مَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى فَلِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْۜ وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ ٧
Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehlil kurâ fe lillâhi ve lir resûli ve lizîl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli key lâ yekûne dûleten beynel agniyâi minkum, ve mâ âtâkumur resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe şedîdul ikâb(ikâbi).
O (Kureyza, Fedek ve Hayber gibi, Medîne’ye uzakta bulunmaları nedeniyle ulaşımlarında zahmet çekilen) şehirlerin (kâfir) a hâlisinden Allâh’ın, Rasûlüne (bir ganimet olarak) geri döndürmüş olduğu (mal ve akar gibi) şeyler(in taksimine gelince; işte onlar) ise Allâh’a aittir, o Rasûle mahsustur, bir de o (peygam bere soy bakımından) yakınlık sa hiplerine, yetimle re, yoksullara ve yolda (mağdur) kalmışa aittir, tâ ki o (mallar), içinizden zenginler arasında elden ele dolaşan (ve onların gücüne güç katan) bir şey olma sın! Artık o Rasûl size ne verirse onu hemen alın (, kabul edin), sizi neden engellerse hemen (on dan) vazgeçin! Allâh(ın emir ve yasaklarına karşı gelmek ten ve onları hafife almak)tan hakkıyla sakının! Şüphesiz ki Allâh, (peygamberine muhâlefet eden lere karşı) azâbı pek şiddetli olandır. Allâh’a ait olan hisse Kâ’be ve diğer mescitlerin imarında kullanılır; peygambere ait olan hisse onun tasarrufuna bırakılır, nitekim Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Fedek ve Hayber’i Allâh için fakirlere vakfetmişti ki, sağlığında kendisi, vefatından sonra da dört büyük halîfe onların dağıtımını üstlenmiştiler. Akrabadan maksat; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in hısım ları olan Hâşim oğullarıyla, Muttalib oğullarının fakirleridir. Yetimler; babası olmayan, büluğa ermemiş Müslüman ve fakir çocuklardır. Beş hissenin diğer ikisi ise, yoksullara ve memleke tinde zengin olsa da, yolda muhtaç duruma düşmüş olanlara aittir. Dolayısıyla bir önceki âyet-i kerîme, Medîne yakınlarında bulunan Nadîr oğullarının ganimeti hakkında olup, onun kullanı mını sadece Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e tahsis etmekte, bu âyet-i kerîme ise, Enfâl Sûresi 41. âyet-i celîlesinde anlatıldığı gibi, genel anlamda ganimetlerin taksiminden bahsetmektedir. Âyet-i celîlede geçen “Peygamberin verdiği ve yasakladığı şeyler” ifadesi; burada özellikle ganimetler hakkında ise de, sa hâbenin ve ulemânın cumhûruna göre hüküm umûmîdir. Nite kim ibn-i Mes’ûd (Radıyallâhu anh), dövme yapan ve peruk takan kadınların lânetliliğine Kur’ân’dan delil soran kadına bu âyeti okumuştur. (Buhârî, Libâs: 80, No: 5587; Müslim, Libâs: 33, No: 2125) Demek ki hadîs-i şerîflerde geçen emir ve yasakların tümü, bu âyet-i kerîme hükmünce Kur’ân’da mevcut demektir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu