Fatır 45 Ayet 22. Cüz فاطر
35

Fatır

— Yaratan
45 Ayet 22. Cüz
فاطر
35
Fatır
45 Ayet
فاطر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Bütün hamdler, o göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısı, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanat lar sahibi elçiler kılıcı olan Allâh’a mahsustur! O, yaratışta dilediğini artırır. (Nitekim Cibrîl (Aleyhisselâm)`a altı yüz kanat vermiştir ki; melekler, mertebe ve görevlerine göre, kendilerine verilen bu kanatlar vasıtasıyla, Allâh-u Te`â lâ’nın emirleri doğrultusunda çabucak hareket ederler ve gökten yere inip çıkarlar. Yine böylece dilediği kullarına güzel yüz, güzel ses, uzun boy, düzgün âza, güç kuvvet, anlayış üstünlüğü, güzel saç, güzel yazı, güzel göz, isâbetli görüş, mümin lerin kalplerinde sevilmek ve cömertlik gibi artı meziyetler verir.) Şüphesiz ki Allâh her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
35:1
2
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mâ yeftehillâhu lin nâsi min rahmetin fe lâ mumsike lehâ, ve mâ yumsik fe lâ mursile lehu min ba’dih(ba’dihî), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allâh insanlara (sıhhat, zenginlik, ilim ve nü büvvet gibi) herhangi bir rahmet açarsa, artık onu tutacak (ve sahibine ulaşmasını engelle ye cek) hiçbir kimse yoktur! Ama neyi de tutarsa, artık O’nun (engellemesinin) ardından onu salıverecek hiçbir kimse de yoktur! (Hiçbir engel tanımaksızın dilediği şeyi yerine getirme gücüne sahip olan) Azîz de, (gön derdiği ve engellediği her şeyi ilim ve hikmet üzere yapan) Hakîm de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
35:2
3
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Yâ eyyuhen nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tû’fekûn(tû’fekûne).
Ey insanlar! Allâh’ın sizin üzerinizde bulunan (bunca) nimet(ler)ini hatırlayın! Allâh’tan başka bir yaratıcı var mıdır ki, (yağmur yağdırarak ve ürünler bitirerek) sizi gökten ve yer den rızıklandırabilsin? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! (Yaratıcınız ve rızıklandırıcınızın sadece Allâh olduğunu bildiğiniz halde) hâlâ nasıl (tevhîd ve dirilme inancından uzak laştırılıp, şirk ve inkâra) çevrilebiliyorsunuz?— M.Ustaosmanoğlu
35:3
4
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Ve in yukezzibûke fe kad kuzzibet rusulun min kablik(kablike), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Onlar seni yalanlıyorlarsa, senden önce de nice kıymetli rasûller gerçekten yalanlanmıştır. Bütün işler ancak Allâh’a dön dürülecektir!— M.Ustaosmanoğlu
35:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Şüphesiz Allâh’ın (, kullarını diril tip hesaba çekeceğine dâir) vaadi (değiştirilmesi dü şü nü le meyecek) bir haktır! Artık o en alçak (dünya) hayat(ı) sa kın ha sizi aldat(arak geçici keyiflerine meftun bırakıp, Allâh’a karşı mesuliyetlerinizi yerine getirmekten ve O’nun katındaki mükâfatları kazanmaktan alıkoy)masın! O son derece aldatıcı olan (şeytan) da sakın ha sizi (günahlara sürükleyip “Ne yaparsanız yapın,) Allâh (sizi affeder, zaten O son derece affedicidir!” gibi laf lar) ile aldatmasın!— M.Ustaosmanoğlu
35:5
6
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
İnneş şeytâne lekum aduvvun fettehızûhu aduvvâ(aduvven), innemâ yed’û hızbehu li yekûnû min ashâbis seîr(seîri).
Gerçekten şeytan sizin için (eski ve) büyük bir düşmandır. Öyleyse siz de onu bir düşman edinin (de, inanç ve amellerinizin hiçbirinde ona uymayıp, hakîki dostunuz olan Allâh-u Te`âlâ’ya itaat edin)! O, taraftarla rını ancak o son derece tutuşturulmuş ateşin arka daşlarından olmaları için (nefsin arzusuna uymaya) davet etmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
35:6
7
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Ellezîne keferû lehum azâbun şedîd(şedîdun), vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
O (şeytanın davetine icâbet ederek) kâfir olmuş kimseler; pek şiddetli büyük bir azap sadece on lara aittir! Ama o kimselerki (Rahmân’ın da ve tine icâbet ederek) iman (şartlarına şüphesiz bir şekilde itikat) etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemişlerdir; pek büyük bir bağışlanma ve çok büyük bir mükâfat da sadece onlar içindir.— M.Ustaosmanoğlu
35:7
8
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe reâhu hasenâ(hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserât(haserâtin), innallâhe alîmun bimâ yesneûn(yesneûne).
Hiç o (kötülükten sakınıp iman ve amel-i salihi tercih eden) kişi (o kimseyle eşit) mi(dir) ki, (şirk gi bi) kötü amel(ler)i (şeytan tarafından can çekici bir hâle getirilerek) ona süslü gösterilmiştir de, bu ne denle o onu güzel bir şey olarak görmüştür. (Şey tanın süslemesiyle bir kişinin çirkini güzel görmesi uzak görülemez.) Çünkü şüphesiz Allâh (yanlış yolu seçtiğini bildiği için, saptırmayı) dile diği kimseyi dalâlete düşü rür, (hidâyeti seçtiğini bildiği için doğru yola iletme yi) dilediği kimseyi de hidâyete erdirir. Öyleyse se nin (değerli) nefsin onlar(ın inanmamaların)a karşı birtakım üzüntülere (kapılıp) gitmesin! Muhak kak ki Allâh onların sanat hâline getirerek yapmakta oldukları şeyleri (hakkıyla bilip karşılığını vere cek olan bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
35:8
9
وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Vallâhullezî, erseler rîyâha fe tusîru sehâben fe suknâhu ilâ beledin meyyitin fe ahyeynâ bihil arda ba’de mevtihâ, kezâliken nuşûr(nuşûru).
Allâh’tır ancak O Zât ki; rüzgârları gönder miştir de, onlar hemen bir bulutu harekete geçi rirler. Sonra Biz onu (kuraklıktan dolayı) ölü bir (halde bulunan) beldeye sevk etmişizdir de, ölümünün ardından o toprağı onun (yağdırdığı yağmur)la he men diriltmişizdir. İşte (ölümlerinin ardından kulları) diriltmek de ancak böylece (kolay bir şekilde gerçekle şecek)dir.— M.Ustaosmanoğlu
35:9
10
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ٠١
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).
Her kim izzet (ve şeref) arzulamakta olduy sa, (âciz putların kapısını bıraksın da, her şeye gücü yeten Allâh’a itaat etsin. Zira) izzetin tamamı bütü nüyle ancak Allâh’a âittir! (Tevhîd, tes bîh, tahmîd ve tekbîr gibi) o pâk sözler ancak O(nun kabul maka mı)na yükselir. (Namaz, oruç, hac, zekât gibi ) o salih amel ise, onu da (ancak) o (tevhîd kelimesi) yükseltir. (Zira imansız hiçbir amel kabul görmez.)/O sâlih amel ise, onu (o zikirlerin değerini) o yükseltir. (Farzları terk eden bir müminin yaptığı zikirler amel defterine yazıl maktaysa da, tam manasıyla bir makbûliyet farzlar eda edilmeden hâsıl olmaz.)/ Ama o kimseler ki (Dârün-nedve’de toplanıp, İslâm’a karşı) o kötü hileleri kurmaktadırlar; (daya nılamayacak çok şiddetli büyük bir azap özellikle onlar içindir. İşte (Allâh’ın mekri değil de) onların tuza ğı,sadece o bozulacak (ve önünde sonunda etkisiz kalacak)tır!— M.Ustaosmanoğlu
35:10
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Allâh sizi(n babanızı, kuru-kara) bir toprak tan, sonra (onun neslini, meni diye bilinen) sâfî azı cık bir sudan yaratmış, daha sonra sizi (erkekler ve dişiler hâlinde) birtakım eşler yapmıştır. O’nun ilmiyle (ve sonsuz bilgisi dâhilinde) olmak sızın hiçbir dişi yüklenemez ve doğuramaz! Uzun ca yaşatılan hiçbir kimsenin ömrü uzatıl(arak akra nından fazla yaşa)maz, onun ömründen bir şey de eksiltil(erek diğerlerine göre kısa bir ömür sür)mez ki, (bütün bunlar Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitap’ta (kayıtlı) bulunmasın! İşte gerçekten de bu(nca hâdi senin bir kitapta kaydı), Allâh’a göre pek kolaydır!— M.Ustaosmanoğlu
35:11
12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٢١
Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
İki deniz eşit (olmadığı gibi, müminle kâfir de denk) olmaz! İşte bu (ırmaklar) tatlıdır, susuzluğu gidericidir/serinlik vericidir/ içimi pek kolaydır! İşte şu (denizler) ise tuzludur, çoraktır/çok ha râret vericidir/çok acıdır/! Her birinden de taptaze bir et yemektesiniz ve (inci, mercan gibi) pek değerli bir süs eşyası çıkar maktasınız ki, onları da (takı olarak) giymektesiniz. (Ey insan!) Sen gemileri onun (o her iki denizin) içerisinde yara yara akıp giderlerken görürsün! Tâ ki siz O’nun lütfundan (nasibinizi) arayasınız, bir de ola ki siz (mazhar kılındığınız nimetlerin hak kını ödemek için İslâm’a girip ibadette bulunarak Ken disine) şükredesiniz (diye Allâh-u Te`âlâ bunları yaratmıştır)!— M.Ustaosmanoğlu
35:12
13
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ٣١
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kıtmîr(kıtmîrin).
O, (gündüzü uzatıp geceyi kı sal tarak) geceyi gündüze girdirmek te, (geceyi uzatıp, gündüzü kısal tarak) gündüzü(n saatlerini) de geceye girdirmek tedir; güneşi ve ayı da (sizin istifâdeniz için) emre âmâde kılmıştır. Her biri (günlük, aylık ve yıllık, bir de kıyâmete kadarki tüm devrelerini tamamlamaları için) adı konmuş bir süreye kadar (burçlarında ve yörün gelerinde) sürekli ve süratlice akıp gitmektedir. İşte rabbiniz olan Allâh ancak bu (eşsiz fiilleri sadece Kendisi yapabilen bir Kayyûm)dur. Mülk (ve saltanat) sadece O’na mahsustur. (Ey müşrikler!) O’nu bırakıp da tapmakta oldu ğunuz o kimseler ise, bir hurma çekirdeğinin za rın(ı yapma imkânın)a dahi sahip olamazlar.— M.Ustaosmanoğlu
35:13
14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ٤١
İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mestecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr(habîrin).
(Başınız sıkıştığında Allâh’ı bırakıp) onlara dua edecek olsanız, yakarışınızı işitemezler! (Farz-ı muhâl) duyacak olsalar da, (ne sözle, ne de fiilen) size hiçbir cevap veremezler! Kıyâmet günündey se (şefaat bir yana: “Siz asla bize tapmıyordunuz!” diyerek, onları Allâh-u Te`âlâ’ya) ortak koşmanızı reddedecekler. (Ey Habîbim ve ey dinleyen insan! Her şeyin iç yü zünü hakkıyla bilici bir) Habîr (olan Rabbin) gibi hiç kimse sana (gerçekleri) haber veremez!— M.Ustaosmanoğlu
35:14
15
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٥١
Yâ eyyuhen nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Ey insanlar! Allâh(ın dünyada rızık ve âfiye tine, âhirette ise O’nun mağfiret ve lütfuna her şeyden fazl)a muhtaç olanlar ancak sizsiniz! (Zira varlığınız ve yaşamınız O’na bağlı olduğundan, her nefeste, her düşünüşte ve her bakışta sadece O’na muhtaçsınız!) Allâh ise; (hiçbir şeye muhtaç olmayıp, tüm yaratıklara nimetler yağdıracak yegâne zenginliğe sahip olan) Ğaniyy de, (övgüye lâyık üstün sıfatların tümünün sahibi olması hasebiyle, kimse hamdetmese de, bütün hamdler Kendisine mahsus olan) Hamîd de ancak O’dur.— M.Ustaosmanoğlu
35:15
16
اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٦١
İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
O dilerse sizi(n gibi müşrikleri in kârları sebe biyle helâk ederek) giderir de, (yerinize, sizin tanıyıp bilmediğiniz, sizden daha itaatkâr) yepyeni yaratık lar getirir! (Çün kü O hiçbir işinde size muh taç değildir.)— M.Ustaosmanoğlu
35:16
17
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٧١
Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
İşte bu (şekilde sizi helâk edip yerinize başkalarını yaratması), Allâh’a göre hiç de zor bir şey değildir! (Zira O, meydana gelmesini dilediği her hangi bir şeye sadece “Var ol!” buyurur.)— M.Ustaosmanoğlu
35:17
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Hiçbir (günah) taşıyıcı(sı) diğerinin yükünü taşımayacaktır. (Saptırıcı önderlerin, dalâlete sevk ettikleri kimselerin suçlarını yüklenmeleri ise, kendi fiilleri olan saptırma suçunun vebalini taşıma anla mına geldiğinden, yine herkes kendi yükünü yüklen miş olacaktır.) Ağır (günah) yük(lerini) yük len miş bir kimse (bir başkasını) o yükün(den bir şey yüklenmey) e çağıra cak olsa ve o (çağrılan), (anası, babası, oğlu ve kızı gibi) yakınlık sahibi biri de olsa, on(un günahla rın)dan hiçbir şey ona yükletilmez! (Habibim!) Sen (ne kadar vaaz etsen de) ancak o kimseleri uyara(rak etkileye)bilirsin ki, onlar Rab lerin(in rahmetine aldanmayıp, azâbını görmedikleri halde ve insanların görmedikleri yerlerde dahi Kendi sin)den gıyâben korkmaktadırlar ve o (farz) namaz (lar)ı (vakti vaktine) hakkıyla kılmıştırlar. (Çünkü senin korkutmalarından yararlanacak kimseler ancak onlardır.) Ama her kim (bu uyarılardan etkilenerek, emir leri tutup yasaklardan kaçmak sûretiyle günah kirle rinden) çokça temizlenirse, o ancak ken di si(nin men faati) için iyice temizlenmiş olur. (Sonunda) varış ancak Allâh’a (olacak)dır. (İşte o zaman dünyada arınmış olan lar mükâ fatla rını bulacaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
35:18
19
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ٩١
Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru).
(Kalp gözü) kör (olduğu için ibadetin kime ya pılacağını bilmeyen müşrik ve câhil kimsey)le, (İlâhı nın bir olduğu gerçeğini) gören (mümin ve âlim kişi) bir olmaz!/A’mâ (olan put) ile, Basîr (olan Allâh-u Te`âlâ) eşit olmaz!/— M.Ustaosmanoğlu
35:19
20
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٠٢
Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
O (türlü türlü kâfirlik ve sapıklık) karanlıklar(ıy)la, o (iman ve tevhîd) nur(u) da (eşit) değildir!— M.Ustaosmanoğlu
35:20
21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ١٢
Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
O (koyu) gölge(liğe sahip cennet) ile, şiddetli harâret(iyle yakıp kavuran cehennem) de/gece esen sıcak yel de/ (denk) değildir!— M.Ustaosmanoğlu
35:21
22
وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢
Ve mâ yestevîl ahyâu ve lel emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
O (İslâm’a giren ve dînî ilimleri tahsil eden) di rilerle, o (kâfirlikte ve câhillikte ısrar eden) ölüler de müsâvi olmaz! Şüphesiz Allâh dilediğine (hakkı) işittirir (ve âyet lerini anlama kabiliyeti vererek onu hidâyete muvaf fak kılar)! Sen ise kabirlerde(ki ölüler konumunda) bulunan (kâfir) kimselere (doğruları) asla işittirici olamazsın! (Allâh-u Te`âlâ, irâde ve kudretlerini hidâyet bulma yönünde sarf edeceğini bildiği kişilere senin vaazla rından öğütlenme şuûru ihsân eder, ama tabiî ki sen bu bilgiye sahip olmadığın için, ölüler gibi işitemeyen mühürlü kâfirlerin imana gelmeleri yönünde gayret sarf etmektesin.)— M.Ustaosmanoğlu
35:22
23
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٣٢
İn ente illâ nezîr(nezîrun).
Sen ancak büyük bir uyarıcısın! (Dolayısıyla elçiliğini tebliğden başka bir mesuliyetin yoktur. Hakkı kabul ettirmek senin görevin değildir.)— M.Ustaosmanoğlu
35:23
24
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٤٢
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).
Muhakkak Biz seni (iman edip itaat edenlere) büyük bir müjdeleyici ve (inkâr edip isyan edenlere) önemli bir uyarıcı olarak hak (ve hakikat) ile bir likte gönderdik! Zaten hiçbir ümmet yoktur ki içerisinde bir uya rıcı (peygamber ya da âlim gelip) geçmiş olmasın!— M.Ustaosmanoğlu
35:24
25
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٥٢
Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
(Habîbim!) Eğer o (Yahudi ve müşrik ola)nlar seni yalanlıyorlarsa, (bu seni mahzun etmesin, zira) gerçekten onlardan önceki kimseler de (peygam berlerini) yalanlamıştı . (Hâlbuki) rasûlleri onlara apaçık mû cizeler, (İbrahim (Aleyhisselâm)`a ve diğer bazı nebîlere verilen suhuf gibi, vaaz u nasihatlerle dolu) sahîfeler ve (Tevrât’la İncîl gibi, şerî`at hükümleri içeren) nur saçıcı kitap(lar) getirmiş(ler)di.— M.Ustaosmanoğlu
35:25
26
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٦٢
Summe ehaztullezîne keferû fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Sonra Ben o kâfir olmuş kimseleri (dayanılmaz azâbımla) yakalamıştım! Peki, (bunca güçlerine rağmen) Benim (onları) ta nıma(yıp, yıkıma uğrat)mam nasıl olmuştu? (O halde seni inkâr edenler de bundan ibret alsınlar!)— M.Ustaosmanoğlu
35:26
27
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٧٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen, fe ahrecnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ, ve minel cibâli cudedun bîdun ve humrun muhtelifun elvânuhâ ve garâbîbu sûd(sûdun).
(Habîbim!) Görmedin mi ki; gerçekten Allâh gökten bir su indirmiştir de, Biz onun sebebiyle renkleri farklı/(nar, elma, incir ve üzüm gibi) türleri değişik/ birçok ürünler çıkarmışızdır. Dağlardan da renkleri değişik olan öyle yollar vardır ki beyazdırlar, kırmızıdırlar ve siyah siyah dırlar./Dağlardan da (sertlik-yumuşaklık yönün den) türleri değişik olan, beyaz, kırmızı ve siyah simsiyah yollar vardır./— M.Ustaosmanoğlu
35:27
28
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٨٢
Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
İşte insanlardan, (yeryüzünde) hare ket edebilen canlılardan ve davarlardan da böy lece renkleri/türleri/ de ği şik olanlar vardır! Kulları içinden ancak âlimler Allâh’tan korkar! (Zira korkmanın şartı; korkulanın kendisini, vasıflarını ve işlerini bilmektir. Dolayısıyla Allâh-u Te`âlâ’dan en çok sakınanlar, elbette ki O’nun Zât’ı, sıfatları ve fiil leri hakkında en çok ilme sahip olanlardır.) Şüphesiz ki Allâh (Kendisine karşı gelmekte ısrarcı olanları cezalandırma gücüne sahip bir) Azîz’dir; (isyandan tevbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur.— M.Ustaosmanoğlu
35:28
29
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٩٢
İnnellezîne yetlûne kitâballâhi ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten yercûne ticâreten len tebûr(tebûre).
O kimseler ki Allâh’ın ki tabını art arda oku (yup hüküm lerini uygula)maktadırlar, (özellikle de) o (farz) namaz(lar) ı hakkıyla kılmıştırlar ve ken di lerini rızıklandırdığımız şeylerden (yerine göre) gizli ve âşikâr olarak infakta bulunmuşturlar; ger çekten de onlar öyle (sonsuz ve) büyük bir ticâreti ummaktadırlar ki, o asla ke sâda uğramayacaktır.— M.Ustaosmanoğlu
35:29
30
لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٠٣
Li yuveffîyehum ucûrehum ve yezîdehum min fadlih(fadlihi), innehu gafûrun şekûr(şekûrun).
Tâ ki O (Allâh) onlara karşılıklarını tastamam versin ve fazlı (ihsânı)ndan kendilerine (şe fâat hakkı vererek, kalplerini genişleterek, sevaplarını katlayarak ve kıymetli cemâline baktırarak) artırma da bulunsun. Çünkü muhakkak O, (itaatkârların ara sıra yaptık ları yanlışları çokça bağışlayan bir) Gafûr’dur; (yaptık ları az bir iyiliğe bile kat kat mükâfat veren bir) Şe kûr’dur.— M.Ustaosmanoğlu
35:30
Yükleniyor...
Fatır
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle