Meryem 98 Ayet 16. Cüz مريم
19

Meryem

— Meryem
98 Ayet 16. Cüz
مريم
19
Meryem
98 Ayet
مريم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
كٓـهٰيٰعٓصٓۜ ١
Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.
Kâf! Hâ! Yâ! Ayn! Sâd!— M.Ustaosmanoğlu
19:1
2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.
(İşte sana okunmakta olan bu âyetler,) Rabbinin rahmetinin, kulu Zekeriyyâ’yı anması(yla alâkalı kıssanın beyanı)dır!— M.Ustaosmanoğlu
19:2
3
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ ٣
İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).
Hani o, (riyâdan tamamen uzak olarak, ih lâslı bir şekilde) gizli bir nidâ ile Rabbine seslenmişti.— M.Ustaosmanoğlu
19:3
4
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ ٤
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
Demişti ki: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, kemikler gevşedi benden, baş ise yaşlılıkla tutuştu (böylece ihtiyarlık saçlarımı beyaz alev gibi ağarttı)! Ama ey Rabbim! Ben Sana dua ile hiç (bir zaman) mahrum olmadım! (Bilakis bundan önce her dua ettiğimde kabul eserini gördüm. Bu yüzden Sen beni hep kabule alıştırdın.)— M.Ustaosmanoğlu
19:4
5
وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ ٥
Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).
Şüphesiz ki ben (ölümümden sonra) ardımdan gelecek (amcaoğullarım gibi) yakın akraba(mın dini bozmasın)dan endişelendim/ ardımdan yöne time geçecek olanlar( ın yapacağı bozgunculuk)dan korktum/! Hanımım ise (bu güne kadar hiç doğurmamış) kısır biri olmuştur. (Artık isteğime icâbet ümidi sadece Se nin fazl u kereminden ve üstün gücünden beklenebilir.) O halde Sen (alışılagelen sebepleri devre dışı bıra karak) bana Kendi katından (dinî ve dünyevî işleri me) bir takipçi (olacak oğul) bahşet!— M.Ustaosmanoğlu
19:5
6
يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ ٦
Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).
Ki o bana da vâris olsun, Ya’kûb hânedânından bir kısmına da mirasçı olsun! Ey Rabbim! Böylece Sen onu (hem inanç, hem de söz ve amel bakımından) râzı olduğun (takvâ sahibi, sâlih) bir kimse yap!” Zekeriyyâ (Aleyhisselâm)`ın kendisine verilmesini istediği çocuk hakkında zikrettiği verâset vasfı, mal-mülk veraseti olmayıp, ancak peygamberlik ve âlimlik mirasıdır. Zira peygamberlerin dinar ve dirhem miras bırakmayıp ancak ilim mirası bıraktıkları, hadîs-i şerîflerde belirtilmiştir. Zaten Zekeriyyâ (Aleyhisselâm) gibi bir peygamberin, bırakacağı malını amcaoğullarının zâyi etmesinden korkması düşünülemez. Ancak o, İsrâiloğullarının, peygamberleri öldürdüklerini ve dinin hükümlerini değiştirdiklerini görünce, akrabasının da kendinden kalacak olan ilmi muhâfaza etmeyeceklerinden endişelenerek Allâh-u Te`âlâ’dan, kendisine güvenip ümmetini emânet edebileceği sâlih bir çocuk isteğinde bulundu. Fakat kendisi yüz yirmi yaşında bir pîr-i fânî, hanımı da o güne kadar hiç doğurmamış ve doksan sekiz yaşına ulaşmış bir nene oldukları için Allâh-u Te`âlâ’nın, kendisine bu çocuğu lütfedeceği zaman, bir alâmet belirtmesini talep etti. Allâh-u Te`âlâ da ona hiç günah işlemeyecek, hatta günah işlemeyi aklından dahi geçirmeyecek pek mübârek bir çocuk bağışlayacağını vaad etti ve bunun alâmeti olarak da, hiçbir sebep bulunmaksızın üç gün üç gece hiç konuşamayacağını, ancak merâmını işâretle anlatabileceğini fakat zikretmek istediğinde dilinin açılacağını beyan etti. İşte böylece Allâh-u Te`âlâ ile aralarındaki konuşmalar âyet-i kerîmelerde zikredildiği üzere gelişti.— M.Ustaosmanoğlu
19:6
7
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ ٧
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
(Bunun üzerine Biz onun duasına icâbet vaadin de bulunmak üzere şöyle buyurduk:) “Ey Zekeriyyâ! Şüphesiz Biz se ni bir oğulla müjdelemekteyiz ki adı Yahyâ (olacak)dır! Biz daha önce ona hiçbir (kimseyi) adaş yapmamışızdır!”— M.Ustaosmanoğlu
19:7
8
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ ٨
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
(Bu müjdeyi alan Zekeriyyâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Benim için bir oğul nasıl (ve ne şe kil) olabilir? Oysa benim hanımım (önceden beri) bir kısır olmuştur, gerçekten (benim tüm mafsal ve ke miklerim) de yaşlılıktan dolayı (çocuktan ümit kesti recek raddeye vardığından) ben kuruluk ve sertliğe ulaşmışımdır! (Şimdi ben ve eşim bu durumdayken mi bir çocuk sahibi olacağız, yoksa gençlik çağımıza mı döndürüleceğiz?)”— M.Ustaosmanoğlu
19:8
9
قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً ٩
Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).
(Allâh-u Te`âlâ) buyurdu ki: “İşte (Benim işim) böylecedir! Rabbin buyurmuştur ki: ‘O Bana göre çok kolaydır! Daha önce sen hiçbir şey değil ken, gerçekten seni de Ben yaratmıştım!’.”— M.Ustaosmanoğlu
19:9
10
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ ٠١
Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
(Zekeriyyâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Benim (hanımımın hâmile kaldığını anlamam) için bir nişân belirle!” (Allâh-u Te`âlâ) buyurdu ki: “Senin nişânın, (ken dinde sağırlık ve dilsizlik gibi hiçbir hastalık bulunma yıp) sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır!”— M.Ustaosmanoğlu
19:10
11
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ ١١
Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Derken o, (namaz kıldığı) mihraptan (kendi sini namaz için bekleyen) kavmine karşı (rengi değişik ve konuşmaktan âciz bir halde) çıktı da: “Sabah-akşam (namaz kılarak Rabbinizi) tesbîh (ve tenzîh) edin!” diye onlara (parmağıyla) işârette bulundu.— M.Ustaosmanoğlu
19:11
12
يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ ٢١
Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh(kuvvetin), ve âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).
(Biz Zekeriyyâ’ya Yahyâ’yı bağışladıktan sonra, daha ergenlik çağına ulaşmamışken ona:) “Ey Yahyâ! O (Tevrât) Kitabı(nı) kuvvet (ciddiyet ve gayret)le al(ıp ezberle ve onun hükümleriyle amel et)!” (bu yurduk.) Böylece Biz ona (daha henüz o) bir çocukken o hükmü (ve hikmeti, peygamberliği ve anlama kabi liyetini, marifet ve ferâseti) vermiştik!— M.Ustaosmanoğlu
19:12
13
وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ ٣١
Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh(zekâten), ve kâne tekıyyâ(tekıyyen).
Bir de tarafımızdan (hem kendisine, hem de ana-babasına ve diğer kullarımıza karşı) büyük bir şefkat (ve merhamet, güzel ahlâk ve yumuşak kalp lilik), ayrıca (hiçbir günahı akıldan geçirtmeyecek derecede) üstün bir temizlik/büyük bir bereket/ (vermiştik)! Zaten o (hiçbir günah işlemediği gibi, günaha me yilden dahi sakınan) pek takvâ sahibi bir kimse idi!— M.Ustaosmanoğlu
19:13
14
وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ ٤١
Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ(asıyyen).
Ana-babasına da çok itaatli (idi)! O (hiçbir za man) asla kibirli/zorba/ ve isyankâr biri olmamıştı!— M.Ustaosmanoğlu
19:14
15
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ ٥١
Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ(hayyen).
(Allâh-u Te`âlâ’dan) selâm olsun ona; doğdu ğu günde de, öleceği günde de, diri olarak (kabrin den) çıkarılacağı günde de! (İşte bu vesileyle ona şeytanın şerrinden, Mün - ker-Nekîr suâlinden, kabir azâbından, mahşerin dehşetle rinden ve cehennemden kur tuluş mü yesser olsun!)— M.Ustaosmanoğlu
19:15
16
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ ٦١
Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
(Habîbim! Sana vahyedilen) o kitapta Mer yem’i de an (ki, onun başına gelenler hakkında ger çek bilgiye vâkıf olsunlar)! Hani o, âilesinden ayrılıp (Beyt-i Makdis’in) doğu(sun)daki bir yere çekilmişti.— M.Ustaosmanoğlu
19:16
17
فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ ٧١
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).
Derken o, onların ötesinden bir perde edinmişti. O anda Biz (getirdiği vahiylerle dini canlan dırdığı için, diriltme sıfatımız olan) ruhumuzu (temsil eden Cibrîl’i) ona gönderdik, böylece o (kıvırcık saçlı, parlak yüzlü, yakışıklı ve tüysüz bir delikanlı şekline girip) ona tam bir beşer olarak görünüverdi.— M.Ustaosmanoğlu
19:17
18
قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ ٨١
Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyâ(tekıyyen).
(Bu durumda ne yapacağını şaşıran) o (Meryem): “Gerçekten ben, Rahmân’a sığınıyorum senden! Eğer sen (Allâh’tan korkan ve O’na sığınılmanın ne demek olduğunu bilen) takvâ sahibi bir kimse isen (bana dokunma)!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
19:18
19
قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ ٩١
Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ(zekiyyen).
O da: “Ben ancak sana (günahlardan uzak) tertemiz/peygamber/hayırla büyüyecek/ bir oğlan çocuk bağışlamam için, (O Kendisine sığındığın) Rabbinin (göndermiş olduğu) elçisiyim!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
19:19
20
قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ ٠٢
Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).
O: “Benim için bir erkek çocuk nasıl olabilir? Oysa bana (eş olarak) hiçbir insan dokunmamıştır, ben (hiçbir zaman) zina eden biri de olma mışımdır!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
19:20
21
قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ ١٢
Kâle kezâlik(kezâliki), kâle rabbuki huve aleyye heyyin(heyyinun), ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ(makdıyyen).
O dedi ki: “İşte (senin durumun) böylecedir (gerçekten de ne meşrû, ne de gayr-i meşrû yolla hiçbir erkek eli sana değmemiştir)! Ama Rabbin: ‘O (çocuğu babasız bir şekilde yarat mak) bana göre çok kolay bir iştir. Böylece Biz onu insanlara (üstün gücümüzü gös teren) büyük bir âyet ve tarafımızdan (kulları irşâd edecek) üstün bir rahmet yapalım diye (bu çocuğu sana vereceğiz)! Zaten bu, (Allâh-u Te`âlâ’nın ezelî ilminde) kesin karara bağlanmış (olduğu için, reddi ve tebdili dü şünülemeyen) bir iş olmuştur!’ buyurdu.”— M.Ustaosmanoğlu
19:21
22
فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ ٢٢
Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ(kasıyyen).
(Cebrâil (Aleyhisselâm)ın üfleyişi içine kadar işleyince) o hemen ona hamile kaldı da, onunla bir likte (âilesinden) pek uzak bir yere çekiliverdi.— M.Ustaosmanoğlu
19:22
23
فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ ٣٢
Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh(nahleti), kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ(mensiyyen).
Derken doğum sancısı onu (kendisine yaslanacağı ve onunla örtüneceği) o (kuru) hur ma ağacı nın gövdesine getirdi. O (bir mûcize olarak doğuracağı o çocuğu İsrâil oğullarına îzâh edemeyeceğinden endişelenince, uta narak ve kınanmaktan korkarak): “Ah ne olaydı ben! İşte bundan önce öleydim de, (kimsenin aklına dahi gelmeyecek şekilde) hiç hatır lanmayan unutulmaklık biri olaydım!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
19:23
24
فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ ٤٢
Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ(seriyyen).
O anda o (Cebrâil (Aleyhisselâm)), aşağısından doğru kendisine şöyle nidâ etti: “Üzülme! Muhakkak ki Rabbin, senin aşağı ta rafında küçük bir nehir yaratmıştır.— M.Ustaosmanoğlu
19:24
25
وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ ٥٢
Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ(ceniyyen).
(Bir mûcize eseri olarak yeşeren) o hurma ağacının dalını da kendine doğru salla ki, üzerine taze ve olgun hurma düşürsün!— M.Ustaosmanoğlu
19:25
26
فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ ٦٢
Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
(Ey Meryem!) Artık (bu taze hurmadan) ye, (bu ırmaktan da) iç! Gönül bakımından da hoş ol(, gözün aydın olsun, kendini üzecek şeyleri at gitsin)! Ya bir de gerçekten insanlardan (sana soru sora cak) birini görürsen: ‘Muhakkak ki ben (konuşmamak için) O Rahmân’a bir oruç adadım. Artık bu (adağımı size bildirdiğim) gün(den sonra, Allâh-u Te`âlâ benim beraatimi açık layıncaya kadar) hiçbir insanla asla konuşmaya cağım!’ de!”— M.Ustaosmanoğlu
19:26
27
فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ ٧٢
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh(tahmiluhu), kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen).
Nihâyet onu (kucağında) taşımakta olduğu halde kavmine onu getirdi. (Bunu gören İsrâîloğul ları) dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki; muhak kak sen, elbette pek büyük/ çok ilginç/çok çirkin/ bir iş yaptın!— M.Ustaosmanoğlu
19:27
28
يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ ٨٢
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki begıyyâ(begıyyen).
Ey (aramızda takvâlığıyla tanınan o) Hârûn’un kız kardeşi(ne benzeterek methettiğimiz Meryem)! Senin baban (zina yapan) kötü bir adam değildi. Annen de zina yapan biri olmamıştı!”— M.Ustaosmanoğlu
19:28
29
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ ٩٢
Fe eşâret ileyh(ileyhi), kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen).
Bunun üzerine (Meryem (Aley hesselâm): “Haberi çocuktan alın!” dercesine) ona işaret etti. Onlar: “Beşikte bir çocuk olarak bulunan biriyle biz nasıl konuşabiliriz (bizimle alay mı ediyorsun)?” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
19:29
30
قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ ٠٣
Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(O anda Îsâ (Aleyhisselâm), Allâh-u Te`- âlâ’nın mû cizesiyle dile gelerek) dedi ki: “Şüphesiz ben, Allâh’ın kuluyum! O bana o (İncil) kitab(ın)ı vermiş ve beni büyük bir peygamber yapmıştır.— M.Ustaosmanoğlu
19:30
Yükleniyor...
Meryem
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle