وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٣٢
Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn(muktedûne).
(Habîbim!) İşte (bu kör taklitçilik, sadece senin dönemindeki müşriklere mahsus değildir, nitekim) senden önce de hangi memlekete bir uya rıcı göndermişsek, mutlaka oranın nimetlendi rilmiş kişileri (dünyanın zevk ü sefâsına dalarak, ger çekleri araştırma ihtiyacı duymamış ve) böylece: “Gerçekten biz, babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Mu hakkak biz de onların izlerine uymuş kimseleriz!” demiş(ler)di.— M.Ustaosmanoğlu