وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٥٢
Ve kayyadnâ lehum kurenâe fe zeyyenû lehum mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Biz onlara (azgın şeytanlar ve onlardan daha tehlikeli olan insanlar gibi) birtakım yakın dostlar takdir ettik/musallat ettik/ de onlar bunlara önle rinde bulunan (dünya ile ilgili kâfirlik, sapıklık ve nef sin arzularına uyma gibikötü) şeyleri de, arkaların da olan (âhiretle alâkalı) şeyleri de iyice süslediler. Böylece (onlara dünyada yaptıkları fenalıkları iyi bir şey olarak gösterdikleri gibi, dirilme, cennet ve ce hennem gibi âhiretle ilgili konuları da yok saydırttılar ve) kendilerinden önce geçmiş bulunan birçok (kâ fir ve âsî) cin ve insan toplulukları arasında bunlar üzerine de o (: “Andolsun; elbette cehennemi, cinler ve insanların kâfir ve âsîlerinden topluca dolduraca ğız!”) söz(ümüz) kesinlikle hak oldu. Çünkü gerçekten onlar (da, bunlar da, imanı ter cih ederek ebedî saadet kazanacak yerde, inkâra mey lederek, telâfisi mümkün olmayan bir zarar ve) hüs râna uğramış kimseler oldular.— M.Ustaosmanoğlu