Hadıd 29 Ayet 27. Cüz الحديد
57

Hadıd

— Demir
29 Ayet 27. Cüz
الحديد
57
Hadıd
29 Ayet
الحديد
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١
Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Göklerde ve yerde bulunan herşey Allâh için (tenzîh ve) tesbîhte bulunmuştur! (İnadına tesbîh etmeyenden intikam alma gücüne sahip olan) Azîz de, (isteyerek tesbîh edene hikmeti gereği mükâfat veren) Hakîm de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
57:1
2
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢
Lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), yuhyî ve yumît(yumîtu), ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümrânlığı) sa dece O’na aittir! Diriltir ve öldürür! O her şe ye karşı (sonsuz bir güce sahip olan) Kadîr’dir!— M.Ustaosmanoğlu
57:2
3
هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٣
Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
(Başlangıcı olmayan ve her şeyden önce o lan) Evvel de, (her şeyin helâkinden sonra bâkî kalacak) Âhir de, (eserleriyle gün gibi âşi kâr olan) Zâhir de, (Zât’ıyla gizli olan ve duyular la id rak edilemeyen) Bâ tın da ancak O’dur! O, her şeyi (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir!— M.Ustaosmanoğlu
57:3
4
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٤
Huvellezî halakas semâvâti vel ardafisitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), a’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ ya’rucu fîhâ, ve huve meakum eyne mâ kuntum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ancak O’dur O Zât ki, gökleri ve yeri (dünya günlerinden) altı gün (miktarına denk gelecek vakit) de yaratmıştır, sonra (bir mekâna yerleşmekten mü nezzeh olarak, Kendi murad et tiği mana üzere, Zât’ına yakışır şekilde) Arş’a is tivâ buyurmuştur/sonra (emri ve hükmü) Arş’a (yönelip) istivâ etmiştir/sonra (en büyük cisim olan) Arş (dâhil, tüm yaratıklar) ı (hükmü altına alıp hepsini ilmen kuşatıcı şekilde) istîlâ et miştir/! O (Rabbiniz), yer içerisine girmekte bulunan (ölüler, defineler ve yağmur taneleri gibi) şeyleri de, ondan çıkmakta olan (bitkiler, gözeler, madenler ve diriltilen ölüler gibi) şeyleri de, gökten inmekte olan (yağmurlar, karlar, çi seler, dolular, yıldırımlar, melek ler, kitaplar, ka derler ve rızıklar gibi) şeyleri de, onun içerisinde sürekli yükselmekte olan (buharlar, dumanlar, melekler ve kulların dualarıyla salih amelleri gibi) şeyleri de bilmektedir. Her nerede bulunursanız (bulunun, genel manada ilim ve kudretiyle, özel manada ise fazlu rahmetiyle) O (Rabbiniz) sizinle beraberdir! Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri (hakkıyla gören bir) Basîr’dir!— M.Ustaosmanoğlu
57:4
5
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٥
Lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Göklerin ve yerin mülkü(, saltanatı, hükümrânlığı ve yönetimi) sadece O’na mahsustur! Bütün işler ancak Allâh’a döndürülecektir! (Neti cede O, herkese amellerinin karşılığını verecektir.)— M.Ustaosmanoğlu
57:5
6
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٦
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyl(leyli) ve huve alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
O (Rabbiniz), (gündüzü uzatıp, geceyi kısal tarak) geceyi gündüzün içerisine girdirir, (ge ceyi uzatıp, gündüzü kısaltarak) gündüzü(n sa atlerini) de gecenin içerisine girdirir. O, göğüslerin sahip olduğu şeyi (; kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
57:6
7
اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ ٧
Âminû billâhi ve resûlihî ve enfikû mimmâ cealekum mustahlefîne fîh(fîhi), fellezîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(kebîrun).
(Ey müşrikler! Allâh-u Te`âlâ’nın varlığına ve bir liğine, kudretinin ve ilminin sonsuzluğuna delâlet eden bunca âyetleri anladığınıza göre artık) Allâh’a da, Ra sûlüne de iman e - din ve (aslında sadece O’na ait olup,) sizi (ise sa dece) kendisinde (harcama yetkisine sa - hip olan) halîfe kılınmış (emânetçi) kimseler yaptığı şeylerden (O’nun yoluna) harcamada bulunun! Artık içinizden o kimseler ki, iman etmiştirler ve (Bizim yolumuzda) infakta bulunmuşturlar; eşi benzeri olmayan pek büyük bir mükâfâat sadece onlara aittir!— M.Ustaosmanoğlu
57:7
8
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ م۪يثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨
Ve mâ lekum lâ tu’minûne billâh(billâhi), ver resûlu yed’ûkum li tû’minû bi rabbikum ve kad e haze mîsâkakum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ne oldu size ki, (hâlâ) Allâh’a inanmıyorsunuz? Hâlbuki o Rasûl size, Rabbinize inanasınız diye sü rekli davette bulunuyor, üstelik gerçekten O (Rabbi niz), (iman kazandıracak bunca delilleri ortaya koyup, sizi onları araştırmaimkânına sahip kılarak, hem ruh lar âleminde, hem de dünyada, Kendisine inanacağınıza dâir) sağlam sözünüzü almıştır. Eğer (ak lî veya naklî herhangi bir delîli anlayıp, gereğine) inan(ma kabiliye tine sahip ol)an kimseler olduysanız (, elçimizin gös terdiği mucizeler elbette sizi iknâda yeterli olacaktır)!— M.Ustaosmanoğlu
57:8
9
هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٩
Huvellezî yunezzilu alâ abdihî âyâtin beyyinâtin li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr(nûri), ve innellâhe bikum le raûfun rahîm(rahîmun).
O’dur ancak O Zât ki, sizi o (kâfirlik ve münafıklık gibi türlü türlü) karanlıklardan o (iman) nur(u n)a çıkarsın diye kuluna pek a çık birçok âyetler indirmektedir! Şüphesiz ki Allâh siz(in gibi müminler)e karşı el bette (pek esirgeyici olan bir) Raûf’dur, (çok acıyan bir) Rahîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
57:9
10
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَو۪ي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذ۪ينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ٠١
Ve mâ lekum ellâ tunfikû fî sebîlillâhi, ve lillâhi mîrâsus semâvâti vel ard(ardı), lâ yestevî minkum men enfeka min kablil fethi ve kâtel(kâtele), ulâike a’zamu dereceten minellezîne enfekû min ba’du ve kâtelû ve kullen ve adallâhul husnâ, vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Ne oldu size ki, Allâh yolunda infakta bulun mu yorsunuz? Oysa (sizi öldürmesinin ardından bıraka cağınız mallar dâhil,) göklerin ve yerin tüm mi rası sadece Allâh’a aittir! (Mekke fethiyle gelen zenginlikten sonra) içiniz den (yardım yapan ve cihad edenlerle,) o fetihten önce (İslâm ehli zayıf ve yardıma muhtaç durumdayken) infak etmiş olan ve savaşmış bulunan kimseler eşit olmaz! İşte onlar, o daha sonra infak etmiş olan lardan ve savaşmış bulunanlardan derece bakımın dan daha büyüktür(ler)! Yine de Allâh (derece farklılıklarına rağmen) hep sine o en güzel sevab (olan cennet mükâfatların)ı söz vermiştir. Zaten Allâh, yapmakta olduğunuz şeyleri(n gö rünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haber dâr olan bir) Habîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
57:10
11
مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ ١١
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehu ve lehû ecrun kerîm(kerîmun).
Kimdir işte o (bahtiyâr) kimse ki; (ihlâs ve gö nül hoşluğuyla dinî hizmetlere harcama yaparak veya borç isteyene fâizsiz para vererek) güzel bir ödünçle Allâh’a borç verecek de, O da kendisi için o (bağışta bulunduğu) nu birçok katlara katlaya(rak artıra)cak tır, üstelik (buna ilâveten) onun için pek değerli büyük bir mükâfât olacaktır?— M.Ustaosmanoğlu
57:11
12
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ ٢١
Yevme terel mû’minîne vel mû’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîh(fîhâ), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
(Habîbim!) O inanan erkeklerle inanan kadınları, (koştukları zaman) nurları (da) önlerinde ve sağlarında koşar halde göreceğin günü (iyi düşün)! (O gün kötüler defterlerini sollarından ve sırtları nın arkasından alacakları gibi, iyiler de önlerinden ve sağlarından alacaklardır. Böylece bu iki yönlerine yer leştirilen nur, cennete giden bu kişilerin sırattan ge çerken ve diğer mevkilerde tanınmaları için bir nişan olacaktır. İşte onları o halde gören melekler:) “Bugün sizin müjdelendiğiniz şey, içerisinde ebediyyen kalacak kimseler olduğunuz pek değerli cennet lerdir ki, (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır. İşte bu (sahip olduğunuz nur ve gireceğiniz cennetler), pek büyük bir kurtuluşun ta kendisidir.” (diyeceklerdir.)— M.Ustaosmanoğlu
57:12
13
يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراًۜ فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ ٣١
Yevme yekûlul munâfikûne vel munâfikâtu lillezîne âmenûnzurûnâ naktebis min nûrikum, kîlerci’û verâekum fel temisû nûrâ(nûren), fe duribe beynehum bi sûrin lehu bâb(bâbun), bâtınuhu fîhir rahmetu ve zâhiruhu min kıbelihil azâb(azâbu).
Münâfık erkeklerle münâfık kadınların (sı rat köprüsüne varmadan önce nurları söndüğünde), o iman etmiş olanlar(ı şimşek hızıyla cennete götü rülürken gördükleri zaman, onlar)a: “Bizi bekleyin de/bize (doğru) bakın da/ nuru nuzdan bir parça alalım!” diyeceği (o müthiş) günü (hiç aklından çıkarma) ki (, o gün müminler tarafın dan onlara): “Dönün arkanıza (doğru; gerisin geri dünyaya) da (böyle) bir nur(u kazandıracak imanı ve salih amelleri orada) arayın!” denilecektir. Birden onlar arasına (cennetle cehennemi birbi rinden ayıran ve A’râf diye adlandırılan) bir sur çekil miştir ki, ona ait bir kapı vardır (ve cennet ehli on dan cennet tarafına geçecektir). Onun (cennete açılan) iç tarafı ki, rahmet ancak oradadır, dış yanı ise; o (cehennemdeki) azap sadece onun cihetinden (münâfıklara yönelecek)dir.— M.Ustaosmanoğlu
57:13
14
يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٤١
Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve garrekum billâhil garûr(garûmu).
O (münafık ola)nlar bunlara seslenirler ki: “Biz (görünüşte) sizinle beraber değil miydik?” Onlar da dediler ki: “Evet! Lâkin siz (iki yüz lü lük yaparak) kendi nefislerinizi sıkıntıya sok tunuz, (müminlere kötülükler ulaşacağına dâir) beklentiye girdiniz, (dînî konularda) şüphe ye düştünüz ve (İs lâm’ın zayıflayacağı beklentisi gibi) o boş kuruntular sizi aldattı, o çok al datıcı (şeytan) da (: “Allâh çok affedicidir, size azap etmez!” gibi vesveselerle) Allâh’a kar şı sizi mağrur etti, tâ ki Allâh’ın (ölüm) emri (â niden başınıza) geldi (de, sizi bugün düştüğünüz felâketin içine sürükledi)...— M.Ustaosmanoğlu
57:14
15
فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٥١
Fel yevme lâ yû’hazu minkum fîd yetun ve lâ minellezîne keferû, me’vâkumun nâr(nâru), hiye mevlâkum, ve bi’sel masîr(masîru).
İşte bugün ne siz(in gibi münafık kimseler) den, ne de o (açıkça) kâfir olmuş kişilerden (azap tan kurtarılma karşılığında) herhangi bir fidye alın mayacaktır! Sığınağınız ancak o (cehennem) ateş(i)dir! Size en çok yaraşan yer de ancak odur! O, ne kadar da kötü bir varış yeri olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
57:15
16
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٦١
E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
(Mekke’deki darlığın ardından Medîne’ye hicretle refaha kavuşarak, eski hallerine göre biraz gev şekliğe kapılan) o iman etmiş kimseler için, kalple rinin Allâh’ın zikrine ve (Kur’ân âyetlerinden) inmiş olan o hakka karşı saygıyla yumuşamasının ve daha önce kendilerine (Tevrât ve İncîl) kitap(ları) verilmiş olan o kimseler gibi olmamalarının vakti yanaşmadı mı? Nitekim o (yaşadıkları) süre o (kitap ehli ola)nlara uzun gelmişti de (, Allâh’a taat hâlini uzun süre mu hâfaza edememiş, sonunda nefislerinin kötü istekle rine uyarak) kalpleri katılaşmıştı. Zaten onlardan birçoğu (kendi kitaplarını da bir kenara bırakan ve din dâiresinin dışına çıkan) fâsık kimselerdir!— M.Ustaosmanoğlu
57:16
17
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٧١
İ’lemû ennellâhe yuhyil arda ba’de mevtihâ, kad beyyennâ lekumul âyâti leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
(Ama şunu iyi) bilin ki; şüphesiz Allâh, ölümünün ardından toprağa hayat vermektedir! (O halde, zikir ve Kur’ân tilâvetiyle meşgul olmanız du rumunda, Rabbiniz sizin kaskatı ve ölü kalplerinizi de yumuşatır ve canlandırır.) Gerçekten de Biz sizin (akıllarınızın kemâle ermesi) için âyetleri iyice açık lamışızdır, tâ ki siz (dünya ve âhiret saâdetini temin edecek hakikatleri kavrama hususunda) aklınızı kullanabilesiniz!— M.Ustaosmanoğlu
57:17
18
اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ ٨١
İnnel mussaddikîne vel mussaddikâti ve akradûllâhe kardan hasenen yudâafu lehum ve lehum ecrun kerîm(kerîmun).
O çokça sadaka veren erkeklerle, bolca sadaka veren kadınlar ki, (Bizim yolumuzda hak sa hiplerine yardımda bulunmuşlardır ve Bizim rızamız için gönül hoşluğuyla dînî hizmetlere yardımcı olarak veya borç isteyene fâizsiz para vererek) güzel bir ödünçle de Allâh’a borç vermişlerdir; şüphesiz onlar için (sevap bakımından) katlama yapılacaktır. Üstelik (cennet gibi) pek değerli büyük bir mü kâfat da sadece onlara aittir!— M.Ustaosmanoğlu
57:18
19
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِـه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ٩١
Vellezîne âmenû billâhi ve rusulihî ulâike humus sıddîkûne veş şuhedâu inde rabbihim, lehum ecruhum ve nûruhum, vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
O kimseler ki; Allâh’a ve (hiçbirinin arasını ayırmaksızın tüm) ra sûllerine (şeksiz şüphesiz bir inançla yakînen) iman etmişlerdir; işte onlar, Rableri katında sıddîklar ve şehîdler (mertebe sinde bulunan kimseler)in ta kendileridir! (Ama ger çek sıddîklar ve şehîdlerle aralarındaki fark belirsin diye, onlara ihsan edilen mükâfat katlamalarına maz har değillerdir.)/ (Allâh’ın ve peygamberlerinin tüm haberlerini tasdik ettiklerinden dolayı,) çokça doğrulayan ve (dünyada kendileri adına, kıyamet günün deyse diğer ümmetlere karşı Allâh için doğrulukla) şâhitlik yapan kişilerin ta kendileridir!/ (Dünyada vaad olundukları) ecirleri ve nurları onlara aittir. Fa kat o kimseler ki kâfir olmuşlardır ve Bizim âyetle rimizi yalan saymışlardır; işte o şiddetle tu tuşturulmuş ateşin arkadaşları da ancak onlardır!— M.Ustaosmanoğlu
57:19
20
اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ٠٢
İ’lemû ennemel hayâtud dunyâ leibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beynekum ve tekâsurun fîl emvâli vel evlâd(evlâdi), ke meseli gaysin a’cebel kuffâre nebâtuhu summe yehîcu fe terâhu musferren summe yekûnu hutâmâ(hutâmen), ve fîl âhıreti azâbun şedîdun ve magfiretun minallâhi ve rıdvân(rıdvânun), ve mel hayâtud dunyâ illâ metâul gurûr(gurûri).
(Ey dünya nimetleriyle mağrur olup, âhiret için çalışmayı ihmal eden kullarım!) Bilin ki; o en alçak (dünya) hayat(ı), ancak (çocukların boş yere kendi lerini yorduğu oyunlar gibi) kıymetsiz bir oyun, (genç lerin eğlenişi gibi kısa süren) geçici bir eğlence, (ka dınların kısa bir zaman içinde bozulacak süsleri gibi) basit bir ziynet, (yaşıtların birbirine hava atması gi bi) aranızda büyük bir böbürlenme (malzemesi) ve (esnaf-tüccarın, tûl-u emele kapılarak artırma gayre tine girdikleri, ama kendilerinden istifade edecek ka dar dahi yaşayamayacakları o) mallarla çocuklarda bir çokluk taslamaktır! (İşte bütün bunlar,) bir yağmurun ilginç durumu gibidir ki, onun bitkisi eken leri hayran bırakmıştır ama sonra o kurur da, ar tık (yemyeşil ve taptaze halinden sonra) sen onu sap sarı bir halde görürsün, daha sonra ise (ele alındı ğında) darmadağın olan bir kırıntı oluverir. (Bu dünya zevklerine daldırıp, âhireti ihmal eden kimseler için) âhirette ise pek şiddetli büyük bir azap da vardır, hem de (dünyaya meyletmeyip âhireti tercih edenler için) Allâh tarafından, büyük bir mağfiret ve çok yüce bir rıza da vardır. İşte o en alçak (dün ya) hayat(ının lezzet ve yaldızları) aldatıcı bir (men faat ve geçici bir) yaşantıdan başkası değildir!— M.Ustaosmanoğlu
57:20
21
سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ١٢
Sâbikû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ keardıs semâi vel ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih(rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
(Öyleyse siz bu fânî hayatın, faydası az ve zevâli çabuk olan güzel elbiselerini, kıymetli bineklerini ve değerli konaklarını kazanmak için koşuşturmayı bırakın da,) Rabbiniz tarafından büyük bir mağfi ret (kazandıracak İslâm, ihlâs ve tevbey)e ve öyle de ğerli bir cennete doğru yarışın ki, onun (bir Müslü man’a verilecek olan makamının) eni (bile) gökle ye rin (birbirine bitiştirilmesi hâlindeki) en(ler)i gibi dir. O (cennet), Allâh’a ve rasûl lerine inanmış olan o (mümin) kimseler için (da ha şimdiden) hazırlan mıştır! İşte bu, ancak Allâh’ın fazlıdır ki, onu dilediği kimseye ve rir. Zaten Allâh pek büyük fazl(u kerem) sahibidir.— M.Ustaosmanoğlu
57:21
22
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ ٢٢
Mâ esâbe min musîbetin fîl ardı ve lâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebreehâ, inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Ne yer(yüzün)de (kıtlık, pahalılık gibi bir felaket), ne de nefislerinizde (hastalık ve fakirlik gibi) herhangi bir musibet isabet etmez ki, daha Biz o (belâları da, dünyayı da, ca) nları(nızı da) yaratma dan önce (bütün bunlar Levh-i Mahfûz gibi) yüce bir kitapta (kaydedilmiş) bulunmasın! İşte şüp hesiz ki bu (şekilde sonsuza kadar olacakları daha yaratmadan önce tespit etmek, kullar hakkında düşü nülemeyecek kadar zorsa da), Allâh’a göre pek kolay bir şeydir!— M.Ustaosmanoğlu
57:22
23
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ ٣٢
Li keylâ te’sev alâ mâ fâtekum ve lâ tefrehû bi mâ âtâkum, vallâhu lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
(Başınıza geleceklerin tamamı, yaratılmadan önce takdir edilmiş ve her şeyin mukadder olduğu size bildirilmiştir,) tâ ki sizden ge(çip git)miş olan (dün ya imkân)lar(ın)a karşı üzülmeyesiniz, O (Allâh-u Sübhânehû)nun size vermiş olduğu (nimet dolu) şeylerle de (şımaracak derecede) sevinmeyesiniz! (Zira her şeyin kaderle olduğunu bilmeniz her sıkıntıda size teselli verecek, her nimete karşı da şükür ilham edecektir. Mademki sevinçsiz ve üzüntüsüz bir hayat yaşayamayacaksınız, o halde sevincinizi şükür, üzüntünüzü de sabır hâline dönüştürün.) Allâh o her kibirli yürüyeni/kendini beğeneni/ ve çokça böbürleneni/sahip olduğu nimetleri anlatıp şükretmeyeni/ sevmez!— M.Ustaosmanoğlu
57:23
24
اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٤٢
Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhl(buhli), ve men yetevelle feinnellâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
O (böbürlenen şımarık) kimseleri ki; hem cimrilik yaparlar, hem de insanlara cimriliği emrederler. Her kim (Allâh’ın emir ve yasaklarına uymak tan) yüz çevirirse, şüphesiz ki Allâh; (hiçbir yaratığına muhtaç olmayacak derece de) Ğa niyy de, (kimse ham detmese bile, bü tün hamd ler Kendisine ait olan) Hamîd de ancak O’dur.— M.Ustaosmanoğlu
57:24
25
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ٥٢
Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).
Andolsun ki; elbette muhakkak Biz rasûllerimiz (olan melekler)i, (peygamberlere, peygamberleri de ümmetlerine, üstün mucizeler ve) pek açık deliller le göndermişizdir bir de (hakkı bâtıldan ayırsın diye) onlarla beraber kitapları ve insanlar(, aralarındaki muâmelelerinde) adâleti ayakta tutsun diye teraziyi indirmişizdir. Ayrıca demiri(n yaratılma hük münü) de (gökten) Biz indirdik (ve onu madenlerden çıkarma sanatını size ilham ettik)/ demiri de (Âdem (Aleyhisselâm) ile birlikte cennetten) Biz indirdik/ ki onda, (ateş ten başka bir şeyle yumuşatılamayan) çok güçlü bir kuvvet ve insanlar(ın tüm sanatlarında yararlanma ları) için birtakım faydalar vardır. Tâ ki bu sayede Allâh, (demirden yapılacak harp âletlerini Allâh düş manlarıyla cihat uğrunda kullanarak) Kendisine ve rasûllerine(, onları görmedikleri halde) gıyâben yar dım edecek olan kimseyi (herkese) bil(dir)sin! Şüp hesiz ki Allah, (helâk etmek istediklerini yok etmeye son derece güçlü olan bir) Kaviyy’dir, (bu nedenle di ninden yüz çevirenlerin harp gücünü Kendi kuvvetiyle savuşturur. Hiçbir kimsenin yardımına muhtaç olma yacak derecede de izzet sahibi olan bir) Azîz’dir. (Bu sebeple dinine yardım etmek isteyenlerin kalplerini cesaretlendirir ve pekiştirir.)— M.Ustaosmanoğlu
57:25
26
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٦٢
Ve lekad erselnâ nûhan ve ibrâhîme ve cealnâ fî zurriyyetihimen nubuvvete vel kitâbe fe minhum muhted(muhtedin), ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Andolsun ki; elbette muhakkak Biz Nûh’u ve İbrâhîm’i (peygamber olarak kavimlerine)gönderdik! Peygamberliği ve kitapları da o ikisinin zürriyeti içerisine koyduk. (Bu ne denle Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dâ hil, onlardan sonra gelen tüm peygam ber ler bu iki nebînin evlâdındandır. Dolayısıyla vah yedilen tüm kitaplar da bu ikisinin nesline gönderilmiştir.) Sonuçta onlar(ın çocukların)dan hidâyet bulan kim se(ler) vardır! İçlerinden birçoğu ise (dosdoğru yol dan çıkmış) fâsık kimselerdir!— M.Ustaosmanoğlu
57:26
27
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَـتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٧٢
Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi’îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînet tebeûhu re’feten ve rahmeh(rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe rıdvânillâhi fe mâ reavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynellezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Sonra onların izleri üzerinde art arda elçilerimizi yolladık! Meryem oğlu Îsâ’yı da onların pe şine gönderdik! Ona İncîl’i Biz verdik ve ona hak kıyla uymuş bulunan o kimselerin kalplerinde (in sanlardan şerleri def etmeye yönelik) bir esirgeme ve (herkesin faydasını temini hedef alan) bir acıma (duygusu) yarattık. Bir de (evlenmemek, az yemek, az içmek ve az uyu mak suretiyle dünya zevklerinin birçoğundan uzakla şıp ibadete yönelmek gibi) büyük bir ruhbanlık ki, onlar onu bir yenilik olarak ortaya çıkardılar. Biz onu onlar üzerine farz kılmamıştık, ancak Allâh’ın rızasını aramak için (böyle bir adakta bulunarak ken dilerini buna mecbur tutmuştular. Böylece tabi ki Allâh’a verilen bu söze riâyet, bozulması helâl olmayan bir farz hükmünde oldu)! Ama (neticede peşlerinden gelenler üç ilâh inancına kapılarak, gösteriş yaparak ve en sonunda âhir zaman peygamberini inkâr ederek sözü bozdular da,) hak et tiği riâyetle onu gözetemediler! İşte Biz o (Îsâ (AleyhisSelâm)`ın üm meti olduğu iddia sında ola)nlar içerisinden iman (ah dini muhafaza) etmiş (ve iman şart larından biri olan âhir zaman pey gamberine imanı elde etmiş) olan o kimsele re (hak et tikleri) ecirlerini verdik. Onlardan birçoğu ise (ken di peygamberlerine tâbi ol ma dâiresinden çıkmış) fâsık kimselerdir!— M.Ustaosmanoğlu
57:27
28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ٨٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenût tekûllâhe ve âminû bi resûlihî yû’tikum kifleyni min rahmetihî ve yec’al lekum nûren temşûne bihî ve yagfir lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey (geçmiş peygamberlere) iman etmiş olan kimseler! Allâh(ın hükümlerine karşı çıkmak) tan hakkıyla sakının ve O’nun (size son olarak göndermiş ol duğu Muhammed adındaki) Rasûlüne iman edin ki, (geçmiş peygamberlere de, bu son peygambere de iman ettiğiniz için) O size rahmetinden iki nasip versin, size (hem dünyada hem de kıyâmet gününde) ken disiyle (maddî ve manevî yollarınızı rahatça görerek) yürüyebile ceğiniz büyük bir nur bahşetsin ve si zin için (günahlarınızı) bağışlamada bulunsun! Zaten Allâh (iman edip tevbe edenlerin günahları nı çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (tevbe üzere öle bilenlere de pek ziyade acıyan bir) Rahîm’dir!— M.Ustaosmanoğlu
57:28
29
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٩٢
Li ellâ ya’leme ehlul kitâbi ellâ yakdirûne alâ şey’in min fadlillâhi ve ennel fadle bi yedillâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
(Allâh size bu hakikati bildirdi,) tâ ki (Müslümanlara: “Bizden sizin kitabınıza inananlar iki ecir alır, inanmayan ise sizin ecirleriniz gibi tek ecirle kalır!” diyen) Ehl-i Kitab şu gerçeği bilsin ki; (son peygam bere ve kitaba inanmamaları halinde ecirleri tamamen bâtıl olacak, kendi kitaplarına imanlarının da onlara bir faydası ol mayacak ve bu durumda) onlar Allâh’ın faz lından hiçbir şey (elde etmey)e güç yetire meye ceklerdir, zaten şüphesiz fazl(-u ihsan) ın tamamı Allâh’ın (kudret) elindedir ki, onu dilediği kimseye verir. (O lütfa mazhar ola caklar da, tüm peygamberlere ve kitaplara inananlardır!) Allâh pek büyük fazl(-u kerem) sahibidir.— M.Ustaosmanoğlu
57:29
Hadıd
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle