Fussilet 54 Ayet 24. Cüz فصلت
41

Fussilet

— Ayrıntılı
54 Ayet 24. Cüz
فصلت
41
Fussilet
54 Ayet
فصلت
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Hâ! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
41:1
2
تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ٢
Tenzîlun miner rahmânir rahîm(rahîmi).
(Kur’ân-ı Kerîm, kullarına son derece acıdığı için onlara dîni ve dünyevî tüm yararlarını temin etmek üzere yüce bir kitap indirmeyi murad eden) O Rahmân ve O Rahîm tarafından indirilmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
41:2
3
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ٣
Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
(O) öyle yüce bir kitaptır ki, (manalarını) bilmekte olan bir toplum için Arapça bir Kur’ân olarak âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerinin tafsîli, lafzan ve manen olmak üzere iki türlüdür: Lafzıyla ilgili tafsîl; her bir âyetinin diğerinden, duraklarla, hiziplerle, sûre başlangıçları ve bitimleriyle ayrılmış olmasıdır. Manası hakkındaki tafsîl ise; inanç ve tarih, müjde ve tehdit, emir ve nehiy, helâl ve haram gibi konularının birbirinden ayrılacak şekilde belirli ve tafsilatlı oluşudur.— M.Ustaosmanoğlu
41:3
4
بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤
Beşîren ve nezîrâ(nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn(yesmeûne).
(O yüce Kitap, iman edip amel-i salih işleyenleri cennet ve rıza ile) çokça müjdeleyici ve (inkâr edip isyan edenleri de azap ve gazapla) iyice uyarıcı ola rak (indirilmiştir)! Ama onların pek çoğu (bunca ilmî konuyu barın dıran böyle eşsiz bir kitabı incelemekten) yüz çevir miştir. Bu sebeple onlar (kabul kulağıyla) işitmezler.— M.Ustaosmanoğlu
41:4
5
وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ ٥
Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn(âmilûne).
(Ebû Cehil ve arkadaşları) dediler ki: “Senin bizi kendisine davet etmekte olduğun (iman ve tevhîd gibi) şey(ler)den, bizim kalplerimiz birtakım sıkı örtüler içerisindedir, kulaklarımızda da büyük bir ağırlık (ve sağırlık) vardır. Ayrıca bizim aramızdan da, senin arandan da ayrı ayrı (bir halde) başlay(ıp, ortada hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde aramızdaki tüm mesafeyi kaplayan ve böylece bizi birbirimize ya bancı ve düşman yap) an kalın bir perde vardır. Öyleyse sen (kendi dinin üzere sebat ederek bizim yolumuzu iptal hususunda) çalış, şüphesiz bizler de (kendi yolumuzda kalıp, senin davanı bozma uğrunda olanca gücümüzle) çalışıcılarız!”— M.Ustaosmanoğlu
41:5
6
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ ٦
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûh(vestagfirûhu), ve veylun lil muşrikîn(muşrikîne).
(Habîbim! Kendi söylediklerine inanmayan bu kişilere cevaben) de ki: “Ben (melek ve cin değilim ki, görüşüp tanışmamız mümkün olmasın, ayrıca ben sizi akıl almaz birtakım şeylere çağırmıyorum ki davetim kabul görmesin, bilakis ben) ancak sizin gibi bir be şerim ki, bana İlâhınızın ancak ve ancak bir tek İlâh olduğu vahyedilmektedir. (Artık aklî ve naklî tüm delillerin lehine şahitlikte bulunduğu “Tek bir İlâh’a ibadet” çağrısı nasıl redde dilebilir?) Öyleyse siz (şirkin güvenilmez kulpuna tutunarak, sizi tevhîde çağıranlara: “Kalplerimiz kılıflı!” demeyi bırakın da, tevhîd ve ihlas gibi sımsıkı kulptan tutarak) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na doğru yönelin ve (geçmiş teki yanlış inanç, söz ve davranışlarınızdan dolayı) O’ndan bağışlanma talep edin! O müşrikler içinse (Rablerine ortak koşmayı sür dürmeleri nedeniyle) büyük bir helâk (ve sonsuz bir azap) vardır.— M.Ustaosmanoğlu
41:6
7
اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٧
Ellezîne lâ yû’tûnez zekâte ve hum bil âhireti hum kâfirûn(kâfirûne).
O kimseler ki; (cimrilik ve merhametsizlikleri yüzünden) zekâtı vermezler; zaten onlar âhireti inkâr eden kimselerin de ta kendileridirler.— M.Ustaosmanoğlu
41:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
O kişiler ki; (Rablerinin âyetlerine) iman et miştirler ve (bu iman gereği; namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiştirler; şüphesiz onlar için (ardı arkası) kesilmeyen/ başa kakılmayan/ pek büyük bir ecir vardır.”— M.Ustaosmanoğlu
41:8
9
قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ ٩
Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ(endâden), zâlike rabbul âlemîn(âlemîne).
(Habîbim! O yüce yaratıcıyı kabullenmeyenlere) de ki: “Yoksa gerçekten şüphesiz siz mi yeri (tüm kat manlarıyla birlikte, dünya günlerinden) iki gün (kadar az bir süre) içerisinde yaratmış olan o Zât’ı inkâr et mektesiniz ve O’na birtakım eşler tanımaktasınız?! İşte (sadece yeryüzünün değil) bütün âlem lerin Rabbi (de) ancak O’dur. (Hal böyleyken yarattığı bir şeyin, mülkünde O’na ortak olması nasıl düşünü lebilir?)— M.Ustaosmanoğlu
41:9
10
وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ٠١
Ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm(eyyâmin), sevâen lis sâilîn(sâilîne).
O (Rabbiniz) orada (sütun gibi aşağı uzanmasın, çivi gibi yapışık da olmasın ki, kendilerinden çok yönlü istifade edilebilsin diye); onun üzerinde (yükselen) sabit sabit birtakım dağlar yerleştirmiş, (sular ve ekinlerle, ağaçlar ve ürünlerle) orada çokça bereket (ve hayır) meydana getirmiş ve orada (hem insanlar hem de hayvanlar için uygun olan) azıklarını(n çeşit lerini ve miktarlarını) takdir etmiştir. (İşte Rabbiniz, yeryüzünün ve barındırdığı şeylerin yaratılış müdde tinden) soranlar için (bildirmiştir ki, yerin yaratıldığı iki günle birlikte hesap edildiğinde) tam olarak dört gün (eden az bir zaman diliminin bitimin)de (bütün bunlar gerçekleşmiştir)!— M.Ustaosmanoğlu
41:10
11
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ١١
Summestevâ iles semâi ve hiye duhânun fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ(kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn(tâiîne).
Sonra (irâdesi hiçbir şeye tealluk etmeksizin, sadece) göğe, o (Arş’ın altında bulunan sudan yükse len) bir (buhar ve) duman hâlindeyken yönelmiş de, ona ve yere: “(Sizde yarattığım faydaları ortaya çıkarmak üzere) isteyerek ya da istemeyerek (emrime) gelin!” bu yurmuş, o ikisi de: “Biz itaat edenler olarak geldik!” demişlerdir.— M.Ustaosmanoğlu
41:11
12
فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ٢١
Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).
Böylece o (gök katma)nları(nı, dünya günlerin den) iki gün (kadar kısa bir zaman) içerisinde yedi (kat) gökler olarak sağlam bir şekilde yaratmış ve her semada ona ait (yaratılış) emrini vahyetmiş (de, bu suretle yaratmak istediği melekler, aydınlatıcı ci simler ve Kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği şeyler hemen istenilen yerlerinde meydana gelmiştir) /ve her semaya (yerleştirdiği ahâliye) onunla alâ kalı emrini (ve yasağını) vahyetmiş (de, böylece on ları kendilerine münasip birtakım sorumluluklara tâbi etmiş)tir./ Biz o (yeryüzüne) en yakın olan (birinci kat) se mayı da kandiller (gibi parlayan yıldızlar ve geze genler)le iyice süslemişizdir. Bir de (çatlama ve yı kılma gibi âfetlerden ve vahye kulak kabartan şeytan lardan) tam bir korumayla (onu muhafaza ettik)! İşte bu (anlatılanlar), O Azîz ve Alîm’in (dilediği her şeye son derece gücü yeten ve yaratıkları hak kındaki tüm malumatı hakkıyla bilen Allâh-u Te`â lâ’nın eşsiz ayarlaması ve üstün) takdîri(nin eseri)dir.— M.Ustaosmanoğlu
41:12
13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ٣١
Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).
(Habîbim!) Artık (bunca açıklamadan sonra yine de) onlar (bu büyük âyetleri düşünmekten) yüz çevirirlerse, sen de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd’un azâbına benzer bir azâb ile uyarmış bulundum!”— M.Ustaosmanoğlu
41:13
14
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٤١
İz câethumur rusulu min beyni eydîhim ve min halfihim ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), kâlû lev şâe rabbunâ le enzele melâiketen fe innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
Hani onlara: “Allâh’tan başkasına ibadet etmeyin” diye önle rin den ve arkalarından rasûller gelmişti (de, onlar her taraflarından gelerek onları hak ka davet hususunda olanca güçlerini sarf etmişlerdi). Ama onlar: “Rabbimiz (peygamber göndermek) dileseydi, elbette (sizin gibi yiyip içen insanları de ğil de, bize karşı üstünlüğü olan) birtakım melekler indirirdi. Bu sebeple biz, sizin kendisiyle gönderilmiş olduğunuz(u iddia ettiğiniz) şeyi inkâr edicileriz!” demişlerdi.— M.Ustaosmanoğlu
41:14
15
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٥١
Fe emmâ âdun festekberû fîl ardı bi gayril hakkı ve kâlû men eşeddu minnâ kuvveh(kuvveten), e ve lem yerev ennellâhellezî halakahum huve eşeddu minhum kuvveh(kuvveten) ve kânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
Âd (toplumun)a gelince; onlar yer(yüzün) de (zulüm ve) haksız olarak iyice büyüklendiler ve (boylarının uzunluğuna ve bedenlerinin büyüklüğüne aldanarak): “Kuvvet bakımından bizden daha güçlü olan kimdir?” dediler. Onlar, kendilerini yaratmış olan O Al lâh’ın; ger çekten O’nun, kuvvet bakımından onlardan daha güçlü olduğunu hiç mi görmediler? Bir de onlar Bizim âyetlerimizi (hak olduklarını) bile bile inkâr etmekte idiler.— M.Ustaosmanoğlu
41:15
16
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ ٦١
Fe erselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nahisâtin li nuzîkahum azâbel hizyi fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhireti ahzâ ve hum lâ yunsarûn(yunsarûne).
Bu sebeple Biz o en yakın (dün ya) hayat(ın) da kendilerine alçaklık azâbını tattıralım diye onlar üzerine (yedi gece sekiz gün süren) o uğursuz günlerde dondurucu soğuk/( kulakları patlatırcası na) çok ses çıkaran/ bir rüzgâr gönderdik (de, dağ lardan kayaları elleriyle yontup kaldıracak kadar güçlü olan ve metrelerce uzunluktaki dizlerine kadar yerin dibine gömülerek birbirine tutunan o kavmi, böylece havaya kaldırıp birbirine çarptırarak içi boş hurma kütükleri gibi yere serdik). Âhiret azâbı ise (dünya azâ bının vereceği rezilliğe göre) daha fazla rezil edicidir. Zaten onlar (orada herhangi bir suretle kendile rinden azâ bın kaldırılması için) yardım olunmazlar!— M.Ustaosmanoğlu
41:16
17
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ٧١
Ve emmâ semûdu fe hedeynâhum festehabbûl amâ alel hudâ fe ehazethum sâıkatul azâbil hûni bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Semûd’a gelince; (doğru yolu kendilerine açıklamak suretiyle) Biz onları hidâyet ettik. Ama onlar hi dâyete karşı körlüğü (ve sapıklığı) sevip tercih ettiler. Derken kazanmakta bulunmuş oldukları o (kötü) şeyler sebebiyle, o alçaklığın ta kendisi olan nâra azâbı onları yakalayıverdi (de, Cebrâîl (Aleyhisselâm)`ın attığı bir nâra ile hep birden helâk oldular).— M.Ustaosmanoğlu
41:17
18
وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ٨١
Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Böylece Biz (Sâlih (Aley hisselâm)`a) iman etmiş olan o kimseleri ve (Bizden) hakkıyla sakınmakta bulunmuş olanları (inkârcıları kuşatan o azaptan) kurtardık!— M.Ustaosmanoğlu
41:18
19
وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٩١
Ve yevme yuhşeru a’dâullâhi ilen nâri fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Allâh düşmanlarının o (cehennem) ateş(in)e doğru (itile kakıla) sürüklendiği günü (bir hatırla) ki; işte onlar, (çok kalabalık olduklarından) öndekileri arkadakiler(e kavuşabilsinler) için durdurulu(p toplanı)yorlar.— M.Ustaosmanoğlu
41:19
20
حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٠٢
Hattâ izâ mâ câûhâ şehide aleyhim sem’uhum ve ebsâruhum ve culûduhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Nihâyet (hep birlikte) oraya geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri, (özellikle de tenâsül uzuvları dile gelerek dünyadayken) yapmakta bulun muş oldukları (haram) şeylere dâir şâhitlikte bulunmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
41:20
21
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١٢
Ve kâlû li culûdihim lime şehidtum aleynâ, kâlû entakanallâhullezî entaka kulle şey’in ve huve halakakum evvele merretin ve ileyhi turceûn(turceûne).
Onlar derilerine: “(Biz sizi kurtarmak için günahlarımızı inkâr ederken, ya) siz niçin bizim aley himize şahitlikte bulundunuz?” dediler. Onlar: “(Biz kendimiz isteyerek konuşmuş değiliz, lâkin konuşturmak istediği) her şeyi konuşturmuş olan O Allâh bizi de konuşturdu. (Artık bu suâlinizin ne anlamı var?) İlk defa sizi yaratmış olan da O’dur ve (şu anda) siz ancak O’na döndürülmektesiniz.” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
41:21
22
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ ٢٢
Ve mâ kuntum testetirûne en yeşhede aleykum sem’ukum ve lâ ebsârukum ve lâ culûdukum ve lâkin zanentum ennellâhe lâ ya’lemu kesîren mimmâ ta’melûn(ta’melûne).
(İşte o zaman Allâh onlara şöyle buyurur:) “Siz (dünyada günah iş lerken duvar ve perde gibi şeylerle örtünüyordunuz, ama) ne kulaklarınızın, ne gözleri nizin, ne de derilerinizin sizin aleyhinize şahitlik yapmasından (korkarak) örtünmekte değildiniz. Lâkin siz gerçekten de Allâh’ın, yapmakta olduğunuz şeylerden birçoğunu (gizli yaptığınız için, onları) bilmemekte olduğunu (dolayısıyla onları açığa çıka ramayacağını ve uzuvlarınızı konuşturamayacağını) zannetmiştiniz (de, o yüzden yaratıcıdan sakınacak ken yaratıklardan örtünmüştünüz).— M.Ustaosmanoğlu
41:22
23
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٣٢
Ve zâlikum zannukumullezî zanentum bi rabbikum erdâkum fe asbahtum minel hâsirîn(hâsirîne).
İşte size! Rabbiniz hakkında zannetmiş bulunduğunuz bu düşünceniz sizi helâk etmiştir. Bu sebeple siz (iki cihan saadetini kazanasınız diye ken dinize verilmiş olan uzuvları, ebedî azâba sebebiyet verecek olan inkâr ve isyanlara harcayarak en büyük zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan oldunuz.”— M.Ustaosmanoğlu
41:23
24
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ٤٢
Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
Artık onlar (dünyada olduğu gibi sabrederek selâmete eremezler. Zira) sabredecek olurlarsa (da, olmazlarsa da, değişecek bir şey yoktur), (çünkü) o (cehennem) ateş(i) onlar için (ebedî) bir ikametgâh tır. Ama eğer (bulundukları azaptan sıkılarak, sevdik leri bir yere) dönüş isterlerse, artık onlar, istekleri yerine getirilen kimselerden değildirler./Eğer özür dileyecek olurlarsa, onlar özrü kabul edilen kimselerden değildirler./— M.Ustaosmanoğlu
41:24
25
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٥٢
Ve kayyadnâ lehum kurenâe fe zeyyenû lehum mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Biz onlara (azgın şeytanlar ve onlardan daha tehlikeli olan insanlar gibi) birtakım yakın dostlar takdir ettik/musallat ettik/ de onlar bunlara önle rinde bulunan (dünya ile ilgili kâfirlik, sapıklık ve nef sin arzularına uyma gibikötü) şeyleri de, arkaların da olan (âhiretle alâkalı) şeyleri de iyice süslediler. Böylece (onlara dünyada yaptıkları fenalıkları iyi bir şey olarak gösterdikleri gibi, dirilme, cennet ve ce hennem gibi âhiretle ilgili konuları da yok saydırttılar ve) kendilerinden önce geçmiş bulunan birçok (kâ fir ve âsî) cin ve insan toplulukları arasında bunlar üzerine de o (: “Andolsun; elbette cehennemi, cinler ve insanların kâfir ve âsîlerinden topluca dolduraca ğız!”) söz(ümüz) kesinlikle hak oldu. Çünkü gerçekten onlar (da, bunlar da, imanı ter cih ederek ebedî saadet kazanacak yerde, inkâra mey lederek, telâfisi mümkün olmayan bir zarar ve) hüs râna uğramış kimseler oldular.— M.Ustaosmanoğlu
41:25
26
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ٦٢
Ve kâlellezîne keferû lâ tesmeû li hâzel kur’âni velgav fîhi leallekum taglibûn(taglibûne).
O kâfir olmuş kimseler(in ileri gelenleri, Rasûlûllâh (Sallâl lâhu Aleyhi ve Sellem)`i seslice Kur’ân okur ken duyduklarında, onu dinleyen insanların İslâm’a mey ledeceğinden korkarak): “İş te bu Kur’ân’ı din lemeyin ve on- (un okunması esnasın)da (ıslık çala rak, alkış tutarak, gürültü kopararak ve şiir okuyarak) boş şeyler yapın (da okuyan şaşırsın)/onun hakkın da tenkit yapın/onu bırakın/! Tâ ki siz (Muhammed’e) gâ lip gele(rek onun kı ra atini engelleye)bilesiniz!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
41:26
27
فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَد۪يداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧٢
Fe le nuzîkannellezîne keferû azâben şedîden ve le necziyennehum esveellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
Yemin olsun ki; elbette Biz o kâfir olmuş kimselere çok şiddetli pek büyük bir azâbı mut laka tattıracağız ve yine kasem olsun ki; elbette onları yapmakta bulunmuş oldukları o çok kötü şeylerle/(fakir doyurmak ve misâfir ağırlamak gibi iyiliklerine göre değil de) yapmakta bulunmuş ol dukları şeylerin en kötüsüyle/ cezalandıracağız.— M.Ustaosmanoğlu
41:27
28
ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٨٢
Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huld(huldi), cezâen bimâkânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
İşte bu, Allah düşmanlarının cezası olan o ateştir ki, Bizim âyet lerimizi bile bile in kâr etmekte bulunmuş olmalarına tam bir karşılık olarak, onun içerisinde onlar için ebe dîlik yurdu vardır.— M.Ustaosmanoğlu
41:28
29
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٢
Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec’al humâ tahte akdâminâ li yekûnâ minel esfelîn(esfelîne).
O kâfir olmuş kimseler (cehennemde bunalın ca, oraya girmelerine sebep olanlara karşı hınçlanarak): “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olan o iki fırkayı bize göster de, onları ayaklarımızın altına yerleştir(ip çiğney) elim, tâ ki onlar (her yönüyle) en alçak kimselerden olsun lar!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
41:29
30
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٠٣
İnnellezîne kâlû rabbunâllâhu summestekâmû tetenezzelu aleyhimul melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bil cennetilletî kuntum tûadûn(tûadûne).
O kimseler ki: “Rabbimiz ancak Allah’tır!” de(mek suretiyle tüm iman şartlarına şüphesiz inanç larını ifade et)mişlerdir, sonra da (şirke dönmeyip bu ikrarda sebat etmişler ve farzları ihlas üzere edâ ederek) istikamet göstermişlerdir; şüphesiz me lekler (dünyada ve âhirette karşılaşacakları tüm teh likeli geçitlerde, özellikle korku ve üzüntüye kapıldıklarında, ölüm ânında, kabirde ve dirilme sırasında) sürekli onlar üzerine inmektedir ki: “(Geleceğinizle alâkalı herhangi bir şeyden) kork mayın ve (geride bıraktıklarınıza da hiç) üzülmeyin, bir de siz, (peygamberler vasıtasıyla dünyada) vaad olunmakta bulunmuş olduğunuz o cennetle müj deleni(p sevini)n!— M.Ustaosmanoğlu
41:30
Yükleniyor...
Fussilet
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle