Casiye 37 Ayet 25. Cüz الجاثية
45

Casiye

— Diz Çöküş
37 Ayet 25. Cüz
الجاثية
45
Casiye
37 Ayet
الجاثية
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Hâ! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
45:1
2
تَنْز۪يلُ الْـكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
O kitabın indirilişi, O Azîz ve Hakîm olan (; inkârcılardan intikam alma gücüne sahip olan ve bütün hükümleri hikmetli ve isabetli bulunan) Allâh tarafındandır.— M.Ustaosmanoğlu
45:2
3
اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ ٣
İnne fîs semâvâti vel ardı le âyâtin lil mû’minîn(mû’minîne).
Şüphesiz ki; inananlar(ın imanını güçlendirmek) için göklerde (bulunan güneş, ay, yıldızlar ve bulutlarda) ve yerde(ki dağlar, denizler ve ağaçlar gibi yaratıklarda) elbette çok büyük nice âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
45:3
4
وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ ٤
Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Ayrıca sizi yaratmasında ve (dünyaya) yaymış bulunduğu hareketli canlılarda, (gerçeklere, olduğu gibi) yakînen inanmakta bulunan bir toplum için nice büyük âyetler bulunmaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
45:4
5
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٥
Vahtilâfil leyli ven nehâri ve mâ enzelallâhu mines semâi min rızkın fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve tasrîfir rîyâhı âyâtun li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Geceyle gündüzün birbiri peşine gelişinde/gece ile gündüzün (renklerinin karanlık ve aydınlık ola rak farklılık arz etmesinde, sürelerinin de mevsimlere göre bazen artıp bazen eksilerek) ihtilaf edişinde/; bir de Allâh’ın, ölümünün ardından yeri kendisiyle diriltmiş olduğu rızkı(n yegâne sebebi olan yağmuru) gökten indirmesinde ve rüzgârların (yön den yöne, şekilden şekle) çevrilmesinde, (iyice düşünerek ger çekleri) anlayabilen bir kavim için çok büyük nice âyetler vardır (ki, onların her biri Allâh-u Te`âlâ’nın her şeye Kâdir olduğunu açıkça ortaya koymaktadır).— M.Ustaosmanoğlu
45:5
6
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ ٦
Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).
(Habîbim!) İşte bunlar Allâh’ın âyetleridir ki, Biz onları sana (, ne Ehl-i Kitab’ın, ne de tarihçilerin şüphe edemeyeceği şekilde gerçeğe uygun olan bir) hak ile iç içe olarak art arda okumaktayız. Artık Allâh’tan ve âyetlerinden sonra hangi kelâma inanacaklar?— M.Ustaosmanoğlu
45:6
7
وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٧
Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin).
Büyük bir helâk vardır, o (Ebû Cehil ve Nadr ibni Hâris gibi) her çok yalancı ve pek günahkâr kimse için ki;— M.Ustaosmanoğlu
45:7
8
يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٨
Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Allâh’ın âyetlerini, karşısında art arda okunurken duymaktadır da, sonra onları hiç duymamış gibi, son derece kibirli bir halde (kâfirliğinde) ısrarcı olmaktadır. Artık sen onu çok acı verici büyük bir azapla müjdele!— M.Ustaosmanoğlu
45:8
9
وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـٔاًۨ اتَّخَذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌۜ ٩
Ve izâ alime min âyâtinâ şey’enittehazehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
O kişi Bizim âyetlerimizden bir şey bildiği zaman (, sadece onunla dalga geçmekle yetinmeyip,) onları(n tümünü) bir eğlence (malzemesi) edinir. İşte onlar, alçaltıcı büyük bir azap sadece onlar içindir.— M.Ustaosmanoğlu
45:9
10
مِنْ وَرَٓائِهِمْ جَهَنَّمُۚ وَلَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـٔاً وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۜ ٠١
Min verâihim cehennem(cehennemu), ve lâ yugnî anhum mâ kesebû şey’en ve lâ mattehazû min dûnillâhi evliyâe, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Önlerinden doğru cehennem (onları beklemektedir)! Ne kazanmış oldukları (mal ve evlât gibi) şeyler, ne de Allâh’ı bırakıp birta kım dostlar edin miş oldukları (putlar ve benzeri) şeyler (Allâh’ın azâ bından) en ufak bir şeyi da hi onlardan savuştura mayacaktır. Üstelik onlar için (mâhiyeti tam manasıyla idrak edileme yecek kadar) pek büyük bir azap vardır.— M.Ustaosmanoğlu
45:10
11
هٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌ۟ ١١
Hâzâ hudâ(huden), vellezîne keferû bi âyâti rabbihim lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).
İşte bu (Kur’ân), hidâ yetin ta kendisidir! Ama o kimseler ki Rablerinin âyetlerini inkâr etmişlerdir, çok acı verici en şiddetli ve pek büyük bir azap sadece onlar içindir.— M.Ustaosmanoğlu
45:11
12
اَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ ٢١
Allâhullezî sahhare lekumul bahre li tecriyel fulku fîhi bi emrihî ve li tehtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ancak Allâh’tır O Zât ki, denizi (, tahta ve demir gibi şeylerin kendisinde rahatça yüzebileceği şe kilde düz bir yüzeye sahip kılarak) sizin (yararınız) için emre âmâde kılmıştır. Tâ ki O’nun emri (ira desi ve rüzgâra buyruğu) ile gemiler onda akıp git sin, böylece siz (deniz ticâretiyle) O’nun fazlından (rızkınızı) arayasınız ve bir de siz (Allâh-u Te`âlâ’nın bunca nimetine) şükredesiniz!— M.Ustaosmanoğlu
45:12
13
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٣١
Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
O (Rabbiniz), göklerde olanları da, yer-(yüzün)de bulunanları da Kendi tarafından (bir rah met eseri olarak) topluca sizin (görünen ve görün meyen birtakım menfaatleriniz) için emre âmâde kılmıştır. İşte (Allâh-u Te`âlâ’nın muhteşem sanatları hak kında) iyice düşünmekte olan bir toplum için, gerçekten de bun(lar)da elbette çok sayıda pek büyük âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
45:13
14
قُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْماً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٤١
Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
(Habîbim!) O iman etmiş olan kimselere de ki: “Allah’ın (, kendilerinden evvel geçmiş olan din düşmanlarına yaptığı azaplara sahne olan) günlerini(n bir benzerinin başlarına geleceğinden korkmayan ve böyle bir şeyi) ummayan o kimseleri(n sözlü ve fiili ufak tefek eziyetlerini) bağışlasınlar (ve affedip görmezden gelsinler)! Tâ ki O (Allâh-u Te`âlâ), kazanmakta bulunmuş oldukları (sabır, göz yumma, öfkeyi yutma ve istenmedik şeylere katlanma gibi güzel) şeyler sebebiyle o değerli toplumu mükâfatlandırsın! İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan nakledildiğine göre; bu âyet-i kerîme Hazret-i Ömer (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir. Şöyle ki; Hicret`ten önce bir müşrik kendisine hakaret edince, o hemen onu yakalamak istemiş, bunun üzerine bu âyet-i kerîme inerek, eziyet verici ufak tefek şeylerin bir kısmını görmezden gelmeleri gerektiğine dikkat çekmiştir. Buna göre âyet-i celîlede bir nesh söz konusu değildir. Ama “Mekke dönemindeki güçsüzlükten dolayı bir müddet için kâfirlere karşılık vermeme” anlamında değerlendirenlere göre, cihat âyetiyle hükümsüz kalmıştır. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
45:14
15
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ ٥١
Men amile sâlihan fe li nefsih(nefsihî), ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
Her kim (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih bir amel işlerse, kendi nefsi içindir. Kim de kötü iş yaparsa, kendi aleyhinedir. (Kim senin yaptığı başkasına sorulacak değildir.) Sonra siz ancak Rabbinize döndürüleceksiniz. (O da size amellerinizin karşılığını verecektir.)”— M.Ustaosmanoğlu
45:15
16
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪ـلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ٦١
Ve lekad âteynâ benî isrâîlel kitâbe vel hukme ven nubuvvete ve rezaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alel âlemîn(âlemîne).
Andolsun ki; elbette Biz o (Tevrât) kitabı(nı), (insanlar arasında karar verme yetkisi ve fıkıh bilgisi anlamına gelen) hükmü ve peygamberliği İsrâîloğul larına verdik, (nitekim peygamberlerin çoğunu on lardan gönderdik,) kendilerini pek lezzetli ve helâl şeylerden rızıklandırdık, bir de onları o (kendi asırlarında bulunan) âlemler üzerine çok üstün kıldık.— M.Ustaosmanoğlu
45:16
17
وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٧١
Ve âteynâhum beyyinâtin minel emr(emri), fe mahtelefû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Biz onlara o (din) iş(i) hakkında (ve âhir zaman peygamberinin alâmetleri hususunda) pek açık deliller de verdik, fakat onlar ilim kendilerine gel dikten sonra (hak ve hakikati bilmedikleri için değil,) ancak aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. (Habîbim!) Şüphesiz ki senin Rabbin, hakkında ihtilaf etmekte bulunmuş oldukları şeyler(den han gisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu) hususunda kıyâmet günü onların arasında hüküm ver(mek üzere, haklıyı sevaba mazhar edip, haksıza azap ed)e cektir.— M.Ustaosmanoğlu
45:17
18
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٨١
Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Sonra Biz seni o (din) iş(i) hakkında büyük bir şerî`at (ve İlâhî bir yol) üzere yerleştirdik. Artık sen ona iyice uy! Ama o (sana: “Babalarının dinine dön!” diyen Kureyş müşriklerinin ve Yahudi kabîlelerine mensup câ hil) kimselerin kötü arzularına (ve yan lış görüşle rine) hiç mi hiç uyma ki, onlar (hakikat adına hiçbir şey) bilmemektedirler!— M.Ustaosmanoğlu
45:18
19
اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ ٩١
İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â(şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne).
Çünkü (onlara uyman durumunda Ben seni azaba çarptırdığım zaman,) şüphesiz ki onlar Allâh’tan (gelecek) hiçbir şeyi senden asla savuşturamazlar. Üstelik o zalimler; gerçekten de onların bir kıs mı diğer bir kısmın dostlarıdır. (Dolayısıyla onlarla dostluk eden ve kötü arzula rına uyanlar ancak onlar gibi zâ lim lerdir.) Allâh ise o takvâ sahibi kulların Velîsi’dir (; yar ve yardımcısıdır. O halde sen sadece Allâh- u Te`âlâ’yı dost edinmeye ve O’nun gayrinden tamamen yüz çe virmeye devam et)!— M.Ustaosmanoğlu
45:19
20
هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ ٠٢
Hâzâ basâiru lin nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
İşte bu (Kur’ân), insan lar(ın hak ve hakikati anlaması) için (kalp gözlerinin görmesini sağlayan) birtakım basîretlerdir. Yakînen inanmakta olan bir toplum için de büyük bir hidâyettir ve yüce bir rahmettir.— M.Ustaosmanoğlu
45:20
21
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟ ١٢
Em hasibellezînecterahûs seyyiâti en nec’alehum kellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhum, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa o (şirk gibi) kötü şeyle ri kazanmış bulunan kimseler san dı(lar) mı ki Biz onları, (ina nıl ması ge reken meselelere hiç şüphesiz bir itikatla) iman etmiş olan ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih amel ler işlemiş bulunan o kimseler gibi (kılacağız da,) yaşamlarını ve ölümlerini eşit yapacağız? Karar vermekte oldukları bu şey pek kötü olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
45:21
22
وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٢
Ve halakallâhus semâvâti vel arda bil hakkı ve li tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Allâh gökleri ve yeri (, kullara imtihan yurdu olmaları gibi) hak(lı bir neden ve yüce bir hik met) ile yaratmıştır. Neticede her nefis ka zan mış olduğu şey sebebiyle cezalandırıla caktır ve onlar (, sevap ları eksiltilerek ya da gü nahları artırılarak) zulme uğ ratılma ya caklar dır!— M.Ustaosmanoğlu
45:22
23
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٢
E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Gördün mü (, söyle bana) o kimseyi ki; o, (hidâ yete uymayı bırakmış da) kötü arzusunu ilâhı edin miştir, Allâh da onu(n kendisine verilen irâde ve kud reti kötü yolda kullandığını bildiği için,) büyük (ve isabetli) bir ilim üzere saptırmıştır, kulağına ve kalbine mühür vur(arak vaazlardan etkilenmeye cek ve âyetler hakkında düşünemeyecek bir hâle koy) muştur, gözü üzerine de (iyi görmesine ve ibret al masına engel olacak) büyük bir örtü yerleştirmiştir?! Artık Allâh(ın saptırmasın)dan sonra onu kim hidâyete erdirecektir? Hâlâ iyice düşünmeyecek misiniz?— M.Ustaosmanoğlu
45:23
24
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٤٢
Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
O (müşrik ola)nlar: “Bu (hayat denen şey, var sa yoksa), ancak (bize) en yakın (olan dünyadaki) ha yatımızdır; (kimimiz) ölürüz, (kimimiz de) yaşarız! Bizi ancak uzun zaman(ın üzerimizden geçmesi) helâk etmektedir!” dediler. İşte onların bu hususta (akla ya da nakle dayalı) hiçbir bilgisi bulunmamaktadır. Onlar an cak zanda (ve körü körüne taklitte) bulunmakta dırlar.— M.Ustaosmanoğlu
45:24
25
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٥٢
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû’tû bi âbâinâ in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
(Dirilmenin hak olduğunu beyan eden) âyetle rimiz onlara açık seçik bir halde peş peşe okun duğu zaman, onların delili: “(Evvelce ölmüş) babalarımızı getirin. Eğer (bi zim ölümümüzün ardından diriltileceğimiz hususun da) doğru (söyleyen) kimseler olduysanız (, bunu is pat edin)!” demelerinden başka bir şey olmamıştır.— M.Ustaosmanoğlu
45:25
26
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦٢
Kulillâhu yuhyîkum summe yumîtukum summe yecmeukum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîhi ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Habîbim!) De ki: “Allâh (ilk başta yoktan var ederek) size hayat vermektedir, sonra (ecelleriniz geldiğinde) sizi öldürecektir, daha sonra da kendi sinde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde sizi toplayacaktır. Lâkin insanların pek çoğu (bu gerçekleri) bilmezler.”— M.Ustaosmanoğlu
45:26
27
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ٧٢
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve yevme tekûmus sâatu yevme izin yahserul mubtılûn(mubtılûne).
Göklerin de yerin de mülkü (ve saltanatı) ancak Allâh’a mahsustur. O (kıyâmet kopma) ân(ı) mey dana geleceği gün, işte o gün (hakkı) iptale çalışan lar(ın) hüsrâna uğra (dıkları açıkça orta)ya (çıka) caktır.— M.Ustaosmanoğlu
45:27
28
وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٢
Ve terâ kulle ummetin câsiyeh(câsiyeten), kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ, el yevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
(Habîbim! Mahşerde toplanmış) her bir ümmeti diz üstü çökmüş bir halde (korku ve telaş içe risinde, peygamberleri bile: “Bugün nefsimizden baş kasını istemiyoruz.” derken) göreceksin! Her bir ümmet (amellerinin yazılı bulunduğu) kita bına çağrı(larak hesaba tâbi tutu)lacaktır. (İş te o za man mükelleflere:) “Bugün siz, yapmakta bulunmuş olduğunuz şeylerle cezalandırılacaksınız...— M.Ustaosmanoğlu
45:28
29
هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٢
Hâzâ kitâbunâ yentıku aleykum bil hakk(hakkı), innâ kunnâ nestensihu mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
İşte bu Bizim (yazıcı meleklere emrederek sizin tüm yaptıklarınızı kendisinde kaydettirdiğimiz) kitabımızdır ki, size karşı (fazlasız ve eksiksiz bir şekilde, sadece gerçekleri yazarak) hak ile konuş maktadır. Zira muhakkak Biz (sizi başıboş bırakmış değil dik, bilakis güzel-çirkin, küçük-büyük, dün yada) yap mak ta bulunmuş olduğunuz şeyleri dâima (meleklere) yazdırmaktaydık/(kıyâ met e kadar olup bite cek her şey kendisin de kayıtlı olan ana kitap mesâbesindeki Levh-i Mah - fûz’dan aldırıp, kendi amel defter lerinize) naklettirmekteydik/.”— M.Ustaosmanoğlu
45:29
30
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٠٣
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu).
Artık o kimseler ki iman (şartlarına şüphesiz bir şekilde itikat) etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemişlerdir; işte Rableri onları rahmeti(nin mahalli olan cennet) içerisine girdirecektir. İşte ancak bu, pek açık bir kur tuluşun ta kendisidir!— M.Ustaosmanoğlu
45:30
Yükleniyor...
Casiye
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle