Müminun 118 Ayet 18. Cüz المؤمنون
23

Müminun

— İnananlar
118 Ayet 18. Cüz
المؤمنون
23
Müminun
118 Ayet
المؤمنون
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١
Kad eflehal mu’minun(mu’minune).
İnananlar şimdiden felâha ermiş (ve bu yön deki beklentileri gerçekleşmiş)tir.— M.Ustaosmanoğlu
23:1
2
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢
Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
O kimseler ki; onlar (Allâh’ın huzurunda oldukları şuûruyla) namazları içerisinde (bakmaları ge reken yerlere bakarak, tüm uzuvlarını sakin tutarak ve kalplerini Rablerine yönelterek) sürekli huşû’ edi cidirler.— M.Ustaosmanoğlu
23:2
3
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣
Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn(mu’ridûne).
O kişiler ki; onlar (dünya ve âhi retlerine yaramayan her türlü söz ve iş dâhil) boş şeylerden dâima yüz çeviricidirler.— M.Ustaosmanoğlu
23:3
4
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤
Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne).
O kullar ki; onlar zekât ödeme işini dâima yapıcıdırlar.— M.Ustaosmanoğlu
23:4
5
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥
Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).
O kimseler ki; onlar tenâsül uzuvlarını (ha ramlara karşı) devamlı koruyucudurlar.— M.Ustaosmanoğlu
23:5
6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).
Ancak eşlerine ya da (câriye lerden) sağ ellerinin sahip bulundu ğu şeylere karşı (korumaları) müstesnâ! Çünkü gerçekten de onlar (bunlarla yap tıkları meşrû ilişkilerinden dolayı) tenkit edilmiş değillerdir.— M.Ustaosmanoğlu
23:6
7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).
İşte artık her kim (dört hür hanım ve sınırsız câriyeden istifâde gibi) bu(nca geniş helâl ala)n dan ötesini arar (da, şehvetini gayri meş rû yollar dan tatmine kalkışır)sa, işte ancak onlar, tam manasıyla haddi aşanların ta kendileridir!— M.Ustaosmanoğlu
23:7
8
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).
O kimseler ki; onlar (hem Allâh-u Te`âlâ’ya karşı, hem de kullarla aralarındaki) e mânetlerine ve sözlerine sürekli riâyet edicidirler.— M.Ustaosmanoğlu
23:8
9
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne).
O kişiler ki; onlar namazlarını (vak ti vaktine kılarak, dış ve iç tüm şartlarını hakkıyla yerine getirerek) korumaktadırlar.— M.Ustaosmanoğlu
23:9
10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ٠١
Ulâike humul vârisûn(vârisûne).
İşte ancak onlar mirasçıların ta kendileridirler.— M.Ustaosmanoğlu
23:10
11
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
O kimseler ki; (cennetin en güzel ve güzîde yeri olan) Firdevs’e (babalarından kalmış gibi zah met sizce) vâris olacaklardır. Onlar orada ebedî ka lıcılardır.— M.Ustaosmanoğlu
23:11
12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ٢١
Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn(tînin).
Andolsun ki; muhakkak Biz o insan(lığın babası olan Âdem (Aley hisselâm))`ı elbette bir çamurdan, süzme bir özden yarattık!— M.Ustaosmanoğlu
23:12
13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ٣١
Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn(mekînin).
Sonra onu(n neslinin yaratılış maddesini) sağlam bir karargâh (olan ana rahmi) içerisinde (geli şen , meni adındaki) sâfî azıcık bir su yaptık.— M.Ustaosmanoğlu
23:13
14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ٤١
Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
Sonra o sâfî azıcık suyu (sülük gibi rahim duvarına yapışıp kan emerek beslenen aşılanmış yumur tadan ibaret) bir kan pıhtısına dönüştürdük. Peşi sıra o kan pıhtısını bir çiğnem et hâlinesoktuk; derken o bir çiğ nem eti de (irili ufaklı) bir takım kemiklere (sahip iskelete) çevirdik, sonra o kemiklere (her birine uygun) bir(er) et giydirdik! Daha sonra onu (ruh sahibi kılarak, evvelki yaratı lışından çok farklı) diğer bir yaratışla icat ettik (de, böylece onu konuşan,işiten, gören ve her bir uzvu de ğişik işler gören can lı bir insan hâline getirdik). Şekil verenlerin en güzeli olan Allâh(ın sanatı, ilmi ve kudreti) dâima pek yüce olmuştur!/Allâh dâima övgüye lâyık olmuştur!/ (Zira, Allâh-u Te`âlâ’dan başka şekil verenler, O’nun yarattığı şeylere birtakım şekiller verebilirler, ama asla onlara hayat veremez ler. O ise, yoktan yarattığı varlıklara hem hayat hem de en güzel şekli verendir.)— M.Ustaosmanoğlu
23:14
15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ٥١
Summe innekum ba'de zâlike le meyyitûn(meyyitûne).
Sonra işte gerçekten siz bunun ardından (ecelleriniz geldiğinde) elbette ölüler (hâline dönüşecek)siniz!— M.Ustaosmanoğlu
23:15
16
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ٦١
Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûn(tub’asûne).
Sonra muhakkak ki siz kıyâmet gününde (hesap ve ceza için) diriltileceksiniz!— M.Ustaosmanoğlu
23:16
17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ٧١
Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Kasem olsun ki; muhakkak Biz elbette sizin üzerinizde (, gezegenlerin ve meleklerin güzergâhı olan yedi kat gök ve) yedi yol yarattık. Biz (göklerden de, yerlerden de, içindekilerden de ve diğer) yarattıklarımızdan da gâfil (olup, yönetim lerini ihmal eden) kimseler değiliz! (Bilakis bütün mahlükatın düzenini bozulmaktan koruyan ve tüm yönetimleri kudret elinde tutan sadece Biziz!)— M.Ustaosmanoğlu
23:17
18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ٨١
Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).
Biz (insanlara zarar vermeyip fayda sağlayacak ve ekip biçmeleri, yiyip içmeleri için yeterli olacak) bir ölçüyle gökten su indirdik de, onu yerde (bulunan ırmaklar, göller, sarnıçlar, gözeler ve kuyularda toplayarak istifadeedeceğiniz şekilde) durdurduk. Şüphesiz ki Biz, (tadını bozma, buharlaştırma ve batırma gibi birçok yolla) onu gidermeye de elbette Kadirleriz! Allâh-u Te`âlâ’nın, gökten yağdırdığı suyu yeryüzünde durdurması, yaratıklar için büyük bir nimettir.Aksi takdirde bu suların dibe inmesi veya sel halinde akıp gitmesi ve beraberinde toprak kaymalarına neden olmasının canlılara ne kadar zararlı olacağı ortadadır. Tabiî ki burada; yer üstünde bulunan suların olduğu kadar, yeraltında bulunan suların da gökten indirilip yaratıkların istifadesine sunulduğu gerçeği belirtilmiş olmaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
23:18
19
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٩١
Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâb(a’nâbin), lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Böylece onun sebebiyle sizin (yararınız) için hurmalıklardan ve üzüm lerden birçok bağlar mey dana getirdik ki; sizin için onlar(ın bulunduğu bos tanlar)da (istifade edeceğiniz) daha (başka) birçok yemişler vardır. (Onların birçoğunu satarak geçi nirsiniz,) bir kısmını da yemektesiniz!— M.Ustaosmanoğlu
23:19
20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٠٢
Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn(âkilîne).
(Mısır’la Eyle arasında bulunan) Tûr-u Sînâ (dağın)dan (yetişip) çıkmakta olan bir ağacı da (si zin için yarattık) ki o, hem yağ, hem de yiyenler için bir katık (vasfına sahip olan zeytinler) bitirmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
23:20
21
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٢
Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh(ibreten), nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Gerçekten davarlarda da sizin (, yaratıcının nimetlerini anlamanız) için elbette çok büyük bir ibret vardır. Onların karınlarında bulunan lardan size (süt) içirmekteyiz. O (havya)nlarda sizin için daha birçok faydalar bulunmaktadır (ki, yüklerinizi ve sizi taşımaları, derilerinden ve yünlerinden istifâde etmeniz, onlardan sadece birkaçıdır). Onlar(ın yen meye elverişli olanların)dan bir kısmını da yemek tesiniz.— M.Ustaosmanoğlu
23:21
22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn(tuhmelûne).
Ayrıca siz (yüklerinizle birlikte, karada) onlar üzerinde ve (denizde) gemiler üzerinde taşın maktasınız.— M.Ustaosmanoğlu
23:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
Andolsun ki; şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik de o: “Ey kavmim! (Sadece) Allâh’a ibadet edin! Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! (Bunu bile bile) hâlâ (şirkten) hiç sakınmayacak mısınız?” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
23:23
24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٤٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne).
Bunun üzerine kavmi içerisinden ileri gelen o kâfir olmuş kimseler (birbirlerine) dedi(ler) ki: “İşte bu (adam) size karşı çokça üstünlük sağ la mak isteyen, (fakat sizden bir farkı olmayan, her ba kımdan) ancak sizin gibi bir beşerdir. Allâh (size bir peygamber göndermek) dileseydi, elbette (bunun yerine) birtakım melekler indirirdi. Biz işte bunu(n gibi bir insanın peygamber olarak gönderileceğini ve bize emrettiği tevhîd dinini) evvelki babalarımızda işitmiş değiliz!— M.Ustaosmanoğlu
23:24
25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٢
İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin).
O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir. Öyleyse (ya akıl lana cağı, ya da öle ceği) bir zamana kadar onu (tahammülle karşılayıp, başına geleceği) bekleyin!”— M.Ustaosmanoğlu
23:25
26
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٦٢
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).
(Kavminin bu bâtıl sözlerini dinlemekten usa nan ve kendisine gelen vahiy sebebiyle onların ima nından ümit kesen Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Beni yalanlamış olmaları sebe biy le (onları topluca helâk ederek) bana yardım et!”— M.Ustaosmanoğlu
23:26
27
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٧٢
Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
Hemen Biz de ona: “(Kâfirlerin saldırısını ön lemek ve yanlış bir sanat icra etmeni engellemek için) Bizim gözetimimizle/ilmimizle (, bilgimiz dâhi linde) / korumamızla / ve (gemi yapma sanatını öğreten) vah yimizle o gemiyi sağlamca yap! Nihâyet (gemiye binme) emrimiz geldiğinde ve o (Havvâ (Radıyallâhu Anhâ)dan kalma, taştan yapılma) tan dır(dan su fışkırarak, kuvvetlice yük se lip) kayna dığında, artık (boğulmak tan kurtulacak kimselerin ve zürriyetlerinin faydalanması için, can lıların) her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) iki eşi, bir de (Müslüman olan hanımınla üç oğlunun ve eşlerinin oluşturduğu) aileni ona girdir. Ancak (kâfir olan hanımın ve oğlun gibi) onlar içe risinden aleyhinde (boğulma) söz(ü) geçmiş olan lar müstesnâ! O (inkâr ederek) zulmetmiş olan kim seler(in kurtuluşu) hakkında (rica ve duada bulun mak suretiyle) Bana hitap etme! Şüphesiz ki onlar suda boğul(malarına hükmolun)muş kimselerdir.— M.Ustaosmanoğlu
23:27
28
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٨٢
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
İşte sen, beraberinde bulunanlarla birlikte o gemi üzerine yerleştiğin zaman (Bana şükretmek üzere) de ki: ‘Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, bizi o zâlimler toplumundan O kurtarmıştır!’— M.Ustaosmanoğlu
23:28
29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٩٢
Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn(munzilîne).
Yine sen (gemiye binerken ve inerken): ‘Ey Rabbim! Beni (, kurtuluşumuza vesile olacak) çok bereketli bir indiriliş yeri (olan bu geminin içerisi) ne kondur!/(Hayırlı nesillerimizin artışına sebep ola cak) pek bereketli bir indirişle beni (tûfândan sonra yeryüzüne) indir!/ Zaten konaklatanların en hayır lısı ancak Sensin! (Zira Senden başka konuk ağırla yanlar, konuklarını Senin gibi koruyamazlar!)’ de!”— M.Ustaosmanoğlu
23:29
30
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٠٣
İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn(mubtelîne).
(Habîbim!) İşte elbette bu (anlatıla)nda pek çok ve çok büyük birtakım âyetler vardır. Gerçek şu ki; Biz elbette (Nûh kavmine) büyük bir belâ isâbet ettirenlerdik/Biz elbette dâima (kul larımızı bu gibi âyetlerle) imtihan eden(lerin muâme lesine tâbi eden)ler olmuşuzdur/!— M.Ustaosmanoğlu
23:30
Yükleniyor...
Müminun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle