اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَداًۙ ٧٢
İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
Ancak (bazı gaybları bildirmek üzere seçip) râzı olmuş olduğu bir rasûl müstesnâ! Zira muhakkak ki O, onun önünden ve ardından gözetleyen birtakım bekçiler dizer (de, onlar, vahyi tebliğ edinceye kadar onu şeytanların vesveselerinden ve katmalarından korurlar)! Bazıları bu âyetten yola çıkıp; kerâmet olarak evliyâullâha birtakım gaybların bildirilebileceğini inkâr etmişlerdir. Oysa bu, büyük bir cehâletten kaynaklanmaktadır. Zira bu âyet-i kerîmenin zâhirine bakılarak, gaybların sadece rasûllere bildirildiği hükmüne varılacak olsa, meleklere de, nebîlere de hiçbir gaybın bildirilmediğini kabullenmek gerekir. Dolayısıyla burada “Allâh-u Te’âlâ’nın, bütün gayıplarını rasûllerine bildirdiği” manası çıkarılamayacağı gibi, “Rasûl olmayan ne meleğe, ne nebîye ne de velîye hiçbir gaybı bildirmeyeceği” hükmüne de varılamaz. Nitekim Hızır (Aleyhisselâm) gibi peygamberliği ihtilaflı olan bir zata nice gayıpların bildirildiği Kur’ân-ı Kerim’in açık beyanları ile sabittir. Ayrıca Sahîhayn’da: “Geçmiş ümmetlerde olduğu gibi, bu ümmett de ilhama mazhar muhaddes kullar bulunduğu” bildirilmiştir. (Buhârî, Enbiyâ: 52, No: 3282, 3/1279, Müslim, Fezâilü’s-sa habe: 2, No: 2398, 4/1864) O halde burada peygamberlere tahsis edilen bildirme, vasıtasız olarak sadece vahiy yoluyla olan ayan-beyan bir bildirme şeklidir, velîlere ise; rüya, sahih keşif, ferâset ya da ilham gibi vasıtalarla bazı gaybî konular bildirilmektedir. Ama bu, peygamberlere bildirilen gibi kesin ilim ifade etmez. Ayrıca bu bildirim, rasûle asâleten, velîye ise tebe’iyyet yoluyla yapıldığından, her velînin kerâmeti, tâbi olduğu peygamber için bir mûcize kabul edilmektedir. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu