وَاِذْ صَرَفْنَٓا اِلَيْكَ نَفَراً مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُٓوا اَنْصِتُواۚ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٩٢
Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).
(Yâd) et o zamanı ki; Biz, cinlerden bir topluluğu sana doğru yöneltmiştik ki, onlar (senin okudu ğun) Kur’ân(ı) dinlemekteydiler. İşte onlar o (Kur’ân’dan okuduğu)nun yanında bulundukları zaman (, ilme karşı takındıkları edepten dolayı birbirlerine): “Susun (da okunanı iyice duyabilelim)!” dediler. O (kıraat) bitirildiğinde ise, uyarıcılar olarak toplumlarına döndüler. Rivayete göre; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) cinleri uyarmakla ve onları Allâh-u Te`âlâ’ya davet edip onlara Kur’ân okumakla emrolununca, Allâh-u Te`âlâ birtakım cinleri ona gönderdi. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ashâbına: “Ben bu gece cinlere Kur’ân okumakla emrolundum, hanginiz benimle gelirsiniz?” diye sorduğunda, Abdullah ibni Mes’ûd (Radıyallâhu anh) ona eşlik etti. Kendisi şöyle anlatıyor: Yola koyulduk, Mekke’nin yukarı tarafına vardığımızda Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Hucûn vadisi denen yere girdi. Bana da bir çizgi çizerek onun içinde oturmamı ve kendisi dönünceye kadar oradan çıkmamamı emretti. Kendisi gidip onların başında durdu ve Kur’ân okumaya başladı. O sırada ben kartal gibi hayvanların ona doğru inişe geçtiğini gördümve çok şiddetli gürültüler duydum, hatta Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e bir şey olacak diye endişelenmeye başladım. Birden birçok karartı ortalığı kaplayarak benimle onun arasına girince artık onun sesini duymaz oldum. Sonra imsakla birlikte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onlarla işini bitirdiğinde, bulut parçaları gibi ayrı ayrı dağılmaya başladılar. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanıma geldiğinde bana uyuyup uyuyamadığımı sordu. Ben: “Hayır, Yâ Rasûlallâh! Kaç defa insanlardan yardım istemeye niyetlendimse de, senin onlara değneğinle vurarak: ‘Oturun!’ dediğini duyunca rahatladım!” dedim. O zaman Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bana: “O daireden çıksaydın, onlardan birinin seni kapmayacağına emin olmazdım!” buyurduktan sonra, neler gördüğümü sordu. Ben, be yaz elbise giymiş siyah adamlar gördüğümü söyleyince: “Onlar Nusaybin cinleriydi. Benden azık istediler, ben de onlara kemik, gübre gibi şeyleri azık olarak tayin ettim!” buyurdu. Ben gürültüyü sorunca: “Aralarında öldürülen biri hakkında çekişerek davayı bana intikal ettirdiler, ben de onların arasında hak ile hüküm verdim!” buyurdu. Bu cinler on iki bin kişi olup, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in onlara okuduğu sûre Alak Sûresi idi. Gelen cinlerin sayısı, nerenin cinleri olduğu ve olay mahalli hakkında birçok rivayet varsa da, bunların her birini değerlendirme açısından, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in cinlerle bir kere değil, altı kere görüştüğünü kabullenmek ve böylece rivayetler arasını cem etmek Hafâcî (Rahimehullâh) tarafından tasvip görmüştür. (Nesefî, Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu