Zuhruf 89 Ayet 25. Cüz الزخرف
43

Zuhruf

— Gösteriş-Süsler
89 Ayet 25. Cüz
الزخرف
43
Zuhruf
89 Ayet
الزخرف
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mim.
Hâ! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
43:1
2
وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢
Vel kitâbil mubîni.
O (hidâyet yollarını) iyice açıklayıcı Kitab (olan Kur’ân)a/o (ince düşünenler için manaları) pek açık olan Kitab’a/ yemin olsun!— M.Ustaosmanoğlu
43:2
3
اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ ٣
İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Gerçekten Biz onu Arapça bir Kur’ân kıldık, tâ ki siz (manalarını ve mûcizelerini gereği gibi) an layasınız!— M.Ustaosmanoğlu
43:3
4
وَاِنَّهُ ف۪ٓي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَك۪يمٌۜ ٤
Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm(hakîmun).
Şüphesiz ki o, o (semâvî) kitapların anası (ve esâsı ola)n (Levh-i Mahfûz)da; Bizim katımızda (diğer kitaplara nazaran) elbette pek yücedir, üstün hik met sahibidir/(hiçbir kitap onu nesh etmeyeceği için) çok sağlamdır/ (diğer kitaplardaki tahrifâtla ilgili ka rar veren bir) hâkim (mertebesinde)dir/.— M.Ustaosmanoğlu
43:4
5
اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحاً اَنْ كُنْتُمْ قَوْماً مُسْرِف۪ينَ ٥
E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifîn(musrifîne).
(Evet! Hikmetimiz böyle bir Kur’ân’ın size indiril mesini gerektirmiş bulunmaktadır.) Şimdi siz (sapık lıkta ve cehâlette) haddi aşmış bulunan bir toplum oldunuz diye bu kitabı sizden ayrı bir tarafa mı uzaklaştıralım?— M.Ustaosmanoğlu
43:5
6
وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ ٦
Ve kem erselna min nebîyin fîl evvelîn(evvelîne).
Nitekim (sizden) evvelki (inkârcı toplumlar ve haddi aşmış ümmet)ler içerisinde de birçok peygamber göndermiştik!— M.Ustaosmanoğlu
43:6
7
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٧
Ve mâ yetîhim min nebîyin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Kendilerine hiçbir nebî gelmiyordu ki, onunla sürekli alay etmekte bulunmuş olmasınlar!— M.Ustaosmanoğlu
43:7
8
فَاَهْلَكْـنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشاً وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّل۪ينَ ٨
Fe ehleknâ eşedde minhum batşen ve medâ meselul evvelîn(evvelîne).
Böylece Biz kuvvet bakımından onlardan daha güçlü olanları helâk ettik. Nitekim (bu Kur’ân’da) evvelkilerin şaşılacak kıssaları (defaatle) geçmiştir!— M.Ustaosmanoğlu
43:8
9
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ ٩
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunne halakahunnel azîzul alîm(alîmu).
Andolsun ki; sen o (şirk koşa)nlara: “Gökleri ve yeri yaratmış olan kimdir?” diye soracak olsan, ye min olsun ki; elbette onlar (putların âcizliğini bil diklerinden ve bu âlemlerin yaratılışının, üstün bir güce ve sonsuz bir ilme sahip olan bir Zât’a dayanması gerek tiğini idrak ettiklerinden dolayı): “Onları O Azîz ve Alîm (olan; O istediğini yaratma gücüne sahip olan ve yaratıklarının yönetimini çok iyi bilen Allâh-u Te`âlâ) yarattı!” diye (kendilerini itirafa mecbur hissede) ceklerdir.— M.Ustaosmanoğlu
43:9
10
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ ٠١
Ellezî cealekumul arda mehden ve cealelekum fîhâ subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).
(Böylece onlar) O Zât(a işaret etmiş olacaklar dır) ki; sizin için yeri bir döşek yapmış ve orada sizin için birtakım yollar tayin etmiştir, tâ ki siz (o yolları izleyerek maksatlarınıza) ulaşasınız/(onlar hakkında tefekkürde bulunarak asıl maksat olan tev hîd ve marifete) hidâyet bulasınız.— M.Ustaosmanoğlu
43:10
11
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ١١
Vellezî nezzele mines semâi mâenbi kader(kaderin), fe enşernâ bihî beldetenmeyten, kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
O Zât ki; (üstün hikmetlere dayalı olan yüce irâdesiyle tespit edilmiş) bir ölçüyle gökten su indir miştir de, onun sebebiyle Biz (bitkilerden ve ürün lerden tamamen yoksun olan) ölü bir beldeyi can landırmışızdır. İşte siz de böylece (diriltile rek kabirlerinizden) çıkartılacaksınız! (Artık her sene gözünüzün önünde ölü toprağa ha yat veren Rabbinizin, ölümünüzün ardından sizi dirilt mesini nasıl uzak görebiliyorsunuz?)— M.Ustaosmanoğlu
43:11
12
وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ٢١
Vellezî halakal ezvâce kullehâve ceale lekum minel fulki vel enâmi mâ terkebûn(terkebûne).
O Zât ki; (ekşi-tatlı, beyaz-siyah, erkekdişi gibi yaratıkların) türlerin(in) tamamını yaratmıştır, bin mekte olduğunuz gemileri ve davarları da sizin için var etmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
43:12
13
لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ٣١
Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn(mukrinîne).
Tâ ki siz onların sırtları üzere yerleşesiniz, sonra üzerlerine oturdu ğunuzda Rabbinizin nime tini(n büyüklüğünü kalben) hatırlayasınız da (dille rinizle bu nimete şükretmek için) diyesiniz ki: “(Bütün noksan sıfatlardan ve şanına yakışmayan vasıflardan tenzîh ve) tesbîh (olsun) O Zât’a ki; işte bunu bize itaatkâr kılmıştır. Oysa biz bun(ca ağır gemiyi ve vasıtayı kullanma y) a güç yetirebilen kimseler değildik.— M.Ustaosmanoğlu
43:13
14
وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ٤١
Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn(munkalibûne).
Şüphesiz ki biz (bugün bu vası talarla kısa yol culuklara çıkmaktaysak da, ölümle birlikte uzun yolcu luğa çıkarak) ancak Rabbimize elbette dönücüleriz!”— M.Ustaosmanoğlu
43:14
15
وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءاًۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ٥١
Ve cealû lehu min ibâdihî cuz’â(cuz’en), innel insâne le kefûrun mubîn(mubînun).
Ama o (şirk koşa)nlar (göklerin ve yerin ya ra tıcısının tek olduğunu itiraf ettikleri halde: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” diyerek) kullarından O’na bir parça ayırdılar (ve O’na yara tıkların sıfatını taktılar). Gerçekten de insan elbette (inkârı) pek açık/(gâ vurluğunu) açığa vuran/büyük bir kâfirdir.— M.Ustaosmanoğlu
43:15
16
اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ٦١
Emittehaze mimmâ yahluku benâtin ve asfâkum bil benîn(benîne).
Yoksa O (Allâh-u Te`âlâ), yaratmış olduklarından birtakım kızlar(ı evlat) edindi de sizi oğul larla mı seçkin kıldı?!— M.Ustaosmanoğlu
43:16
17
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلاً ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌ ٧١
Ve izâ buşşire ehaduhum bi mâ darabe lir rahmâni meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezîm(kezîmun).
Oysa onlardan biri, Rahmân’a (kız çocuklar isnat etmek sûretiyle O’na) bir benzer olarak açık lamış olduğu şey ile müjdelendiğinde, (üzüntü ve utancından) yüzü kapkara oluverir, üstelik o öfke dolu biridir.— M.Ustaosmanoğlu
43:17
18
اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ٨١
E ve men yuneşşeu fîl hılyeti ve huve fîl hısâmi gayru mubîn(mubînin).
Yoksa (Allâh-u Te`âlâ bula bula ) o takılar içe risinde büyütülen ve kendisi mücâdelede (delilini ve davasını) açıklayıcı olamayan (ve merâmını an latmaktan âciz olan dişi) birini mi (evlat edinmiş)?!— M.Ustaosmanoğlu
43:18
19
وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثاًۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ٩١
Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ(inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn(yus’elûne).
O (şirk koşa)nlar o melekleri birtakım dişiler saydılar ki, aslında onlar Rahmân’ın kullarıdırlar. Yoksa yaratılışlarına mı şâhit oldular (da, Allâh’ın onları dişi olarak yarattığını görerek bu kanaate var dılar)? (Onların: “Biz babalarımızdan böyle işittik, onların yalan söylememiş olduklarına da şâhitlik ederiz!” di yerek melekler hakkında yaptıkları) bu şâhitlikleri (amel defterlerine) muhakkak yazılmaktadır ve on lar (kıyâmet günü bundan dolayı) sorumlu tutula caklardır.— M.Ustaosmanoğlu
43:19
20
وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ٠٢
Ve kâlû lev şâer rahmânu mâ abednâhum, mâ lehum bi zâlike min ilmin in hum illâ yahrusûn(yahrusûne).
Onlar: “Rahmân (bizim meleklere tapmayı bırakmamızı) dileseydi, biz onlara tapamazdık. (Biz şu anda onlara taptığımıza göre, bu ibadetimizin Allâh indinde de makbul ve güzel bir şey olduğu anlaşılmaktadır.)” dediler. İşte bu hususta onlara ait hiçbir bilgi yoktur. Onlar ancak (zan ve) tahmine dayalı bir yalan söylemektedirler. Nitekim Allâh-u Te`âlâ’nın bir şeyi dilemesi, onu emretmiş olması yahut o şeyden râzı olması anlamına gelmez. Çünkü meşî’et; Allâh-u Te`âlâ’nın, Kendi katında güzel veya çirkin olması fark etmeksizin, bir hikmetten dolayı mümkinâttan birini diğerine tercih etmesi demektir.— M.Ustaosmanoğlu
43:20
21
اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ١٢
Em âteynâhum kitâben min kablihî fe hum bihî mustemsikûn(mustemsikûne).
Yoksa Biz onlara o (Kur’â)ndan ön ce bir ki tap vermişiz de onlar (: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” derken, naklî bir dayanak olarak) ona mı sımsıkı tu tunucudurlar?— M.Ustaosmanoğlu
43:21
22
بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ٢٢
Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muhtedûn(muhtedûne).
Doğrusu onlar(ın bu hususta ne aklî ne de naklî hiçbir delilleri mevcut olmayıp, tek dayanakları kendileri gibi cahil olan geçmişlerini körü körüne taklit etmektir, bu yüzden savunmalarında): “Gerçekten biz, babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Muhakkak biz de onların izleri üzere doğruya ermiş kimseleriz.” demişlerdir.— M.Ustaosmanoğlu
43:22
23
وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٣٢
Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn(muktedûne).
(Habîbim!) İşte (bu kör taklitçilik, sadece senin dönemindeki müşriklere mahsus değildir, nitekim) senden önce de hangi memlekete bir uya rıcı göndermişsek, mutlaka oranın nimetlendi rilmiş kişileri (dünyanın zevk ü sefâsına dalarak, ger çekleri araştırma ihtiyacı duymamış ve) böylece: “Gerçekten biz, babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Mu hakkak biz de onların izlerine uymuş kimseleriz!” demiş(ler)di.— M.Ustaosmanoğlu
43:23
24
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٤٢
Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bi mâ ursıltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
(Bu sözle muhatap olan peygamberlerden her biri, ümmetine) demişti ki: “Ben size, babalarınızı üzerinde bulmuş olduğunuz o (hidâyetle hiçbir alâ kası olmayan) şeyden çok daha doğru olan (bir inan c)ı getirmiş olsam da (, siz yine atalarınızın yanlış yo luna) mı (uyacaksınız)?” Onlar (ise, o peygamberin getirdiği dini inceleme gereği bile duymadan): “Muhakkak biz sizin kendi siyle gönderilmiş olduğunuz şeyi inkâr edicileriz!” demişlerdi.— M.Ustaosmanoğlu
43:24
25
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٥٢
Fentekamnâ minhum fanzur keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Bunun üzerine Biz de onlardan intikam al(mak üzere kendilerini kıtlıklara, katliâmlara, esâret ve sürgünlere uğrat)mıştık. Artık bak ki o (peygamberlerini) yalanlayanların (feci) âkıbeti nasıl ol muş?— M.Ustaosmanoğlu
43:25
26
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ ٦٢
Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi ve kavmihî innenî berâun mimmâ ta’budûn(ta’budûne).
(Hatırla) o zamanı ki; İbrâhîm babasına ve (taklitçilik üzere tökezlenmiş olan) kavmine demiş ti ki: “Muhakkak ben sizin tapmakta olduğunuz şeylerden tamamen uzağım!— M.Ustaosmanoğlu
43:26
27
اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ ٧٢
İllellezî fataranî fe innehu se yehdîn(yehdîne).
Lâkin beni yoktan yaratmış olan O Zât müstesnâ! Şüphesiz ki O, muhakkak beni hidayet(te sabit) edecektir.” (Habîbim! İşte kavmine, kendisine intisapla iftihar ettikleri en büyük ataları olan İbrahim (Aleyhisselâm)`ın bu sözlerini hatırlat ki, taklit edecek lerse, câhil atalarını değil de onu taklit etsinler.)— M.Ustaosmanoğlu
43:27
28
وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٨٢
Ve cealehâ kelimeten bâkıyeten fî akıbihî leallehum yerciûn(yerciûne).
Böylece o, onu (o tevhîd kelimesini) zürri yeti içerisinde bâki kalan bir kelime yaptı. Tâ ki (ardından gelecekler içerisinde şirke düşecek) o(la)n lar (yanlış yoldan) dönsünler! (Bu yüzden kıyâmete kadar onun nesli içerisinde Allâh-u Te`âlâ’yı tevhîd eden ve O’nun birliğine davet edenler bulunacaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
43:28
29
بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ ٩٢
Bel metta’tu hâulâi ve âbâehum hattâ câehumul hakku ve resûlun mubîn(mubînun).
(Habîbim!) Doğrusu Ben işte bu (sana düşman ola)nları da, babalarını da (uzun ömürlerle ve bol ni metlerle) iyice yaşattım, neticede onlara o (Kur’ân gibi) hak (olan bir kitap) ve (risâleti) pek açık/(tevhîd yolunu delillerle) iyice açıklayan/ (senin gibi) büyük bir rasûl geldi.— M.Ustaosmanoğlu
43:29
30
وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ ٠٣
Ve lemmâ câe humul hakku kâlû hâzâ sihrun ve innâ bihî kâfirûn(kâfirûne).
Ama o (gafletten uyarıcı ve hidâyete irşad edi ci) hak (ve hakikatler) kendilerine geldiğinde (hiç düşünmeden): “İşte bu büyük bir büyüdür ve ger çekten biz onu inkâr edicileriz!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
43:30
Yükleniyor...
Zuhruf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle