وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ١٢
Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
O kimseler ki; (inanılması gereken hususlara) iman etmişlerdir, zürriyetleri de tam bir imanla onları iyice izlemişlerdir; (fakat babaları ve dedeleri kadar iyi amel işleyememişlerdir,) Biz onların zürri yetlerini onlara kat(ıp cennette aynı derecede yerleş tirme kararı al) mışızdır, ama (bu iyiliğimiz nedeniyle) onlar(ın ataların)a da amellerinden hiçbir şeyi ek sik etmemişizdir. Her kişi (iyi veya kötü) kazanmış olduğu şey kar şılığında bir rehindir. (Salih amel sahibi olan, bu re hinini ödeyerek canını cehennemden azad ettirir, kötü amel sahibi olan ise, bu tutsaklığını hiçbir şekilde kal dıramaz.)— M.Ustaosmanoğlu