Cin 28 Ayet 29. Cüz الجن
72

Cin

— Cin
28 Ayet 29. Cüz
الجن
72
Cin
28 Ayet
الجن
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ ١
Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).
(Habîbim!) De ki: “Gerçekten bana şu hakikat vahyolundu ki; cinlerden bir topluluk (Kur’ân’ı) dinlemiş de demişlerdir ki: ‘Gerçekten biz (, insan sözüne hiç benzemeyen, nazmında ve manasında diğer kitaplardan tamamen farklı olan) çok şaşılacak bir Kur’ân işittik;— M.Ustaosmanoğlu
72:1
2
يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ ٢
Yehdî iler ruşdi fe âmennâ bih(bihî), ve len nuşrike bi rabbinâ ehadâ(ehaden).
O, doğruya/tevhîde ve imana/ ulaştırmaktadır! Biz de hemen o (Kur’â)na iman ettik! (Bundan böyle) Rabbimize hiçbir kimseyi asla ortak koşmayacağız!— M.Ustaosmanoğlu
72:2
3
وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ ٣
Ve ennehu teâlâ ceddu rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veledâ(veleden).
Bir hakikat de gerçekten şudur ki; Rabbimi zin azameti dâima pek yüce olmuştur! O, ne bir eş, ne de bir çocuk edinmemiştir!— M.Ustaosmanoğlu
72:3
4
وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ ٤
Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi şetatâ(şetatan).
Bir de şu muhakkak ki; bizim câhilimiz (olan İblîs ve ona uyan azgın cinler) Allâh’a karşı haddi aşan/ (hakikatten) pek uzak/ bir söz söylemekteydi!— M.Ustaosmanoğlu
72:4
5
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ ٥
Ve ennâ zanennâ en len tekûlel insu vel cinnu alâllâhi kezibâ(keziben).
Şüphesiz ki biz, insanların ve cinlerin Allâh’a karşı asla bir yalan söyleyemeyeceğini sanmıştık (da, onun için bu zamana kadar İblîs’e uymuştuk. Ama şimdi Kur’ân bize onların yalanını-yanlışını açıkladı)!’— M.Ustaosmanoğlu
72:5
6
وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ ٦
Ve ennehu kâne ricâlun minel insi yeûzûne bi ricâlin minel cinni fe zâdûhum rehekâ(rehekan).
(Ey Mekke müşrikleri! Yine bana şöyle vahyolundu:) şüphesiz şu da bir hakikat ki; insanlardan birtakım erkekler, cinlerden birtakım erkeklere sığınmakta bulunmuşlardı da, böylece bunlar onları kibir ve azgınlık bakımından artırmışlardı.Rivayete göre; câhiliyet devrinde Araplardan biri, yolculuğu esnasında ıssız, sessiz, korkunç bir arazide gecelemek zorunda kalınca, orada bulunan cinlerin büyüğünü kastederek: “Kavminin beyinsizlerinin şerrinden, bu vadinin efendisine sığınırım!” derdi ve böylece sabaha kadar güvenlik içerisinde yatardı. İşte bu, cinlerin reislerinin kibirlerini artırdığı için onlar: “Cinlerin de, insanların da efendisi biziz!” derlerdi. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu
72:6
7
وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ ٧
Ve ennehum zannû kemâ zanentum en len yeb’asallâhu ehadâ(ehaden).
Gerçekten onlar da sizin zannettiğiniz gibi, Allâh’ın hiçbir kimseyi (ölümünün ardından) asla diriltmeyeceğini sanmışlardı! (Ama şimdi o cinler Kur’ân’ı dinleyerek dirilmeyi kabul ettiler, onlar gibi siz de inanmayı düşünmüyor musunuz?)— M.Ustaosmanoğlu
72:7
8
وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ ٨
Ve ennâ le mesnes semâe fe vecednâhâ muliet haresen şedîden ve şuhubâ(şuhuben).
(Cinler sözlerini şöyle sürdürdüler:) Muhakkak ki biz göğe ulaşmak (ve onun halkının konuştukların dinlemek) istedik, ama onu (melekler gibi) kuvvetli bekçiler ve (yıldızlardan kopup, aşağı doğru kaydığı görünen) parlak birtakım ateş parçalarıyla doldu rulmuş bulduk (da, böylece oradan kovulduk)!— M.Ustaosmanoğlu
72:8
9
وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ ٩
Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâıde lis sem’i fe men yestemiıl âne yecid lehu şihâben rasadâ(rasaden).
Oysa (daha önce) biz (meleklerin aralarında konuştukları gaybî haberleri) dinlemek için onun bazı yerlerinde birtakım meclislere otur(ma imkânı bul)uyorduk! Ama şimdi (Rasûlûllâh (Sal lâ llâhu Aleyhi ve Sellem)`in gönderilişinin ardından, içimizden) her kim (gök haberlerini) dinlemeye kalkışırsa, (orada) kendisini (yakıp helâk etmek üzere) gözeten parlak bir ateş parçası bulur!— M.Ustaosmanoğlu
72:9
10
وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداًۙ ٠١
Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bi men fîl ardı em erâde bi him rabbuhum reşedâ(reşeden).
Şüphesiz biz bilmemekteyiz ki, (gök cinlerden ve şeytanlardan korunarak) yerde olanlara bir şer mi murad edilmiştir, ya da Rableri onlara bir hayır mı murad etmiştir?— M.Ustaosmanoğlu
72:10
11
وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ ١١
Ve ennâ minnes sâlihûne ve minnâ dûne zâlik(zâlike), kunnâ tarâika kıdedâ(kıdeden).
Hakikaten biz (öyle bir toplumuz ki); içimizden (imanlı, takvâ sahibi) salih kimseler de vardır. İşte yine bizden, (salâh ve takvâda kemâle ulaşamayıp) bunun aşağısında olan lar da vardır. Biz farklı birtakım yollar(a; dinlere ve mezheplere sahip varlıklar) olmuşuzdur!— M.Ustaosmanoğlu
72:11
12
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ ٢١
Ve ennâ zanennâ en len nu’cizallâhe fîl ardı ve len nu’cizehu herebâ(hereben).
Muhakkak ki biz (nerede bulunsak da) Allâh’ı asla yerde âciz bırakamayacağımızı ve (yerden gö ğe) kaçışla (bile) O’nu asla acze düşüremeyeceğimizi yakînen bilmişizdir!— M.Ustaosmanoğlu
72:12
13
وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاًۙ ٣١
Ve ennâ lemmâ semi’nel hudâ âmennâ bih(bihî), fe men yu’min bi rabbihî fe lâ yehâfu bahsen ve lâ rehekâ(rehekan).
Şüphesiz biz o hidâyeti(n ta kendisi olan Kur’ ân-ı Kerîm’i) işittiğimiz anda ona iman ettik! İşte (bizim gibi) kim Rabbine iman ederse, artık o ne (sevabında) bir eksiltilmeden, ne de bir alçak lık kuşatmasından korkmaz!— M.Ustaosmanoğlu
72:13
14
وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً ٤١
Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).
Muhakkak ki biz; içimizden Müslümanlar da vardır! Yine bizden, (doğru yolu bırakıp) sapan kim seler de vardır! Artık kim Müslüman olursa, işte onlar, büyük bir hidâyet arayışında bulun muşlardır.— M.Ustaosmanoğlu
72:14
15
وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباًۙ ٥١
Ve emmel kâsitûne fe kânû li cehenneme hatabâ(hataban).
Ama o (haktan) sapanlar; işte onlar da cehenneme odun olmuşlardır!’— M.Ustaosmanoğlu
72:15
16
وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ ٦١
Ve en levistekâmû alât tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
(Yine bana vahyolunduğuna göre;) gerçek şu ki; eğer o (cinler ve insa)nlar o yüce (İslâm) yol(u) üzere istikamet edebilselerdi, elbette Biz onları pek bol bir suyla suvarır (ve rızıklarını bollaştırır)dık!— M.Ustaosmanoğlu
72:16
17
لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ ٧١
Li neftinehum fîh(fîhi), ve men yu’rıd an zikri rabbihî yeslukhu azâben saadâ(saaden).
Onları bu hususta imtihan (edenin muâmelesi ne tâbi) edelim (de, nimetlerimize şükredip- etmeye ceklerini herkese gösterelim) diye (böyle yapardık)! Her kim Rabbinin zikrinden (; Kur’ân’ından, tev - hîdinden, ibadetinden ve vaazından) yüz çe virirse, O onu (kendisine) üstün gelecek (ve git tikçe şiddeti artarak onu mağlup edecek) çok meşakkatli büyük bir azaba girdirir.— M.Ustaosmanoğlu
72:17
18
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ ٨١
Ve ennel mesâcide lillâhi fe lâ ted’û maallâhi ehadâ(ehaden).
(Bana vahyolunanlardan biri de şudur ki;) şüphesiz (Allâh için namaz kılınsın diye bina edilmiş olan) o mescitler Allâh’a mahsustur! Artık (Yahudi ve Hristiyanlar mabetlerine girdiklerinde şirk koştukları gibi, siz de camilerde) Allâh’la birlikte hiçbir kim seye ibadet etmeyin!— M.Ustaosmanoğlu
72:18
19
وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداًۜ۟ ٩١
Ve ennehu lemmâ kâme abdullâhi yedûhu kâdû yekûnûne aleyhi libedâ(libeden).
Bir de hakikat şu ki; Allâh’ın (en büyük) kulu (olma vasfıyla şereflenmiş Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)) O’na ibadet eder olduğu halde (Mekke va dilerinden biri olan Nahle mevkiinde sabah namazı için) kıyamda bulunduğu zaman, onlar(ca cin onun ibadetini gördüklerinde ve kıyam, rükû, secde gibi hallerin de ashâbının ona uymasını izleyip, kıraatini de işittiklerinde, o güne kadar görmedikleri bu manzara karşısın da hayranlıklarından dolayı) onun etrafında (izdiham ederek) birbirine girmiş birtakım topluluklar olma ya pek yaklaştılar.”— M.Ustaosmanoğlu
72:19
20
قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً ٠٢
Kul innemâ ed’û rabbî ve lâ uşriku bihî ehadâ(ehaden).
(Habîbim!) De ki: “Ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hiçbir kimseyi ortak etmem! (Bunda şaşılacak ne var ki, izdiham yapıyorsunuz!)”— M.Ustaosmanoğlu
72:20
21
قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً ١٢
Kul innî lâ emliku lekum darren ve lâ reşedâ(reşeden).
De ki: “Muhakkak ben sizin için ne bir zarar(ı savuşturmay)a, ne de bir fayda (kazandırma)ya güç yetiremem!”— M.Ustaosmanoğlu
72:21
22
قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ ٢٢
Kul innî len yucîrenî minallâhi ehadun ve len ecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
De ki: “Şüphesiz ki ben, (hakkımda bir kötülük murad etmesi durumunda) Allâh’tan beni kimse as la kurtaramaz ve kesinlikle ben O’ndan başka mey ledilecek bir sığınak da bulamam!— M.Ustaosmanoğlu
72:22
23
اِلَّا بَلَاغاً مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ٣٢
İllâ belâgan minallâhi ve risâlâtih(risâlâtihî), ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâre cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).
Lâkin Allâh’tan bir duyuruya ve O’nun elçiliklerin(i size tebliğ etmey)e (gücüm yeter)! Her kim (benim ulaştırdığım bu hükümler kabullen meyerek) Allâh’a ve Rasûlüne isyan ederse, artık (kâfirlerin) içerisinde sonsuza kadar ebediyyen kala cakları cehennem ateşi şüphesiz sadece ona aittir!— M.Ustaosmanoğlu
72:23
24
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِراً وَاَقَلُّ عَدَداً ٤٢
Hattâ izâ reev mâ yûadûne fe se ya’lemûne men ad’afu nâsıren ve ekallu adedâ(adeden).
(Kâfirler inatlarını sürdürerek inananları aşağılamaya devam edeceklerdir.) Nihâyet tehdit olundukları şeyi gördükleri zaman, artık yakında bile ceklerdir ki, yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olan kimmiş?— M.Ustaosmanoğlu
72:24
25
قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَداً ٥٢
Kul in edrî e karîbun mâ tûadûne em yec’alu lehu rabbî emedâ(emedan).
De ki: “Tehdit olunduğunuz şey çok yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin edecektir bilemiyorum?— M.Ustaosmanoğlu
72:25
26
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَداًۙ ٦٢
Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
(O,) bütün gaybları bilendir! Öyle ki, gaybını kimseye açıklamaz!— M.Ustaosmanoğlu
72:26
27
اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَداًۙ ٧٢
İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
Ancak (bazı gaybları bildirmek üzere seçip) râzı olmuş olduğu bir rasûl müstesnâ! Zira muhakkak ki O, onun önünden ve ardından gözetleyen birtakım bekçiler dizer (de, onlar, vahyi tebliğ edinceye kadar onu şeytanların vesveselerinden ve katmalarından korurlar)! Bazıları bu âyetten yola çıkıp; kerâmet olarak evliyâullâha birtakım gaybların bildirilebileceğini inkâr etmişlerdir. Oysa bu, büyük bir cehâletten kaynaklanmaktadır. Zira bu âyet-i kerîmenin zâhirine bakılarak, gaybların sadece rasûllere bildirildiği hükmüne varılacak olsa, meleklere de, nebîlere de hiçbir gaybın bildirilmediğini kabullenmek gerekir. Dolayısıyla burada “Allâh-u Te’âlâ’nın, bütün gayıplarını rasûllerine bildirdiği” manası çıkarılamayacağı gibi, “Rasûl olmayan ne meleğe, ne nebîye ne de velîye hiçbir gaybı bildirmeyeceği” hükmüne de varılamaz. Nitekim Hızır (Aleyhisselâm) gibi peygamberliği ihtilaflı olan bir zata nice gayıpların bildirildiği Kur’ân-ı Kerim’in açık beyanları ile sabittir. Ayrıca Sahîhayn’da: “Geçmiş ümmetlerde olduğu gibi, bu ümmett de ilhama mazhar muhaddes kullar bulunduğu” bildirilmiştir. (Buhârî, Enbiyâ: 52, No: 3282, 3/1279, Müslim, Fezâilü’s-sa habe: 2, No: 2398, 4/1864) O halde burada peygamberlere tahsis edilen bildirme, vasıtasız olarak sadece vahiy yoluyla olan ayan-beyan bir bildirme şeklidir, velîlere ise; rüya, sahih keşif, ferâset ya da ilham gibi vasıtalarla bazı gaybî konular bildirilmektedir. Ama bu, peygamberlere bildirilen gibi kesin ilim ifade etmez. Ayrıca bu bildirim, rasûle asâleten, velîye ise tebe’iyyet yoluyla yapıldığından, her velînin kerâmeti, tâbi olduğu peygamber için bir mûcize kabul edilmektedir. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
72:27
28
لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً ٨٢
Li ya’leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey’in adedâ(adeden).
Tâ ki o (peygamber) bilsin ki; onlar(a vahiy getiren gözcüler, özellikle de Cibrîl (Aley hisselâm)) Rable rinin elçiliklerini gerçekten ulaştırmışlardır. Zaten O (Rableri) onlar(a vahiy getiren melâike-i kirâm)ın yanlarında bulunanı kuşatıcı şekilde bilmiştir, ay rıca O, (yağmur damlalarına ve kum tanelerine varınca ya kadar olmuş-olacak) her şeyi (tek tek) sayarak tespit etmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
72:28
Cin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle