Ankebut 69 Ayet 20. Cüz العنكبوت
29

Ankebut

— Dişi Örümcek
69 Ayet 20. Cüz
العنكبوت
29
Ankebut
69 Ayet
العنكبوت
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif! Lâm! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
29:1
2
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ٢
E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn(yuftenûne).
İnsanlar: “İman ettik!” dedikleri için, kendi leri imtihan(a tâbi) edilmeyecekleri bir halde bıra kılacaklarını mı sandı(lar)?— M.Ustaosmanoğlu
29:2
3
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ ٣
Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le ya’lemennellâhullezîne sadakû ve le ya’lemenel kâzibîn(kâzibîne).
Andolsun ki; elbette Biz onlardan öncekileri de muhakkak imtihan etmiştik. (Fakat onlar dinlerine sımsıkı bağlı çıktılar, demir testerelerle ortadan ayrı lanlar, demir taraklarla etleri kemiklerinden sıyrılan lar bile dinlerinden dönmediler.) Yemin olsun ki; elbette Allâh (:“İman ettik!” söz lerinde) doğru olmuş o (samimi) kimseleri de kesin likle (ezelde bildiği gibi, imtihanlarla ortaya çıkararak, herkese) bil(dir)ecektir, kasem ol sun ki; elbette yalancıları da kesinlikle (böylece) bil(ip herkese bildir)ecektir.— M.Ustaosmanoğlu
29:3
4
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَسْبِقُونَاۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٤
Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa o (kâfirlik ve günahlar gibi) kö tü şeyleri yapmakta olanlar Bizi geç(ip azâbımızdan kendile rini kurtarabil)eceklerini mi sandı(lar)?! (Zanna da ya na rak) karar vermekte oldukları (bu) şey ne kötü olmuştur!— M.Ustaosmanoğlu
29:4
5
مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٥
Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Her kim Allâh(ın cennet ve sevabın)a kavuşmayı ummaktaysa/her kim (ölümünün ardından diriltile rek) Allâh(ın hesabın) a kavuşmak tan korkmaktay sa/ , (Allâh-u Te`âlâ’nın emirlerini tutup yasaklarından kaçarak, umduğunu bulduracak ve korktuğundan kur taracak çarelere başvursun, zira) şüphesiz Allâh’ın (, sevap ve azâbın gerçekleşmesi için belirlediği) eceli elbette gelicidir! (Kullarının sözlerini hakkıyla işiten) Semî’ de, (herkesin tüm inanç ve hallerini lâyıkıyla bi len) Alîm de ancak O’dur. (Dolayısıyla herkese hak et tiği karşılığı verecektir.)— M.Ustaosmanoğlu
29:5
6
وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٦
Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Her kim (ibadetlere devam edip, şehvetlerden geri durarak nefsiyle; ves veselerine kapılmayarak şey tanla; bir de Allâh’ın davasını yüceltme uğ runda kâfir lerle) cihad ederse, o ancak kendisi(nin menfaati) için mücâhede etmektedir. (Allâh’ın bun da bir kârı yoktur, zira) şüphesiz ki Allâh, elbette tüm âlemle r(in itaat ve ibadetlerin)den (istifâdeye muhtaç ol ma yan bir) Ğa niyy’dir.— M.Ustaosmanoğlu
29:6
7
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nukeffiranne anhum seyyiâtihim ve le necziyennehum ahsenellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
O kimseler ki (Muhammed (Sal lâl lâhu Aleyhi ve Sellem)`e, Kur’ân’a ve diğer iman şartlarına şüphesiz bir şekilde) iman etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) salih ameller işlemişlerdir, andolsun ki; kötü işlerini onlardan kesinlikle tamamen örteceğiz ve yemin olsun ki; yapmakta bulunmuş olduk ları şey(e verilecek ecr)in en güzeli (olan; bire on ve daha fazla sevap) ile onları elbette mükâfatlandı racağız.— M.Ustaosmanoğlu
29:7
8
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨
Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi husnâ(husnen), ve in câhedâke li tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ, ileyye merciukum fe unebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Biz insana, ana babasıyla ilgili (olarak, güzelden öte, tümüyle) bir güzellik (sayılacak şekilde iyi davranmasını) emretmişizdir (ve ona şöyle buyurmuşuzdur): “Ama senin için (ilâhlığı) hakkında hiç bir bilgi bulunmayan (putlar gibi âciz) şeyleri (körü körüne) Bana ortak koşasın diye o ikisi seni zorlayacak olurlarsa, artık (yaratıcının hakkı karşısında hiçbir yaratığın hakkı gözetilmeyeceği için) onlara itaat etme! (İçinizden; iman eden, şirk koşan, ana-babasına iyilik eden ve kötü davrananlar dâhil hep birlikte) dönüşünüz ancak Banadır; Ben de size yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri(n karşılığını vererek, onların gerçek yüzünü) haber vereceğim!” Bu âyet-i kerîme; Sa`d ibni Ebî Vakkas (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir. Şöyle ki; o İslâm’a girdiğinde annesi Hımne: “Ey Sa`d! Bana ulaşan habere göre sen yoldan çıkmışsın! Vallâhi sen Muhammed’i inkâr edinceye kadar, bir gölge altına girmek ve yiyip içmek bana haram olsun!” dedi. Sa`d (Radıyallâhu anh) bu teklifi kabul etmeyince üç gün kadar bu sözünü tuttu. Sa’d (Radıyallâhu anh)ın, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelip durumdan şikâyetlenmesi üzerine bu âyet-i celîle inince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona İslâm’da sebat etmesini fakat annesiyle iyi geçinmesini ve kendisine iyilik yaparak rızasını almasını emretti.— M.Ustaosmanoğlu
29:8
9
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِح۪ينَ ٩
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nudhılennehum fîs sâlihîn(sâlihîne).
O kimseler ki (inanılması gereken hususlara) iman etmişlerdir ve (İslâm şartlarından ibaret) salih ameller işlemişlerdir, kasem olsun; muhakkak ki onları (bütün iyilikleri kendilerinde toplayan) salih ler (topluluğu) içerisine elbette girdireceğiz.— M.Ustaosmanoğlu
29:9
10
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ ٠١
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi fe izâ ûziye fîllâhi ceale fitneten nâsi ke azâbillâh(azâbillâhî), ve le in câe nasrun min rabbike le yekûlunne innâ kunnâ meakum, e ve leysallâhu bi a’leme bi mâ fî sudûril âlemîn(âlemîne).
İnsanlardan öyle (münafık) kim se vardır ki: “Biz (de) Allâh’a iman ettik!” der. Ama Allâh uğrunda eziyete uğradığında, insan ların fitne (ve işkence)sini, Allâh’ın (âhirette kâfir lere uygulayacağı ebedî) azâbı gibi tutar (da, O’nun azâbından kor. kan kişi, nasıl iman edip itaat ediyorsa, o da, kâfirlerin dünyada yapacakları geçici sıkıntılar dan korkup, onlara itaat ederek Allâh’ı inkâr eder). Andolsun ki; elbette Rabbinden (müminlere) bü yük bir yardım(, fetih ve ganimet) gelecek olsa, mutlaka şüphesiz onlar: “Muhakkak biz (din bakımın dan) sizinle beraberdik. (Öy leyse ganimete bizi de ortak edin.) ” derler. (Öyle de,) âlemlerin sînelerinde bulunan (niyet ve inançları, ahlâk ve nifak)ları (herkesten, hatta kendilerinden) daha iyi bilen/ hakkıyla bilen/, sadece Allâh değil midir?— M.Ustaosmanoğlu
29:10
11
وَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِق۪ينَ ١١
Ve le ya’lemennallâhullezîne âmenû ve le ya’lemennel munâfikîn(munâfikîne).
Yemin olsun ki; elbette Al lâh o (ihlâsla) iman etmiş olan kimseleri de kesinlikle bil(diği üzere mükâfata mazhar ed)ecektir, kasem olsun ki; elbet te O, münafıkları da kesinlikle bil(diği şekilde azâ ba tâbi ed)ecektir.— M.Ustaosmanoğlu
29:11
12
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَب۪يلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْۜ وَمَا هُمْ بِحَامِل۪ينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍۜ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٢١
Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûttebiû sebîlenâ velnahmil hatâyâkum, ve mâ hum bi hâmilîne min hatâyâhum min şey’(şey’in), innehum le kâzibûn(kâzibûne).
O kâfir olmuş kimseler, iman etmiş olan ki şilere: “Siz bizim yolumuza uyun, (eğer bun da her hangi bir zararınız söz konusu olursa, Allâh’tan size gelecek her sorumluluğa biz kefil olalım ve) hatala rınızı biz yüklenelim!” dedi. Oysa kendileri, asla onların (şirke bulaşmaları durumunda kazanmış olacakları o büyük) hatalarından hiçbir şeyi taşıyacak kimseler değildirler. Şüphesiz ki onlar elbette ya lancıdırlar.— M.Ustaosmanoğlu
29:12
13
وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالاً مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٣١
Ve le yahmilunne eskâlehum ve eskâlen mea eskâlihim ve le yus’elunne yevmel kıyâmeti ammâ kânû yefterûn(yefterûne).
Yemin olsun ki; elbette onlar hem kendi ağır yüklerini, hem de kendi ağır yükleriyle birlikte (, sapıtmasına sebep oldukları kimselerin) nice ağır yük leri(ni) de mutlaka taşıyacaklardır. Andolsun ki; elbette kıyâmet günü onlar, (dünya da) uydurmakta bulunmuş oldukları(: “Sen günah işle, ve bâli benim olsun!” gibi yalan-yanlış) şeyler den (dolayı) mutlaka (azarlanıp) sorulacaklardır.— M.Ustaosmanoğlu
29:13
14
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَاماًۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ٤١
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).
Andolsun ki; elbette Biz Nûh’u kendi kavmi ne (peygamber olarak) gönderdik de, muhakkak o, elli sene hâriç bin sene onların arasında kaldı. Nihâyet onlar (kâfirlik ve günahlardan vazgeçme yen) zâlim kimseler (olmayı sürdürür) ken o (dün yayı kaplayan büyük) tûfan onları yakalayıverdi.— M.Ustaosmanoğlu
29:14
15
فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّف۪ينَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٥١
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne).
Böylece Biz onu ve (üç oğlu ile kendisine iman etmiş bulunan pek az kimsenin teşkil ettiği) o geminin halkını kurtardık ve onu (uzun süre Cûdi dağı üze rinde bekleterek) âlemler için büyük bir âyet (ve ibret) yaptık.— M.Ustaosmanoğlu
29:15
16
وَاِبْرٰه۪يمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٦١
Ve ibrâhîme iz kâle li kavmihî’budûllâhe vettekûh(vettekûhu), zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
İbrâhîm’i de (peygamber olarak kavmine gön derdik)! Hani o, kavmine demişti ki: “(Sadece) Allâh’a kulluk edin ve O’n(a ortak koşmak)dan hakkıyla sa kının! İşte size! Bu (ibadet ve takvâ) sizin için tam bir hayırdır. Eğer (hayrı ve şerri) bilmekte olduy sanız (, hayrı tercih etmeniz gerekir)!— M.Ustaosmanoğlu
29:16
17
اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناً وَتَخْلُقُونَ اِفْكاًۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقاً فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُۜ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٧١
İnnemâ ta’budûne min dûnillâhi evsânen ve tahlukûne ifkâ(ifken), innellezîne ta’budûne min dûnillâhi lâ yemlikûne lekum rızkân, febtegû indallâhir rızka va’budûhu veşkurû leh(lehu), ileyhi turceûn(turceûne).
Siz Allâh’ı bırakıp ancak birtakım putlara tapmaktasınız ve (onların Allâh katında size şefaatçi olacaklarını iddia ederek) büyük bir yalan uydur maktasınız. Şüphesiz ki Allâh’ı bırakıp da tapmakta olduğu nuz şeyler, sizin için en ufak bir rızka (dahi) sahip olamazlar/size azıcık bir rızık vermeye (bile) güç yetiremezler/. O halde siz bütün rızıkları Allâh ka tında arayın(; sadece O’ndan isteyin), (yalnızca) O’na ibadet edin ve (size bunca nimetler lütfettiği için, bir liğini ikrar ederek) Kendisine şükredin! (Ölümünüzün ardından diriltilerek) siz ancak O’na döndürü leceksiniz! (Öyleyse ibadet ve şükre devam ederek, O’na kavuşacağınız gün için hazırlanın!)— M.Ustaosmanoğlu
29:17
18
وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٨١
Ve in tukezzibû fe kad kezzebe umemun min kablikum, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).
(Eğer bana inanırsanız iki cihan saâdetine eriş miş olursunuz, yok) eğer yalanlarsanız, (bana bir zarar dokunduramazsınız, çünkü) gerçek ten sizden önce (yaşamış bulunan) birçok ümmetler de (, Şîs, İdrîs, Nûh, Hûd ve Sâlih (Aleyhimüsselâm) gibi kendileri ne gönderilmiş olan peygamberlerini) yalanlamıştı. (Fakat onların bu inkârları başlarına büyük belalar açarak sadece kendilerine zarar vermişti. İşte beni ya lanlamanızın sonucu da böyle olacaktır. Çünkü benim görevim sizi zorla imana getirmek değildir. Nitekim bir) peygamber üzerine düşen ancak (şüphe bırak mayacak derecede) pek açık/(hükümleri) açıklayı cı/ bir duyurudur! (Ben de bu vazifemi gereğince yaptım!)”— M.Ustaosmanoğlu
29:18
19
اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٩١
E ve lem yerev keyfe yubdiullâhul halka, summe yuîduh (yuîduhu), inne zâlike alallâhi yesîr(yesîrun).
(Peygamberler ümmetlerine demişlerdi ki:) “O (dirilmeyi inkâr etmekte ola)nlar görmediler mi ki, Allâh halkı ilk başta nasıl (yoktan) yaratmak tadır? (Öldürdükten) sonra da onları (dirilterek, son suz hayata) geri döndürecektir. İşte bu (yoktan yaratmak ve daha sonra diriltmek), Allâh’a göre gerçekten de pek kolay bir şeydir! (Zira O’nun hiçbir işi, Zât’ı haricinde hiçbir şeye muhtaç değildir!)”— M.Ustaosmanoğlu
29:19
20
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۚ ٠٢
Kul sîrû fîl ardı fânzurû keyfe bedeel halka, summallâhu yunşîun neş’etel âhıreh(âhırete), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Biz İbrâhîm’e şöyle vahyetmiş tik: Âhireti in kâr edenlere) de ki: “Yer (yüzün)de gezin de, bakın ki O (Allâh-u Te`âlâ) bunca yaratığı ilk başta (hiç yok tan, bu kadar farklı tabiatlar ve değişik şekiller üzere) nasıl yaratmış?! Sonra (ilk yaratışın ardından) yine Allâh o (öldür düklerini dirilteceği) son raki yaratışı da meydana getirecektir. Şüphesiz ki Allâh her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
29:20
21
يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ ١٢
Yuazzibu men yeşâu ve yerhamu men yeşâ’(yeşâu), ve ileyhi tuklebûn(tuklebûne).
O, (dirilmeyi inkâr ettikleri için, azap etmeyi) dilediğine (dünyada da âhirette de) azap eder, (di rilmek dâhil tüm iman şartlarını tasdik ettikleri için, cennete kavuşturmak) istediğine ise rahmet eder! Siz yalnızca O’na döndürüleceksiniz!..— M.Ustaosmanoğlu
29:21
22
وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ۟ ٢٢
Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ardı ve lâ fîs semâi ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Siz, ne yerde ne de gökte (ulaşıla mayacak yerlere kaçarak Allâh-u Te`âlâ’yı, sizin hakkınızda uygu lamak istediği hükümleri icrâ etmekten) asla âciz bı rakabilecek kimseler değilsiniz. Sizin için Allâh’tan başka ne bir dost, ne de gerçek bir yardımcı bu lunmamaktadır (ki, O’nun yerden veya gökten gön dermek istediği belâya karşı sizi savunabilsin)!— M.Ustaosmanoğlu
29:22
23
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَلِقَٓائِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ يَـئِسُوا مِنْ رَحْمَت۪ي وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٣٢
Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).
O kimseler ki, Allâh’ın (tekvînî ve tenzîlî - cihan ve Kur’ân-) âyetlerini ve O’na kavuşmayı in kâr etmişlerdir, işte onlar (kıyâmet gününde) Benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. Yine işte onlar, çok acı verici büyük bir azap sadece o (inkârcı ola)nlara aittir!”— M.Ustaosmanoğlu
29:23
24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٤٢
Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlûktulûhu ev harrýkûhu fe encâhullâhu minen nâr(nâri), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Bunun üzerine kavminin cevabı: “Onu (kılıç ve benzeri silahlarla) öldürün yahut yakın onu!” demelerinden başkası olmadı. (Böylece onlar çok büyük ateş yakıp onu içine attılar) fakat Allâh onu o ateşten kurtardı. İşte şüphesiz bu (şekilde aylarca tutuştu rulan ateşin bir anda söndürülüp, güllük gülistanlığa dönüştürülerek İbrâhîm (Aleyhisselâm)`ın kurtarılma sı)nda iman etmekte olan bir kavim için, elbette pek çok ve çok büyük âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
29:24
25
وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناًۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَۗ ٥٢
Ve kâle innemettehaztum min dûnillâhi evsânen meveddete beynikum fîl hayâtid dunyâ, summe yevmel kıyâmeti yekfuru ba’dukum bi ba’dın ve yel’anu ba’dukum ba’dan ve me’vâkumun nâru ve mâ lekum min nâsırîn(nâsırîne).
O (, ateşten kurtulmasının ardından kavmine hitaben) dedi ki: “Siz ancak o en alçak (dünya) hayat(ın)da (aynı şeye ibadet ederek buluşup kaynaşasınız ve böylece) aranızda sevgi (ve samimiyet) ol(uş)sun diye/(sev diklerinizi onlara tapar bir halde görünce,) aranızdaki sevgiden dolayı (kendilerine uymak için)/ Allâh’ı bırakıp birtakım putlar(ı ilâhlar) edindiniz! Sonra kıyâmet günündeyse; bir kısmınız diğer bir kısmı tanımayacak, bazınız da diğer bir kısma lânet edecektir. (İşte o zaman sapanlar, kendilerini saptıranlardan, bâtıl ilâhlara tapanlar da, taptıklarından uzaklıklarını bildirecek, böylece o gün siz birbirinizi tanımaz hale geleceksiniz ve siz putlarınızı lânetlerken, Allâh-u Te`â lâ’nın dile getirmesiyle onlar da size lânet okuyacaktır.) Sığın(maya mecbur bırakıl)acağınız yer ancak o ateştir! (Bugün sizin beni attığınız ateşten Rabbim be ni kurtarmıştır, ama o gün) sizin için yardımcılardan hiçbir kimse de bulunmayacaktır!”— M.Ustaosmanoğlu
29:25
26
فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦٢
Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bunun üzerine (Allâh-u Te`âlâ’nın birliğine öteden beri inanmış olan) Lût ((Aleyhisselâm), İbrâhîm (Aleyhisselâm)`ın peygamberlik iddiasını duyduğu an da) hemen ona iman etti! (Artık) o (diyarda durmak is temeyen İbrâhîm (Aleyhisselâm)) ise dedi ki: “Şüphesiz ki ben (müşrik kavmimin bulunduğu Kûfe havâlisinden ayrılıp,) Rabbim(in, hicret etmemi emretmiş olduğu Harrân yöresine, daha sonra da Fi listin cihetin)e hicret ediciyim. Muhakkak ki O, (ye nilmez gücüyle beni düşmanlarımdan koruyacak) Azîz de, (her emrinde nice hikmetler bulunan, dolayısıyla bana ancak yararıma olan şeyleri emreden) Hakîm de ancak O’dur!”— M.Ustaosmanoğlu
29:26
27
وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٢
Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûbe ve cealnâ fî zurriyyetihin nubuvvete vel kitâbe, ve âteynâhu ecrehu fîd dunyâ, ve innehu fîl âhıreti le mines sâlihîn(sâlihîne).
(Bizim uğrumuzda bunca feda kârlık yaptığı için) Biz de ona (kısır bir hanım olan Sâre (Radıyallâhu anhâ)`dan, hem de yaşlanıp doğurmaktan tamamen ümit kes tiği bir anda, oğul olarak) İshâk’ı ve (torun olarak) Ya`kûb’u bağışladık, peygamberliği ve (dört büyük) kitabı da onun zürriyetinde(n gelecek zâtlara mah sus) kıldık! Böylece (Bizim için yapmış olduğu sâlih amellerin karşılığı olarak; Nem rûd’un ateşinden kurtarma, kı yâ me te kadar her ümmetin dilinde güzel övgülerle anısını bâkî kılma ve hem kendisine, hem de ailesine salâvat okutturma gibi çeşitli vesilelerle) ona mükâfatını dün yada verdik. Muhakkak ki o, âhirette de elbette (iyilikte kemâ le ermiş) salih kimselerdendir.— M.Ustaosmanoğlu
29:27
28
وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٨٢
Ve lûtan iz kâle li kavmihî innekum le te’tûnel fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn(âlemîne).
Lût’u da (peygamber olarak kavmine gönderdik)! Hani o, kavmine demişti ki: “Gerçekten siz el bette (livâta gibi) o en çirkin işi yapmaktasınız, âlem lerden hiçbiri (siz den önce) bunun (gibi bir günah) la sizi geçmemiştir...— M.Ustaosmanoğlu
29:28
29
اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَأْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩٢
E innekum le te’tûner ricâle ve taktaûnes sebîle ve te’tûne fî nâdîkumulmunker(munkere), fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû’tinâ bi azâbillâhi in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
Gerçekten siz mi, illa da erkeklere yaklaşa(rak eşcinsellik yapıp dura)caksınız, (gelip geçene zorla bu fuhşu işletmek için ya da öldürüp yağmalamak için) yol kes(meyi sürdür)eceksiniz ve (toplantı) meclislerinizde o münker (olan ve hem aklen hem de dînen çirkin sayılan şeyler)i yap(makta ısrarcı ol) acaksınız?” Bunun üzerine kavminin cevabı: “(Biz bu işleri bırakmayacağız, öyleyse bunlara karşılık) bize (vaad ettiğin o) Allâh’ın azâbını getir! Eğer (bu iddianda) doğru kimselerden olduysan (bunu ispatla da görelim)!” demelerinden başkası olmamıştır. Lût kavminin işlediği münkere misal olarak tefsirlerde; alenen yellenme ve herkesin ortasında cinsî münâsebette bulunma, sövüşme, müstehcen şakalar yapma, yolculara zarar vermek için sapanla taş atma, çıplak gezme ve birbirinin suratına tükürme gibi kötü huylar zikredilmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
29:29
30
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٠٣
Kâle rabbinsurnî alel kavmil mufsidîn(mufsidîne).
(O zaman Lût (Aleyhisselâm) Allâh-u Te`âlâ’ya mü racaat etmek üzere) dedi ki: “Ey Rabbim! (Böyle bir fuhşu başlatıp sürdürerek, bir de Senin kudretinle alay etmek için acele azap isteyerek bozgunculuk yapan) bu ifsatçılar topluluğuna karşı bana yardım et!”— M.Ustaosmanoğlu
29:30
Yükleniyor...
Ankebut
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle