وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ ٤٢
Ve le kad hemmet bihî ve hemme bihâ, levlâ en reâ burhâne rabbih(rabbihi), kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâ(fahşâe), innehu min ibâdinel muhlesîn(muhlesîne).
Andolsun ki; elbette o kadın ona (sahip olmayı kesinlikle aklına koymuş ve buna) kastetmişti. O da (zinanın çirkinliğine dâir) Rabbinin açık bir delilini görmeseydi ona meyledecekti. İşte Biz (, insanlara hâinlik yapmak gibi bir) fenalığı ve (zina gibi) çok çirkin işi böylece ondan çevirelim diye (kendisine sebat vererek kaderimizi icra ettik)! Şüphe siz ki o, Bizim (taatımız için seçtiğimiz ve günahsızlık vasıflarına zarar verecek şeylerden koruduğumuz) ihlâsa erdirilen kullarımızdandı! Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın tenzîhi ve kendisine nispet edilen bu hatâdan ismetinin beyanı hakkında bazı muhakkik âlimler şöyle buyurmuşlardır: Kalbin bir şeye meyli iki türlü olur, birincisi; arzuladığı şeyden hoşnut olarak onu yapmaya azimli ve kararlı olmaktır ki, Azîz’in hanımının Yûsuf (Aleyhisselâm)a meyli bu kabîldendir, işte bu, kulun kendisinden sorumlu tutulacağı bir meyildir. Diğer bir meyil ise, kasıt ve kararlılık olmaksızın âniden kalbe gelen bir düşüncedir ki bu, sıcak günde oruç tutanın soğuk suya meyli gibi, kınama gerektirmeyen gayr-i ihtiyari bir arzudur. Nitekim Yûsuf (Aleyhisselâm)ın meylî bu kabîlden olduğu için burada hiçbir günah ve ismeti ihlâl edecek durum söz konusu değildir. Böyle bir istek ancak konuşulursa yahut tatbik edilirse günahı mucip olur. Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gördüğü “Burhân”dan ne kastedildiği hakkında birkaç görüş vardır. Bunu, Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gözle görür dereceye ulaşan bir bilgiyle zinanın çirkinliğine inanması, “Zinaya yaklaşmayın!” âyetini tavanda yazılı olarak görmesi ve bir meleğin zinadan nehyeden nidalarını işitmesi olarak tefsir edenler olmuşsa da, İbni Abbâs, Katâde ve Mücâhid (Radıyallâhu anhüm) gibi birçok sahâbe ve tâbi’înden nakledildiğine göre; Yûsuf (Aleyhisselâm) babası Ya`kûb (Aleyhisselâm)ı duvarda şaşkınlığından parmağını ısırır bir halde görmüş, hatta eliyle göğsüne vurduğunda şehveti parmak uçlarından çıkıp gitmiştir. (Taberî, Câmi’ul-beyân, no: 19042-19099, 7/183-189; İbni Atıyye, el-Muharrarü’l-Vecîz: 3/234) Bazı âlimlerin bu konudaki itirazları rivayetlerin tümüne yönelik olmayıp ancak Yûsuf (Aleyhisselâm) ın da o kadın gibi bir meyle sahip olduğu görüşüne râcidir ki, bu itiraz yerindedir. Zira zinaya azimli bir meyil asla bir peygambere isnat edilemez. Zaten Allâh-u Te`âlâ’nın Yûsuf (Aleyhisselâm)a mûcize kabilinden bazı şeyler göstermiş olması, onun zinaya azmetmiş olması nedeniyle değildir, ancak peygamberlere yaptığı özel bir korumanın neticesidir. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, İbni Kesîr)— M.Ustaosmanoğlu