Muhammed 38 Ayet 26. Cüz محمد
47

Muhammed

— Muhammed
38 Ayet 26. Cüz
محمد
47
Muhammed
38 Ayet
محمد
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلَّذ۪ينَ كَـفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ اَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ١
Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum.
O kimseler ki kâfir olmuşturlar ve Allâh’ın yolu (olan İslâm inancı)ndan yüz çevirmiştirler /(in sanları) engellemiştirler/; O (Allâh-u Te’âlâ) onların (sıla-i rahim ve misafir ağırlamak gibi iyi) amellerini boşa çıkarmıştır.— M.Ustaosmanoğlu
47:1
2
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ ٢
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve âmenû bi mâ nuzzile alâ muhammedin ve huvel hakku min rabbihim keffere anhum seyyiâtihim ve asleha bâlehum.
Ama o kimseler ki iman etmiştirler ve salih ameller işlemiştirler, özellikle de Muhammed’e indirilmiş olan (Kur’ân)a inanmıştırlar ki o, Rable rinden (gelmiş) olan hakkın ta kendisidir; O onlar dan kötü işlerini örtmüş ve (onları iki cihanda da muvaffak kılarak) hallerini düzeltmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
47:2
3
ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ ٣
Zâlike bi ennellezîne keferûttebeûl bâtıle ve ennellezîne âmenûttebeûl hakka min rabbihim, kezâlike yadribullâhu lin nâsi emsâlehum.
İşte bu (şekilde kâfirlerin amelinin boşa çıkarılıp müminlerin durumunun düzeltilmesi) şu se bepledir ki; o kâfir olmuş kimseler şüphesiz tama men bâtıla uymuşlardır, o iman etmiş olanlar ise Rablerinden olan hakka gerçekten hakkıyla uy muşlardır. İşte Allâh insanlara (herkesin) ilginç hallerini böylece açıklamaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
47:3
4
فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ ٤
Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.
(Hakka uyanla bâtılın peşine giden bir olmayaca ğına göre,) öyleyse, o kâfir olmuş kimselerle (harpte) karşılaştığınız zaman, hemen o boyunları vurmak la (meşgul olarak onları iyice vurun)! Nihâyet onları (çokça öldürüp yaralayarak, bir daha harekete geç me lerine engel olacak şekilde) ağır laştır dığınız zaman, hemen (esâret) ip(lerin)i sıkıca bağ layın! Artık bundan sonra ya tam bir lütufla (davrana rak canlarını bağışlar sınız), ya da iyi bir fidye almakla (onları salarsınız)! Tâ ki o (müşriklerin güç kaybına uğramaları neticesinde onlarla yapılan) harp(ler), yük lerini (ve silah gibi âletlerini) bıraksın (, işte o zamana kadar onları öldürüp esir etmeye devam edin)! İşte bunu (böyle yapın)! Allâh dileseydi elbette (sizi savaş gibi zorluklara sokmaksızın, göçük, zelzele ve boğulma gibi âfetlerle) onlardan intikam alırdı, lâkin bir kısmınızı diğer bir kısımla imtihan (edenin muâmelesine tâbi) etsin diye (size kâfirlerle cihadı emretti ki, böylece sizi büyük mükâfatlara nâil kılsın, kâfirlerin kiminden sizin elinizle peşinen intikam alsın, kiminin de korkup öğütlenerek Müslüman olma sına imkân tanısın)! O kimseler ki Allâh yolunda öldürülmüşlerdir; işte O (Rabbiniz) onların amellerini asla zâyi etme yecektir.— M.Ustaosmanoğlu
47:4
5
سَيَهْد۪يهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْۚ ٥
Seyehdîhim ve yuslihu bâlehum.
Onları muhakkak (amellerinin sevabı olan son suz cennetlere) hidâ yet edecektir ve onların (âhiret teki) hallerini düzgün kılacaktır.— M.Ustaosmanoğlu
47:5
6
وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ ٦
Ve yudhıluhumul cennete arrefehâ lehum.
Bir de onları cennete girdirecektir ki, O (Rab leri) orayı onlara (dünyada yaşadıkları evlerinden daha iyi bir şekilde) tanıtmıştır (, böy lece onlar cen netteki makamlarına giderlerken kimseye sorma ihti yacı bile duymayacaklardır).— M.Ustaosmanoğlu
47:6
7
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ ٧
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum.
Ey iman etmiş olan kimseler! Siz Allâh(ın dinine, peygamberine ve kitabın)a yardım ederseniz, O da (düşmanlarınıza karşı) size yardım edecek ve (er meydanında da, İslâm yolunda da) ayaklarınızı sabit kılacaktır.— M.Ustaosmanoğlu
47:7
8
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَتَعْساً لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ٨
Vellezîne keferû fe tağsen lehumve edalle a’mâlehum.
Ama o kimseler ki kâfir olmuşlardır; yüzüstü düşüş/helâk/şer/uzaklık/ onlar içindir. Bir de O (Rableri) onların amellerini boşa çıkartmıştır.— M.Ustaosmanoğlu
47:8
9
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ ٩
Zâlike bi ennehum kerihû mâ enzelallâhu fe ahbeta a’mâlehum.
İşte bu şu sebepledir ki; gerçekten on lar Allâh’ın indirmiş olduğu o (dosdoğru) şeyi(n be yanlarını, alıştıkları hayat tarzına ters buldukları için) beğenmemişler, bu sebeple O da onların (hayır na mına yaptıkları ve imanla birlikte yapmaları durumun da sevap alacakları) amellerini zâyi etmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
47:9
10
اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۘ وَلِلْكَافِر۪ينَ اَمْثَالُهَا ٠١
E fe lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, demmerallâhu aleyhim ve lil kâfirîne emsâluhâ.
Onlar hiç yer(yüzün)de yürümediler mi ki; kendilerinden önceki (inkârcı) kimselerin (feci) âkı betlerinin nice olduğuna (bir) baksaydılar? Allâh onlar üzerine helâk yağdırmıştır. (Onla rın yolunu izleyen) bu kâfirler için de onların ben zerleri (olan müthiş azaplar) vardır!— M.Ustaosmanoğlu
47:10
11
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟ ١١
Zâlike bi ennallâhe mevlellezîne âmenû ve ennel kâfirîne lâ mevlâ lehum.
İşte bu şu sebepledir ki; gerçekten Allâh o iman etmiş olan kimselerin Mevlâ’sı (; yârı ve yardımcısı)dır! O kâfirler ise, şüphesiz ki onlar için (kendilerini savunacak) hiçbir mevlâ yoktur!— M.Ustaosmanoğlu
47:11
12
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ ٢١
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), vellezîne keferû yetemetteûne ve ye’kulûne kemâ te’kulul en’âmu ven nâru mesven lehum.
Muhakkak ki Allâh o iman (şartlarına şüp he siz bir şekilde itikat) etmiş olanları ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiş bulunanları, (ağaçlarının ve köşklerinin) alt larından sürekli ır maklar akmakta olan pek değerli cennetlere gir direcektir. O kâfir olmuş kimseler ise, (bu cennetleri kazan ma uğrunda hiçbir faaliyet göstermemekte, ancak bir kaç gün daha âdî dünya meta’ıyla) iyice yararlanmak tadırlar ve davarların yemesi gibi (düşüncesiz bir şekilde ve âkıbetlerinden gâfil bir halde) yemektedirler. Oysa o (cehennem) ateş(i) onlar için bir ika metgâhtır.— M.Ustaosmanoğlu
47:12
13
وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّت۪ٓي اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ ٣١
Ve keeyyin min karyetin hiye eşeddu kuvveten min karyetikelletî ahrecetke, ehleknâhum fe lâ nâsıra lehum.
(Habîbim!) O seni (yurdun olan Mek ke’-den) çı kartmış olan karyen(in ehlin)den kuvvet bakımın dan daha güçlü olan nice memleket (halkı) vardı ki, Biz onları helâk etmiştik. Onlar için hiçbir yardımcı da bulunma mıştı! (Şim di bu seni hicrete zorlayan çelimsiz kâfirleri mi helâk edemeyeceğiz?)— M.Ustaosmanoğlu
47:13
14
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ٤١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ke men zuyyine lehu sûu amelihî vettebeû ehvâehum.
Yoksa Rabbinden (gönderilmiş Kur’ân gibi) pek açık bir delil üzere bulunan o (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gibi bir) kişi, kötü ameli kendisine iyice süslü gösterilmiş ve böylece (herhangi bir de lile dayanmaksızın sadece) kötü arzularına iyice uy muş bulunan (müşrik) kimseler gibi midir?— M.Ustaosmanoğlu
47:14
15
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ ف۪يهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَم۪يماً فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ ٥١
Meselul cennetilletî vuidel muttekûn(muttekûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muh(ta’muhu), ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiretun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.
(Emirleri tutup yasaklardan kaçan) o takvâ sa hibi kullara söz verilmiş olan o cennetin ilginç sı fatı (şudur) ki; orada tadı ve kokusu değişmeyen bir sudan ırmaklar, (dünya sütleri ekşiyip tadı bozul duğu gibi) tadı (hiç) değişmeyen sütten ırmaklar ve (dünya şarapları gibi) içenler için (baş ağrısı yapma yan ve sarhoş ederek birtakım âfetlere sebebiyet ver meyen) pek lezzetli bir şaraptan ırmaklar, bir de (bal mumu ve arı artıkları gibi farklı şeylerden) tama men arındırılmış baldan ırmaklar vardır. Üstelik onlar için orada meyvelerin her türlüsünden mev cuttur. Bir de (günahlarını duyup utanarak lezzetleri bozul masın diye) Rablerinden büyük bir mağfiret (vardır)! (Böyle bir cennette ebedî kalacak olan kişi,) o kimse gibi midir ki o, o ateş içerisinde ebedî kalıcıdır ve (bunca lezzetli içeceğe rağmen) on(un da aralarında bulunduğu inkarcı)lara öyle kaynar bir su içirilmiş tir ki, (yüzlerine yanaştırıldığında suratlarını kebap etmiştir, kafalarının derisini ayırmıştır ve) bağırsak larını paramparça etmiştir!— M.Ustaosmanoğlu
47:15
16
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِــعُ اِلَيْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفاً۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ٦١
Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ(ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.
(Habîbim!) O (senin meclisine katıla)nlar içe risinden (münafık olan ve senin sözlerini önemseme yerek) sana kulak veren vardır. Nihâyet senin yanından çıktıkları zaman, (se ni iyice dinleyen sahâbe içerisinden) kendilerine ilim verilmiş olan o kimselere (, alaylı bir üslûpla): “Bi raz önce o ne demişti?” dediler. İşte ancak onlardır o kimseler ki; Allâh onla rın kalpleri üzerine mühür basmıştır da, on - lar (hayırlı olan hiçbir şeye yönelmeyip, dâ imâ) kötü arzularına iyice uymuşlardır.— M.Ustaosmanoğlu
47:16
17
وَالَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ ٧١
Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.
Ama o kimseler ki (hak yola) hidâyet bul - muş lardır, O (Rableri, yapmış olduğu ilhamlarla) onları büyük bir hidâyet bakımından artırmış ve (ne şe kilde) takvâ (sahibi olacak) larını(n bilgisini) onlara vermiştir.— M.Ustaosmanoğlu
47:17
18
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ ٨١
Fe hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteh(bagteten), fe kad câe eşrâtuhâ, fe ennâ lehum izâ câethum zikrâhum.
Artık o (kâfir ola)nlar ancak o (kıyâmet) â nı (nı); onun kendilerine ânîden gelmesi ni beklemek tedirler. İşte onun (küçük) alâmet leri (olan ; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sel lem)`in gönderilişi, ayın yarılması ve Mekke ehlinin yerle gök arasında gördükleri duman gibi bazı şeyler) muhakkak (meydana) gelmiştir. Ama o (kıyâmet) onlara gel diğinde nerede onlar için öğüt almaları(nın faydası)!— M.Ustaosmanoğlu
47:18
19
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ۟ ٩١
Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.
(Habîbim!) O halde sen şu gerçeği bil ki; Al lâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur! Bir de sen hem kendi günahın için, hem de inanan erkeklerle inanan kadınlar için bağışlanma talebinde bulun! Allâh (dünyada) dönüp dolaştığınız yeri de, (âhirette) ikamet yerinizi de bilmektedir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) günahsız bir insan olduğu için, buradaki istiğfar emri, kendisine gereken tevazu, boyun kırıklığı ve kusur itirafından kinâye olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in her an, bulunduğu makamdan daha üst bir makama çıkışı söz konusu olduğundan, kendi nazarında bir önceki makam, yükseldiği makama nispeten istiğfar edilecek bir durum arz edebilir. Bir de evlâyı terk etmesi yüce makamına nispetle günah sayılabilir. Bu yüzden zâtı âlilerinin her gün yüz kere istiğfarda bulunduğu rivayet edilmiştir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
47:19
20
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ ٠٢
Ve yekûlullezîne âmenû lev lâ nuzzilet sûreh(sûretun), fe izâ unzilet sûretun muhkemetun ve zukire fî hel kıtâlu re’eytellezîne fî kulûbihim maradun yanzurûne ileyke nazaral magşiyyi aleyhi minel mevt(mevti), fe evlâ lehum.
O iman etmiş olan kimseler (bol sevaba nâil olma arzusuyla cihada düşkünlüklerinden dolayı): “(Cihadı emreden) bir sûre indirilseydi ya!” der. Ama manası açık(ça belli olup, değişik anlamlara çekilme ihtimali bulunmayan) bir sûre indirilip onda (kâfirlerle) savaş bahsedilince, kalplerinde (nifak ve iman zafiyeti gibi) bir tür hastalık bulunan o kim seleri, ölüm (endişesin)den dolayı üzerine baygın lık gelen kişinin (, bırakacaklarına karşı hırslı, karşılaşacağı şeylere ise isteksiz bir şekildeki) bakışıyla sana bakarlarken görürsün! Artık (şer ve) helâk onlara en yakın şey olsun (da, şer ardına şer peşlerini bırakmasın)!— M.Ustaosmanoğlu
47:20
21
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ ١٢
Tâatun ve kavlun ma’rûf(ma’rûfun), fe izâ azemel emr(emru), fe lev sadekûllâhe le kâne hayran lehum.
(Cihatla emrolunduklarında) ita at etmek ve (emir tutmayı ifade eden) güzel bir söz (söylemek, elbette kendileri için çok daha iyi olacaktır)! İşte o (cihad) iş(i) ciddileştiği zaman (, münafıklar sürekli karşı gelmiş ve evvel ce verdikleri sözlerde yalancı çık mışlardır), (ama) Allâh’a (verdikleri sözde) sadâkat gösterselerdi, elbette bu (doğruluk) kendileri için pek hayırlı olurdu!— M.Ustaosmanoğlu
47:21
22
فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ ٢٢
Fe hel aseytum in tevelleytum en tufsidû fîl ardı ve tukattıû erhâmekum.
(Ey münafıklar!) Siz (insanların idârî işlerini ve) yönetimi üstlendiğiniz zaman o yer(yüzün) de (haksız kazançlar elde ederek, işinize gelmeyen insan ları öldürterek ve birtakım günahlara bulaşarak) fesat çıkarmanız ve akraba ilişkilerinizi tamamen par çalamanız (, dünyaya düşkünlüğünüzü ve makam-mev ki hırsınızı bilen herkes tarafından) umulur değil mi?— M.Ustaosmanoğlu
47:22
23
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ ٣٢
Ulâikellezîne leanehumullâhu fe esammehum ve a’mâ ebsârehum.
İşte ancak onlardır o kimseler ki; Allâh onlara lânet etmiştir (, rahmetinden ve cennetinden uzak etmiştir) de, onları (hakkı işitmekten) sağır et miştir ve gözlerini (hakikati görmekten) kör etmiştir. (Çünkü onlar sahip oldukları arzu ve gücü, gerçek leri dinleyip anlama yönünde sarf etmemişlerdir.)— M.Ustaosmanoğlu
47:23
24
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا ٤٢
E fe lâ yetedebberûnel kur’âne em alâ kulûbin akfâluhâ.
Onlar Kur’ân’ı inceden inceye hiç mi düşün müyorlar (ki, bunca caydırıcı nasihatlere rağmen bu duruma düşüyorlar)? Yoksa (katı ve cahil) birtakım kalpler üzerinde (kendilerine ait, uygun ve münasip) kilitleri mi var?— M.Ustaosmanoğlu
47:24
25
اِنَّ الَّذ۪ينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَىۙ الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْۜ وَاَمْلٰى لَهُمْ ٥٢
İnnellezînerteddû alâ edbârihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hudeş şeytânu sevvele lehum ve emlâ lehum.
O (münafık) kimseler ki, hidâ yet kendilerine iyice belirdikten sonra arkaları üzere (eski kâfir lik lerine dönerek) irtidâd etmişlerdir, şüphesiz ki şeytan (büyük günahlar işlemeyi) onlara süslemede bulunmuştur/basit göstermiştir/ ve (türlü türlü vesveselerle) onları uzun uzun (yaşayacakları ve bir çok nimetlere kavuşacaklarına dâir birtakım asılsız) kuruntulara kaptırmıştır.— M.Ustaosmanoğlu
47:25
26
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُط۪يعُكُمْ ف۪ي بَعْضِ الْاَمْرِۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ ٦٢
Zâlike bi ennehum kâlû lillezîne kerihû mâ nezzelallâhu senutîukum fî ba’dil emr(emri), vallâhu ya’lemu isrârehum.
İşte (onların) bu (şekilde dinden dönmeleri) şu sebepledir ki, gerçekten onlar Allâh’ın indirmiş olduğu şeyi(n hak olduğunu bile bile kıskançlıkları yüzünden onu) beğenmemiş olan(Kureyza ve Nadîr kabilelerine mensup) o (Yahudi) kimselere: “(Muhammed’in aleyhine ittifak gibi) bazı işler(iniz)de muhakkak size itaat edeceğiz!” demişlerdi. Allâh ise onların (bu sözü Yahudilere) gizl(ice söyl)emelerini (pek iyi) bilmekteydi! Bu âyet-i celîleler birtakım münâfıklar hakkında inmiştir ki; onlar önce Müslüman olmuştular, daha sonra ise kalplerine nifak girmişti. Nitekim Haşr Sûresi 11. âyet-i kerîmesinde; onların kâfir olan Ehl-i Kitap kardeşlerine: “Siz sürgün edilirseniz, elbette biz de sizinle çıkacağız, sizin hakkınızda ebediyyen kimseyi dinlemeyeceğiz ve sizinle savaşılırsa mutlaka size yardım edeceğiz!” dedikleri zikredilmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
47:26
27
فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ ٧٢
Fe keyfe izâ teveffethumul melâiketu yadribûne vucûhehum ve edbârehum.
Peki, ya (Azraîl (Aleyhisselâm) ve yardımcıları olan) melekler onları vefat ettirirken (onların durumu) nasıl olacak ki; (demir kamçılarla) onların yüzlerine ve arkalarına vuracaklar! (Onlar o anda ne yapacaklar ve nasıl kurtulacaklar?)— M.Ustaosmanoğlu
47:27
28
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَٓا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ۟ ٨٢
Zâlike bi ennehumuttebeû mâ eshatallâhe ve kerihû rıdvânehu fe ahbeta a’mâlehum.
İşte bu (korkunç ölüm) şu sebepledir ki; gerçekten onlar (kâfirlik ve günahlar gibi) Allâh’ı kızdırmış olan şeylerin ardına iyice düştüler ve O’nun rızasını (kazandıracak iman ve taatleri) beğen mediler, bu sebeple O da on ların (Müslümanken yapmış oldukları salih) a mellerini boşa çıkardı!— M.Ustaosmanoğlu
47:28
29
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ ٩٢
Em hasibellezîne fî kulûbihim maradun en len yuhricallâhu adgânehum.
Yoksa kalplerinde (münâfıklık ve şüphecilik gibi) bir tür hastalık bulunan o kimseler sandı mı ki, Allâh onların (Müslümanlara karşı taşıdıkları) şid detli kinlerini (ve kıskançlıklarını birtakım alâmet lerle) asla (açığa) çıkaramayacaktır!— M.Ustaosmanoğlu
47:29
30
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۜ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ ف۪ي لَحْنِ الْقَوْلِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ ٠٣
Ve lev neşâu le ereynâkehum fe le areftehum bi sîmâhum ve le ta’rifennehum fî lahnil kavl(kavli), vallahu ya’lemu a’mâlekum.
Biz dileseydik elbette sana onları gösterir dik de kesinlikle sen onları sîmalarıyla (ve birtakım alâ metleriyle) tanırdın. Ama andolsun ki; elbette sen onları (konuştukları tarizli ve kapalı) o söz üs lûbu içerisinde muhakkak tanıyacaksın! Zaten Allâh amellerinizi bilmektedir. (Kasıt ve niyetlerinize göre de size karşılığınızı verecektir.)— M.Ustaosmanoğlu
47:30
Yükleniyor...
Muhammed
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle