Şuara 227 Ayet 19. Cüz الشعراء
26

Şuara

— Şairler
227 Ayet 19. Cüz
الشعراء
26
Şuara
227 Ayet
الشعراء
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓمٓۜ ١
Tâ, sin, mim.
Tâ! Sîn! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
26:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
İşte bu (sûrede buluna)nlar (Allâh-u Te`âlâ tarafından indirildiği âşikâr olan ve muhataplarınca manaları) pek açık olan /(hidâyet ve rüşdü açıkça ortaya koyan ve gerekli bilgileri) iyice açıklayan/ o (yüce) kitabın âyetleridir.— M.Ustaosmanoğlu
26:2
3
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٣
Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn(mu’minîne).
Onlar inanan kimseler olmayacaklar diye (üzüntünden) ola ki sen kendini öldüreceksin! (Böyle yapma! Kâfirler için bu kadar üzülmene değmez!)— M.Ustaosmanoğlu
26:3
4
اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ٤
İn neşe’ nunezzil aleyhim mines semâi âyeten fe zallet a’nâkuhum lehâ hâdıîn(hâdıîne).
(Kâfirleri zorla inandırmak) isteseydik üzerlerine gökten bir âyet indirirdik de, (imana mecbur bırakan o bela karşısında) boyunları ona eğilenler oluverirdi/toplulukları/önderleri (bile) ona boyun eğenlere dönüşüverirdi./— M.Ustaosmanoğlu
26:4
5
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ٥
Ve mâ ye’tîhim min zikrin miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu’ridîn(mu’ridîne).
O (müşrik ola)nlara (çok acıyan) Rahmân (Te`â lâ)dan o yeni bir öğüt/yeni bir âyet/ geldikçe, mut laka onlar ondan yüz çevirici kimseler oldular.— M.Ustaosmanoğlu
26:5
6
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٦
Fe kad kezzebû fe seye’tîhim enbâu mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Şimdi gerçekten de onlar (kendilerine gelen Kur’ân’ı) yalanlamışlardır. Fakat kendisiyle alay etmekte bulunmuş oldukları o şeyin (dehşet verici) haberleri (dünyada İslâm’ın parlamasıyla yenilgiye uğradıklarında, âhirette ise cehennem azâbına düştük leri zaman) muhakkak onlara gelecektir.— M.Ustaosmanoğlu
26:6
7
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٧
E ve lem yerev ilel ardı kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
Onlar yere bakmadılar mı ki; (kupkuru hâlinin ardından) Biz orada (türlü bitkilerden, övgüye değer ve çok faydalı) her güzel çiftten nicelerini bitirmi şizdir.— M.Ustaosmanoğlu
26:7
8
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨
İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
İşte muhakkak ki bu (anlatıla)nda, (o ürünleri bitirenin, kudret ve hikmeti mükemmel, nimet ve rahmeti bol bir Zât olduğuna dâir) elbette pek bü yük bir âyet (ve alâmet) vardır. Ama onların çoğu (hayra kapalı ve şerle damgalı oldukları için bu âyete) inanan kimseler olmamıştır.— M.Ustaosmanoğlu
26:8
9
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٩
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîme).
Şüphesiz senin Rabbin, elbette (bu kadar âyet leri görüp de inanmayanlardan in tikam alma gücüne sa hip olan) Azîz de, (âyetlerden ibret alarak iman eden kullarına son derece acıyan) Rahîm de ancak O’dur.— M.Ustaosmanoğlu
26:9
10
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ٠١
Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ eni’til kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Rabbinin Mûsâ’ya nidâ ettiği zamanı da (kav mine anlat) ki: “Git o (İsrâîloğullarının çocuklarını bo ğazlayarak haksızlık yapan) zâlimler toplumuna!..— M.Ustaosmanoğlu
26:10
11
قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ١١
Kavme fir’avn(fir’avne), e lâ yettekûn(yettekûne).
Firavun’un (kendisine ve) kavmine! On lar (iman edip itaat ederek, Allâh’ın azâbından hâlâ) hiç sakınmayacaklar mı?”— M.Ustaosmanoğlu
26:11
12
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ٢١
Kâle rabbi innî ehâfu en yukezzibûn(yukezzibûni).
(Bu emri alan Mûsâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Gerçekten de ben, onların beni (hiç konuş tur ma dan) yalanlamalarından korkmaktayım!— M.Ustaosmanoğlu
26:12
13
وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ٣١
Ve yadîku sadrî ve lâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn(hârûne).
(Onlar beni inkâr edecek diye) göğsüm daralı yor, (peltekliğimden dolayı) dilim de çözülmüyor. Öyleyse Sen (bana yardım etmesi için) Hârûn’a da (peygamberlik vermek üzere Cibrîl’i) gönder!— M.Ustaosmanoğlu
26:13
14
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ٤١
Ve lehum aleyye zenbun fe ehâfu en yaktulûn(yaktulûni).
Bir de onlar için benim üzerimde (Kıptî’nin öldürülme davasıyla ilgili) bir suç (iddiâsı) vardır. Bu yüzden (tek başıma gittiğim takdirde elçilik görevimi tebliğ edemeden) beni öldürmelerinden de endişe duymaktayım.”— M.Ustaosmanoğlu
26:14
15
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ٥١
Kâle kellâ, fezhebâ bi âyâtinâ innâ meakum mustemiûn(mustemiûne).
(Allâh-u Te`âlâ onun bu iki isteğine cevaben) buyurdu ki: “Hayır! (Korkma! Onlar sana bir şey ya pamazlar.) İkiniz de âyet (ve mûcize)lerimizle gidin! Gerçekten de Biz sizinle beraberiz ve (karşılaşacağı nız cevapları) hakkıyla dinleyicileriz!— M.Ustaosmanoğlu
26:15
16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٦١
Fe’tiyâ fir’avne fe kûlâ innâ resûlu rabbil âlemîn(âlemîne).
Hemen ikiniz Firavun’a gidin de deyin ki: “Muhakkak biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz...— M.Ustaosmanoğlu
26:16
17
اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ ٧١
En ersil meanâ benî isrâîl(isrâîle).
İsrâîloğullarını bizimle birlikte (Şâm diyârı na) gönder (diyelim) diye (sana gönderildik)!”— M.Ustaosmanoğlu
26:17
18
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يداً وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ٨١
Kâle e lem nurabbike fînâ velîden ve lebiste fînâ min umurike sinîn(sinîne).
(Mûsâ (Aleyhisselâm) bunu Firavun’a tebliğ edince, hiç beklemediği bir teklifle karşılaşan Firavun) dedi ki: “Biz seni yeni doğmuşken (himâye etmek üzere) içimizde büyütmedik mi? Sen ömründen yıllarca aramızda kalmadın mı?— M.Ustaosmanoğlu
26:18
19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٩١
Ve fealte fa’letekelletî fealte ve ente minel kâfirîn(kâfirîne).
Ve sen (bunca iyiliklerime) nankörlük eden lerden olarak, yapmış olduğun o işini yaptın (da benim yakınımı öldürdün)!”— M.Ustaosmanoğlu
26:19
20
قَالَ فَعَلْتُـهَٓا اِذاً وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ٠٢
Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne).
(Mûsâ (Aleyhisselâm) Firavun’a cevaben) dedi ki: “O zaman onu yaptım ama ben (onun bir tokatla öleceğini) bilmeyenlerdendim…— M.Ustaosmanoğlu
26:20
21
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْماً وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ١٢
Fe ferartu minkum lemmâ hıftukum fe vehebe lî rabbî hukmen ve cealenî minel murselîn(murselîne).
Nihâyet sizden korktuğumda hemen aranız dan kaçtım! Sonra Rabbim bana büyük bir hüküm (; peygamberlik, özel ilim ve isâbetli anlayış) bağışladı ve beni gönderilen (peygamber)lerden biri yaptı.— M.Ustaosmanoğlu
26:21
22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ ٢٢
Ve tilke ni’metun temunnuhâ aleyye en abbedte benî isrâîl(isrâîle).
İşte şu (: ‘Otuz sene seni ben baktım!’ diye kendisini başıma kakmakta olduğun nimet ise, İsrâ îloğullarını köle yapmış olmandır. (Sen onların erkek çocuklarını öldürdüğün için senin eline düştüm, yoksa annem-babam bana pekâlâ bakabilirdi. Şimdi sen işkence olan bir şeyi mi iyilik sayıyorsun?)”— M.Ustaosmanoğlu
26:22
23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٣٢
Kâle fir’avnu ve mâ rabbul âlemîn(âlemîne).
Firavun dedi ki: “O (seni gönderdiğini iddiâ ettiğin) âlemlerin Rabbi de neymiş?”— M.Ustaosmanoğlu
26:23
24
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٤٢
Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).
O dedi ki: “(O,) göklerin, yerin ve ikisi ara sındakilerin Rabbidir (; yaratıcısı ve yöneticisidir). Eğer (varlıkların gerçeğini) yakînen inceleyen kim seler olduysanız (, gördüğünüz bunca cismin bir ta kım parçalardan derlenen ve dâima değişikliğe maruz kalan, dolayısıyla da sonradan yaratıldıkları ortada olan varlıklar olduğunu ve mutlaka tek bir yaratıcıya muhtaç olduklarını bilirsiniz)!”— M.Ustaosmanoğlu
26:24
25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَـهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ٥٢
Kâle li men havlehû e lâ testemiûn(testemiûne).
O, etrafındakilere: “(Göklerin ve yerin sonra dan yaratıldığı hakkında bunun söylediklerini) işit(ip de taaccüp et)miyor musunuz?” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
26:25
26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٦٢
Kâle rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).
O (, göklerin ve yerin sonradan yaratılışını kabul etmeyen bu kişilere, hâdis ve fânî olduğunu dâimâ müşâhede ettikleri diğer bazı şeyleri örnek göstermek üzere): “(O) sizin de Rabbinizdir, evvelki babala rınızın da Rabbidir!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
26:26
27
قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّـذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٧٢
Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn(mecnûnun).
O: “Şüphesiz ki; size gönderil miş olan bu rasûlünüz elbette bir delidir!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
26:27
28
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ٨٢
Kâle rabbul meşrıkı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
O: “(Benim Rabbim) doğunun, batının ve iki si arasında bulunanların Rabbidir! Eğer siz anla makta olduysanız (sözümün doğruluğunu bilirsiniz)!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
26:28
29
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهاً غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ٩٢
Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn(mescûnîne).
O: “Andolsun ki; benden başka bir ilâh edinecek olursan, yemin olsun elbette seni mutlaka o (benim işkenceli) haps(im)e atılanlardan kılarım!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
26:29
30
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ٠٣
Kâle e ve lev ci’tuke bi şey’in mubîn(mubînin).
O: “Ben sana pek açık/(doğruluğumu) açık layıcı/ bir şey getirsem de mi (böyle yapacaksın)?” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
26:30
Yükleniyor...
Şuara
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle