Tahrim 12 Ayet 28. Cüz التحريم
66

Tahrim

— Yasaklama
12 Ayet 28. Cüz
التحريم
66
Tahrim
12 Ayet
التحريم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١
Yâ eyyuhen nebiyyu lime tuharrimu mâ ehallallâhu lek(leke), tebtegî merdâte ezvâcik(ezvâcike), vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey Nebî(yy-i zî şân)! Allâh’ın sana helâl etmiş olduğu şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu arar olduğun halde niçin (kendine) haram ediyorsun? (Gerçi bu, haddi zâtında günah değilse de, senin yüce makamına nispetle evlâyı terk dahi günah gibi sayılacağından) Allâh (o zelleni hakkıyla bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (çok merhametli olduğu için seni sorumlu tutmayan bir) Rahîm’dir. Âişe (Radıyallâhu anhâ) şöyle anlatmıştır: “Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), tatlıyı, özellikle balı çok severdi. Zeyneb binti Cahş (Radıyallâhu anhâ)`nın yanında ara sıra fazlaca kalıp bal şerbeti içerdi. Bundan dolayı bana bir kıskançlık ârız oldu ve yakın arkadaşım Hafsa ile: “Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hangimizin yanına girerse, ona: ‘Sende hoş olmayan bir koku hissediyorum, yoksa kötü kokulu bir şey mi yedin?’ diyeceğimize dâir anlaştık.” Bir kere Hafsa’nın yanına girdiğinde kendisine bunu söyleyince o, hanımlarını hoşnut etmek için: “Hayır! Ben Zeyneb binti Cahş’ın yanında bal şerbeti içtim. Ama bir daha içmeyeceğime yemin ettim, fakat bunu kimseye söyleme! Bir de sana şu müjdeyi vereyim ki; benden sonra ümmetimin yönetimini Ebû Bekir, ondan sonra da baban Ömer üstlenecek!” buyurdu ve bunu da gizlemesini istedi. Fakat Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanından ayrılır ayrılmaz Hafsa (Radıyallâhu anhâ) aramızdaki duvara vurarak bana bu durumu haber verdi ve kimseye söylemememi istedi. Derken Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kendisine gelen vahiyle bu durumu öğrenince, sırrının açığa çıkmasından dolayı hiddetlenerek bir ay süreyle hiçbir hanımının yanına girmedi. İşte bu kıssa hakkında sûrenin başından itibaren beş âyet-i celîle nâzil oldu.” Bazı câhillerin sandığı gibi burada bir günah söz konusu değildir, zira Allâh’ın helâlini haram kılmak iki türlü değerlendirilir: Bir helâlin haram olduğuna inanmak şeklindeyse, günahtan da öte insanı kâfir edecek bir inançtır ki, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hakkında böyle bir şeyi düşünmek kâfirliktir. Ama Allâh’ın bir helâlini, yemin etmek suretiyle kendine yasaklamak anlamında kabul edilirse, bu günah bile değildir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in yaptığı da budur! Ancak burada yüce makamına nispetle bir evlâyı terk ve bir zelle vukuundan bahsedilebilir ki, bu da nice hikmetli hükümlerin beyanına sebep olması hasebiyle ümmet hakkında büyük bir rahmete vesile olmuştur. (Hâzin, Âlûsî, Tefsîr-i Mâtürîdî)— M.Ustaosmanoğlu
66:1
2
قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَـكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ٢
Kad faradallâhu lekum tehillete eymânikum, vallâhu mevlâkum, ve huvel alîmul hakîm(hakîmu).
Muhakkak ki Allâh (keffâret vererek) yeminle rinizi çözmeyi size meşrû’ kılmıştır. (Bütün işlerinizi yöneten) Mevlâ’nız ancak Allâh’tır. Alîm de Hakîm de ancak O’dur! (Her şeyi bilip, her işte sizin menfaatinizi gözettiğinden, kârınıza olan şey leri bildiği için tüm emir ve yasakları hikmete uygundur.)— M.Ustaosmanoğlu
66:2
3
وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِيُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِه۪ حَد۪يثاًۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه۪ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه۪ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاۜ قَالَ نَبَّاَنِيَ الْعَل۪يمُ الْخَب۪يرُ ٣
Ve iz eserren nebiyyu ilâ ba’dı ezvâcihî hadîsâ(hadîsen), fe lemmâ nebbeet bihî ve azherehullâhu aleyhi arrefe ba’dahu ve a’rada an ba’d(ba’dın), fe lemmâ nebbeehâ bihî kâlet men enbeeke hâzâ, kâle nebbeeniyel alîmul habîr(habîru).
Hani Nebî, eşlerinden birine (; Hafsa’ya) sır ola rak bir söz söylemişti, ama o onu (Âişe’ye) haber verdiğinde, Allâh da ona onu açıklayınca, o (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)) onun bir kısmını (Haf sa’ya) bildirdi, (daha fazla mahcup etmemek için ve hilâfet konusunun yayılmasını istemediğinden dolayı) di ğer bir kısımdan da yüz çevirdi (ki, böylece balı kendi sine haram ettiği sırrını söylediğini yüzüne vurdu, fakat babasının halîfe olacağı sırrını ifşâ ettiğine değinmedi). Artık ona bunu haber verince, o (Hafsa): “İşte bunu sana kim haber verdi?” dedi. O da: “(Her şeyin görünen-görünmeyen tüm yönle rini hakkıyla bilen) O Alîm ve Habîr bana haber ver di!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
66:3
4
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ ٤
İn tetûbâ ilâllâhi fe kad sagat kulûbukumâ, ve in tezâherâ aleyhi fe innallâhe huve mevlâhu ve cibrîlu ve sâlihul mû’minîn(mû’minîne), vel melâiketu ba’de zâlike zahîr(zahîrun).
(Ey Âişe ve Hafsa!) Eğer ikiniz (peygamberime karşı yapmış olduğunuz bu işten) Allâh’a tevbe ederseniz (, işte gereken odur)! (Zira) gerçekten kalpleriniz (haktan) meyletmiştir. (Nitekim yapmanız gereken şey Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in sevdiğini severek, sevmediğini de hoş karşılamyarak ona samimi olmanızdı.) Ama ona karşı ikiniz birbirinize arka (ve des tek) çıkarsanız, şüphesiz ki onun Mevlâ’sı ancak O Allâh’tır! İşte bunun ardından Cibrîl, (Ebû Bekir ve Ömer gibi) salih müminler ve melekler de yardım cıdırlar.— M.Ustaosmanoğlu
66:4
5
عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً ٥
Asâ rabbuhû in tallakakunne en yubdilehû ezvâcen hayren min kunne muslimâtin mû’minâtin kânitâtin tâibâtin âbidâtin sâihâtin seyyibâtin ve ebkârâ(ebkâren).
O sizi boşarsa, ola ki Rabbi sizin yerinize ona sizden daha hayırlı olanları, (Allâh’a) teslim olanları, iman edenleri, namaz kılanları/ gece namazına devam edenleri/, tevbe edenleri, ibadete devam edenleri, oruç tutanları dul ve bâkire eşler olarak verir.— M.Ustaosmanoğlu
66:5
6
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ٦
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhân nâsu vel hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûne.
Ey iman etmiş olan kimseler! (Emirleri tutup, yasaklardan kaçarak) kendi nefislerinizi ve ailelerinizi farklı bir ateşten koruyun ki; (diğer ateşler odunla tutuştuğu gibi,) onun yakacağı(da), o (inkârcı) insanlarla (, çabuk yanan ve çokça yakan) o (kibrit) taşlar(ı)dır. Onun üzerinde iri yapılı, sert tabiatlı bir takım melekler vardır ki onlar, kendilerine emretmiş olduğu şeyler hususunda Allâh’a isyan etmezler ve emrolunmakta oldukları şeyi yaparlar. Ebû İmrân Hazretler`inden nakledildiğine göre; zebânî diye bilinen bu meleklerin sayısı on dokuz olup, her birinin iki omuzu arası yüz senelik mesafedir. Kalplerinde hiçbir acıma duygusu bulunmayan bu melekler azap için yaratılmışlardır. Onlardan biri cehennem ehlinden birisine bir darbe vurduğu zaman, onu tepesinden tırnağına kadar öğütülmüş bir un haline getirir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
66:6
7
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ٧
Yâ eyyuhâllezîne keferû lâ ta’tezirûl yevm(yevme), innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
(Kâfirler cehenneme atılırken özür dilemeye kalk tıklarında onlara denir ki:) “Ey inkâr etmiş olan kim seler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak (dünyada) yapmakta bulunmuş olduğunuz şeylerle cezalan dırılmaktasınız.”— M.Ustaosmanoğlu
66:7
8
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٨
Yâ eyyuhâllezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meah(meahu), nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a nasûh bir tevbe ile tevbe edin! Ola ki Rabbiniz kötü işlerinizi sizden tamamen siler ve Allâh’ın, o Peygamberi ve onunla birlikte iman etmiş bulunanları rezil etmeyeceği bir günde sizi, altlarından ırmaklar akmakta bulunan pek kıymetli cennetlere girdirir. (Sıratı geçerlerken) onların nuru önlerinde ve sağlarında (kendilerinden önce) koşacaktır. Onlar (münafıkların nurunun söndüğünü görünce): “Ey Rabbimiz! Bizim için nurumuzu tamamla ve bizim için (günahlarımızı) bağışlamada bulun! Şüphesiz ki Sen her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’sin!” diyeceklerdir. “Nasûh” kelimesi; mübâlağa vezinlerindendir ki aslında tevbe edenlerin vasfı iken mecâzî bir isnatla tevbenin sıfatı kılınmıştır. Buna göre mana: “Tevbe etmek isteyenlerin, kendi nefislerine tevbe ile nasihat ederek onu hakkıyla yerine getirmeleridir.” Gerçi: “Günahlar sebebiyle kişinin dînî hayatında açtığı yırtıkları yamayan bir tevbe”; “Hâlis bir tevbe”; “Sâhibinde eseri belli olduğu için, diğer insanlara da örnek olacak nitelikte nasihatkâr bir tevbe” gibi yirmi küsur farklı mana verilmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
66:8
9
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٩
Yâ eyyuhen nebiyyu câhidil kuffâre vel munâfikîne vagluz aleyhim, ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
Ey Nebî(yy-i zîşân)! Kâfirlerle (kılıçla) ve mü nafıklarla (delile dayalı bir yolla) cihat et! Onlara karşı sert ol! (Çünkü dünyadaki sonları, se nin elinle azâba uğramaktır. Âhirette ise) sığınakları ancak cehennemdir. O, ne kötü varış yeri olmuştur!— M.Ustaosmanoğlu
66:9
10
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً وَق۪يلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِل۪ينَ ٠١
Dareballâhu meselen lillezîne keferûmreete nûhın vemreete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yugniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mead dâhılîn(dâhilîne).
Allâh, o kâfir olmuş kimseler için Nûh’un hanımıyla Lût’un hanımını bir örnek olarak açıklamıştır. Bu ikisi, kullarımızdan (Nûh ve Lût gibi) pek değerli iki salih kulun nikâhı altında bulunmaktaydılar; fakat (iman etmeyerek) onlara hâinlik ettiler. O ikisi de Allâh(ın azâbın)dan en ufak bir şeyle bile onlara faydalı olamadılar. Böylece (kıyâmet günü onlara): “(Cehenneme) giren (diğer kâfir)lerle birlikte ikiniz de o ateşe girin!” denilecektir. Nûh (Aleyhisselâm)`ın hanımının hıyâneti, insanlara kocasının deli olduğunu söylemesi, Lût (Aleyhisselâm)`ın hanımının hâinliği ise, eve gelen misafirleri kötü niyetli kavmine bildirmesidir. İmâm-ı Dahhâk (Rahimehullâh)dan rivayete göreyse, ikisinin de hıyâneti; Allâh-u Te`âlâ’nın vahiylerini müşriklere ifşâ ederek söz taşımalarıdır. Namus bakımından hâinlik ise söz konusu değildir, nitekim hiçbir peygamberin hanımının zinaya düşmediği, ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edilmiştir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
66:10
11
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ ١١
Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenûmreete fir’avn(fir’avne), iz kâlet rabbibni lî indeke beyten fîl cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Allâh o iman etmiş olan kimseler için de Firavun’un hanımını bir örnek olarak açıklamıştır. Hani o: “Ey Rabbim! Cennetteki (manevî) katında benim için bir ev bina et! Beni Firavun’dan ve onun (kâfirliğinden, Senden başkasına ibadet ve insanları suçsuz yere cezalandırma gibi kötü) amelinden kurtar! O zâlimler toplumu (olan Kıptî ırkı)ndan da beni kurtar!” demişti. Rivayetlere göre; hanımı Âsiye’nin Mûsâ (Aleyhisselâm)` a iman ettiğini anlayan Firavun, onu cezalandırmak üzere kendisini sırtüstü yatırıp ellerini ve ayaklarını dört kazığa çaktırmıştı. Göğsü üzerine de büyük bir değirmen taşı yerleştirip onu güneşe karşı bırakmıştı. Bekçiler yanından ayrıldığında ise melekler onu gölgelendiriyordu. İşte o sırada bu âyet-i kerîmede zikredilen duasını yapınca, Allâh-u Te’âlâ ona cennette inciden yapılmış olan köşkünü açıp gösterdi ve ruhunu Illiyyîn’e yükselterek onu o azaptan kurtardı. Artık o taş ruhsuz bir bedenin üzerinde kala kaldı. Bundan anlaşıldığına göre; sıkıntılı anlarda Allâh-u Te`âlâ’ya sığınmak ve O’ndan kurtuluş istemek, salihlerin sîretinden ve nebîlerin sünnetindendir! Âsiye (Radıyallâhu anhâ)`yı metheden bazı hadîs-i şerîfler vardır. Nitekim ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Cennet ehlinin kadınlarının en üstünü; Huveylid kızı Hadîce, Muhammed kızı Fâtıma, Firavun’un hanımı Müzâhim kızı Âsiye ve İmrân kızı Meryem’dir! Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü ise; tiridin, diğer yemeklere üstünlüğü gibidir!” buyurmuştur. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No: 2668, 4/409; Buhârî, Enbiyâ: 33, No: 3230, 3/1252) Taberânî’nin, Sa’d ibni Cünâde (Radıyallâhu anh)dan rivayet ettiği diğer bir hadîs-i şerîfte de Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Cennette Allâh bana, İmrân kızı Meryem’i, Firavun’un hanımını ve Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın kız kardeşini eş olarak vermiştir!” buyurdu. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
66:11
12
وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ الَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه۪ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِت۪ينَ ٢١
Ve meryemebnete ımrânelletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet minel kânitîn(kânitîne).
İmrân kızı o Meryem’i de (Allâh müminler için bir örnek yapmıştır) ki; o, avret yerini (nikâhlı-nikâhsız helâl ve haram olan her türlü birleşmeden) korumuştu da Biz ruhumuz (olan diriltme sıfatımız) dan onun içerisine üfle(yerek, rahminde Îsâ (Aleyhisselâm)`ı var et) miştik. Böylece o (Meryem), Rabbinin (İd rîs (Aley hisselâm)`a ve diğer peygamberlere indirmiş olduğu sayfalarda bulunan) kelimelerini ve (Tevrât, İncîl, Zebûr gibi) kitaplarını doğrulamıştı ve ibadete devam eden lerden biri olmuştu!— M.Ustaosmanoğlu
66:12
Tahrim
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle