Şura 53 Ayet 25. Cüz الشورى
42

Şura

— Danışma
53 Ayet 25. Cüz
الشورى
42
Şura
53 Ayet
الشورى
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓ ١
Hâ mim.
Hâ! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
42:1
2
عٓسٓقٓ۠ ٢
Ayn sin kâf.
Ayn! Sîn! Kaf!— M.Ustaosmanoğlu
42:2
3
كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣
Kezâlike yûhî ileyke ve ilellezîne min kablikellâhul azîzul hakîm(hakîmu).
İşte O (mülk ve saltanatında güçlü bir) Azîz ve (tüm buyruklarında ve fiillerinde isabet sahibi bir) Hakîm olan Allâh, sana da, senden önceki lere de ancak böylece (eşsiz kitaplar ve üstün be yanlar) vahyetmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
42:3
4
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ ٤
Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel aliyyul azîm(azîmu).
Göklerde bulunanlar ve yerde olanlar (, yaratılmak, mülkiyet ve yönetim bakımından) ancak O’na aittir! (Eş ve benzerden, tüm noksanlık emâreleri ve sonradan olma belirtilerinden tamamen yüce olan) Aliyy de, (Zât’ına nispetle, her şeyin değersiz kalacağı bir azamete sahip olan) Azîm de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
42:4
5
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٥
Tekâdus semâvâtu yetefattarne min fevkıhinne vel melâiketu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yestagfirûne li men fîl ard(ardı), e lâ innellâhe huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
(Müşriklerin Allâh-u Te`âlâ’ya ortak ve evlât isnat eden sözlerinin ağırlığı yüzünden İlâhî bir gazap neticesi olarak) göklerin, üstlerinden doğru art arda çatlayacak olmaları yaklaşmaktadır. Ama melekler (, özellikle de Arş’ı taşı yanlar, müşriklerin kendilerini Allâ h-u Te`âlâ’nın gazabına hedef ettik lerini görünce hayrete kapılmaktadırlar da,) Rab lerinin (kendilerine bahşettiği taat nimetine karşı O’nun) hamdiyle birlikte (farklı farklı) tesbîh (ve tenzîh)de bulun(arak, şanına yakışmayan her şeyden O’nu uzak tut)maktadırlar ve yer(yüzün)de o lan (mümin insan)lar(ın günahları) için bağışlanma ta lep (etmekte, kâfirlerin iman etmesi ve fâsıkların tev be etmesi için de, azaplarının geciktirilmesini istir ham) etmektedirler. Âgâh olun! Şüphesiz ki Allâh, (kullarının günah larını bağışlamak için kendilerine uzun zaman mühlet veren) Ğafûr da, (onlara çok acıdığı için, zulümlerine rağmen azaplarını geciktiren) Rahîm de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
42:5
6
وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ٦
Vellezînettehazû min dûnihî evliyâllâhu hafîzun aleyhim ve mâ ente aleyhim bi vekîl(vekîlin).
O kimseler ki; O’nun dışında bir takım dostlar (; eşler ve ortaklar) edinmişlerdir; Allâh onla r(ın tüm halleri ve amelleri) üzerine bir (gözcü ve) Ha fîz’dır. Ama sen asla onlar üzerine (musallat olacak ve ne yaptıkları senden sorulacak) bir vekîl değilsin! (Senin vazifen ancak uyarmak ve duyurmaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
42:6
7
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ ٧
Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevmel cem’i lâ reybe fîh(fîhi), ferîkun fîl cenneti ve ferîkun fîs saîr(saîri).
İşte böylece (açık seçik bir yolla) Biz sana Arapça bir Kur’ân vahyettik ki; şehirlerin anası (konumunda olan Mekke halkı)nı ve etrafında bulu nan (toplum)ları (iman etmemeleri halinde başlarına gelecek felaketlerden) uyarasın ve o (ruhlarla beden lerin, amellerle sahiplerinin ve tüm yaratıkların) top lanma günü (olan kıyâmet saati)nden (onları) korkutasın ki, on(un vukûun)da hiçbir şüphe yoktur! (O gün onlardan) bir fırka cennette (yerleşecek)dir, bir fırka ise çokça alevlendirilmiş o ateş içerisin dedir.— M.Ustaosmanoğlu
42:7
8
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٨
Ve lev şâallâhu le cealehum ummeten vâhıdeten ve lâkin yudhilu men yeşâu fî rahmetih(rahmetihî), vez zâlimûne mâ lehum min velîyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Allâh (tüm insanların hidâ yeti veya dalâleti tercih yönünde gayret sarfedeceğini ezelde bilmiş olsay dı da, bu suretle Kendisi, onları topluca hidayete ka vuşturmayı veya saptırmayı) dileseydi, elbette on ları (İslâm’da ittifak eden yahut yanlış yolda birleşen) tek bir ümmet yapardı. Velâkin O, (doğru yolu seçtiğini bildiği için, hidâyetini) dilediği kimseyi rahme tine (kavuşturacak İslâm dinine) girdirir. (Şirk yolunu seçerek en büyük zulmü işlemiş olan) o zâlimler ise; kendileri için ne yakın bir dost bulunur, ne de ger çek bir yardımcı!— M.Ustaosmanoğlu
42:8
9
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْـيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩
Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huvel velîyyu ve huve yuhyîl mevtâ ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Yoksa onlar O’nu bırakıp birtakım dostlar mı edinmişlerdir? (Gerçek dost aramaktaysalar, bil sinler ki) işte O Velî ancak Allah’tır; ölüleri de O diriltecektir ve O, her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. (Artık hiçbir şeye gücü yetmeyen varlıkları bıraksınlar da, kulluğu ve dostluğu Allah’a tahsis et sinler.)— M.Ustaosmanoğlu
42:9
10
وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ٠١
Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh(ilallâhi), zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb(unîbu).
(Benim peygamberim, kâfirlerle tartıştıkları konularda ümmetine dâi ma şunu söylemektedir:) “Herhangi bir şey hakkında görüş ayrılığına düştüyseniz, işte onun hükmü(nü vermek üzere, haklıları mükâfatlandırıp, haksızları cezalandırmak) Allah’a (bırakılmış)dır. İşte size! Ancak bu (mutlak Hâkim), benim Rabbim olan Allah’tır. Ben sadece O’na (güvenip) tevekkül ettim ve (her işimde) yalnızca O’na yönelmekteyim.— M.Ustaosmanoğlu
42:10
11
فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجاًۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ ف۪يهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١١
Fâtırus semâvâti vel ard(ardı), ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ(ezvâcen), yezreukum fîh(fîhi), leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr(basîru).
(Allâh-u Te`âlâ,) göklerin ve yerin yoktan yaratıcısıdır. Kendi nefisleriniz(in mensubu olduğu insan cinsin)den sizin için birtakım (kadınları) eşler (olarak) yaratmıştır; davarlardan da (kendilerine münasip) birkısım eşler yaratmıştır ki, o sebeple sizi çoğaltıp yaymaktadır. (Ne Zât’ı, ne sıfatları, ne de sanatları hususunda) hiçbir şey O (Allâh-u Sübhânehû) nun benzeri olamaz (ki O’nun eşi veya çocuğu nun varlığı düşünülebilsin)! (Sizin gibi kulağı olmasa da, duyulacak her şeyi hak kıyla işiten) Semî’ ve (sizin gibi gözü bulunmasa da, gö rülebilen her şeyi çok iyi gören) Basîr ancak O’dur.— M.Ustaosmanoğlu
42:11
12
لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٢١
Lehu mekâlîdus semâvâti vel ard(ardı), yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Göklerin ve yerin (hazinelerinin) anahtarları sadece O (Allâh-u Azîmüşşâ)na mahsustur. (İstediği zaman kullarından) dilediğine rızkı genişletir ve (di lediğinde yine ona) daraltır. Şüphesiz ki O, (zengin liğin kimin hakkında ne zaman, fakirliğin de kimin hakkında ne vakit hayırlı veya şerli olacağı dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen ve kullarını ona göre yöneten bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
42:12
13
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا وَصّٰى بِه۪ نُوحاً وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِه۪ٓ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسٰٓى اَنْ اَق۪يمُوا الدّ۪ينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا ف۪يهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِك۪ينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَب۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
“(İslam’ı yaşayıp yaşatarak ve en ufak bir yan lışlığın bile kendisine yol bulmasına müsaade etme yerek) o dîni ayakta tutun ve (kimine inanıp kimini reddederek ve kiminiz iman edip kiminiz inkâr ede rek) onda ayrılığa düşmeyin!” diye kendisiyle Nûh’a vasiyette bulunmuş olduğu şeyi de, sana vahyet mişolduğumuz o şeyi de, İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya kendisini kuvvetlice emretmiş olduğumuz şeyi de din olarak sizin için O (Rabbiniz) meşrû kılmıştır. (Habîbim!) Senin onları kendisine çağırmakta bulunduğun o (gerçekçi ve çok kolay bir) şey (olan İslâm’ı yaşamak), müşrikler üzerine pek büyük (ve kabulü çok zor gelen bir şey) olmuştur. Ama (yine de onların bu durumuna üzüntünden dolayı kendini helâk etme ve onların imanından büs bütün ümidini kesme, zira bugün en azılı müşriklerden görünse de, önünde sonunda) Allâh (hidâyeti seçece ğini bildiği için, hak dine muvaffak kılmayı) dilediği kişiyi Kendisine (ve rızasına ulaştıran doğru yola) seçer, (Zât’ına ibadete) yönelmekte olan kimseyi de Kendisine (manen yakınlaştıracak özel bir feyze ir şâd ve) hidâyet eder.— M.Ustaosmanoğlu
42:13
14
وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٤١
Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb(murîbin).
O (geçmiş peygamberlerin üm meti olan Yahudi ve Hristiya)nlar, (İs lâm’ın hak olduğuna dâir) kendi lerine (kesin) ilim geldikten sonra (, hakikati anla yamadıkları için değil), ancak aralarındaki kıskanç lıktan dolayı (haktan) ayrılmışlardır.Eğer (inkârcılara peşinen azap edilmeyip,kimi hak kında Bedir günü, kimi hakkındaysakıyâmet günü ola rak) belirlenmiş bir süreye kadar (cezalarının tehir edileceğine dair, ezelde) Rabbinden geçmiş olan (kararı ifadeeden) bir kelime bulunmasaydı, elbet te (haksızlar çarçabuk helâk edilirdi de, böylece onlarla müminlerin) aralarında (çoktan) hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından o kitabamirasçı kılın mış olan (senin devrindeki) bu (inatçı) kimseler ise, hiç şüphesiz ki elbette o (kendi kitapları)ndan do layı çok huzursuzedici pek büyük bir şüphe içinde dirler. (Bu yüzden Kur’ân’a da inanmamaktadırlar, zi ra âhir zamanda gönderilecek kitabı ve peygamberi önceden müjdelemiş olan kendi kitaplarına şüphesiz inansaydılar, kesinlikle şimdi sana da iman ederlerdi.)— M.Ustaosmanoğlu
42:14
15
فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ ٥١
Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).
İşte artık bu (şekilde geçmiş ümmetlerin, dinleri hususunda yanlış yola sapmalarının sebe bi olan ihtilafı göz önünde bulundurman) neden(iy)le sen (ümmetini dâima dosdoğru din olan İslâm’da bir lik ve beraberliğe) davet et! Kendin de emrolundu ğun gibi dosdoğru(ca sana vahyedileni tebliğ üzere sabit) ol! Onların kötü arzularına hiç mi hiç uyma! De ki: “Ben Allâh’ın indirmiş olduğu tüm kitaplara iman ettim ve (şerî`at hükümlerini tebliğ ve tatbik hususunda hiçbir ayrım yapmadan) aranızda adâletli olmamla emrolundum. Bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz ancak Allâh’tır! Bizim amelleri miz bize aittir; sizin amelleriniz de size aittir ( bu nedenle herkesin sevabı da azabı da sadece kendisini alâkadar eder)! (Artık gerçek, gün gibi belirdiği için) bizimle sizin aranızda delil getirmemü cadelesi (ne hâcet) yoktur. (Kıyâmet günü) Allâh aramızı birleştirecektir. Zaten varış ancak O’nadır! (Dolayısıyla aramızda son hükmü O verecektir.)”— M.Ustaosmanoğlu
42:15
16
وَالَّذ۪ينَ يُحَٓاجُّونَ فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُج۪يبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٦١
Vellezîne yuhâccûne fîllâhi min ba’di mestucîbe lehu huccetuhum dâhıdatun inde rabbihim ve aleyhim gadabun ve lehum azâbun şedîd(şedîdun).
O kimseler ki; (insanlar tarafından İslâm’ın hak olduğu anlaşılıp) O’n(un çağrısın)a tamamen icabet olunduktan sonra, Allâh(ın dininden insanları saptırma) hakkında (hâlâ inadına) mücâdele etmektedirler; işte onların (öne sürecekleri tüm) delil(ler)i Rablerikatında (asla kabul görmeyecek) asılsız bir şeydir. (Zaten ellerinde delil denilebilecek hiçbir şey de yoktur. Bile bile hakkı inkâr ettikleri için Allâh-u Te`âlâ tarafından) onların üzerindebüyük bir gazap vardır. Pek şiddetli çok büyük bir azap da sadece onlara aittir. İbni Abbâs ve Mücâhid (Radıyallâhu anhüm)ün beyanları vechile; bu âyet-i kerîme, İslâm’a giren insanları dinden çıkarmaya çalışan birtakım Yahudiler hakkında nâzil olmuştur. Onlar: “Bizim kitabımız sizin kitabınızdan öncedir, peygamberimiz de sizin peygamberinizden öncedir, öyleyse dinimiz sizin dininizden üstündür ve biz Allâh’a sizden daha yakınız!” gibi birtakım safsataları delil yerine sunmaktaydılar. Böylece Allâh-u Te`âlâ bu lafların hiçbir kıymeti olmadığını beyan etmiş oldu.— M.Ustaosmanoğlu
42:16
17
اَللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ ٧١
Allahullezî enzelel kitâbe bil hakkı vel mîzân(mîzâne) ve mâ yudrîke lealles sâate karîb(karîbun).
Ancak Allâh’tır O Zât ki; (açıkladıkları hüküm lerinde ve bildirdikleri haberlerinde) hak ile birlikte (ve yanlıştan tamamen uzak bir şekilde) kitapları ve mizanı indirmiştir. (Habîbim!) Sana bildiren nedir ki, belki de o (kıyâmet) ân(ının gelmesi) pek yakındır! (Öyleyse Benim gönderdiğim kitaba uy ve amellerinin tartılacağı o günle ânîden karşılaşmadan önce adâlete riâyet et!) Burada bahsedilen “Mîzan”; ibni Abbâs (Radıyallâhu anhüma) gibi bazı müfessirlerce, “Adâlet” ile; kimilerince de “Kendisiyle hak ve hukukun tespit edildiği şerî`at” olarak tefsir edilmiştir ki, bu durumda “Gökten indirilme” tabirinin anlaşılması kolaydır. Bazı müfessirlere göreyse, bildiğimiz “Tartı aleti”dir. Nitekim, “Allâh-u Te`âlâ’nın Nûh (Aleyhisselâm) zamanında gökten bir terazi indirdiği ve onunla tartım yapmasını kendisine emrettiği” rivayeti bu görüşü desteklemektedir.— M.Ustaosmanoğlu
42:17
18
يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٨١
Yesta’cilu bihellezîne lâ yû’minûne bihâ, vellezîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehel hakk(hakku), e lâ innellezîne yumârûne fîs sâati le fî dalâlin baîd(baîdin).
Ona inanmamakta olan bu kimseler (inkâr ve alay olsun diye: “Kıyâmet ne zaman kopacak, keşke hemen kopsa da kimin haklı olduğu ortaya çıksa?” gibi laflar ederek) onu acele istemektedir. O iman etmiş olan kimseler ise, ondan özenle korkucudurlar ve onun kesinlikle hak (ve gerçek) olduğunu bilmektedirler. Haberdâr olun ki, o (kıyâmet) ân(ı nın gelip gelme yeceği) hakkında münakaşa etmekte/ şüphe etmek te/ olan o kimseler, muhakkak ki elbette (gerçeği bulmaktan) pek uzak bir sapıklık içindedirler.— M.Ustaosmanoğlu
42:18
19
اَللّٰهُ لَط۪يفٌ بِعِبَادِه۪ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ۟ ٩١
Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huvel kavîyyul azîz(azîzu).
Allâh, kullarına (iki cihanda yarayacak şeylerin tüm ayrıntılarını ve inceliklerini çok iyi bilen ve kendi lerini bu maslahatlarına en kolay yoldan ulaştıran bir) Latîf’tir, (bu lütfun bir tezâhürü olarak, onların hak edip etmemelerine bakmaksızın) dilediğini (istediği şe kilde) rızıklandırır (ama herkese istediğini değil de, Kendi hikmeti gereği ona uygun olan bir lütufta bulunur). (Her şeye hakkıyla gücü yeten ve istediği hiçbir şey engellenemeyen) Kaviyy de, Azîz de ancak O’dur.— M.Ustaosmanoğlu
42:19
20
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ ٠٢
Men kâne yurîdu harsel âhireti nezid lehu fî harsih(harsihî), ve men kâne yurîdu harsed dunyâ nû’tihî minhâ ve mâ lehu fîl âhireti min nasîb(nasîbin).
Her kim (dünyadaki ame liyle) âhiret mahsulünü arzulamakta olduysa, onun için (se vabını bire ondan yedi yüze kadar katlayarak) ürününde artış yaparız. Her kim de (âhirete inanmayıp, sadece) dünya ürü nü nü mu rad etmekte olduysa, ona da (ezelî takdiri mize göre) ondan (bir şeyler) veririz. Ama âhirette onun için hiçbir nasip yoktur!— M.Ustaosmanoğlu
42:20
21
اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٢
Em lehum şurekâu şeraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh(bihillâhu), ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Yoksa onlara ait birtakım ortaklar (; putlar ve şeytanlar) mı vardır ki, (Allâh’a ortak koşmak, di rilmeyi inkâr etmek ve sadece dünya için çalışmak gibi) Allâh’ın kendisine izin vermediği şeyleri onlara din olarak meşrû etmişlerdir. Eğer o (azâbın kıyâmete tehiriyle ilgili) karar keli mesi (ezelde geçmiş) olmasaydı, elbette (kâfirler acele helâk edilerek, onlarla müminlerin) aralarında (şimdi çoktan) karar verilmiş olurdu. Ama o zâlimler(e ne kadar mühlet verilse de), gerçekten çok acı verici pek büyük azap (eninde sonunda) sırf onlar içindir.— M.Ustaosmanoğlu
42:21
22
تَرَى الظَّالِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِـعٌ بِهِمْۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُ ٢٢
Terez zâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû ve huve vâkıun bihim, vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî ravdâtil cennât(cennâti), lehum mâ yeşâûne inde rabbihim zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
(Ey görebilen! Kıyâmet günü) sen o zâlimleri, (dünyada) kazanmış oldukları (kötü) şeylerden do layı şiddetli korkuya kapılmış kimseler olarak gö receksin. Oysa o (suçlarının vebali) onlara çökecektir. Ama o (inanılması gereken şeylere) iman etmiş olanlar ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiş bulunanlar, cennetlerin (en temiz, en nezih, en güzel ve hoş) bahçelerinde (yerleşmiş)dirler. Di lemekte oldukları (ve canlarının çektiği) her şey Rableri katında sadece onlara aittir. İşte ancak bu, (büyüklüğü ölçülemeyecek, nihâyetine erişileme yecek ve kendisine nispetle dünya nimetlerine hiç de ğer verilmeyecek) pek büyük lütfun ta kendisidir!— M.Ustaosmanoğlu
42:22
23
ذٰلِكَ الَّذ۪ي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ ف۪يهَا حُسْناًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٢
Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fîl kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ(husnen), innellâhe gafûrun şekûr(şekûrun).
İşte Allâh’ın, o iman etmiş olan ve salih ameller işlemiş bulunan kullarını müjdelemekte olduğu şey ancak budur! (Habîbim! Mal toplayıp sana rüşvet teklif ederek putlara hakaret etmemeni isteyen Kureyş müşriklerine)de ki: “Ben bu (İslâm’ın size ulaşması)na (dair sarf ettiğim gayrete) karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum, lâkin akrabalık nedeniyle olan sevgi(niz, sizi benim haklarımı gözetmenize sevk etmelidir, madem benim peygamberlik hakkımı tanımıyorsunuz, umumi bir rahmet ve tam bir nimet oluşumu takdir etmiyorsunuz, bari aramızdaki sıla-i rahim nedeniyle bana eziyet etmeyin)!” /(Bütün ümmetine) de ki: “Ben buna karşılık sizden o (Ali, Fâtıma ve onların çocukları gibi) yakınlar(ım) hakkında sev giden başka hiçbir menfaat istemiyorum.”/ Her kim güzel bir amel kazanırsa, onun hakkın da Biz kendisine (sevap katlaması yaparak) bir gü zellik artırırız. Şüphesiz ki Allah, (kullarının günah larını çokça örten bir) Ğafûr’dur; (en ufak bir ameli dahi bolca mükâfatlandıran bir) Şekûr’dur.— M.Ustaosmanoğlu
42:23
24
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۚ فَاِنْ يَشَأِ اللّٰهُ يَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَۜ وَيَمْحُ اللّٰهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٤٢
Em yekûlûnefterâ alâllâhi kezibâ(keziben), fe in yeşeillâhu yahtim alâ kalbik(kalbike), ve yemhullâhul bâtıla ve yuhıkkul hakka bi kelimâtih(kelimâtihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Yoksa onlar: “O (Muhammed), (peygamberlik iddia ederek) Allâh’a karşı bir yalan uydurdu!” mu demektedirler? Allâh dileseydi, senin kalbinin üze rine mühür vururdu (da, Kur’ân’ın vahyini senden keserdi. Hatta seni anlayamayan ve konuşamayan bir hale getirirdi de bu iftiranı sona erdirirdi. Ama sen Rabbine iftira etmediğin için vahiy devam etmektedir)./ Allâh dileseydi, (sabrı) kalbinin üzerine (bağlayıp) rabt ederdi (de, sen onların bu sözlerinden hiç üzül mezdin)./ Zaten Allâh (Kendisine iftira gibi) bâtıl (ve asılsız iddialar)ı mah vetmekte ve (peygamberine indirmiş olduğu âyetlerinin) kelimeleriyle hakkı açığa çıkarmaktadır. (Kendisine vahiy geldiği iddiasıyla or taya çıkan sahtekârlar hakkında Allâh’ın değişmez ka nunu buyken, eğer sen iftiracı biri olsaydın, her geçen gün dinin güçlenir miydi ve düşmanlarının davası mah volup gider miydi?) Şüphesiz ki O, göğüslerin sahip olduğu şeyi (kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen ve karşılığını veren bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
42:24
25
وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ٥٢
Ve huvellezî yakbelut tevbete an ibâdihî ve ya’fû anis seyyiâti ve ya’lemu mâ tef’alûn(tef’alûne).
Ancak O’dur O Zât ki; (dilediği) kullarından tevbeyi kabul etmektedir, (yaptıkları) kö tü şeyleri(n büyük-küçük olduğuna bakmaksızın ve hiçbir şart koş maksızın, dilediklerinin bütün günahlarını) affetmek tedir ve yapmakta olduğunuz şeyleri(n tüm tafsila tını) bilmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
42:25
26
وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٦٢
Ve yestecîbullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve yezîduhum min fadlih(fadlihî), vel kâfirûne lehum azâbun şedîd(şedîdun).
O iman etmiş olanlara ve salih ameller işlemiş bulunanlar(ın duaların)a da (ancak) O (Rableri) icabet etmektedir. Ayrıca (sonsuz) lütfundan onlara (hak ettiklerinin ve istediklerini fevkinde) fazlaca vermektedir. Kâfirler ise; çok şiddetli pek büyük bir azap sadece onlara aittir.— M.Ustaosmanoğlu
42:26
27
وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه۪ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٧٢
Ve lev besetallâhur rızka li ibâdihî le begav fîl ardı ve lâkin yunezzilu bi kaderin mâ yeşâu, innehu bi ibâdihî habîrun basîr(basîrun).
Allâh (tüm) kulları için rızkı (genişletip) döşeseydi, elbette onlar yer(yüzün)de (birbirine karşı) azgınlık ederlerdi/şımarıp kibirlenirlerdi/. Lâkin O, (hikmeti gereği) dilemekte olduğu şeyi bir ölçüyle indirmektedir. Şüphesiz ki O, kullarını(n giz li-açık tüm hallerini hakkıyla bilen ve gören bir) Habîr’dir;Basîr’dir. (Dolayısıyla onların fakirlik ve zenginlik, darlık ve bolluk gibi hallerini, zaman ve zemine göre kendile rine uygun düşecek şekilde takdir etmiştir.)— M.Ustaosmanoğlu
42:27
28
وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَم۪يدُ ٨٢
Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmeteh(rahmetehu), ve huvel velîyyul hamîd(hamîdu).
Ümit kesmiş olmalarının ardından o (kıtlıktan kurtulmalarına) yardımcı yağmuru indiren ve rahmetini(n eserlerini dağ tepe her yere) yayan Zât da ancak O’dur! (Kullarına iyilik yapmayı ve onları yaşatmayı üstlen miş bulunan ve bu nedenle tüm hamdlere lâyık olan) Velî de, Hamîd de sadece O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
42:28
29
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ ف۪يهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَد۪يرٌ۟ ٩٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı ve mâ besse fîhimâ min dâbbeh(dâbbetin), ve huve alâ cem’ihim izâ yeşâu kadîr(kadîrun).
O (Allâh-u Sübhânehû)nun âyet (ve delil)lerin den biri de, göklerle yeri ve o ikisinde yaymış oldu ğu her hareketli canlıyı (yoktan) yaratmasıdır. Üs telik O, dilediği zaman onları (diriltip, mahşere) top lamaya da (tam manasıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
42:29
30
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ ٠٣
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).
Size isabet eden herhangi bir musibet, elleri nizin kazanmış olduğu (kötü) şeyler sebebiyledir. Yine de O, birçoğunu affetmekte (ve onlara ceza vermemekte)dir. (Aksi takdirde yeryüzünde hiçbir canlı bırakacak değildir.)— M.Ustaosmanoğlu
42:30
Yükleniyor...
Şura
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle