Furkan 77 Ayet 18. Cüz الفرقان
25

Furkan

— Ayırıcı
77 Ayet 18. Cüz
الفرقان
25
Furkan
77 Ayet
الفرقان
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يراًۙ ١
Tebârekellezî nezzelel furkâne alâ abdihî li yekûne lil âlemîne nezîrâ(nezîren).
O Zât’ın (hayrı ve) bereketi dâima pek çok olmuştur/O Zât dâima pek ulu olmuştur/ ki O, (hakkı bâtıldan ve helâli haramdan ayırıcı vasfıyla) Furkan (ismine sahip olan Kur’ân) ı (en büyük) kulu (Muham med (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)) üzerine (hâdiseler gerektirdikçe, zaman zaman) peyderpey indirmiştir, tâ ki o (peygamber ve Kur’ân), (insan ve cin toplumları dâhil) bütün âlemler için bir uyarıcı/bir uya rı/ olsun!— M.Ustaosmanoğlu
25:1
2
اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يراً ٢
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ(takdîren).
O Zât ki; göklerin ve yerin mülkü (ve hükümrânlığı, sahipliği ve yönetimi) sadece Kendisine ait tir; (Yahudi ve Hristiyanların inançlarının tersine) hiç bir çocuk edinmemiş tir; (putperestlerin sandığı gibi) Kendisi için mülkte hiçbir ortak da bulunmamak tadır; (Mecûsîlerin iddia ettiği gibi nur ve karanlığın hiçbir etkisi olmaksızın) her şeyi O yaratmıştır da böylece onu (kendisi hakkında dilediği özelliklere elverişli bir şekilde) tam bir ayarlama ile takdir et miştir. (Nitekim O yaratıkların en mükemmeli olan insanı; akıl, idrak, düşünce, yönetim, farklı sanatları geliştirme gibi birçok özelliklere kabiliyetli şekilde yaratmıştır.)— M.Ustaosmanoğlu
25:2
3
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُوراً ٣
Vettehazû min dûnihî âliheten lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlekûne ve lâ yemlikûne li enfusihim darran ve lâ nef’an ve lâ yemlikûne mevten ve lâ hayâten ve lâ nuşûrâ(nuşûren).
O (kâfir ola)nlar ise; O’nu(n gibi güçlü ve yüce bir İlâh’ı) bırakıp birtakım (âciz ve zavallı) ilâhlar edinmişlerdir ki; hiçbir şey yaratamamaktadırlar, üstelik kendileri yaratılmaktadırlar, kendileri için bile ne bir zarar(dan kurtulmay) a, ne de bir fayda (sağlama)ya sahip olamamaktadırlar, ne bir (diriyi) öldürmeye, ne bir (kimseyi) yaşatmaya, ne de bir (ölüyü) diriltmeye güç yetirememektedirler!— M.Ustaosmanoğlu
25:3
4
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌۨ افْتَرٰيهُ وَاَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ اٰخَرُونَۚۛ فَقَدْ جَٓاؤُ۫ ظُلْماً وَزُوراًۚۛ ٤
Ve kâlellezîne keferû in hâzâ illâ ifkunifterâhu ve eânehu aleyhi kavmun âharûn(âharûne), fe kad câû zulmen ve zûrâ(zûran).
O (Nadr ibni Hâris gibi) kâfir olmuş kimseler: “İşte bu (Kur’ân) bir yalandan başkası değildir ki; onu o (kendi kendine) uydurmuştur,(Mekke’de bulu nan) başka başka (Ehl-i Kitap) toplumlar(ı) da on(u uydurmay)a karşı kendisine yardımcı olmuşlardır!” dedi(ler). Böylece onlar (Allâh’tan gelen mucize bir kitabı uydurma kabul ederek ve suçsuz bir kişiyi Allâh’a ifti racılıkla itham ederek) gerçekten büyük bir zulüm ve (asla doğruluk ihtimâli barındırmayan) büyük bir yalan işlediler.— M.Ustaosmanoğlu
25:4
5
وَقَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلٰى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَاَص۪يلاً ٥
Ve kâlû esâtîrul evvelînektetebehâ fe hiye tumlâ aleyhi bukreten ve asîlâ(asîlen).
Onlar (Kur’ân’ın başkalarının yardımıyla beşer tarafından uydurulan bir şey olduğunu iddia ettikten sonra, yanlış zanlarınca bu yardımın şeklini açıklamak üzere): “(Bu Kur’ân Allâh tarafından değildir! Bi lakis Rüs tem ve İsfendiyar gibi) evvelkilerin yazmış olduğu hikâyelerdir ki; o onları(n kendisi için) yaz(ılmasını ayarla)mıştır /o onları yazdırmıştır/ da, artık onlar sabahakşam ona (ezberlemesi için) okunmaktadır!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
25:5
6
قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذ۪ي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماً ٦
Kul enzelehullezî ya’lemus sırre fîs semâvâti vel ard(ardı), innehu kâne gafûran rahîmâ(rahîmen).
(Habîbim! Sen de) de ki: “Göklerde ve yerdeki bütün sırları (; gelecekte olacak gaybları ve Kendisin den başka kimsenin bilemeyeceği gizli şeyleri) bilmek te olan O Zât onu indirmiştir. (Artık hem fesâhat ve belâğatiyle,hem de gaybî haberleri ihtivâsıyla mucizeliğini ispat etmiş bir kitabı nasıl evvelkilerin düzmecesi olarak değerlendirebiliyorsunuz? Siz bu iftiranızla çok tan azâbı hak ettiniz ama O sizin cezanızı peşin olarak göndermemektedir.) Çünkü gerçekten O (, tevbe etmeleri durumunda kullarının en büyük günahlarını bile) dâima (bağışla yan bir) Ğafûr ve (kullarına çok acıdığından bu sözün sahiplerine bile, dönmeleri için fırsat veren bir) Ra hîm olmuştur.”— M.Ustaosmanoğlu
25:6
7
وَقَالُوا مَالِ هٰذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْش۪ي فِي الْاَسْوَاقِۜ لَوْلَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذ۪يراًۙ ٧
Ve kâlû mâli hâzer resûli ye’kulit taâme ve yemşî fîl esvâk(esvâkı), lev lâ unzile ileyhi melekun fe yekûne meahu nezîrâ(nezîren).
Yine dediler ki: “İşte bu Rasûl (olduğunu sanan kişiy)e ne oldu ki; (bi zim gibi) yemek yemektedir ve sokaklarda (rızık temini için) yürümektedir! (Da vası doğruysa, niye bizden farklı bir yönü yoktur? Bu durumda bizden neüstünlüğü olabilir? Peygamberin yeme ve geçinme derdinden uzak bir melek olması ge rekmez miydi? Haydi insan oldu diyelim; o zaman) ken disine bir melek indirilseydi de, onunla beraber bir uyarıcı olsaydı (, böylece biz de meleğin tasdîkiyle onun peygamber olduğunu kolayca anlasaydık) ya!— M.Ustaosmanoğlu
25:7
8
اَوْ يُلْقٰٓى اِلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَاۜ وَقَالَ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلاً مَسْحُوراً ٨
Ev yulkâ ileyhi kenzun ev tekûnu lehu cennetunye’kulu minhâ, ve kâlez zâlimûne in tettebiûne illâ raculen meshûrâ(meshûran).
Ya da ona (gökten) bir hazine atılsaydı (da, onunla geçim derdinden kurtulsaydı) ya! Yahut (en azından) ona âit bir bostan olsaydı da (zahmetsizce) ondan yeseydi ya!” Bir de o zâlimler (müminlere): “Siz büyülen(erek delir) miş/aldatılmış/(haktan) çev rilmiş/ bir adamdan başkasına uymamaktasınız!” dedi (ler).— M.Ustaosmanoğlu
25:8
9
اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ سَب۪يلاً۟ ٩
Unzur keyfe darabû lekel emsâle fe dallû fe lâ yestetîûne sebîlâ(sebîlen).
(Habîbim!) Bak (gör) ki; senin için nasıl (uygun suz sözler söyleyerek ve kıyaslar uydurarak) misaller açıkladılar da, böylece (haktan tamamen) sapıttılar. Artık onlar (gerçek peygamberi sahtekârdan ayır ma hususunda kendilerini doğruya iletecek) hiçbir yola imkân bulamazlar!— M.Ustaosmanoğlu
25:9
10
تَبَارَكَ الَّـذ۪ٓي اِنْ شَٓاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْراً مِنْ ذٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُوراً ٠١
Tebârekellezî in şâe ceale leke hayren min zâlike cennâtin tecrî min tahtihel enhâru ve yec’al leke kusûrâ(kusûran).
İşte O Zât’ın (hayrı ve) bereketi dâima pek çok olmuştur/O Zât dâima pek ulu olmuştur/ ki, O dileseydi senin için (dünyada onların) bu (anlattıkları)ndan daha iyisini; altlarından ırmaklar akmak ta olan çok kıymetli bostanları yaratırdı ve (orada) senin için sağlam köşkler yapardı! Ebû Ümâme (Radıyallâhu anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Rabbim bana Mekke vâdisini altın yapıp vermeyi vaad etti. Ben: ‘Hayır, yâ Rabbi! Ben bir gün doyayım, bir gün aç kalayım! Acıkınca Sana yalvarayım ve Seni zikredeyim, doyunca da Sana şükredeyim ve Sana hamdedeyim!’ dedim.” (Tirmizî, Zühd: 35, no: 2347, 4/575)— M.Ustaosmanoğlu
25:10
11
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يراًۚ ١١
Bel kezzebû bis sâati ve a’tednâ li men kezzebe bis sâati saîrâ(saîren).
Doğrusu onlar o (kıyâmet) ânı(nı) yalanlamış tırlar (da o yüzden üstünlüğü sadece dünyalıkta sana rak, fakirliğin yüzünden peygamber liğine itiraz etmiş tirler. Artık bunda şaşılacak bir şey yoktur. Zira kıyâmete inanmayanların sana inanmaları beklenemez). Ama Biz o (kıyâmet) ânı(nı) yalanlamış olan kim selere, çok alevlendirilmiş korkunç bir ateş hazırlamışızdır!— M.Ustaosmanoğlu
25:11
12
اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً ٢١
İzâ raethum min mekânin baîdin semiû lehâ tegayyuzan ve zefîrâ(zefîran).
O (cehennem) o (kâfir ola)nları (beş yüz senelik mesâfe gibi) pek uzak bir yerden gördüğü zaman/o onların görüş mesâfesinde olduğu zaman/ ona âit büyük ve müthiş bir öfkelenme (sesi) ve şiddetlice uzun uzun nefes alma işitirler. Ebû Ümâme (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bana kasten iftira eden kişi cehennemin iki gözü arasında oturağını hazırlasın!” buyurmuştur. Bu, sahabeye çok ağır gelince: “Yâ Rasûlallâh! Biz senden bazı hadisler naklederken fazla-noksan yapabiliriz!” dediler. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “Ben sizi kastetmiyorum, ben ancak İslâm’ı lekeleme arayışıyla benim aleyhime iftira edeni kastediyorum!” buyurdu. O zaman: “Yâ Rasûlallâh! Sen ‘Cehennemin iki gözü arasında...’ buyurdun, cehennemin gözü de mi var?” diye sorduklarında Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu âyeti okuyarak: “İki gözü olmayan onları nasıl görebilir?” buyurdu. (Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, no: 7599, 8/131; Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, no: 3434, 4/320-321)— M.Ustaosmanoğlu
25:12
13
وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّن۪ينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراًۜ ٣١
Ve izâ ulkû minhâ mekânen dayyıkan mukarrenîne deav hunâlike subûrâ(subûran).
(Her biri kendi şeytanıyla aynı zincirde ve buka ğılar içerisinde elleri boyunlarına) sıkıcabağlananlar hâlinde onun (; o korkunç ateş tabakalarının) pek dar bir yerine (tahtaya çivi sokulurcasına zorla) atıldık ları zaman, işte orada (ölüm temennisiyle: “Ey ölümüm! Şimdi tam zamanın, neredesin gel!” diyerek) tam bir yok oluş çağrısı yaparlar.— M.Ustaosmanoğlu
25:13
14
لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُوراً وَاحِداً وَادْعُوا ثُبُوراً كَث۪يراً ٤١
Lâ ted’ûl yevme subûran vâhıden ved’û subûran kesîrâ(kesîren).
(O zaman kendilerine denilir ki:) Bugün bir kere yok olmayı davet etmeyin, birçok kere yok oluşu çağırın! (Çünkü sizin azâbınız çeşit çeşit olduğundan her biri bir ölüm sebebidir. Aynı zamanda azâbınız hiç tükenmeyip dâima tazelenmektedir.)— M.Ustaosmanoğlu
25:14
15
قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَص۪يراً ٥١
Kul e zâlike hayrun em cennetul huldilletî vuidel muttekûn(muttekûne), kânet lehum cezâen ve masîrâ(masîren).
(Habîbim!) De ki: “İşte bu mu daha iyi, yoksa o takva sahiplerine vaad edilmiş olan ebedî lik cenneti mi? O (cennet) onlar için (Allâh-u Te`âlâ’nın ilminde ve Levh-i Mahfûz’da, iyi amellerine) bir karşı lık ve (neticede) varacakları bir yer olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
25:15
16
لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِد۪ينَۜ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْداً مَسْؤُ۫لاً ٦١
Lehum fîhâ mâ yeşâûne hâlidîn(hâlidîne), kâne alâ rabbike va’den mes’ûlâ(mes’ûlen).
Ebedî kalıcılar olarak! Onlar için orada dile dikleri (rûhânî ve cismânî türlü türlü nimetler ve can ların çektiği pek lezzetli) her şey vardır. Bu (müjde), (gerçekleştirilmesi) Rabbin tarafından üstlenilen ve (mü minler tarafından arzulandığı gibi melekler tara fından da müminler adına) istenen/istenmeye değer/ bir vaad olmuştur.”— M.Ustaosmanoğlu
25:16
17
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَقُولُ ءَاَنْتُمْ اَضْلَلْتُمْ عِبَاد۪ي هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّب۪يلَۜ ٧١
Ve yevme yahşuruhum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi fe yekûlu e entum adleltum ibâdî hâulâi em hum dallûs sebîl(sebîle).
O (Allâh-u Sübhânehû)nun o (kâfir ola) nla rı, Allâh’ı bırakarak tapmakta oldukları (melekler, pey gamberler ve putlar gibi) şeyler le birlikte (manevî huzuruna toplamak üzere) haşredeceği ve (tapanlarını rezil etmek için onlara): “İşte Benim şu kullarımı (kendinize ibadete davet ederek) siz mi saptırdınız, yoksa (irşâd edici kitap ve peygamberden yüz çevirip, sağlıklı düşünceyi ihlal ederek) o (doğru) yolu şaşmış olanlar kendileri miydi?” diyeceği gün (yaşanacak dehşetleri hiçbir ibâre anlatamaz)!— M.Ustaosmanoğlu
25:17
18
قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغ۪ي لَـنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى نَسُوا الذِّكْرَۚ وَكَانُوا قَوْماً بُوراً ٨١
Kâlû subhâneke mâ kâne yenbegî lenâ en nettehıze min dûnike min evliyâe ve lâkin metta’tehum ve âbâehum hattâ nesûz zikre, ve kânû kavmen bûra(bûren).
Onlar (kendilerine yöneltilen bu ağır soru kar şısında şaşkınlığa kapılarak): “(Eş ve ortaktan tenzîh ve) tesbîh Sana! (Kimimiz masum, kimimiz de davetten âciz varlıklarolduğumuz için) Seni bırakıp da birta kım dostlar edinmemiz bizim için yakışık alan bir şey olma(zken, Sana ibadeti bıraktırıp bizi ilâh edinme ye başkalarını teşvik etmemiz, hakkımızda düşünüle cek bir şey olma)mıştır! (Dolayısıyla onları saptıran biz değiliz!) Lâ kin Sen onları da, babalarını da (Sana şükretsinler diye türlü türlü nimetlerle) faydalandırdın, (ama onlar hidâyet sebeplerini, sapıklıknedenlerine çevirerek şehvetleri ne boğuldular da) nihâyet onlar (Senin nimetlerini, âyetlerini ve tevhîdini anlamayıp) o (iman ve) zikri unuttular. Zaten onlar (Senin o yanılmaz ilminde ve isâbetli kaderinde) helâk olan/hayırsız/bozuk/ bir toplum olmuştular./Böylece onlar (imanı ve zikri terk ede rek) helâk olan bir topluluk oldular./” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
25:18
19
فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَۙ فَمَا تَسْتَط۪يعُونَ صَرْفاً وَلَا نَصْراًۚ وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَاباً كَب۪يراً ٩١
Fe kad kezzebûkum bimâ tekûlûne fe mâ testetîûne sarfan ve lâ nasrâ(nasran), ve men yazlım minkum nuzıkhu azâben kebîrâ(kebîren).
(O zaman Biz onları rezil etmek üzere şöyle bu yurduk:) “(Ey bâtıl ilâhlara tapanlar!) İşte (: ‘Bizi bunlar saptırdı!’ diye) söylemekte olduğunuz o şey hakkın da gerçekten onlar sizi yalancı çıkardılar. Artık siz ne (kendinizden) bir (azap) çevirmeye, ne de herhangi bir yardıma güç yetiremezsiniz! (Ey mükellefler!) İçinizden her kim (bunlar gibi şirk koşarak) zâlim olursa, Biz ona (, cehennemde ebe dî kalmak gibi) pek büyük bir azâbı tattıracağız.”— M.Ustaosmanoğlu
25:19
20
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟ ٠٢
Ve mâ erselnâ kableke minel murselîne illâ innehum le ye’kulûnet taâme ve yemşûne fîl esvâkı ve cealnâ ba’dakum li ba’dın fitneten(fitneten), e tasbirûn(tasbirûne), ve kâne rabbuke basîrâ(basîren).
(Habîbim! Senin yemek yemeni ve çarşılarda do laşmanı peygamberliğine bir engelmiş gibi göstermeye çalışan o müşriklere tarafımızdan şunu bildir ki:) Sen den önce peygamberlerden hiçbirini gönderme dik ki, mutlaka onlar elbette yemek yerler ve gerçekten sokaklarda yürürlerdi. (Ey insanlar!) Biz sizin bazınızı diğer bir kısım için bir fitne (ve imtihan vesîlesi) yaptık. (Bakalım) sabredebilecek misiniz? Zaten senin Rabbin dâima (sabredeni de, isyan edeni de hakkıyla gören bir) Ba sîr olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
25:20
21
وَقَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ نَرٰى رَبَّـنَاۜ لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُواًّ كَب۪يراً ١٢
Ve kâlellezîne lâ yercûne likâenâ lev lâ unzile aleynel melâiketu ev nerâ rabbenâ, lekad istekberû fî enfusihim ve atev utuvven kebîrâ(kebîren).
(Dirilmeyi inkâr ettikleri için) Bize (hayırla) kavuşmayı ümit etmemekte olan o kimseler/ Bize (kötü bir şekilde) kavuşmaktan korkmamakta olan o kimseler/: “Bizim üzerimize melekler indirilsey di (de, insanlar değil de, onlar bize peygamber gönde rilseydi, en azından Muhammed’in doğruluğunu bize bildirselerdi) ya! Yahut Rabbimizi görseydik (de, ona uymayı bize O emretseydi) ya!” dedi(ler). Andolsun ki; muhakkak onlar kendi nefisleri hakkında çok büyüklük (varsayımına gitmişler de, Allâh-u Te`âlâ’yı görmek gibi, çoğu peygambere bile nasip olmamış bir makama kendilerini lâyık) görmüş lerdir/onlar içlerinde (kâfirlik ve inat gibi) büyük bir kibir gizlemişlerdir/. Bir de (açık mucizeleri gördükleri halde görmezden gelip, kutsal ruhlara bile nasip olmayan makamları, murdar nefislerine yakış tırarak) pek büyük bir azgınlıkla zulümde haddi aşmışlardır.— M.Ustaosmanoğlu
25:21
22
يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰٓئِكَةَ لَا بُشْرٰى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِم۪ينَ وَيَقُولُونَ حِجْراً مَحْجُوراً ٢٢
Yevme yerevnel melâikete lâ buşrâ yevme izin lil mucrimîne ve yekûlûne hicran mahcûrâ(mahcûren).
(Ölüm ve azap) melekleri(ni) görecekleri gün (durumları hiç de iyi olmayacaktır)! (Melekler onlara): “İşte bugün o (sizin gibi) suçlular için hiçbir müj de yoktur!” (diyeceklerdir.) O (kâfir ola)nlar da (meleklere): “(Allâh’tan dileriz ki bu azâbı) engel len(mesi kesinleş)miş bir yasak lamayla (tamamen bizden uzaklaştırsın)!” diyecekler.— M.Ustaosmanoğlu
25:22
23
وَقَدِمْنَٓا اِلٰى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَٓاءً مَنْثُوراً ٣٢
Ve kadimnâ ilâ mâ amilû min amelin fe cealnâhu hebâen mensûrâ(mensûran).
Biz o (kâfir ola)nların (misafir ağırlamak ve sıla-i rahîm gibi) yapmış oldukları o (iyi) amele yö neldik de, nihâyet onu dağılmış bir toz (gibi fayda görülemeyen değersiz bir şey) hâline getirdik.— M.Ustaosmanoğlu
25:23
24
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَراًّ وَاَحْسَنُ مَق۪يلاً ٤٢
Ashâbul cenneti yevme izin hayrun mustekarran ve ahsenu makîlâ(makîlen).
İşte o gün cennet ashâbı, yerleşim yeri yönünden de çok iyidir(ler); (gündüz ortasında) isti râhat yeri bakımından da pek güzeldir(ler)!— M.Ustaosmanoğlu
25:24
25
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَٓاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلٰٓئِكَةُ تَنْز۪يلاً ٥٢
Ve yevme teşakkakus semâu bil gamâmi ve nuzzilel melâiketu tenzîlâ(tenzîlen).
O (birinci kat) göğün o (bembeyaz) bu lutla ta mamen parçalan (masının ardından sırayla her bir kat semânın yerlerinden kop)acağı ve (oralarda bu lunan) meleklerin görülmemiş bir indirilişle peş peşe (mahşer arazisine) indirileceği gün (, mülkün sadece Allâh’a ait olduğu anlaşılacaktır)!— M.Ustaosmanoğlu
25:25
26
اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً ٦٢
El mulku yevmeizinil hakku lir rahmân(rahmâni), ve kâne yevmen alel kâfirîne asîrâ(asîran).
(Dünyada kullar yetkili gibi görünmekteyseler de,) işte o gün hak olan mülk (; görünüşte ve gerçek te ezici bir saltanat ve genel bir istilâ) sadece Rahmân’a âittir! O (kıyâmet günü), kâfirler üzerine pek zor (gele cek) bir gün olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
25:26
27
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلاً ٧٢
Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
O (Ukbe ibni Mu’ayt adındaki) zâlimin (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e iman ettikten sonra arkadaşı nın baskısıyla dinden döndüğü için pişman lığından) iki elini ısıracağı gü nü (de anlat)! (Bu kişi üzüntüsünü açıklarken) diyecektir ki: “Ey (millet)! Ne olaydı keşke ben o Rasûlle birlikte (kurtuluşa erdirecek) bir yol edineydim!..— M.Ustaosmanoğlu
25:27
28
يَا وَيْلَتٰى لَيْتَن۪ي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَاناً خَل۪يلاً ٨٢
Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Ey benim helâkim! (Neredesin, gel!) Ah ne olaydı ben falancayı bir dost tutmayaydım!..— M.Ustaosmanoğlu
25:28
29
لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولاً ٩٢
Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; gerçekten bana (büyük bir imkân) geldikten sonra o (kelime-i şehâdet ve Kur’ân gibi) zikirden beni elbette o saptırdı. Zaten şeytan (gibi saptırıcı ar kadaşlar) insanı (he lâke sürükleyinceye kadar dostluğunu sürdüren, sonra yardıma en muhtaç olduğu zamanda ise) tamamen yardımsız bırakan biri olmuştur.”— M.Ustaosmanoğlu
25:29
30
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً ٠٣
Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
O Rasûl(üm Muhammed sizi Bana şikâyet etmek için) dedi ki: “Ya Rabbi! Gerçekten benim kav mim işte şu Kur’ân’ı tamamen terk edil(erek bir kenara itil)miş bir şey edindiler.”— M.Ustaosmanoğlu
25:30
Yükleniyor...
Furkan
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle