Yusuf 111 Ayet 12. Cüz يوسف
12

Yusuf

— Yusuf
111 Ayet 12. Cüz
يوسف
12
Yusuf
111 Ayet
يوسف
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْـكِتَابِ الْمُب۪ينِ۠ ١
Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
Elif! Lâm! Râ! İşte bu (sû rede buluna)n lar, (Allâh-u Te`â lâ tarafından indirildiği âşikâr olan ve muhataplarınca manaları) pek açık olan/ (hidâyet ve rüşdü açıkça ortaya koyan ve insanların merak ettiği konuları) iyice açıklayan/ o (yüce) kitabın âyetleridir.— M.Ustaosmanoğlu
12:1
2
اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّـكُمْ تَعْقِلُونَ ٢
İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen le allekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Gerçekten Biz onu Arapça bir Kur’ân ola rak indirdik! Tâ ki siz (manalarını ve mûcizelerini ge reği gibi) anlayasınız!— M.Ustaosmanoğlu
12:2
3
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الْغَافِل۪ينَ ٣
Nahnu nakussu aleyke ahsenel kasası bimâ evhaynâ ileyke hâzel kur’âne ve in kunte min kablihî le minel gâfilîn(gâfilîne).
Biz sana işte bu Kur’ân’ı vahyetmiş olmamız sebebiyle, anlatılanların en güzelini/en güzel an latma (üslûbu)yla/ sana bildirmekteyiz. Gerçek şu ki; bu (vahyin ulaşması)ndan önce el bette sen (bu gibi kıssaları hiç duymamış olan) ha bersiz kimselerdendin!— M.Ustaosmanoğlu
12:3
4
اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَباً وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ ل۪ي سَاجِد۪ينَ ٤
İz kâle yûsufu li ebîhi yâ ebeti innî re eytu ehade aşere kevkeben veş şemse vel kamere re eytuhum lî sâcidîn(sâcidîne).
Hani Yûsuf babasına demişti ki: “Ey benim babam! Şüphesiz ben rüyamda onbir yıldızı, güne şi ve ayı gördüm! Böylece onları bana özenle sec de ediciler hâlinde gördüm.”— M.Ustaosmanoğlu
12:4
5
قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا لَكَ كَيْداًۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٥
Kâle yâ buneyye lâ taksus ru’yâke alâ ihvetike fe yekîdû leke keydâ(keyden), inneş şeytâne lil insâni aduvvun mubîn(mubînun).
(Oğlunun bu rüyasını dinleyen Ya`kûb (Aley hisselâm) evvela onu kıskançlık nedeniyle kardeşlerinden gelecek bir tehlikeye karşı uyarmak, sonra da rüyasını tabir etmek üzere) dedi ki: “Ey oğulcuğum! (Gör müş olduğun bu) rüyanı kardeşlerine anlatma; son ra sana (korunamayacağın şekilde) büyük bir tuzak kurarak hile yaparlar. Şüphesiz ki şeytan insan için pek açık bir düş mandır. (Dolayısıyla nübüvvet evinde yetişmiş olsalar da, şeytan devreye girerek, kardeşlerinde sana karşı bir kıskançlığın gelişmesine sebep olup onları bir yanlışa sevk edebilir.)— M.Ustaosmanoğlu
12:5
6
وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ٦
Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yu allimuke min te’vîlil ehâdîsi, ve yutimmu ni’metehu aleyke ve alâ âli ya’kûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min kablu ibrâhîme ve ishâk(ishâke), inne rabbeke alîmun hakîm(hakîmun).”
İşte böylece Rabbin (göstermiş olduğu rüya ile de bildirdiği üzere) seni (peygamberlik için) seçiyor, sana (insanların rüyalarında görüp etkilen diği) o haberlerin (ne şekilde gerçekleşeceğini bildi ren tabir ve) te’vîlinden (önemli) bir kısmını öğre tiyor, sana da, Ya`kûb ailesine de (tüm istenmedik şeylerden kurtuluş vererek iki cihanda da) nimetini tamamlıyor. Nitekim daha önce ataların İbrâhîm ve İshâk’a da onu tamamlamıştı. Gerçekten senin Rabbin (kimlerin yüksek makam lara seçilmeyi hak ettiğini pek iyi bilen bir) Alîm’dir; (her şeyi gereğince ve yerli yerince yapan bir) Ha kîm’dir.”— M.Ustaosmanoğlu
12:6
7
لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ ٧
Le kad kâne fî yûsufe ve ihvetihî âyâtun lis sâilîn(sâilîne).
Andolsun ki; elbette Yûsuf’ta ve kardeşlerin(in başlarına gelenler)de, (onların kıssalarını)so ranlar için/ (ibret almak üzere âyet) isteyenler için/ (Allâh-u Te`âlâ’nın kâhir gücüne ve bâhir hikmetine delâlet eden) pek çok ve çok büyük âyet (ve alâ met)ler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
12:7
8
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ٨
İz kâlû le yûsufu ve ehûhu ehabbu ilâ ebînâ minnâ ve nahnu usbeh(usbehtun), inne ebânâ le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Hani onlar (aralarında konuşurlarken) dedi ler ki: “Elbette Yûsuf ve (ana-baba bir) kardeşi (olan Bün yamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz birbirine bağlı olan güçlü bir cema atiz! (Dolayısıyla ona hizmet etme ve fayda sağlama imkânına sahibiz, onlarsa bu vasıflardan uzaktırlar.) Gerçekten de babamız (sevgide onları bize tercih ettiği için) elbette (herkese gereken değeri verme hususunda) pek açık bir yanılgı içerisindedir!— M.Ustaosmanoğlu
12:8
9
اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضاً يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَب۪يكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه۪ قَوْماً صَالِح۪ينَ ٩
Uktulû yûsufe evitrahûhu ardan yahlu lekum vechu ebîkum ve tekûnû min ba’dihî kavmen sâlihîn(sâlihîne).
(Bu konuda görüş birliğine varan kardeşler, Yû suf (Aleyhisselâm)dan kurtulma çareleri üretme husu sunda ihtilafa düştüler, kimi dedi ki:) Yûsuf’u öldürün, ya da onu belirsiz bir yere at(ıp kaç)ın ki babanızın yüzü sırf size kalsın (, böylece o artık tümüyle size yönelsin de başkasına bir iltifatı kalmasın)! Onun (ortadan kalkmasının) ardından siz (yaptığı nız bu günahtan tevbe ederek) yine (Allâh nezdinde de, babanız katında da iyi ve) sâlihler topluluğu olur sunuz!”— M.Ustaosmanoğlu
12:9
10
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ٠١
Kâle kâilun minhum lâ taktulû yûsufe ve elkûhu fî gayâbetil cubbi yel-tekithu ba’dus seyyâreti in kuntum fâilîn(fâilîne).
İçlerinden (en insaflı olan, fakat onları caydı ramayacağını anladığı için en az zararı öneren) bir söz sahibi: “Yûsuf’u öldürmeyin, ama (illâ ki bir şey yapacaksanız) onu bir kuyunun derin yerine bıra kın ki kafilenin biri korumak üzere onu alsın. (Böy lece o sizden çok uzak olacağından, tüm izleri silin miş olur, ona da bir zarar dokunmadan siz kurtulmuş olursunuz.) Eğer (onu babasından ayıracak bir işlem) yapacak kimseler olduysanız (, benim bu görüşüme göre hareket edin, daha ileri gitmeyin)!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
12:10
11
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ١١
Kâlû yâ ebânâ mâ leke lâ te’mennâ alâ yûsufe ve innâ lehu lenâsıhûn(lenâsıhûne).
(Aralarında bu kararı tertipleyip, tatbik saha sına çıkarma teşebbüsüne giren kardeşler, babalarını da bu konuda râzı etme gayesiyle, aralarında bulunan soy ve kardeşlik bağını öne çıkararak) dediler ki: “Ey bizim babamız! Sana ne oluyor da, Yûsuf’a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa muhakkak ki (sen bi zim babamızsın, o da bizim kardeşimizdir. Bu yüz den) biz özellikle onun için elbette iyilik dileyen kimseleriz.— M.Ustaosmanoğlu
12:11
12
اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَداً يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٢١
Ersilhu ma anâ gaden yerta’ ve yel’ab ve innâ lehu lehâfizûn(lehâfizûne).
Yarın onu bizimle birlikte (kırlara) gönder de bolca yiyip içsin ve (bizimle yarışıp ok atışarak eğ lenip) oynayıversin. Şüphesiz ki biz onu elbette itina ile koruyucu larız.”— M.Ustaosmanoğlu
12:12
13
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ٣١
Kâle innî le yahzununî en tezhebû bihî ve ehâfu en ye’kulehuz zi’bu ve entum anhu gâfilûn(gâfilûne).
(Onların bu konuşmalarına karşı Ya`kûb (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Gerçekten de ben, elbette (onu çok sevdiğimden ve onsuz duramadığımdan) onu gö türmeniz beni mahzun eder. Ayrıca ben (görmüş olduğum bir rüyadan etkilendiğim için), siz kendi sinden (ayrı bir yerde oyalanıp ondan) gâfil kimse lerken onu bir kurdun yemesinden korkmaktayım.”— M.Ustaosmanoğlu
12:13
14
قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذاً لَخَاسِرُونَ ٤١
Kâlû le in ekelehuz zi’bu ve nahnu usbetun innâ izen lehâsirûn(lehâsirûne).
Dediler ki: “Andolsun; biz güçlü ve birbirine sıkıca bağlı bir cemaatken onu kurt yiyecek olursa, o takdirde hiç şüphesiz ki biz elbette (en değerli varlıklarını) kaybeden (ve bu yüzden aldanmışlığı ve güçsüzlüğü itirafa mecbur olan) kimseleriz.”— M.Ustaosmanoğlu
12:14
15
فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥١
Fe lemmâ zehebû bihî ve ecmeû en yec’alûhu fî gayâbetil cubb(cubbi), ve evhaynâ ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hâzâ ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ne zaman ki onlar (babalarını zorla râzı ede rek) onu götürdüler ve kendisini bir kuyunun de rin yerine atmaya hep birlikte kesin karar verdi ler (, işte o zaman ona büyük bir zulüm yaptılar)! Biz de (kuyunun dibinde yalnızlık hissini gidermek ve rahmetimizi ulaştırarak) ona (teselli ve müjde ver mek üzere Cibrîl’i gönderip) vahyettik ki: “Andolsun; elbette (bir gün gelecek) sen (bu sıkıntılardan kurtu larak yüce bir makam sahibi olacak ve) onlara işte bu işlerini haber vereceksin! Oysa onlar (senin kim olduğunun) farkında bile olmayacaklar! ’’— M.Ustaosmanoğlu
12:15
16
وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَٓاءً يَبْكُونَۜ ٦١
Ve câû ebâhum işâen yebkûn(yebkûne).
Derken onlar (Yûsuf (Aleyhisselâm)`ı kuyuya at tıktan sonra) akşamleyin ağlamakta (gibi yapar) oldukları halde babalarına geldiler.— M.Ustaosmanoğlu
12:16
17
قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ ٧١
Kâlû yâ ebânâ innâ zehebnâ nestebiku ve tereknâ yûsufe inde metâınâ fe ekelehuz zi’bu, ve mâ ente bi mu’minin lenâ ve lev kunnâ sâdikîn(sâdikîne).
Dediler ki: “Ey Babamız! Gerçekten biz (kıra) gittik, (koşarak ve ok atışarak) yarışıyorduk. Yû suf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık ki, âniden kurt onu yeyiverdi. Gerçi biz (senin nezdinde gü ven kazanmış) doğru sözlü kimseler olsak bile, (Yû suf’a karşı aşırı sevginden dolayı) sen asla bize ina nacak değilsin! (Hal böyleyken; bize güvenmediğin bir durumda bu haberimizle ikna olman senden nasıl beklenebilir?)”— M.Ustaosmanoğlu
12:17
18
وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ٨١
Ve câû alâ kamîsıhî bi demin kezib(kezibin), kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ(emren), fe sabrun cemîl(cemîlun), vallâhul musteânu alâ mâ tesıfûn(tesıfûne).
Böylece onlar (bir kuzu kesip) onun (kanını Yûsuf’un) gömleğinin üzerine (sürerek) bütünüyle yalan bir kan getirdiler. (Bu durumu gören Ya’kûb (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Doğrusu nefisleriniz size (kötü işler arasında misli) görülmemiş bir işi hoş göstermiş/kolaylaştırmış/. Artık (bana düşen, ka dere itiraz içermeyen ve rıza ifade eden) pek güzel bir sabır(dır)! (Olayın nasıl gerçekleştiğini canlan dırırcasına) vas feder şekilde anlat makta olduğunuz bu hâdise ye kar şı Kendisinden yardım istenecek Zât ancak Allâh’tır!— M.Ustaosmanoğlu
12:18
19
وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ٩١
Ve câet seyyâretun fe erselû vâridehum fe adlâ delveh(delvehu), kâle yâ buşrâ hâzâ gulâm(gulâmun), ve eserrûhu bidâah(bidâ’aten), vallâhu alîmun bi mâ ya’melûn(ya’melûne).
Derken (birkaç gün sonra Medyen’den Mısır istikâmetine gitmekte olan) bir kafile (kuyunun ya nına) geldi de, (su temini için) sucularınıgönder diler. O, kovasını sarkıtmıştı ki (; kovaya bir çocuğun tutunduğunu görünce): “Ey (millet!) müjde( mi duyun)! İşte bu, muhteşem bir erkek çocuk!” dedi. (Kafilede bulunan diğer insanlar onu görüp de, köle olarak satıp kâr etme hevesine düşmesinler diye) böylece onlar onu bir sermaye olarak gizlediler. (Sonradan gören lere de: “Bunu bize o suyun yanında bulunan insanlar kendileri namına Mısır’da satalım diye verdi!” dediler.) Allâh ise onların yapmakta olduklarını (pek iyi bilen bir) Alîm idi.— M.Ustaosmanoğlu
12:19
20
وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍۚ وَكَانُوا ف۪يهِ مِنَ الزَّاهِد۪ينَ۟ ٠٢
Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdeh(ma’dûdetin), ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne).
Böylece onlar onu kıymeti düşük bir paha ya; sayılı dirhemlere sattılar ve (sahibi çıkar da el lerinden alır korkusuyla, üçe beşe bakmayıp) onun (satışı) hakkında (yüksek fiyat istemeye karşı) istek siz (görünen)lerden oldular.— M.Ustaosmanoğlu
12:20
21
وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِه۪ٓ اَكْرِم۪ي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداًۜ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ١٢
Ve kâlellezîşterâhu min mısra limre’etihî ekrimî mesvâhu asâ en yenfeanâ ev nettehizehu veledâ(veleden), ve kezâlike mekkennâ li yûsufe fîl ardı ve li nuallimehu min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun(ya’lemune).
(Birkaç kere köle olarak satıldıktan sonra) Mı sır (halkın)dan onu satın almış olan o (mâlî vezir konumundaki) kişi hanımına: “Onun kalacağı yer(e varıncaya kadar her şeyin)i güzel yap! Ola ki (yanı mızda yetişip tecrübe kazanarak ileride) bize faydalı olur ya da (çocuğumuz olmadığı için) onu bir çocuk ediniriz!” dedi. (Habîbim!) İşte Biz (onu kuyunun dibinden çıkartarak) böy lece (kurtardıktan sonra) Yûsuf’a o toprakta (değerli bir) yer verdik/imkân verdik/. Böylece Biz ona (insanların yönetimiyle ve rüya ların tabiriyle ilgili) o (önemli) hâdiselerin (ne şekil de sonuçlanacağına dâir bilgi ve) te’vîlinden (büyük) bir kısmını öğretelim (de o, insanları adâletle yönet sin ve gelecekle ilgili tedbirler aldırarak herkese fay dalı olsun) diye (ona bu imkânları verdik)! Allâh, (kararlarını bildiren tüm) em(i)r(ler)in(i icra ve in faz etmey)e (hakkıyla gücü yeten ve bu hususta hiçbir engel tanımayan bir) Ğâlib’dir! Lâkin insanların çoğu (kendilerinin de bazı şeylere güçlü olduklarını sandıklarından, bu hakikati) bilmezler.— M.Ustaosmanoğlu
12:21
22
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٢٢
Ve lemmâ belega eşuddehû âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne)."
O (Yûsuf (Aleyhisselâm)), (aklının ve gücünün kemâle erdiği) kuvvetlenme çağının sonuna ulaş tığında, Biz ona (amelle desteklenen faydalı ilim gi bi) büyük bir hikmet/ (insanlar arasında adâletli) bir hüküm (verme yeteneği)/ ve (insanlara yararlı olan şeyler hakkında, özellikle de rüya tabiriyle ilgili) önemli bir ilim verdik! İşte Biz (ilim ve amel bakımından güzel davranan, özellikle de gençken ibadetlerine dikkat eden) o muhsinleri (yaşlılıklarında) böyle mükâfatlandırırız!— M.Ustaosmanoğlu
12:22
23
وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٣٢
Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve ğallekatil ebvâbe ve kâlet heyte lek(leke), kâle ma âzallâhi innehu rabbî ahsene mesvây(mesvâye), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Kendisinin, evinde bulunduğu o kadın, (Yûsuf (Aleyhisselâm)ın güzelliğine dayanamayınca, bir şeyi elin den çıkarmak istemeyenin yapması gerekenleri sergile mek üzere) gide gele (, döne dolaşa) hileye başvura rak ondan murad almak istedi ve kapıları iyice ka pattı da: “Hey, bu hazırlık sana!” dedi. O da: “Me’âzellâh (; zina gibi bir günaha düşmekten Allâh’a sığınırım)! Çünkü gerçekten önemli husus şudur ki; benim efendim kalacağım yeri güzel yapmıştır. (Artık ona yanlış yapmak büyük bir vefasızlık ve zulüm olur.) Mu hakkak gerçek şu ki; (zina gibi bir günahı işleyen, he le de kaldığı evin sahibine bu hâinliği revâ gören) o zâ limler felah bulmayacaktır! (Ne umduklarına kavuşa cak, ne de korktuklarından kurtulacaklardır!)”dedi.— M.Ustaosmanoğlu
12:23
24
وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ ٤٢
Ve le kad hemmet bihî ve hemme bihâ, levlâ en reâ burhâne rabbih(rabbihi), kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâ(fahşâe), innehu min ibâdinel muhlesîn(muhlesîne).
Andolsun ki; elbette o kadın ona (sahip olmayı kesinlikle aklına koymuş ve buna) kastetmişti. O da (zinanın çirkinliğine dâir) Rabbinin açık bir delilini görmeseydi ona meyledecekti. İşte Biz (, insanlara hâinlik yapmak gibi bir) fenalığı ve (zina gibi) çok çirkin işi böylece ondan çevirelim diye (kendisine sebat vererek kaderimizi icra ettik)! Şüphe siz ki o, Bizim (taatımız için seçtiğimiz ve günahsızlık vasıflarına zarar verecek şeylerden koruduğumuz) ihlâsa erdirilen kullarımızdandı! Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın tenzîhi ve kendisine nispet edilen bu hatâdan ismetinin beyanı hakkında bazı muhakkik âlimler şöyle buyurmuşlardır: Kalbin bir şeye meyli iki türlü olur, birincisi; arzuladığı şeyden hoşnut olarak onu yapmaya azimli ve kararlı olmaktır ki, Azîz’in hanımının Yûsuf (Aleyhisselâm)a meyli bu kabîldendir, işte bu, kulun kendisinden sorumlu tutulacağı bir meyildir. Diğer bir meyil ise, kasıt ve kararlılık olmaksızın âniden kalbe gelen bir düşüncedir ki bu, sıcak günde oruç tutanın soğuk suya meyli gibi, kınama gerektirmeyen gayr-i ihtiyari bir arzudur. Nitekim Yûsuf (Aleyhisselâm)ın meylî bu kabîlden olduğu için burada hiçbir günah ve ismeti ihlâl edecek durum söz konusu değildir. Böyle bir istek ancak konuşulursa yahut tatbik edilirse günahı mucip olur. Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gördüğü “Burhân”dan ne kastedildiği hakkında birkaç görüş vardır. Bunu, Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gözle görür dereceye ulaşan bir bilgiyle zinanın çirkinliğine inanması, “Zinaya yaklaşmayın!” âyetini tavanda yazılı olarak görmesi ve bir meleğin zinadan nehyeden nidalarını işitmesi olarak tefsir edenler olmuşsa da, İbni Abbâs, Katâde ve Mücâhid (Radıyallâhu anhüm) gibi birçok sahâbe ve tâbi’înden nakledildiğine göre; Yûsuf (Aleyhisselâm) babası Ya`kûb (Aleyhisselâm)ı duvarda şaşkınlığından parmağını ısırır bir halde görmüş, hatta eliyle göğsüne vurduğunda şehveti parmak uçlarından çıkıp gitmiştir. (Taberî, Câmi’ul-beyân, no: 19042-19099, 7/183-189; İbni Atıyye, el-Muharrarü’l-Vecîz: 3/234) Bazı âlimlerin bu konudaki itirazları rivayetlerin tümüne yönelik olmayıp ancak Yûsuf (Aleyhisselâm) ın da o kadın gibi bir meyle sahip olduğu görüşüne râcidir ki, bu itiraz yerindedir. Zira zinaya azimli bir meyil asla bir peygambere isnat edilemez. Zaten Allâh-u Te`âlâ’nın Yûsuf (Aleyhisselâm)a mûcize kabilinden bazı şeyler göstermiş olması, onun zinaya azmetmiş olması nedeniyle değildir, ancak peygamberlere yaptığı özel bir korumanın neticesidir. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, İbni Kesîr)— M.Ustaosmanoğlu
12:24
25
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٥٢
Vestebekâl bâbe ve kaddet kamîsahu min duburin ve elfeyâ seyyidehâ ledel bâb(bâbi), kâlet mâ cezâu men erâde bi ehlike sûen illâ en yuscene ev azâbun elîm(elîmun).
Böylece (o kadın Yûsuf (Aley hisselâm)`ı ya ka la ya yım, o da kaçayım derken) her ikisi kapıya (doğru) koşuştular. O onun gömleğini arka taraftan (çekip) uzunlama sına yırtmıştı ki, (tam o sırada) kapının yanında kocasına rastladılar. (Durumu kurtarmak isteyen) o kadın (suçu Yûsuf (Aleyhisselâm)a atmak için): “Senin âilene (zina gibi) bir fenalık (yapmayı) dilemiş olan kimsenin cezası; hapse atılmaktan ya da çok acı verici büyük bir azap(a çarptırılmak)tan başka bir şey olamaz!” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
12:25
26
قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٦٢
Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidun min ehlihâ, in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadekat ve huve minel kâzibîn(kâzibîne).
O (kadının bu hilekârlığı karşısında şaşkınlığa düşerek kendisini müdafaa etme mecburiyetinde ka lınca): “Asıl o gide gele hileye başvurarak benden kendi nefsimi istedi!” dedi. Derken (bir mûcize ger çekleşti de kadının) âilesinden bir(i olan ve beşikte be bek halinde bulunan bir) şâhit (dile gelerek) şâhitlik yaptı ki: “Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmış olduy sa o kadın doğru söylemiştir. O ise (, kadının kendisini ayartmaya çalıştığı iddiasında) yalancılardandır.— M.Ustaosmanoğlu
12:26
27
وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧٢
Ve in kâne kamîsuhu kudde min duburin fe kezebet ve huve mines sâdikîn(sâdikîne).
Ama eğer onun gömleği arkadan yırtılmış olduysa, o kadın yalan söylemiştir. O ise doğru lardandır!”— M.Ustaosmanoğlu
12:27
28
فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ ٨٢
Fe lemmâ reâ kamîsahu kudde min duburin kâle innehu min keydikun(kunne), inne keydekunne azîm(azîmun).
O (kadının kocası) onun gömleğini boylu bo yunca arkadan yırtılmış görünce (her ikisine hitâben) dedi ki: “Gerçekten de bu (ustalıklı iş), sizin (gibi ka dınların) hilelerinizden biridir! Muhakkak sizin hileniz (şeytanın hilesini bile zayıf bırakacak kadar) pek büyüktür.— M.Ustaosmanoğlu
12:28
29
يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟ ٩٢
Yûsufu a’rıd an hâzâ vestagfirî li zenbik(zenbiki), inneki kunti minel hâtıîn(hâtıîne).
Ey Yûsuf! (Mademki senin eteğinin temizliği, bununsa yalancılığı meydana çıktı, artık sen) işte bun(u başkalarına anlatmak)dan yüz çevir! (Ey kadın!) Sen de (hem zina kastından dolayı, hem de iftira) günahın için (Allâh-u Te`âlâ’dan) bağışlanma talebinde bulun! Gerçekten de sen kasten günah işleyenlerden oldun!”— M.Ustaosmanoğlu
12:29
30
وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ قَدْ شَغَفَهَا حُباًّۜ اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٠٣
Ve kâle nisvetun fîl medînetimre’etul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsih(nefsihî), kad şegafehâ hubbâ(hubben), innâ le nerâhâ fî dalâlin mubîn(mubînin).
(Yûsuf (Aleyhisselâm)ın güzelliği dilden diledola şıp, Azîz’in hanımıyla başından geçenler duyulunca) o şehirdeki birtakım kadınlar dedi ki: “Azîz’in hanımı hileye başvurarak delikanlısını döne dolaşa (kandırmaya teşebbüs edip) kendi nef sinden talep ediyormuş. Gerçekten o (Yûsuf), sevgi bakımından onun kal binin perdesini yırtmış (da gönlünün derinliğine kadar sızmış)! (Hiç böyle soylu bir kadının, yanında çalış tırdığı bir köleye âşık olması yakışık alır mı?) Gerçekten biz onu elbette çok açık (bir şekilde akıl ve mantığın gösterdiği doğru yoldan) tam bir sapma içerisinde görmekteyiz!”— M.Ustaosmanoğlu
12:30
Yükleniyor...
Yusuf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle