قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٠١
Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
Rasûlleri dedi ki: “Göklerin ve yerin yoktan yaratıcısı olan Allâh(ın birliği) hakkında en ufak bir şüphe mi vardır? (Ey inkârcılar! Sizindediğiniz gibi, biz sizi kendi kafamızdan bir yola çağırmakta değiliz! Ancak bizim aracılığımızla) O (Rabbiniz) sizi (imana) davet etmektedir ki, sizin için (tüm) günahlarınızı / (kul haklarına tealluk etmeyen) bazı günahlarınızı/bağışlasın ve sizi adı konmuş bir süreye kadar geciktirsin (de, kökünüzü kazıyacak ânî bir azapla hepinizi birden helâk etmesin)!” Dediler ki: “Siz (bizekarşı hiçbir üstünlüğü olmayan) ancak bizim gibi bir beşersiniz, istiyorsunuz ki, babalarımızın tapmakta bulunmuş olduğu şeyden bizi engelleyesiniz. (Eğer durum bizim dediğimiz gibi değil de, sizin iddia etmek te olduğunuz gibiyse,) o halde bize (peygamberlik makamını hak etmenize sebep olan meziyetlerinize dair) pek açık ve çok güçlü bir delil getirin!” Âyet-i kerîmede geçen “Adı konmuş bir süre” ifadesi, insanların ölümü için takdir edilen eceli konu etmektedir. Ancak iman etmeleri şartıyla ümmetlere vaad edilen geciktirme iki türlü anlaşılabilir: a) Ecelleri gelinceye kadar dünyada lezzetler içerisinde zevk ü sefâ ile yaşatılmaları, b) İman etmeleri takdirinde ömürlerinin son noktası olarak belirlenen süreye kadar geciktirilip, köklerini koparacak ânî bir azapla karşılaştırılmamalarıdır. Nitekim onların iman edip etmeyecekleri ve buna göre ne kadar yaşayacakları, kesinleştirilmiş yazı olan kazâ-i mübremde belliyse de, askıda bırakılmış yazı anlamına gelen kazâ-i muallâkta, onların iman etmeleri hâlinde belirli bir süreye kadar yaşatılacakları, inkârda ısrar etmeleri durumundaysa, o süreye kavuşamadan ânî bir azapla helâk edilecekleri konu edilmiştir. İşte burada peygamberleri onlara: “İman edin ki, Allâh sizi toplu bir helâke maruz bırakmayıp ecellerinizin son müddetine kadar ulaştırsın!” demek istemişlerdir.— M.Ustaosmanoğlu