وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٤١
Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb(murîbin).
O (geçmiş peygamberlerin üm meti olan Yahudi ve Hristiya)nlar, (İs lâm’ın hak olduğuna dâir) kendi lerine (kesin) ilim geldikten sonra (, hakikati anla yamadıkları için değil), ancak aralarındaki kıskanç lıktan dolayı (haktan) ayrılmışlardır.Eğer (inkârcılara peşinen azap edilmeyip,kimi hak kında Bedir günü, kimi hakkındaysakıyâmet günü ola rak) belirlenmiş bir süreye kadar (cezalarının tehir edileceğine dair, ezelde) Rabbinden geçmiş olan (kararı ifadeeden) bir kelime bulunmasaydı, elbet te (haksızlar çarçabuk helâk edilirdi de, böylece onlarla müminlerin) aralarında (çoktan) hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından o kitabamirasçı kılın mış olan (senin devrindeki) bu (inatçı) kimseler ise, hiç şüphesiz ki elbette o (kendi kitapları)ndan do layı çok huzursuzedici pek büyük bir şüphe içinde dirler. (Bu yüzden Kur’ân’a da inanmamaktadırlar, zi ra âhir zamanda gönderilecek kitabı ve peygamberi önceden müjdelemiş olan kendi kitaplarına şüphesiz inansaydılar, kesinlikle şimdi sana da iman ederlerdi.)— M.Ustaosmanoğlu