Kasas 88 Ayet 20. Cüz القصص
28

Kasas

— Tarihi Vakalar
88 Ayet 20. Cüz
القصص
28
Kasas
88 Ayet
القصص
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓمٓۜ ١
Tâ sîn mîm.
Tâ! Sîn! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
28:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
İşte bu (sûrede buluna)nlar, (Allâh-u Te`âlâ tarafından indirildiğini mûcizeleriyle ispat eden ve manaları muhataplarınca) pek açık olan/(helâl ve haramı, emir ve yasağı) iyice açıklayan/ o (yüce) ki tabın âyetleridir.— M.Ustaosmanoğlu
28:2
3
نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٣
Netlû aleyke min nebei mûsâ ve fir’avne bil hakkı li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
İman etmekte olan bir toplum (yararlansın) için Biz sana Mûsâ ve Firavun’un önemli haberle rinden bir kısmını hak ile art arda okumaktayız.— M.Ustaosmanoğlu
28:3
4
اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعاً يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّـحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْـي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٤
İnne fir’avne alâ fîl ardı ve ceale ehlehâ şiyean yestad’ıfu tâifeten minhum yuzebbihu ebnâehum ve yestahyî nisâehum, innehu kâne minel mufsidîn(mufsidîne).
Gerçekten Firavun o (Mısır ve civarındaki) toprakta (zulüm sınırlarını aşarak) azgınlık yapmış ve oranın halkını (kendi isteği doğrultusundahareket eden) birtakım fırkalar hâline getirmişti ki, onlar dan bir zümreyi (; İsrâîloğullarını) iyice güçsüz dü şürüyordu, oğullarını çokça boğazlıyor, kadınlarınıysa diri bırakıyordu. Gerçekten de o, (kâhinlerin haberine dayanarak yüz bine yakın oğlan çocuğu öldürtecek derecede fe sat çıkaran) bozgunculardan (biri) olmuştu.— M.Ustaosmanoğlu
28:4
5
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ٥
Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fîl ardı ve nec’alehum eimmeten ve nec’alehumul vârisîn(vârisîne).
Ama Biz istiyorduk ki o toprakta zayıf duruma düşürülmüş olan o kimselere iyilikte bulunalım, onları (hayırda kendilerine uyulan) pek değerli ön derler yapalım ve (Firavun hânedânını helâk etme mizin ardından, bırakacakları saltanata) onları mi rasçılar kılalım...— M.Ustaosmanoğlu
28:5
6
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ ٦
Ve numekkine lehum fîl ardı ve nuriye fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ minhum mâ kânû yahzerûn(yahzerûne).
Bir de onlara o yerde (diledikleri gibi tasarrufta bulunmalarını sağlayacak şekilde geniş saltanat ve) iyice yerleşme imkânı verelim, Firavun’a, Hâmân’a ve ordularına da onlardan, (o köleleri konumun daki İsrâîloğullarının eliyle devletlerini kaybedeceklerine dâir) sakınmakta bulunmuş oldukları şeyi gösterelim (istedik)!— M.Ustaosmanoğlu
28:6
7
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٧
Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîh(erdıîhi), fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fîl yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu minel murselîn(murselîne).
(O sırada oğlunu nasıl gizleyeceği endişesine kapılan) Mûsâ’nın annesine: “(Sakınabildiğin sürece) onu emzir, fakat ona karşı (casuslardan veya komşu lardan bir zarar geleceğine dâir) endişelenirsen he men onu (bir şeye sarıp ziftlenmiş bir sandık içeri sine koyarak) o deniz (gibi olan Nil nehrin)e bırak! (Boğulacağından, sütsüz kalaca ğından ya da kaybo lacağından) korkma ve (ayrılığı nedeniyle) üzülme! Şüphesiz ki Biz onu sana geri döndürücüleriz ve onu peygamberlerden biri kılıcılarız!” diye ilhamda bulunduk.— M.Ustaosmanoğlu
28:7
8
فَالْتَقَطَهُٓ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُواًّ وَحَزَناًۜ اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـ۪ٔينَ ٨
Feltekatahû âlu fir’avne li yekûne lehum aduvven ve hazenâ(hazenen), inne fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ kânû hâtıîn(hâtıîne).
Nihâyet Firavun âilesi (o an için farkında olmasalar da) neticede onlara büyük bir düşman ve iyi bir üzüntü olsun diye onu (ırmak kenarında ağaca takılı bir halde) bulup aldı. Firavun da, Hâmân da, orduları da gerçekten (her işte yanıldıkları gibi ken disinden kurtulma uğrunda binlerce çocuğu kestikleri Mûsâ (Aleyhisselâm)`ı kucaklarında büyüterek yine ken dileri adına) yanlış yapan kimseler oldular.— M.Ustaosmanoğlu
28:8
9
وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ ل۪ي وَلَكَۜ لَا تَقْتُلُوهُۗ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩
Ve kâletimraetu fir’avne kurretu aynin lî ve lek(leke), lâ taktulûhu asâ en yenfeanâ ev nettehızehu veleden ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Firavun’un hanımı (Âsiye (Radıyal lâhu anhâ) onu sandıktan çıkarınca, göz lerinin arasında bulunan nuru fark edip): “(Bu çocuk) bana da sana da bir göz ay dınlığıdır! (Sakın) onu öldürmeyin! Umulur ki bize fayda verir ya da onu çocuk ediniriz! (Zaten parmağından süt emmesi, tükürüğüyle has taların iyileşmesi gibi ve ondan gördüğümüz diğer hâ rikulâdelikler onun çok faydalı ve mübârek olduğu nun delillerindendir.)” dedi. Hâlbuki onlar (işin ne reye varacağının) farkında olamıyorlardı!— M.Ustaosmanoğlu
28:9
10
وَاَصْبَحَ فُؤٰادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغاًۜ اِنْ كَادَتْ لَتُبْد۪ي بِه۪ لَوْلَٓا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٠١
Ve asbaha fuâdu ummi mûsâ fârigâ(fârigan), in kâdet le tubdî bihî lev lâ en rabatnâ alâ kalbihâ li tekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
(Çocuğunun Firavun’un eline düştüğü haberini alan) Musâ’nın an nesinin kalbi (dehşete kapılarak ne tedbir düşüneceği hakkında) bomboş bir hâle gel di. Gerçekten o (, oğlunu taşıyan sandığın dalgalara kapıldığını görünce bağırarak) onu(n kendi oğlu olduğunu) açıklamaya elbette pek yanaşmıştı. Eğer Biz (sözümüze) inananlardan olması için (sabır ve sebat ilham ederek, bir de sekînet indire rek) kalbini güçlendirmeseydik (, neredeyse: “Vay oğlum!” diye bağırarak kendini ele verecekti)!— M.Ustaosmanoğlu
28:10
11
وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ١١
Ve kâlet li uhtihî kussîhi fe besurat bihî an cunubin ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Oğlunun başına gelenleri merak eden Yûhâniz vâlide) onun (Meryem adındaki) kız kardeşine: “(Mû sâ’nın) izini sür (de başına gelenlerden haber al)!” dedi. Böylece o da (kimseye hissettirmeden göz ucuy la) onu uzaktan gözetledi. Hâlbuki o (Firavu)n(un adam)lar(ı onun o çocuğu gözlediğinin) farkında değillerdi.— M.Ustaosmanoğlu
28:11
12
وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ ٢١
Ve harremnâ aleyhil merâdıa min kablu fe kâlet hel edullukum alâ ehli beytin yekfulûnehu lekum ve hum lehu nâsıhûn(nâsıhûne).
Zaten Biz (kardeşinin gözetlemesinden) daha önce (bir mûcize olarak) emziren (sütanne) ler(den emmey)i/e miş leri/emme yerlerini/ ona yasakla mıştık. Der ken o (kız kardeşi, getirilen hiçbir kadından emme yi kabul etme yen evlatlıkları yüzünden bü yük sıkıntı çeken Firavun ailesine): “Size bir hâne halkı göstereyim mi ki, onlar sizin için onu (emzirip büyütmeyi) üstlenirler ve onlar onun iyiliğini iste yicidirler?” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:12
13
فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٣١
Fe redednâhu ilâ ummihî key tekarra aynuhâ ve lâ tahzene ve li ta’leme enne va’dallâhi hakkun ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Nihâyet Biz onu annesine geri döndürdük, tâ ki gözü aydın olsun da üzülmesin, bir de bilsin ki şüphesiz Allâh’ın vaadi (önünde sonunda gerçekle şecek olan) bir haktır! Lâkin onların pek çoğu (Allâh’ın sözünün mutlaka yerini bulacağını) bilmezler (de İlâhî vaadler hakkın da hâlâ şüphe ederler)! Rivayetlere göre; Firavun o kızın teklif ettiği kadının getirtilmesini emretti. Onu kucağında susturmaya çalıştığı bir sıra da annesi gelince, Mûsâ (Aleyhisselâm) hemen onun kokusunu alıp emmeye başladı. Firavun ona: “Bu kadar kadını kabul etmezken seni nasıl kabul etti?” diye sorunca: “Ben hoş kokulu ve pâk sütlü bir kadınım, öteden beri her çocuk beni kabul eder!” dedi ve kesim senesine rastlamayan Hârûn adında bir oğlu bulunduğu mazeretiyle sarayda kalamayacağı için çocuğu evinde bakmak istedi. Bu teklifi kabul eden Firavun, günlüğüne bir dînâr da ücret belirleyerek, annesiyle birlikte onu evine gönderdi.— M.Ustaosmanoğlu
28:13
14
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٤١
Ve lemmâ belega eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
O (Mûsâ (Aleyhisselâm) aklının ve gücünün olgun laştığı) kuvvetlenme çağının sonuna ulaştığında ve iyice kemâle erdiğinde Biz ona (peygamberlik gibi) büyük bir hüküm ve (insanlara iki cihanda ya rarlı olan şeyler hakkında, özellikle de fıkıhla alâkalı) önemli bir ilim verdik! İşte (Mûsâ ve annesi gibi) güzel amelde bulunanları (iyiliklerine karşılık) ancak böylece mükâfatlandırırız.— M.Ustaosmanoğlu
28:14
15
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ٥١
Ve dehalel medînete alâ hîni gafletin min ehlihâ fe vecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâzâ min şîatihî ve hâzâ min aduvvih(aduvvihî), festegâsehullezî min şîatihî alellezî min aduvvihî, fe vekezehu mûsâ fe kadâ aleyhi kâle hâzâ min ameliş şeytân(şeytâni), innehu aduvvun mudillun mubîn(mubînun).
(Firavun’un saraydan ayrıldığı bir sırada Mûsâ (Aleyhisselâm) oradan çıktı. Öğle uykusuna yatan) hal kının gaflet içinde olduğu bir zamanda o (Mısır) şehr(in)e girdi de, orada birbiriyle öldüresiye dö vüşmekte olan iki adama rastladı ki, işte bu, (din konusunda) kendisine eşlik eden adamlarından; işte şu ise onun düş manları (olan Firavun’un mensup olduğu Kıptî ırkı)ndandı. Kendi taraftarlarından olan kişi düşmanlarından olan kimseye karşı he men ondan yardım istedi. Mûsâ da ona (bir) yumruk vurdu da böylece ha yatını sona erdirdi. (İrâdesi dışında gerçekleşen bu öldürme hâdisesinden çok etkilenerek) dedi ki: “İşte bu (şekilde kasıtsız da olsa, Rabbimden emir almadan bir insana vurup ölümüne sebebiyet vermem), şeyta nın (süslü gösterdiği) işlerindendir! Şüphesiz ki o, (Âdemoğullarına karşı düşmanlığı) pek açık, saptı rıcı büyük bir düşmandır.”— M.Ustaosmanoğlu
28:15
16
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٦١
Kâle rabbi innî zalemtu nefsî fâgfirlî fe gafera leh(lehu), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
O (kasten bir günah işlememişse de, Allâh-u Te`âlâ’dan izin almaksızın bir kişinin ölümüne sebe biyet verdiği için, Rabbine karşı bir alçalma ifadesi olarak): “Ey Rabbim! Gerçekten ben nefsime zulmettim (; kendime yazık ettim), artık benim için (hatamı) ba ğışla!” dedi. O da hemen onun için (zellesini) mağfiret etti. Şüphesiz ki O, (kullarının hatalarını çokça bağışla yan) Ğafûr da, (mahcubiyet verecek halleri ortadan kaldırarak merhametini gösteren) Rahîm de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
28:16
17
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ ٧١
Kâle rabbi bimâ en’amte aleyye fe len ekûne zahîren lil mucrimîn(mucrimîne).
(Mağfiret nimetine şükretmek için, bir daha böyle bir şey yapmayacağına dâir Allâh-u Te`âlâ’ya söz vermek üzere) dedi ki: “Ey Rabbim! Bana lüt fetmiş bulunduğun (aff-ı mağfiret gibi yüce bir) şey hakkı için; artık (bir daha bu gibi hatalara düşmeyeceğim ve) o (beni yardıma çağırarak hatama sebep olan) suçlulara arka çıkan bir yardımcı asla olma yacağım!”— M.Ustaosmanoğlu
28:17
18
فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ٨١
Fe asbaha fîl medîneti hâifen yeterakkabu fe izellezîstensarahu bil emsi yestasrihuh(yestasrihuhu), kâle lehu mûsâ inneke le gaviyyun mubîn(mubînun).
Derken kendisi o şehirde (kısas yoluyla öldürüleceğinden) korku içerisinde (başına gelecekleri) dikkatlice beklemekte olan biri hâline geldi. Bir denbire dün ondan yardım istemiş olan o kimse (karşısına çıkmış ve) bağırarak (başka bir Kıptîye karşı) ondan yardım istiyordu. Mûsâ ona dedi ki: “Gerçekten de sen elbette apaçık bir azgınsın!”— M.Ustaosmanoğlu
28:18
19
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ٩١
Fe lemmâ en erâde en yabtışe billezî huve aduvvun lehumâ kâle yâ mûsâ e turîdu en taktulenî kemâ katelte nefsen bil emsi in turîdu illâ en tekûne cebbâren fîl ardı ve mâ turîdu en tekûne minel muslihîn(muslihîne).
O (yine dayanamayıp), kendisi ikisine de büyük bir düşman olan o (Kıptîlere mensup) kişiyi kuv vetlice yakalamak isteyince (, Mûsâ (Aley hisselâm)`ın bu sefer düşmanına değil de, kendisine vuracağını sanan İsrâîlî korkudan): “Ey Mûsâ! Dün bir şahsı öldürdüğün gibi (bugün) beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen ancak yer (yüzün)de (işin nereye varacağını düşünme den asıp kesen) bir zorba ol manı istiyorsun, ama (insan ların arasını) düzeltmeye çalışanlardan olmanı istemi yor sun!” de(mek sûretiyle, ev velce öldürülen kişinin katilini arayan Kıptî’lere Mûsâ (Aley hisselâm)`ı ihbar et)di.— M.Ustaosmanoğlu
28:19
20
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ ٠٢
Ve câe raculun min aksal medîneti yes’â kâle yâ mûsâ innel melee ye’temirûne bike li yaktulûke fahruc innî leke minen nâsıhîn(nâsıhîne).
(Durumu haber alan Firavun hânedanından Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın öldürülmesine dâ ir karar çıkınca, Firavun’un amcasının oğlu olup imanını gizlemekte bulunan Hizkîl adındaki) bir adam o şehrin en uzak yerinden (kalkıp, bir an evvel Mûsâ (Aleyhisselâm) a ha ber yetiştirerek kurtulmasını temin etmek için) ko şar olduğu halde geldi de: “Ey Mûsâ! Gerçekten (devletin) ileri gelenler(i toplanıp) seni öldürsün ler diye, seninle ilgili istişârede bulunuyorlar; der hal (bu şehirden) çık! Şüphesiz ki ben özellikle senin için iyilik iste yenlerdenim!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:20
21
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ١٢
Fe harece minhâ hâifen yeterakkabu, kâle rabbi neccinî minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Hemen o da korkulu bir halde (etrafı) iyice gözetleyerek oradan çıktı ve (Mevlâ Te`âlâ’dan başka sığı nılacak merci olmadığını bildiği için): “Ey Rabbim! Bu zâlimler topluluğundan beni kurtar (da onlara yakalanmayayım)!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:21
22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢٢
Ve lemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle asâ rabbî en yehdiyenî sevâes sebîl(sebîli).
(Mûsâ (Aleyhisselâm), Firavun’un yönetimi altın da bulunmayan ve Şu`ayb (Aleyhisselâm) gibi büyük bir peygamberi barındıran) Medyen tarafına yöneldiği vakit: “Umulur ki Rabbim beni (kurtuluşa erdirecek) yolun doğrusuna iletir!” dedi. Mûsâ (Aleyhisselâm) Mısır’dan kaçarken yol bilmediği için, güvende olmayanların yapması gerektiği gibi en büyük yola değil de, orta yola girdi. Peşine düşenlerse diğer iki yola gir diklerinden ona ulaşamadılar. Böylece sekiz gece yalın ayak vaziyette kaldı ve ağaç yapraklarından başka bir şey yemeden durdu. Ama Allâh-u Te`âlâ’ya karşı tevekkülünü ve hüsnü zannını hiç bozmadığından Rabbi ona Cebrâîl (Aleyhisselâm) ı göndererek Medyen’in yoluna iletti. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
28:22
23
وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ ٣٢
Ve lemmâ verede mâe medyene vecede aleyhi ummeten minen nâsi yeskûn(yeskûne), ve vecede min dûnihimumreeteyni tezûdân(tezûdâni), kâle mâ hatbukumâ, kâletâ lâ neskî hattâ yusdirar riâu ve ebûnâ şeyhun kebîr(kebîrun).
Medyen suyun(un bulunduğu kuyuy)a var dığı zaman, onun başında, farklı insanlardan ka labalık bir topluluk buldu ki (hayvanlarını) suvar maktaydılar. Aşağılarında ise (insanlardan uzakta duran) iki kadın buldu ki (diğer hayvanlara karış masın diye koyunlarını sudan) engelliyorlardı. O: “İkinizin isteği nedir (; niçin sudan geri duru yorsunuz)?” dedi. O ikisi: “(Yabancı erkeklere karışmamak için) ço banlar (hayvanlarını suyun başından) döndürünceye kadar biz (koyunlarımızı) suvarmıyoruz, babamız ise (yaşça) pek büyük bir ihtiyardır (, başka kimse miz de bulunmadığından iş bize düştü)!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
28:23
24
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ ٤٢
Fe sekâ lehumâ summe tevellâ ilez zılli fe kâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr(fakîrun).
Bunun üzerine (Mûsâ (Aleyhisselâm) ayakları yaralı, yorgun ve aç hâline rağmen onlara acıyarak, yedi kişinin zor kaldıracağı taşla kapatılmış başka bir kuyuyu açtı ve) o ikisi için (hayvanlarını) suvardı da sonra (şiddetli sıcaktan dolayı bir) gölgeye doğru çekildi ve: “Ey Rabbim! Ben gerçekten hayır (ve rızık) dan (, yiyecek olarak az veya çok) bana indir diğin (ve indireceğin) şeye muhtaç biriyim!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:24
25
فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٥٢
Fe câethu ıhdâhumâ temşî alestihyâin, kâlet inne ebî yed’ûke li yecziyeke ecra mâ sekayte lenâ, fe lemmâ câehu ve kassa aleyhil kasasa kâle lâ tehaf, necevte minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Derken o ikisinden biri (, elbisesiyle yüzünü örtmüş bir halde) büyük bir utangaçlık üzere yürüyerek ona geldi de: “Şüphesiz babam seni davet etmektedir ki, o seni bizim için (hayvanları) suvarmanın ücretiyle mükâfatlandırsın!” dedi. Ne zaman ki o, o (kızların babası)na geldi ve (başından geçen) anlatılmaya değer o haberi kendisine anlattı, o: “(Bu topraklarda Firavun’un hükmü geçerli olmadığı için) korkma! (Artık) o zâlimler toplumundan kurtuldun!” dedi. Ömer ibni Hattâb (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edildiği üzere; Şu`ayb (Aleyhisselâm)ın kızı Mûsâ (Aleyhisselâm)`a gelirken elbise siyle yüzünü kapattığı için Allâh-u Te`âlâ tarafından “Çok utangaç” olma vasfıyla methedilerek onun bu hâli bütün Müslümanların kadınlarına örnek gösterildi. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
28:25
26
قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ ٦٢
Kâlet ıhdâhumâ yâ ebetiste’cirhu inne hayra meniste’certel kaviyyul emîn(emînu).
O ikisinden (, ileride eşi olacak olan) biri: “Ey babam! Sen onu (koyunlarımıza bakması için) ücretle tut, çünkü ücretle tutmuş olduğun kimse lerin en iyisi, gerçekten de pek güçlü ve güvenilir olan bu kişidir (zira birçok insanın kaldıramayacağı bir taşı tek başına kaldırması ve ‘Arkamdan yürü ki, esen rüzgârla elbisen bedenine yapışıp da vü cut şek lin meydana çıkmasın!’ diyerek beni önünde yü rüt me mesi, onun kuvvetinin ve güvenilirliğinin en büyük alâmetlerindendir)!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:26
27
قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِنْدِكَۚ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٢
Kâle innî urîdu en unkihake ihdebneteyye hâteyni alâ en te’curenî semâniye hıcec(hıcecin), fe in etmemte aşran fe min indik(indike), ve mâ urîdu en eşukka aleyk(aleyke), setecidunî in şâallâhu mines sâlihîn(sâlihîne).
(Kızının ferâset dolu bu sözleri üzerine) O (Şu`ayb (Aley hisselâm), Mûsâ (Aleyhisselâm)`a): “Muhakkak ben, senin ba na sekiz sene işçilik yapmana karşılık işte şu iki kızımdan birini sana nikâh etmek istiyorum; eğer (bu çalışmanı) on (yıl)a tamamlarsan, artık (bu benim şartım gereği olmayıp) senin katından (yapılan bir ikrâm olacak)dır. Ben (on yılı doldurmayı mecbur kılarak, inceden in ceye vakit hesabı yaparak ve işlerini sıkı takipten geçi rerek) sana zorluk çıkarmak istemem; inşâallâh pek yakında beni (güzel davranışlı, sözüne sâdık ve iyi huylu) salih kimselerden (biri olarak) bulacak sın!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:27
28
قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟ ٨٢
Kâle zâlike beynî ve beynek(beyneke), eyyemel eceleyni kadaytu fe lâ udvâne aleyy(aleyye), vallâhu alâ mâ nekûlu vekîl(vekîlun).
O: “İşte bu (anlaşma) benimle senin aranda (karara bağlanmış)dır; o iki sürenin (kısası ya da uzunundan) hangisini tamamlayacak olursam, artık (on seneden faz lası istenemeyeceği gibi, sekiz seneden yukarısı da istenerek) bana karşı hiçbir hak sızlık olamaz! Zaten Allâh (anlaştığımız şartlar hak kında) söylemekte olduğumuz şeyler üzerine (hak kıyla şâhit olan bir) Vekîl’dir.” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
28:28
29
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٩٢
Fe lemmâ kadâ mûsel ecele ve sâre bi ehlihî ânese min cânibit tûri nârâ(nâren), kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi haberin ev cezvetin minen nâri leallekum testalûn(testalûne).
Mûsâ o (en uzun) süreyi bitirip (Şu`ayb (Aleyhisselâm)ın izniyle Mısır’daki yakınlarını ziyaret maksadıyla) âilesiyle birlikte yola çıktığında (, karlı ve karanlık bir havada yolunu kaybetti. Tam o sırada) Tûr tarafından pek açık şekilde bir ateş gördü de, ailesine: “(Siz burada) bekleyin! Gerçekten de ben net olarak bir ateş gördüm, ola ki ben o (yolun durumu)ndan size bir haber yahut belki siz ısınırsınız diye o ateşten kalın bir odun parçası getiririm!” dedi. Rivayete göre; Mûsâ (Aleyhisselâm) koyunlarını ve âilesini yanına alarak kış mevsiminde yola çıktı, fakat Şam krallarından korktuğu için ana yoldan gidemedi. Hâmile olan eşinin de gece mi gündüz mü ne zaman doğum yapacağı belli değildi. Yol güzergâhı kendisini Tûr dağının batı tarafına sevk etti. O sırada hanımını doğum sancısı tutuverdi. Derken ateş yakmak istedi fakat başarılı olamadı. İşte tam o anda uzaktan parlayan bir ateş görünce âyet-i kerîmelerde bahsedilen hâdiseler meydana geldi. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
28:29
30
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ ٠٣
Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî enallâhu rabbul âlemîn(âlemîne).
Oraya vardığında, o mübârek yer parçasın daki (Tuvâ) vâdi(si)nin (Mû sâ (Aleyhisselâm)` a göre) sağ/bereketli ve uğurlu/ tarafından; (orada bulu nan) o (İlâhî tecellîye mazhar kılınmış) ağaçtan (kendi sine) şöyle nidâ olundu: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ki Ben; bütün âlemlerin Rab bi olan Allâh ancak Benim!..— M.Ustaosmanoğlu
28:30
Yükleniyor...
Kasas
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle