اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣
İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşi yudebbirul emr(emre), mâ min şefîin illâ min ba'di iznih(iznihî), zâlikumullâhu rabbukum fa'budûh(fa'budûhu), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Şüphesiz sizin (sahibiniz, mâlikiniz, koruyucunuz, gözeticiniz ve hayırları size ulaştırıp, kötülüklerden kurtarıcınız olan) Rabbiniz ancak O Allâh’tır ki; gökleri ve yeri (dünya günlerinden) altı gün (miktarı na denk gelecek vakit) de yoktan yaratmıştır, sonra (bir mekâna yerleşmekten münezzeh olarak, Kendi murad ettiği mana üzere Zât’ına yakışır şekilde) Arş’a istivâ buyurmuştur/sonra (emri ve hükmü) Arş’a (yönelip) istivâ etmiştir/sonra (en büyük cisim olan) Arş (dâhil, tüm yaratıklar)ı (hükmü altına alıp, hepsini ilmen kuşatıcı şekilde) istîlâ etmiştir/. O, (Arş dâhil, ulvî-süflî tüm kâinatla alâkalı) bütün işleri (hikmetinin gerektirdiği şekilde ve yaratıkların menfaatlerinin gözetildiği en uygun bir düzen ve en üstün bir nizam üzere) yönetmektedir. O’nun izni olmadıktan sonra (herhangi bir konuda hiçbir kimseye hiç bir zaman) hiçbir şefaatçi olamaz! İşte size! Rabbiniz olan Allâh ancak budur! Öyleyse O’na ibadet edin! Hâlâ (bu anlatılanları doğruca belleyip, yolunuzun bozukluğunu) iyice düşün(erek, şirkten vazgeçip de sadece bir olan Allâh’a ibadet et)meyecek misiniz? Sapık Mücessime fırkası bu ve benzeri âyet-i kerîmeleri yanlış yorumlayarak Allâh-u Te`âlâ’ya mekân ispat etmektedirler. Hâlbuki tüm zamanları ve mekânları yoktan var eden Allâh-u Te`âlâ mekândan ve sınırlamalardan son derece mukaddes ve münezzehtir. Müteşâbih âyetlerden olan “Arş’a istivâ” konusunun izâhı için bakınız: Âl-i İmrân Sûresi: 7; A’râf Sûresi: 54 “Allâh-u Te`âlâ’nın, kullarının fevkınde oluşu” ve “Allâh-u Te`âlâ’nın mekândan münezzeh oluşu” gibi itikâdî meselelerle ilgili aklî ve naklî birçok delil, ayrıca; asırlarının imamları olan otuz üç müfessirin bu konudaki eşsiz beyanları; Rûhu’l-Furkan Tefsîrimizde, En`âm Sûresi: 3. ve 18. âyet-i kerîmelerin izâhlarında tafsîlâtla zikredilmiştir ki, mütalaası kaçınılmazdır! (8/418-425, 511-535)— M.Ustaosmanoğlu