يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَٓا اِلَى الْمَد۪ينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّۜ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٨
Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricennel eazzu min hel ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li resûlihî ve lil mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlar: “Andolsun eğer (Benî Mustalık gazvesinden) Medîne’ye dönecek olursak, yemin olsun ki; elbette o en izzetli kişi, o en alçak olanı mutlaka oradan çıkaracaktır!” diyorlar. Oysa izzet (ve şeref) ancak Allâh’a mahsustur, Rasûlüne aittir ve mü minler içindir! Lâkin, o münâfıklar (aşırı cehâletlerinden ve aldanmışlıklarından dolayı bu gerçeği) bilmezler! Rivayete göre; Benî Mustalık gazası bitmişti ki; insanlar bir suyun başında toplanmışken, Ömer (Radıyallâhu anh)ın işçisi Cehcâh ibni Sa’îd ile münafıkların reisi olan İbni Übeyy’in antlaşmalısı Sinan el-Cühenî su kuyruğunda kapıştılar. Cehcâh muhâcirleri, Sinan da ensârı yardıma çağırınca, fakir muhacirlerden biri Cehcâh’a yardıma geldi ve Sinan’a bir tokat attı. O zaman ibni Übeyy ona: “Bunu sen mi yaptın? Zaten biz Muhammed’in yanına tokat yiyelim diye geldik! Vallâhi onlarla bizim durumumuz, ancak ‘Besle köpeğini yesin seni!’ dendiği gibidir! Ama, vallâhi Medîne’ye dönersek, en ulu olan kişi, en alçak olanı oradan çıkaracak!” dedi ve “En ulu” tabiriyle kendini, “En alçak” ifadesiyle de Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i kastetti. Derken, kendi adamlarına dönüp: “Vallâhi siz bu fakirlere artıklarınızı yedirmeseydiniz, şimdi boyunlarınıza binemeyeceklerdi! Öyleyse artık bunlara yardım yapmayın ki Muhammed’in etrafından dağılsınlar!” dedi. O sıra da yaşı genç olan Zeyd ibni Erkam (Radıyallâhu anh) bunu duyunca: “Vallâhi kavmi arasında sevilmeyen zelil ve fakir sensin! Muhammed ise, miraç tâcı başında olan, Rahmân’ın izzetiyle azîz ve Müslümanlardan güç almış biridir!” dedi. İbni Übeyy: “Sus! Ben ancak şaka yapıyordum!” dediyse de, Zeyd (Radıyallâhu anh) hemen Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gidip duyduklarını anlattı. O sırada Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in yanında bulunan Ömer (Radıyallâhu anh): “Ya Rasûlallâh! Bırak beni de şu münafığın boynunu vurayım!” deyince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “O zaman Medîne’de çok burunlar titrer (, herkes korkuya kapılır ve güven ortamı bozulur)!” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu anh): “Onu bir muhacirin öldürmesini istemiyorsan, o zaman bir ensârîye bunu emret!” deyince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Peki insanlar: ‘Muhammed adamlarını öldürüyor!’ diye konuşurlarsa ne olacak?” buyurdu. Sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) İbni Übeyy’i çağırarak: “Bu sözleri sen mi konuştun?” diye sorunca, o: “Sana kitap indiren Allâh’a yemin ederim ki, bunlardan hiçbirini ben demedim! Zeyd yalancıdır!” dedi. Orada bulunanlar: “Ya Rasûlallâh! Bir çocuğun lafını bizim büyüğümüzün sözüne tercih mi ediyorsun? Belki o yanlış anlamıştır!” dediler. Bu hâdise üzerine Zeyd (Radıyallâhu anh) utancından bir süre evinden çıkamadı. Fakat bu sûre inince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Ey genç! Gerçekten Allâh seni doğrulamış, münafıkları ise yalancı çıkarmıştır!” buyurdu. İbni Übeyy’in yalanı ortaya çıkınca, bazıları ona: “Senin hakkında çok şiddetli âyetler indi, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gidip günahını itiraf et de, senin için istiğfar etsin!” dediler. O da bu görüşü reddetmek üzere başını çevirerek: “İman et dediniz, iman ettim, zekât vermemi söylediniz, onu da yaptım, artık bana Muhammed’e secde etmemi emretmenizden başka bir şey kalmadı!” dedi. Bu hal üzere birkaç gün daha yaşayıp geberdi. (Nesefî, Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu