Tegabun 18 Ayet 28. Cüz التغابن
64

Tegabun

— Aldanış
18 Ayet 28. Cüz
التغابن
64
Tegabun
18 Ayet
التغابن
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), le hul mulku ve le hul hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allâh için sürekli (tenzîh ve) tesbîhte bulunmaktadır! Mülk ancak O’na aittir, (Kendi mülkünde dilediği şekilde sadece Kendisi tasarrufta bulunabilir, hiçbir yetkide kimseyi ortak kabul etmez,) hamd sadece O’na mahsustur! (Tüm nimetlerin asılları O’ndan gel diği için her hâlükârda övülen ancak O’dur!) O, her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:1
2
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٢
Huvellezî halakakum fe minkum kâfiru ve minkum mû'min(mû'minun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr(basîrun).
Sizi yaratmış bulunan Zât ancak O’dur! Böyleyken içinizden kâfir olan da vardır, yine sizden mümin olan da mevcuttur! Allâh yapmakta oldu ğunuz şeyleri (hakkıyla gören ve amellerinize müna sip şekilde size karşılık verecek olan bir) Basîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:2
3
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Halakas semâvâti vel arda bil hakkı ve savverekum fe ahsene suverekum ve ileyhil masîr(masîru).
O, gökleri ve yeri (mükelleflere imtihan yurdu olması gibi üstün bir hikmet ve) hak (olan bir gaye) ile yaratmıştır. Sizi şekillendirmiş ve (diğer canlılar içerisinde) sizin sûretlerinizi pek güzel yapmıştır. (Bu yüzden kendi şeklinizi hiçbir canlının sûretiyle değişmek istemezsiniz.) Varış da ancak O’nadır! (O halde O sizin sûretlerinizi güzel yaptığı gi bi, siz de sîretlerinizi ve amellerinizi güzelleştirin ki, azaba çar pılarak o güzel şekilleriniz bozulmasın!)— M.Ustaosmanoğlu
64:3
4
يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٤
Ya’lemu mâ fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tusirrûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne), vallâhu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
O, göklerde olan ve yerde bulunan her şeyi (hakkıyla) bilmektedir, gizlemekte olduklarınızı da açıklamakta bulunduklarınızı da bilmektedir. Allâh, göğüslerin sahip olduğu şeyi (; kalplerin barın dırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:4
5
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ كَـفَرُوا مِنْ قَبْلُۘ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٥
E lem ye’tikum nebeûllezîne keferû min kablu fe zâkû ve bâle emrihim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
(Ey müşrikler! Nûh, Hûd ve Sâlih (Aleyhimüsselâm)`ın kavimleri gibi) daha önce inkâr etmiş bulunan o kimselerin önemli haberi size gelmedi mi? Onlar (kötü) işlerinin ağır vebâlini (daha dünya dayken) tatmıştılar. Üstelik (âhirette) onlar için çok acı verici pek büyük bir azap da vardır.— M.Ustaosmanoğlu
64:5
6
ذٰلِكَ بِاَنَّهُ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُٓوا اَبَشَرٌ يَهْدُونَنَاۘ فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٦
Zâlike bi ennehu kânet te'tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe kâlû e beşerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev vestagnâllâh(vestagnâllâhu), vallâhu ganiyyun hamîd(hamîdun).
İşte bu, şu gerçek yüzünden olmuştur ki; rasûlleri onlara pek açık mûcîzeler getirmekte idi, ama onlar (peygamberin beşer olmasına akıl erdire meyerek): “Birtakım insanlar mı bizi hidâyete er direcekler?” demiştiler. Böylece onlar (kitapları da, peygamberleri de, âyetleri de) inkâr etmiştiler ve (onların getirdiği delilleri düşünmekten) iyice yüz çevirmiştiler. Allâh da onlardan ihtiyaçsızlığını ortaya koydu. Zaten Allâh (, değil mükelleflerin iman ve taatına, âlemlerin hiçbirine ihtiyacı olmayan yegâne) Ğa niyy’dir; (kâl diliyle de ondan daha fasîh olan hâl diliyle de her yaratık tarafından Kendisine hamdedilen bir) Hamîd’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:6
7
زَعَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ لَنْ يُبْعَثُواۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْۜ وَذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٧
Zeamellezîne keferû en len yub’asû, kul belâ ve rabbî le tub’asunne summe le tunebbeunne bimâ amiltum, ve zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
O kâfir olmuş kimseler asla diriltilmeyeceklerini iddia etti(ler). De ki: “Hayır! Rab bi me yemin olsun ki; elbette mutlaka diriltileceksiniz, sonra da elbette yapmış ol duğunuz şeylerle kesinlikle ha be rdâr edile(rek hesaba çekile) ceksiniz!” İşte bu, Allâh’a göre pek kolay bir şeydir.— M.Ustaosmanoğlu
64:7
8
فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالنُّورِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلْنَاۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٨
Fe âmınû billâhi ve resûlihî ven nûrillezî enzelnâ, vallâhu bimâ ta’melûne habîr(habîrun).
Öyleyse Allâh’a da, Rasû lüne de indirmiş olduğumuz o nur (olan Kur’ân)`a da iman edin! Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:8
9
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٩
Yevme yecmeukum li yevmil cem’i zâlike yevmut tegâbun(tegâbuni), ve men yû’min billâhi ve ya’mel sâlihan yukeffir anhu seyyiâtihî ve yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O (evvelkilerin ve sonrakilerin) toplanma günü (olan kıyâmet muhasebesi) için sizi bir araya geti receği günü (hatırla ki,) işte o, birbirini al datma günüdür (ve o gün aldatılanlar, cehennemlik ler olacaklardır. Zira imanla ölmeleri durumunda cennette yerleşeceklerimakamlarını Müslümanlara kap tıracaklar ve cehennemde yanarken, kendilerine o menziller gösterilince pişmanlığa boğulacaklardır)! Her kim Allâh’a iman eder ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih bir amel işlerse, O (Rabbi) ondan kötü işlerini tamamen örter ve içerisinde sonsuza kadar ebedî kalıcılar olmak üzere onu öyle değerli cennetlere girdirir ki, (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır. İşte ancak bu (şekilde günahlardan kurtulup, cennete girmek, dünyadaki geçici kurtuluşlara nazaran) pek büyük bir kurtuluştur.— M.Ustaosmanoğlu
64:9
10
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ٠١
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).
O kimseler ki; kâfir olmuşlardır ve Bizim âyetlerimizi yalan saymışlardır; işte ancak onlar, içerisinde ebedî kalıcılar olmak üzere o (ce hennem) ateşin(in) arkadaşlarıdır! Ne kötü varı lacak yer olmuştur o(rası)!— M.Ustaosmanoğlu
64:10
11
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١١
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
Allâh’ın izni (; dilemesi ve imkân vermesi) ile olmadıkça (insanın malına, çocuğuna ve canına) hiç bir musibet çatmaz! Her kim Allâh’a iman ederse, O onun kalbini (sabra ve başına geleni Allâh’tan bilip, rıza göstermeye) hidâyet eder (ki, böylece o, kendisine gelip çatanın, zaten ona isabet edecek olduğunu, ona isabet etme yenin de zaten kendisine gelip çatmayacağını yakînen bilir). Allâh her şeyi (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir. (Dolayısıyla imanlı kişinin yakînî inancını bildiği için musibet anında onun kalbini kaydırmaz.)— M.Ustaosmanoğlu
64:11
12
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٢١
Ve etîûllâhe ve etîûr resûl(resûle), fe in tevelleytum fe innemâ alâ resûlinel belâgul mubîn(mubînu).
(Emir ve yasaklarına riâyet hususunda) Allâh’a da itaat edin, o Rasûle de itaat edin! Eğer (onların hükümlerinden) yüz çevirirseniz, (ne Allâh’a, ne de peygambere hiçbir zarar veremez siniz. Çünkü) Rasûlümüz üzerine düşen, ancak apa çık bir duyurudur! (O da bu vazifesini hakkıyla yapmıştır. Dolayısıyla onun tebliğine uymayanlar sadece kendilerine zarar vermiş olurlar.)— M.Ustaosmanoğlu
64:12
13
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ٣١
Allâhu lâ ilâhe illâ huve, ve alâllâhi fel yetevekkelil mû’minûn(mû’minûne).
Allâh ki; O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! Öyleyse inananlar ancak Allâh’a (güvenip) tevekkül etsin! (Zira her şeyin Allâh-u Te`âlâ’dan geldiğine inanmak, her işte sadece O’na güvenmeyi gerektirir.)— M.Ustaosmanoğlu
64:13
14
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ عَدُواًّ لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْۚ وَاِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤١
Yâ eyhuhellezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman etmiş olan kimseler! Şüphesiz eşlerinizden ve çocuklarınızdan sizin için birtakım düşmanlar vardır. Artık onlardan (sebep İslâm’ın bir hükmünü bile olsun aksatmaktan) sakının! Ama eğer (onların bağışlanabilecek birtakım suç larını) affederseniz, (kınama ve ayıplama yoluna baş vurmaktan) yüz çevirirseniz ve (kusurlarını) örter seniz, şüphesiz ki Allâh (onlara yaptığınız muame lenin bir misliyle size karşılık vererek günahlarınızı bağışlayacak olan bir) Ğafûr’dur; (pek merhametli olan bir) Rahîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:14
15
اِنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٥١
İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitneh(fitnetun), vallâhu indehû ecrun azîm(azîmun).
Mallarınız ve çocuklarınız ancak (günaha ve azâba düşmenize sebebiyet verecek) birer fitnedir/ (Allâh tarafından, kendileriyle sınanacağınız) birer imtihan vesilesidir/ (, artık sakın onların sevgisi yü zünden hâinliğe yönelerek imtihanı kaybetmeyin). Allâh ise, (rızasını ve taatını mal ve evlât sevgisine tercih edenler için) pek büyük bir mükâfat sadece O’nun katındadır.— M.Ustaosmanoğlu
64:15
16
فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَط۪يعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْراً لِاَنْفُسِكُمْۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٦١
Fettekûllâhe mesteta’tum vesmeû ve etîû ve enfikû hayren li enfusikum, ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Artık siz gücünüz yettiği nispette Allâh’tan hakkıyla sakının, (O’nun öğütlerini kabul kulağıyla) dinleyin, (emir ve yasaklarına) itaat edin ve (size verdiği rızıklardan bir kısmını,) nefisleriniz için (mal ve evlattan) daha hayırlı olan bir şekilde (O’nun emrettiği yerlere) infakta bulunun! Her kim nefsinin cimrilik hırsından korunur (da, Allâh yolunda infaka muvaffakkılınır)sa, işte ancak onlar, felâh (ve kurtuluş)a erenlerin ta kendileridir! Sa’îd ibni Cübeyr (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edildiğine göre; “Allâh’tan hakkıyla sakının!” (Âl-i İmrân: 102) âyet-i kerîmesi nâzil olunca, sahâbe-i kirâm ayakları şişinceye ve alınları yara oluncaya kadar ibadete başladılar. Sonra Allâh-u Te’âlâ Müslümanlara bir kolaylık olmak üzere bu âyet-i celîleyi indirerek, birinci âyet-i celîlenin hükmünü neshetti ve müminlerin, güçlerinin yetmeyeceği şeylerle mükellef kılınmayacağını beyan etti. Gerçi burada bir nesh bulunmadığını, ancak bu âyet-i kerîmenin, bir önceki âyet-i celîledeki icmâlin tafsili (; kısa ve kapalı ifadenin açıklaması) olduğunu söyleyenler de vardır. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
64:16
17
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَل۪يمٌۙ ٧١
İn tukridûllâhe kardan hasenen yudâıfhu lekum ve yagfir lekum, vallâhu şekûrun halîm(halîmun).
Eğer siz (Allâh-u Te`âlâ’nın tayin ettiği yerlere ihlâs ve gönül hoşluğuyla yardımda bulunarak veya borç isteyene faizsiz para vererek) güzel bir ödünç le Allâh’a borç verirseniz, O sizin için o (bağışta bulunduğu)nu(zu, bire on, bire yedi yüz ve daha) bir çok katlara katlar ve sizin için (günahlarınızı) mağ firette bulunur. Zaten Allâh (az bir amel karşılığı pek büyük mü kâfatlar bahşeden bir) Şekûr’dur; (ceza vermekte acele etmeyen bir) Halîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
64:17
18
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٨١
Âlimul gaybi veş şehâdetil azîzul hakîm(hakîmu).
(O, duyu organlarıyla idrâk edilemeyen) tüm gizlileri ve görünenleri (hakkıyla) bilendir, (istedi ğini yapmaya son derece güçlü olan bir) Azîz’dir ve (her işi yerli yerinde olan bir) Hakîm’dir!— M.Ustaosmanoğlu
64:18
Tegabun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle