Al-i İmran 200 Ayet 3. Cüz آل عمران
3

Al-i İmran

— İmran’ın ailesi
200 Ayet 3. Cüz
آل عمران
3
Al-i İmran
200 Ayet
آل عمران
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓۚ ١
Elif lâm mîm.
Elif! Lâm! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
3:1
2
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ ٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu).
Allâh ki; Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! (Ezelî ve ebedî olan Zât’ına âit bir hayatla) Hayy’dır; (yaratıklarını yönetme ve koruyup kollama işini dâima üstlenmiş bulunan bir) Kayyûm’dur.— M.Ustaosmanoğlu
3:2
3
نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ ٣
Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl(incîle).
O, (verdiği haberlerde) hak ile iç içe olan o Kitabı sana, öncesinde bulunan (geçmiş kitap)ları doğrulayıcı olarak peyderpey indirmiştir, Tevrât’ı ve İncîl’i ise top yekûn bir halde indirmiştir!— M.Ustaosmanoğlu
3:3
4
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ ٤
Min kablu huden lin nâsi ve enzelel furkân(furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd(şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
(Allâh-u Te`âlâ) bu (Kur’â)ndan önce (Tevrât ve İncîl’i, kendi dönemlerinde bulunan) insanlar için (yol gösterici) birer hidâyet olarak (indirmiştir)! O, (hakkı bâtıldan ayıran) Furkan (vasfına hâiz Kur’ân)ı da indirmiştir. O kimseler ki Allâh’ın (kitaplarının) âyetlerini (ve peygamberleri vasıtasıyla gösterdiği mûcizeleri) inkâr etmişlerdir; (kâfirliklerinden dolayı) gerçekten kendileri için çok şiddetli büyük bir azap vardır. Allâh (iradesi engellenemeyecek ve azap etmesine mâni olunamayacak yegâne güce sahip bir) Azîz’dir; (bir benzerine kimsenin güç yetiremeyeceği kadar da) intikam sahibidir.— M.Ustaosmanoğlu
3:4
5
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥
İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey’un fîl ardı ve lâ fîs semâ’(semâi).
Şüphesiz ki Allâh; ne yerde, ne de gökte (bulunan ufak büyük) hiçbir şey Kendisine gizli kalmaz!— M.Ustaosmanoğlu
3:5
6
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
Huvellezî yusavvirukum fîl erhâmi keyfe yeşâ’(yeşâu), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ancak O’dur O Zât ki; (erkeklik, dişilik, siyahlık ve beyazlık gibi şekillerden hangisini) nasıl dilemekteyse rahimlerde size öylece sûret vermektedir! O (saltanatında) Azîz ve (yönetiminde) Hakîm olan Zât’tan başka hiçbir ilâh yoktur.— M.Ustaosmanoğlu
3:6
7
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَأْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٧
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Ancak O’dur O Zât ki; sana o (eşsiz bir) Kitab (olan Kur’ân)ı indirmiştir. Ondan bir kısmı, (manası anlaşılamayacak derecede kısalıktan ve farklı yönlere ihtimalli olmaktan korunmak suretiyle) muhkem (ve sağlam kılınmış) birtakım âyetlerdir ki onlar o Kitab’ın anası (ve esası olduklarından, helâl ve haram gibi hükümlerde başvurulacak yegâne kaynak)dır( lar). Bir de (kısalığından veya muhkem bir âyetle çeliştiğinden dolayı farklı tefsirlere müsâit bulunan) diğer müteşâbih (âyet)ler! Artık o kimseler ki kalplerinde (haktan bâtıla doğru bir sapma ve) bir meyil vardır; işte onlar (insanları din adına) fitne(ye düşürmek) isteğiyle ve onu (canlarının istediği gibi) te’vîl etme arzusuyla, o (Kur’â)ndan müteşâbih olanın peşine düşerler (de onun sadece dış manasıyla yetinirler ve yanlış yorumlarla onu tahrife yeltenirler). Hâlbuki onun (tefsirinin nereye varacağını ve gerçek) te’vîlini Allâh’tan başkası bilemez (ve kimse “Kesinlikle bunun bundan başka manası yoktur!” diyemez)! İlimde (son derece derinleşerek) râsih olanlar ise (sapık fikirlilerin yaptığı gibi, müteşâbih âyetlerin manalarını karıştırmayıp): “Biz on(lar)a (Allâh-u Te`âlâ’dan geldiği şekliyle) iman ettik, (muhkem ve müteşâbih âyetlerin) hepsi (de, kelâmında hiçbir çelişki bulunmayan) Rabbimiz nezdinden (indirilmiş)dir.” derler. Zaten (duyuların tesirinden kurtulmuş) hâlis akıllara sahip olanlardan başkası (Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan öğütleri) iyice düşünemez!— M.Ustaosmanoğlu
3:7
8
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
(İlimde râsih olan âlimler, Kur’ân’ın te’vîli hakkında sapıtanları görünce derler ki:) “Ey Rabbimiz! Bizi (muhkem ve müteşâbih âyetlerin tümüne inanmaya) hidâyet buyurduktan sonra (, kalplerini râzı olmadığın yorumlara kaydırdığın kimselere yaptığın gibi, bizim) kalplerimizi (de müteşâbihleri araştırmaya meylettirerek haktan) kaydırma ve bize tarafından bir rahmet bahşet (ki, hakta sebata muvaffak olalım ve günahlarımızdan kurtulalım)! Şüphesiz ki (karşılık beklemeden bolca bağış yapan) Vehhâb Sensin, ancak Sen!— M.Ustaosmanoğlu
3:8
9
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٩
Rabbenâ inneke câmiun nâsi li yevmin lâ raybe fîh(fîhî), innallâhe lâ yuhliful mîâd(mîâde).
Ey Rabbimiz! Gerçekten kendisi(nin geleceği)nde hiçbir şüphe bulunmayan büyük bir gün(de hesaba çekmek) için insanları toplayacak olan Sensin! Muhakkak ki Allâh (herhangi bir kimseye vermiş olduğu) sözü bozmaz!” Muhkem âyetler, misale muhtaç olmayacak derecede çoktur. Müteşâbih âyetlere bir misal verecek olursak: “Rahmân Arş üzerine istivâ etti!” (Tâhâ Sûresi: 5) kavl-i şerifini gösterebiliriz. Burada geçen “İstivâ” kelimesi, lügate göre; “Oturma, kudret, istîlâ ve hâkimiyet” gibi manalara müsâit bir lafızdır. Ancak “Oturma” manası, muhkem âyetlerden olan: “O’nun misli hiçbir şey yoktur!” (Şûrâ Sûresi: 11’den) kavl-i şerifiyle tamamen çeliştiğinden, lügatte bulunan bu mananın verilmesi imkânsız hâle gelmiştir. Bu durumda Ehl-i Sünnet ulemâsı; selef ve halef olmak üzere iki türlü îzâh şekli geliştirmişlerdir. Selef tarifine dâhil olanlar, daha sâlim yolu tercih ederek, müteşâbih lafızları tefsir ve te’vîlden kaçınıp, “İstivâ” gibi âyet-i kerîmede geçen lafzın kendisini kullanmışlar, halef ise; yanlış yorumlara sebebiyet vermemek için daha sağlam yolu benimseyerek, “Kudret, hakimiyet ve istîlâ” gibi müsâit manalarla te’vîl etmişlerdir. “Muhkem ve müteşâbih” tabirlerinin farklı tarif ve misalleri için bakınız! Rûhu’l-Furkan: 3/330-341— M.Ustaosmanoğlu
3:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ٠١
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ûlâike hum vekûdun nâr(nâri).
O kimseler ki kâfir olmuşlardır; gerçekten ne malları, ne de çocukları, Allâh(ın azâbın)dan hiçbir şeyi asla kendilerinden def edemeyecek (ve rahmetinden hiçbir şeyi de temin edemeyecek)tir. İşte o (cehennem) ateşin(in) odunları, onlardır ancak onlar! Bu âyet-i kerîmede geçen kâfirlerden maksadın; Necrân Hristiyanları yahut Kureyza ve Nadîr Yahudileri veya Arap müşrikleri olduğu hakkında müfessirlerden birkaç görüş nakledilmişse de, hepsinin birlikte düşünülmesine bir engel yoktur.— M.Ustaosmanoğlu
3:10
11
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ١١
Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
(Bu kâfirlerin, hakkı inkâr yolundaki gidişatı) Firavun hânedânı ve onlardan önce olanların âdeti gibidir ki, onlar Bizim (peygamberler vasıtasıyla gönderdiğimiz) âyetlerimizi yalanlamışlardı da, günahları sebebiyle Allâh hemen onları yakalayıvermişti. Allâh (inkârcılara karşı) azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır.— M.Ustaosmanoğlu
3:11
12
قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ٢١
Kul lillezîne keferû se tuglebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(cehenneme), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
(Habîbim!) O kâfir olmuş (Yahudilere ve müşrik) kimselere de ki: “Pek yakında mağlup edileceksinizve cehenneme sürgün edileceksiniz. O ne kötü döşek olmuştur!”— M.Ustaosmanoğlu
3:12
13
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٣١
Kad kâne lekum âyetun fî fieteynil tekatâ fietun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratun yeravnehum misleyhim ra’yel ayn(ayni), vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ’(yeşâu) inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr(ebsâri).
(Ey sayılarının ve silahlarının çokluğuna aldanmış Yahudiler! Bedirgünü muhârebe meydanında) birbiriyle karşılaşmış olan (mümin ve müşrik) iki cemaatte sizin (çok yakında yenik düşeceğinizi anlayabilmeniz) için gerçekten büyük bir âyet vardı. (Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbından oluşan) bir cemaat Allâh yolunda savaşıyor, kâfir olan diğer bir topluluk ise, (açıkça) göz görüşüyle onları kendilerinin (bine yaklaşan sayılarının) iki misli (fazla olarak) görüyorlardı. /(Kâfirler Müslümanların üç katı fazla olmalarına rağmen, müminler) onları kendilerinin iki misli (altı yüz kişi) olarak görüyorlardı (ki: “Sabırlı yüz kişinin, iki yüz kişiye galip kılınacağı” vaadine yakînen inandıkları için sebat edebilsinler)./ Allâh dilediğini yardımıyla destekler. İşte şüphesiz ki (Allâh’ın) bu (şekilde azı çok, çoğu ise az görünen bir hale sokması)nda, basîret (ve isâbetli görüş)lere sahip olanlar için elbette pek büyük bir ibret vardır. Bedir muhârebesinde Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbı üçyüz on üç kişi olup, yetmiş yedisi muhâcirlerden, iki yüz otuz altısı ise ensârdandı. Muhâcirlerin sancaktarı Ali ibni Ebî Tâlib (Radıyallâhu anh), ensârın bayraktarı ise Sa’d ibni Ubâde idi. Mekke müşriklerinin sayısı da dokuz yüz elli kadardı. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in hicretten sonra katılmış olduğu ilk savaş olma özelliğine sahip olan Bedir vakasında birçok mûcize zuhur etmişti ki, bu âyet-i kerîmede de bunlardan biri konu edilmektedir. Şöyle ki; Enfâl Sûresi`nde beyan edildiği üzere; müşrikler korkup kaçmasın diye Allâh-u Te`âlâ evvela müminleri onların gözünde çok az göstermiş, bu görüşle üzerlerine saldırdıklarında ise, onları kendilerinin iki misli olarak bindokuzyüz kişi kadar kalabalık göstermiştir. Demek ki az ve çok gösterme mûcizeleri, aynı durum için söz konusu olmayıp, farklı haller hakkındadır.— M.Ustaosmanoğlu
3:13
14
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ ٤١
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
O nefse hoş gelen şeylerin; kadınların, oğulların, altın ve gümüşten yığın yapılmış çok malların, (yaratılışından alnı beyaz ve bedeni alacalı olarak) alâmetlenmiş/yaylıma salınmış/ (soylu ve güzel cins) atların, (deve, sığır, koyun ve keçi cinsinden) davarlar ve ekinlerin sevgisi insanlar için iyice süslü (ve çekici) kılınmıştır. İşte bu (sayılanlar), o en âdî (ve geçici dünya) hayatın( ın basit menfaatlerini temsil eden) metâ’ıdır( lar). Allâh ise, (en) güzel dönüş yeri (olan cennet) ancak Kendi nezdinde bulunan Zât’tır.— M.Ustaosmanoğlu
3:14
15
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ٥١
Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
(Rasûlüm!) De ki: “İşte size! Bu (anlatıla) n(lar)dan daha iyisini haber vereyim mi size? (Günahlardan) hakkıyla sakınmış olan kimseler için Rableri nezdinde, içlerinde ebedi kalıcılar olarak (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından ırmaklar akmakta bulunan pek kıymetli cennetler, (hayız, nifas ve haset, fesat gibi hoş karşılanmayan vasıflardan) tertemiz kılınmış eşler, Allâh’tan da büyük bir rıza (ve memnuniyet) vardır (ki, ardında hiçbir kızgınlık bulunmamaktadır). Allâh tüm kulları(n yaptıklarını hakkıyla gören ve iyiliklere sevap, kötülüklere ise azapla karşılık verecek olan bir) Basîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
3:15
16
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ٦١
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri).
(Methedilen cennetler) o kimseler (için hazırlanmıştır) ki: ‘Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz (davetine icâbeten) iman ettik. Öyleyse (sözünü yerine getirerek) bizim için günahlarımızı mağfiret et ve (fazl u kereminle) bizi o (cehennem) ateşin(in) azâbından koru!’ demektedirler.— M.Ustaosmanoğlu
3:16
17
اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ ٧١
Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
(Emirleri tutmaya, yasaklardan sakınmaya ve karşılaştıkları belâlara karşı) sabredenleri, (niyetlerinde, sözlerinde ve tüm işlerinde) doğru olanları, (itaat ve duaya devam ederek) kunût yapanları, (mallarından bir kısmını Allâh yolunda harcayarak) infak edenleri ve(günahlarının affı için) seher (vakit)ler(in)de istiğfarda bulunanları (özellikle methederim)!”— M.Ustaosmanoğlu
3:17
18
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِماً بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ ٨١
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allâh, şüphesiz (taksim ve tayin ettiği rızıklarla eceller, kullarına emir buyurduğu hükümler ve karşılığında vaat ettiği sevaplarla azaplar dâhil hiçbir hususta) Kendisinden başka adâleti (icrâ ve) ikame etmekte olan hiçbir ilâh bulunmadığı gerçeğine şâhitlikte bulunmuştur. (O’nun büyük kudretini gören) melekler ve ilim sahipleri (olan peygamberler ve âlimler) de (aynı şâhitliği ikrar etmiştir). O (hiç yenilmeyip dâima gâlip gelen ve her işi yerli yerinde olan) Azîz ve Hakîm olan Zât’tan başka hiçbir ilâh yoktur!— M.Ustaosmanoğlu
3:18
19
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٩١
İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Şüphesiz ki Allâh nezdinde o (gerçek ve makbul) din ancak İslâm’dır. O kendilerine (Tevrât ve İncîl) kitap(ları) verilmiş olan (Yahudi ve Hristiyan)lar, (İslâm’ın hak olduğuna dâir kesin) ilim onlara geldikten sonra, (hak ve hakikati anladıkları halde) ancak aralarında bulunan bir kıskançlıktan dolayı ayrılığa düşmüştür.(Bu yüzden Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ve İslâm’ın doğruluğuna, Uzeyr ve Îsâ (Aleyhimüsselâm)ın Allâh’ın kulu olduğuna inanmak gibi itikadî konularda hak üzere birleşememişlerdir. Kimi Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i ve İslâm’ı tümüyle nefyetmiş, kimi; Araplara mahsus olarak doğru kabul etmiş, kimi Îsâ ve Uzeyr (Aleyhimesselâm)ı Allâh’ın kulu ve rasûlü olarak görmüş, kimi de oğlu kabul ederek kâfir olmuştur.) Her kim Allâh’ın (kitaplarının) âyetlerini (ve hak dinin ancak İslâm olduğuna delâlet eden huccetleri) inkâr ederse şüphesiz ki Allâh, muhâsebesi pek çabuk olan Zât’tır. (Tüm kullarının hesabını, dünya saatlerinden altı saate denk gelen kısa bir süre içinde tamamlayacaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
3:19
20
فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّـبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٢
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
(Habîbim! Bunca deliller getirdikten sonra) artık eğer (Yahudi ve Hristiyanlar yine de) seninle (din konusunda) çekişecek olurlarsa, o zaman de ki: “Ben de kendimi Allâh’a teslim ettim, bana hakkıyla uymuş olan(lar) da!” (Demek ki; peygamberlerin ve âyetlerin kendisine davet ettiği ve bunca delillerin lehine kâim olduğu dosdoğru din, Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın O’na kayıtsız şartsız teslim olarak Müslüman olmaktır. Sizin yolunuz ise; peygamberlere Allâh’ın oğlu diyerek ve kitaplarınızın işinize gelmeyen hükümlerini değiştirerek şirk koşmaktır ki bu, “Kendini Allâh’a teslim etme” mefhumuna tamamen zıttır.) (Habîbim!) Yine o kendilerine kitap verilmiş olan kimselere ve (Arap müşrikleri gibi okuma yazma bilmeyen kitapsız) ümmîlere: ‘‘(Bana uyanlar İslâm’a girdiği gibi) siz de İslâm’a girdiniz mi? (Yoksa hâlâ kâfirliğinize devam mı edeceksiniz?)’’ de! Artık eğer İslâm’ı kabul ederlerse, gerçekten (sapıklıktan ayrılıp, doğru yola) hidâyet bulmuşlardır. Ama eğer (hak dîni kabulden) yüz çevirirlerse, (sana bir zarar veremezler. Zira) senin üzerine düşen (onları doğru yola kavuşturmak değil,) ancak tebliğ (vazifesi)dir. Allâh tüm kulları(n yaptıklarını hakkıyla görüp bilen ve hak ettikleri karşılıkları mutlaka verecek olan bir) Basîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
3:20
21
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ١٢
İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin).
Şüphesiz o (Yahudi ve Hristiyan) kimseler ki; Allâh’ın âyetlerini inkâr etmektedirler, (kendilerince de meşrû’ ve) hak olmayan bir nedenle o peygamberleri öldürmektedirler ve insanlar içinden adâletle emretmekte olan kimseleri katletmektedirler; işte onları çok acı verici büyük bir azapla müjdele!— M.Ustaosmanoğlu
3:21
22
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٢
Ulâikellezîne habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirah(âhirati), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
İşte onlar, ancak öyle kimselerdir ki; yaptıkları (iyilikler) dünyada da âhirette de boşa gitmiştir. (Bu yüzden kendilerine dünyada lânet ve rüsvaylık, âhirette de sonsuz azap vardır. İki cihanda da) onlar için (Allâh’ın azâbına karşı) yardımcılardan hiçbiri de yoktur.— M.Ustaosmanoğlu
3:22
23
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
E lem tera ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yud’avne ilâ kitâbillâhi li yahkume beynehum summe yetevellâ ferîkun minhum ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
(Habîbim!) Kendilerine o (Tevrât) kitab(ındaki malûmât)dan büyük bir nasip verilmiş olan kimseleri görmedin mi ki, (kimin doğru, kimin yanlış olduğuna dâir) aralarında hüküm versin diye Allâh’ın (Tevrât) kitabına çağrılıyorlar, sonra içlerinden bir fırka (bile bile Allâh’ın kitabına müracaattan) dönüyor. Zaten onlar yüz çevir(meyi âdet edin)en kimselerdir!— M.Ustaosmanoğlu
3:23
24
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).
İşte bu (şekilde hakkı kabulden yüz çevirmeleri), şu sebepledir ki; gerçekten o (Yahudi ola)nlar: “(Buzağıya taptığımız süreye karşılık) sayılı birtakım günler dışında o (cehennem) ateş(i) bize asla dokunmayacaktır.” de(mek suretiyle azap konusunu hafife almışlar ve ateşte kalma süresini küçümse)mişlerdir ve (: “Biz Allâh’ın oğulları ve dostlarıyız! Bu yüzden, azap etse bile bize ancak çok az bir zaman azap eder!”, “Peygamber babalarımız bize şefaat edecektir!” gibi sözler sarf ederek) dinleri hakkında uydur(up konuş)muş bulundukları (o yalan yanlış) şeyler kendilerini aldatmış (ve boş kuruntulara daldırmış)tır.— M.Ustaosmanoğlu
3:24
25
فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٥٢
Fe keyfe izâ cema’nâhum li yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Artık (onların durumu) nasıl olacak o zaman ki; kendisi(nin gerçekleşmesi)nde hiçbir şüphe bulunmayan büyük bir gün(ün muhâsebesi) için onları (manevî huzurumuza) toplamış olacağız da, herkese kazanmış olduğu şey(in karşılığı) tastamam ödenecek ve (günahları artırılıp, sevapları eksiltilmek suretiyle) kendileri zulme uğratılmayacaklardır?— M.Ustaosmanoğlu
3:25
26
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٦٢
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Habîbim! Mâdem ki ümmetinin Allâh yolunda cihâdı ilerletip İslâm’ı dünyaya hâkim kılarak Acem ve Rum hükümdârlıklarının saltanatlarına sahip olmasını istiyorsun, öyleyse bana dua ederken) de ki: “Ey mülkün Mâliki olan Allâh! (Saltanat ve) mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın! Dilediğini (dünyada yahut âhirette veya her ikisinde de yardım ve tevfîkıne mazhar kılarak) aziz (ve değerli) edersin, dilediğini de (iki cihanda rezîl ü rüsvay ederek) zelil (ve alçak) edersin! Bütün hayırlar (ve şerler) ancak Senin (kudret) elindedir (ki, onun mâhiyeti kullarca malum değildir). Şüphesiz ki Sen (güçlü veya âciz kılma, yüceltme ya da alçaltma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’sin!— M.Ustaosmanoğlu
3:26
27
تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٧٢
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
(Gecenin saatlerinden bir kısmını eksiltip gündüze katarak) geceyi gündüze girdirirsin, (gündüzün saatlerini noksanlaştırıp geceye ilâve ederek) gündüzü de geceye girdirirsin. Ölüden diriyi çıkarırsın; diriden de ölüyü çıkarırsın! Dilediğini de (darlık ve fakirliğe uğratmadan) hesapsız olarak rızıklandırırsın!” Müfessirler burada geçen “Ölü ve diri” tabirlerini maddî ve manevî olmak üzere iki kısma ayırmışlar, maddî ölüye; insan suyunu ve yumurtayı, diriye de; insanı ve civcivi misal getirmişler, manen ölü ve diri kabul edilen şeylere ise; kâfir-mümin, âlim-câhil gibi örnekler zikretmişlerdir.— M.Ustaosmanoğlu
3:27
28
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨٢
Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne), ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru).
İnananlar müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmesin! İşte kendileri tarafından (gelebilecek,) sakınılması gereken büyük bir şeyden sakın(arak takıyye yap)manız dışında kim bunu yaparsa, işte o, Allâh(ın dostluğun) dan (ve dininden) yana en ufak bir şeyde (karar kılmamış, dostluk ve dindarlık denilebilecek en ufak bir vasfa bile sahip) olmamıştır. Allâh sizi Kendi Zât’ından sakındırmaktadır (ki, düşmanlarıyla dostluk ederek gazabına hedef olmayasınız). Zaten (ölümünüzden sonra) varış(ınız) ancak Allâh’adır. (O halde emirlerine karşı gelenler için O’nun katında sonsuz azaplar hazır olduğunu bilin de dostluk ve düşmanlık ilişkilerinizi ona göre ayarlayın.) Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre; yönetim kâfirlerin elinde bulunduğu yerlerde can ve mal emniyetinden korkan bir Müslümanın, içinde düşmanlık gizleyip onlarla zâhiren dost geçinmesi ve haram bir kanı ya da haram bir malı helâl görmek gibi yasaklara düşmeksizin, kalbi iman dolu olduğu halde kendini müdafaa için diliyle onlardan olduğunu söylemesi câizdir. (Nesef î, Beyzâvî, Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
3:28
29
قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٩٢
Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Habîbim!) De ki: “(Kâfirlerle dostluk gibi niyetlerden) göğüslerinizde bulunan şeyi gizlerseniz yahut onu açıklarsanız, Allâh onu bilmektedir. O, (sizin gizledikleriniz ve açıkladıklarınızdan öte,) göklerde olanları da, yerde bulunanları da (hakkıyla) bilmektedir. Allâh (kâfirlerin dostluğundan el çekmemeniz halinde sizden intikam almak dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.”— M.Ustaosmanoğlu
3:29
30
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٣
Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’(sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ(baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
Her nefis, (dünyada) hayırdan yapmış olduğunu da, kötülükten işlemiş bulunduğunu da hazırlanmış bir şey olarak (karşısında) bulacağı gün isteyecektir ki; keşke gerçekten kendisiyle o (günün ve o suçu)nun arasında pek uzak bir mesafe bulunmuş olsaydı (da, o güne hiç kavuşmasaydı ve günahlarının cezasıyla asla karşılaşmasaydı)! Allâh sizi Kendi Zâtın( a karşı gelip de azâbına uğramanız)dan sakındırmaktadır. Allâh tüm kullara (karşı son derece esirgeyici olan bir) Raûf’dur. (Bu yüzden gazabına uğramamaları için onları uyarmaktadır.)— M.Ustaosmanoğlu
3:30
Yükleniyor...
Al-i İmran
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle