muteharrifen li kıtâlin ev mutehayyizen ilâ fietin fe kad bâe bi gadabin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
Harb için (daha uygun bir yere çekilmek üzere) yerini bırakan (savaştıklarından daha önemli başka bir fırkayla) savaşa yönelenharp (taktiği uygulamak) için (, bozguna uğramış da geri kaçıyormuş gibi gösterip aniden hücum etmek üzere savaş meydanından) kena ra çekilen ya da (Müslümanlardan) diğer bir cema ate katıl(ıp birlikte savaş) an kimse dışında işte o (kâ firlerle harbedildiği) gün her kim onlara arkasını dön dürür (de firar eder)se muhakkak ki o kişi Allâh’tan (gelen) pek büyük bir gazapla dönmüş olur. Onun (dünyada harpten kaçarak ölümden kurtulmak için sığındığı yere karşılık, âhiretteki) barınağı ise an cak cehennemdir. O ne kötü varılacak yer olmuştur!— M.Ustaosmanoğlu
8:16
17
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٧١
Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm(alîmun).
(Ey müminler!) Siz (kendi gücünüzle) onları öldürmediniz. Velâkin Allâh (size yardım edip, müş riklerin kalplerine korku salarak) onları öldürdü. (Ha bîbim! Bir avuç toprak alıp onlara doğru) attığın za man da sen (her birinin gözüne ulaştıracak şekilde) at(ma gücüne sahip ol)madın. Fakat Allâh (her birine ulaşacak şekilde) attı (da, bu sayede siz kolayca onların kökünü kazıma imkanı buldunuz). Tâ ki O (Rabbiniz), (kâfirleri mahvetsin ve) tarafından müminlere (yar dım, ganimet ve mûcizeleri müşâhede gibi) çok güzel bir nimet lütfetsin! Gerçekten de Allâh, (kullarının duaları dâhil her şeyi hakkıyla işiten bir) Semî’dir, (dua edenlerin ni yetleri ve kabule sebebiyet veren halleri dâhil her şeyi en iyi bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
8:17
18
ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ ٨١
Zâlikum ve ennallâhe mûhinu keydil kâfirîn(kâfirîne).
İşte size! (Maksat) bu (şekilde müminlere ya pılan bir lütuf)dur! Zaten şüphesiz ki Allâh o kâfir lerin hilesini zayıflatıcıdır.— M.Ustaosmanoğlu
8:18
19
اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ٩١
İn testeftihû fe kad câekumul fethu, ve in tentehû fe huve hayrun lekum, ve in teûdû naud, ve len tugniye ankum fietukum şey'en ve lev kesuret ve ennallâhe meal mu'minîn(mu'minîne).
(Ey Kâ`be’nin astarına yapışarak: “Ey Allâh! İki ordudan en hidâyette olanına ve senin katında en değer lisine yardım et!” diye dua eden kâfirler!) Eğer fetih talep ediyorsanız, işte muhakkak siz(in düşmanları nız olan müminler)e fetih gelmiştir. (Böylece kimin daha hidayette olduğu açıkça belirmiştir.) İşte size gerçekten fetih (beklerken bozgun) gelmiştir. Şa yet (Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e düşmanlık tan ve onunla savaşmaktan) vazgeçerseniz, bu sizin için (iki cihanda da) daha iyidir. Ama yine (onunla savaşa) dönerseniz, Biz de (ona yardıma) döneriz. (Sayıca) çok da olsa, topluluğunuz sizden asla bir şey savuşturamaz (ve hiçbir zararı uzaklaştıramaz). Çünkü Allâh(ın yardımı) gerçekten müminlerle beraberdir.— M.Ustaosmanoğlu
8:19
20
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ ٠٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû etîullâhe ve resûlehu ve lâ tevellev anhu ve entum tesmeûn(tesmeûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a ve Ra sûlüne itaat edin (, emirlerini tutup, yasaklarından kaçın) ve on(a uymak)dan yüz çevirmeyin! Zaten siz (peygambere itaati emreden âyetleri) dinlemektesiniz siz (inanma ve kabul etme kulağıyla) dinlemekte olduğunuz halde (inanmayan kâfirler gibi) ondan yüz çevirmeyin!— M.Ustaosmanoğlu
8:20
21
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ١٢
Ve lâ tekûnû kellezîne kâlû semi’nâ ve hum lâ yesmeûn(yesmeûne).
O (Yahudi, Hristiyan ve münafık) kimseler gi bi olmayın ki: “Dinledik!” demişlerdir, hâlbuki kendileri (anlayıp faydalanma niyetiyle) dinleme mektedirler.— M.Ustaosmanoğlu
8:21
22
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ ٢٢
İnne şerred devâbbi indallâhis summul bukmullezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Gerçekten de (yeryüzünde) depreşen (canlı nesne)lerin Allâh katında en şerlisi, o (doğruları duymayan) sağırlar ve (gerçekleri konuşmayan) dil sizlerdir ki, onlar (hakkı) anlamamaktadırlar! Sağır ve dilsizin aklı yerinde olursa, bazı şeyleri anlayıp birtakım isteklerine ulaşabilir. Aklı olmayan ise, şerlilik ve kötü konumda zirveye ulaşmış demek tir. İşte böylece; kendilerini diğer canlılardan ayıran aklî melekelerini iptal ettikleri için hakkı anlayamayan ve bu nedenle iman edemeyen kâfirlerin, tüm hay van türlerinden daha şerli olduğu gerçeği belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
8:22
23
وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ ف۪يهِمْ خَيْراً لَاَسْمَعَهُمْۜ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
Ve lev alimallâhu fî him hayran le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu'ridûn (mu'ridûne).
Eğer (bu sağır ve dilsiz kâfirlerde, doğru yolu arayıp bulma isteği olsaydı da,) Allâh onlarda (böyle) bir hayır (bulunduğunu) bilseydi, elbette onlara (düşünüp anlayacakları bir şekilde hakikatleri) duyu rurdu. Ama (kendileri hidâyete karşı isteksiz bir hal deyken) on lara (anlayacakları bir surette) işittirsey di bile, (inatlarından dolayı) elbette onlar (duydukla rından faydalanma yıp, imandan) yüz çevirici kimse ler olarak dön(üp gid)erlerdi (iman etseler bile, sebat göstermeyip, tasdik ve kabullerinin ardından irtidâd ederek) elbette (dinden) dönerlerdi.— M.Ustaosmanoğlu
8:23
24
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٤٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a ve sizi (maddeten ve manen) diriltecek olan (cihat, ilim ve şehitlik gibi güzel) şeylere sizi çağırdığında o Rasûle (güzelce boyun eğip, bu çağrıyı teslimiyetle karşılaya rak) tam manasıyla icâbet edin! Bilin ki şüphesiz Allâh kişiyle kalbi arasına girmektedir. (Böylece onda bulunan bütün sırlara vâkıf olmaktadır. Ayrıca o kalbin sahibi olan kişiyi öldürerek, elinde bulunan iman ve ihlâs fırsatını kaybettirme gücüne sahiptir. Yine o dilerse, kişinin uzun yaşantı gibi bek lentileriyle arasına engel sokarak tüm azim ve kararlarını feshe debilir.) Şu da bir gerçektir ki, muhakkak siz an cak O’n(un huzurun) a haşrolunacaksınız! (O halde fırsatı kaçırmadan O’nun Rasûlünün taatına koşmakta çabuk davranın.)— M.Ustaosmanoğlu
8:24
25
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٥٢
Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Öyle büyük bir günahtan (günahların sebe biyet vereceği kargaşa ve) azaptan iyice sakının ki o, içinizden özellikle o zulüm(leri) işlemiş olan kimselere isabet etmez (, bilakis eseri hepinizi etki ler)! Bilin ki gerçekten Allâh, azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır!— M.Ustaosmanoğlu
8:25
26
وَاذْكُـرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦٢
Vezkurû iz entum kalîlun mustad'afûne fîl ardı tehâfûne en yetehattafekumun nâsu fe âvâkum ve eyyedekum bi nasrihî ve razakakum minet tayyibâtî leallekum teşkurûn(teşkurûne).
(Ey Habîbimin ashâbı!) Hatırlayın o zamanı ki; siz o toprakta(; vatanınız olan Mekke’de müşrikler ta rafından âciz tanınan, horlanıp hakir görülerek) zayıf tutulan bir azınlıktınız ve o insanların sizi (her an) çabukça yakalayabileceğinden endişe etmektey diniz. Ama O (Allâh-u Te`âlâ) sizi (Medîne’ye) sığındır mış, yardımıyla sizi desteklemiş ve o pek hoş şey (olan ganimet)lerden sizi rızıklandırmıştı. Tâ ki siz (bunca nimetine karşı O’na) şükredesiniz!— M.Ustaosmanoğlu
8:26
27
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٧٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! (Farzları ve sünnetleri yerine getirmeyerek, niyetlerinizin tersini açıklayarak ve ganimet mallarından çalarak) Allâh’a ve o Rasûl`e hâinlik etmeyin, (aranızda bulunan) emânetlerinize de (riâyetsizlik ederek) hıyânet et meyin! Oysa siz (yaptığınız işin vebâlini ve nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu) bilmektesiniz! Rivayete göre; Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sözleşmeyi bozup müşriklerle birleşen Yahudilerden Kureyza oğullarını yirmi bir gece muhasara altında tuttu. Onlar Nadîr oğullarıyla yapıldığı gibi kendileriyle de sürgün anlaşması yapılmasını istediler, fakat Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Sa’d ibni Mu’âz (Radıyallâhu anh)ın hükmüne razı olmaları hususunda ısrarcı oldu. Onlar, çoluk çocuğu ve malı kendi yanlarında bulunduğu için haklarında iyi karar vereceğini umdukları Ebû Lübâbe (Radıyallâhu anh)ı kendilerine göndermesini istediler. O onların: “Sa’d ibni Mu’âz’ın hükmüne râzıolalım mı?” şeklindeki sorularına karşılık: “Boğazınız kesilir, sakın bunu yapmayın!” dercesine eliyle boğazına işâret etti. Ama Ebû Lübâbe (Radıyallâhu anh) daha ayakları yerinden kıpırdamadan Allâh’a ve Rasûlüne hâinlik yapmış olduğunu anladı. Bu hâdise üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olunca, kendisini mescidin bir direğine bağlayarak ölünceye ya da tevbesi kabul oluncaya kadar hiçbir yiyecek ve içecek tatmayacağına yemin etti ve o hal üzere yedi gün bekleyerek baygınlık geçir di. Sonra Allâh-u Te`âlâ tevbesini kabul edince ona: “Tevben kabul oldu, kendini çöz!” denildiyse de o: “Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) beni çözmedikçe ben kendimi çözmem!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanına gelerek onu çözdü. O da tevbesinin tamamlanması için, günahına sebep olan malının tamamını bağışlamak istedi, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “Üçte birini bağışlaman sana yeterli olur!” buyurdu. (Beyzâvî, Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu
8:27
28
وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟ ٨٢
Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm(azîmun).
(Şu gerçeği iyice) bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak (günaha ve azâba düşmenize sebebiyet verecek) birer fitnedir(Allâh’ın sizi kendileriyle sı nayacağı) birer imtihan vesilesidir (, sakın onların sevgisi yüzünden hâinliğe yönelerek imtihanı kaybet meyin)! Allâh ise, (rızâsını her şeye tercih edenler için) gerçekten pek büyük bir mükâfat sadece Kendi nezdindedir. (O halde mallarınız ve çocuklarınız hak kında Allâh’ın hududunu gözeterek, O’nun katındaki mükâfatlara kavuşmaya çalışın.)— M.Ustaosmanoğlu
8:28
29
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٩٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey iman etmiş olan kimseler! (Yapacağınız ve bırakacağınız her işte) Allâh’tan hakkıyla sakınır sanız, (o takvâ sayesinde) O sizin için (hakkı bâtıldan ayıracak) bir (nur ve) Furkan(, haklıyı haksızdan ayı racak bir yardım, iki cihanda kurtuluş ve şüphelerden çıkışa vesile olacak bir hidâyet) yaratır, (dünyada) sizden kötü işlerinizi(n eserini) örter ve (âhirette) sizin için bağışlamada bulunur. Zaten Allâh pek büyük bir fazl u(u ikram, lütf u ih sân) sahibidir! (Bu yüzden Kendisine hiçbir şey vâcip olmadığı halde, takvâya karşılık bu kadar büyük vaat lerde bulunmuştur.)— M.Ustaosmanoğlu
8:29
30
وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ ٠٣
Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûke ve yemkurûne ve yemkurullâh(yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn(mâkirîne).
Hani o kâfir olmuş kimseler, seni tutup (bir evde hapsederek) bağlasınlar yahut seni öldürsünler ya da seni (Mek ke’den sürgün edip) çıkarsınlar diye sana tuzak kuruyordu. Oysa onlar hile yapıyorlar ken Allâh da (Müşrikleri Bedir’e çıkarıp, Müslümanları onlara az göstererek savaşa girişmelerini sağladıktan sonra kâfirleri bozguna uğratarak, onların) hileler(in)e karşılık veriyordu. Zaten hilelere karşılık verenlerin hayırlısı ancak Allâh’tır. (Nitekim O’nun mekri o kadar güçlüdür ki, ona nispetle kimsenin hile ve tu zağına itibar olunmaz.)— M.Ustaosmanoğlu
8:30
Yükleniyor...
Enfal
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle