İsra 111 Ayet 15. Cüz الإسراء
17

İsra

— Gece Yürüyüşü
111 Ayet 15. Cüz
الإسراء
17
İsra
111 Ayet
الإسراء
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
(Bir mekânda bulunmaktan ve yüce Zât’ına ya kışmayacak her türlü acziyet vasfından takdis, arılık ve) tenzîh O Zât’a ki; bir gece(nin az bir ânında, Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan (alıp), (Mûsâ (Aleyhisselâm)`dan beri vahyin iniş merkezi ve tüm pey gamberlerin mabedi olması hasebiyle dînî açıdan, ırmaklar ve ağaçlarla çevrili olması itibarıyla da dünya lık bakımdan) etrafını bereketli kıldığımız o Mescid-i Aksâ’ya götürmüştür. Tâ ki ona (bir aylık yola bir gecede ulaşma, Beyt-i Mukaddesi ziyâret, bütün pey gamberleri diri olarak görme, yedi kat semâda onların makamlarına uğrama ve Cemâlimizi müşâhede etme gibi) bazı âyetlerimizi gösterelim diye! Şüphesiz ki O, (tüm sözleri, özellikle Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in dualarını ve müşriklerin mi’râc dönüşü ona neler dediklerini hakkıyla işiten) Semî’ de, (bütün işleri, bâhusus Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in mi’râ ca mazhar kılınmasına vesîle ola cak kıymetli amellerini tam manasıyla gören) Basîr de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
17:1
2
وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُون۪ي وَك۪يلاًۜ ٢
Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ(vekîlen).
Biz Mûsâ’ya o (Tevrât) kitabı(nı) verdik ve: “(Tüm işlerinizi kendisine havâle edeceğiniz bir Rab olarak) Benden başka bir vekil edinmeyin!” diye (tembihte bulunarak) onu İsrâiloğullarına büyük bir hidâyet (rehberi) yaptık.— M.Ustaosmanoğlu
17:2
3
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً ٣
Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren).
(Ey) Nûh’la birlikte (gemide) taşı(yıp selâmete çıkar)dığımız kimselerin zürriyeti! Gerçekten de o, çokça şükreden bir kuldu. (Darlıkta da, bollukta da dâima şükreder,hamd et meden yemez-içmez ve giyinmezdi. Sizler ona inanmış olan ve onunla birlikte gemide kurtulan kimselerin nes lisiniz. Öyleyse atalarınız gibi siz de onu örnek edinin!)— M.Ustaosmanoğlu
17:3
4
وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْـلُنَّ عُـلُواًّ كَب۪يراً ٤
Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâ(kebîren).
Biz o kitapta İsrâiloğullarına kesinkes vahyetmiştik ki: “Andolsun; siz mutlaka o (Şam ve Ku düs) arazi(sin)de iki kere fesat çıkaracaksınız. (Bunların birincisinde Tevrât hükümlerine karşı gelerek Şa’yâ (Aleyhisselâm)`ı şehit edeceksiniz, ikinci sindeyse Ze keriyyâ ve Yahyâ (Aleyhimesselâm)` ı şehit edip, Îsâ (Aleyhisselâm)`ı öldürmeye teşebbüs edeceksiniz.) Ve kasem olsun ki; elbette siz pek büyük bir ki birle (Allâh’a taattan) büyüklük taslayacaksınız./ Pek büyük bir azgınlıkla (insanlara karşı) zulüm yapacaksınız./— M.Ustaosmanoğlu
17:4
5
فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَنَٓا اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْداً مَفْعُولاً ٥
Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyâr(diyâri), ve kâne va’den mef’ûlâ(mef’ûlen).
O ikiden birincisinin (azap) vaadesi geldiğin de, (harp hususunda) pek kuvvetli büyük güç sahip leri olan Bize âit bir takım (zorba) kulları (dünyanın yegâne hükümdarı olan o Bâbil`li Buht-u Nassar’ın or dusunu) üzerinize gönder(ip musallat et)dik, böylece onlar (sizi yakalayıp öldürmek için) evler(inizin) ara sında (ve sokakların ortasında) iyice dolaştılar. (Ezelde takdir edilmesi hasebiyle vukuu kesin oldu ğu için) zaten bu (azap tehdidimiz), yapılmış (bitmiş olarak değerlendirmeniz gereken) bir vaad olmuştu.— M.Ustaosmanoğlu
17:5
6
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يراً ٦
Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrâ(nefîren).
(Yüz sene kadar) sonra (Dâvûd (Aleyhisselâm) zamanında) o (üzerinize musallat kılına) nlara karşı dev leti (ve üstünlüğü) size geri vermiştik, mallarla ve oğullarla size yardım etmiş (ve geniş imkân vermiş) tik, birlikte hareket eden bir cemaat olarak da sizi (evvelce olduğunuzdan) daha çok (nüfusa sahip) yapmıştık.— M.Ustaosmanoğlu
17:6
7
اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً ٧
İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâ(tetbîren).
İyi amel işlerseniz/(insanlara) iyilik yaparsanız/, kendi nefisleriniz için iyilik etmiş olursunuz. (Zira kazanacağınız sevapların menfaati sadece size ait olacaktır.) Kötü amel işlerseniz/ kötülük yaparsanız/, yine kendi (nefis)lerinize aittir. (Çün kü kötülüklerin vebâli yine size dönecektir.) Sonraki söz(ün gerçekleşme zamanı) geldiğinde ise, suratlarınızı mahzun bıraksınlar/ sizi kötü duruma soksunlar/ diye ve ilk defa (tahribat yapmak üzere) oraya girdikleri gibi tekrar o Mescid’e (Beyt-i Makdis’e) girsinler diye üstün geldikleri/gâlibiyetleri süresince/ her şeyi tam bir yıkımla (yakıp yıkarak) helâk etsinler diye (bu sefer üzerinize Romalı Tîtos komutasındaki zorba orduyu musallat ettik)!— M.Ustaosmanoğlu
17:7
8
عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً ٨
Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâ(hasîren).
(Bu ikinci defadan sonra da günahları bırakıp gerçekten tevbe ederseniz,) umulur ki Rabbiniz size acıyacaktır. Ama eğer (âhir zamanda göndereceğim peygamberi inkâr edip öldürmeye kalkarak, üçüncü defa da ifsatlarınıza) dönecek olursanız, Biz de (size azap etmeye) döneriz! Zaten Biz cehennemi o kâfirler için bir hapis yeri/bir hasır (gibi altlarına yaygı)/ yapmışızdır.’’ Onlar, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i inkâr ederek ifsatlarını tazeleyince Allâh-u Te`âlâ, Habîbini ve müminleri onlara musallat ederek, Kureyza’yı katlettirmiş, Nadîr oğullarını sürgüne göndermiş, diğerlerine de cizye vurdurmuştur ve bu tasallut kıyâmet gününe kadar devam edecektir. Yahudilerin binlerce sene çektikleri azapların yanında bugün görünen birkaç yıllık devletleri yok hükmünde olduğu gibi, İlâhî vaad gereğince, kendilerine en kötü azapları tattıracak olan kimseler de kıyâmete kadar başlarına musallat edilecektir.— M.Ustaosmanoğlu
17:8
9
اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَب۪يراًۙ ٩
İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ(kebîren).
Şüphesiz işte bu Kur’ân, o kendisi en doğru olan (iman ve amel-i salih) yol(un)a ulaştırmaktadır ve salih ameller işlemekte bulunan o müminleri müjdelemektedir ki, (cennet gibi) pek büyük ve çok değerli bir mü kâfat şüphesiz sadece onlara âittir.— M.Ustaosmanoğlu
17:9
10
وَاَنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٠١
Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
(O müminlere şu müjdeyi de vermektedir ki) âhirete inanmamakta olan o kimseler ise; gerçek ten Biz onlara (cehennem gibi) çok acı verici pek büyük bir azap hazırlamışızdır.— M.Ustaosmanoğlu
17:10
11
وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً ١١
Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve kânel insânu acûlâ(acûlen).
İnsan (kızdığı zaman) hayır istermişçesine (kendisi, âilesi ve malı hakkında) şer (ve kötü olan bir istek)le (Allâh-u Te`âlâ’ya) duada bulunur. (Bazen de hayır sanarak şer ister.) Zaten insan (neticesini düşün meksizin, aklına gelen ve kalbine düşen her şeyi isteme hususunda) pek aceleci olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
17:11
12
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَٓا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْـنَٓا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْص۪يلاً ٢١
Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne vel hisâb(hisâbe), ve kulle şey’in fassalnâhu tafsîlâ(tafsîlen).
Biz (mevsimler itibarıyla uzayıp kısalan ve sürekli birbirini izleyen) geceyle gündüzü (üstün gücü müze delâlet etmekte bulunan) birer âyet yaptık. (Gün düzleri) Rabbinizden bir lütuf (olan rızkınızı ve geçim sebeplerinizi) arayasınız ve senelerin sayısını da, (imsak, iftar, hac zamanı, iddet müddetleri ve borç ödeme dönemleri gibi birçok vakitlerin) hesabı(nı) da bilesiniz diye gece âyetini (kendisinde en büyük varlıkların bile görülemeyeceği şekilde) silik yaptık, gündüz âyetini ise (en ufak şeylerin bile kendisinde net görüneceği surette) parlak/gösterici/ kıldık /gecenin âyetini (temsil eden ayı güneşe nispetle) silik yaptık, gündüzün âyetini (teşkil eden güneşi) ise pek aydınlık yaptık./ Biz (din ve dünya hususunda muhtaç olacağınız) her bir şeyi, böylece onu (hiçbir karışıklığa mahal bırakmayan) ayrıntılı bir îzâhla iyice açıkladık.— M.Ustaosmanoğlu
17:12
13
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً ٣١
Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).
Her bir insan (doğarken on)a; (Allâh-u Te`âlâ’nın ezelde takdir buyurduğu kader yuvasından ken disine doğru) uçan amelini/ kaderini/(n yazılı bulun duğu amel defterini) onun boynuna takmışızdır. (Artık tüm yaşayacakları ve karşılaşacakları, onun ayrıl maz bir parçası hâlini almıştır.) Kıyâmet gününde ise ona (amellerinin kendisinde yazılı olduğu) bir kitap çıkaracağız ki o ona açılmış vaziyette kavuşacaktır (ve açma zahmetinde dahi bulunmayarak onda yazılı amellerini rahatça okuya bilecektir).— M.Ustaosmanoğlu
17:13
14
اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ ٤١
Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
(O zaman kendisine şöyle buyuracağız:) “Oku (bakalım) kitabını! Bugün iyi bir muhasebeci olarak nefsin sana yeterli olmuştur!”— M.Ustaosmanoğlu
17:14
15
مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً ٥١
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidâyet bulduysa, o ancak kendisi için doğru yolu bulmuştur. (Zira salih a me lin sevabı işle yicisine mah sustur.) Kim de sapıttıysa, o ancak kendi aleyhine sapmıştır. (Çünkü onun sapıklığı kendisin den başkasını helâk etmez.) Hiçbir (günah) taşıyıcı (sı) diğerinin yükünü taşımayacaktır. Zaten Biz (herhangi bir topluma, emir ve yasaklarımızı duyurmak üzere) bir rasûl gönderinceye kadar (cezasını bil meyerek işledikleri şeylerden dolayı) azap ediciler olmamışızdır!— M.Ustaosmanoğlu
17:15
16
وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً ٦١
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren).
Biz (ezelî takdirimizi infaz etmek üzere) bir memleketi helâk etmek istediğimizde, oranın bol lukla şımartılan kişilerine (göndermiş olduğumuz peygamber vasıtasıyla, Kendimize itaati) emrederiz. Fakat onlar orada (Bize itaatten çıkarak) fâsıklık yaparlar da, böylece o (azap) söz(ümüz) orası üze rine hak olur.Biz de bir daha düzelemeyecek bir şekilde görül memiş bir helâk edişle hemen orayı kırıp geçiririz!— M.Ustaosmanoğlu
17:16
17
وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً ٧١
Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûh(nûhin) ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren basîrâ(basîren).
Nûh’tan sonra (gelip geçen Âd ve Semûd gibi) asırlar (halkın)dan nicelerini (inkâr ve isyanları se bebiyle) helâk etmişizdir. Kullarının günahlarını(n iç yüzünü de, görünen kısmını da hakkıyla idrak edip ona göre cezalarını vere cek olan bir) Habîr ve Basîr olarak senin Rabbin yeterli olmuştur!— M.Ustaosmanoğlu
17:17
18
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَٓاءُ لِمَنْ نُر۪يدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُوماً مَدْحُوراً ٨١
Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren).
Her kim(in tüm hedefi dünyaya kilitlenip sadece) o (kazanılması da yitirilmesi de) çarçabuk olan (dünyay)ı istemekte bulunmuşsa, Biz orada ona, (herkese de değil) o dilediğimiz kimseye (peşinen vermeyi) dilediğimiz kadarını çabucak veririz, son ra da cehennemi ona tahsis ederiz ki, o oraya kı nanmış ve kovulmuş bir halde girer.— M.Ustaosmanoğlu
17:18
19
وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً ٩١
Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâ(meşkûren).
Her kim de âhiret (derecelerini elde etmey)i arzular ve kendisi (şirk bulaşmamış muteber bir imanla) mümin olarak onun (kazanılması) için ona yakışan gayretle çalışırsa, işte onlar ki, amel leri (Allâh nezdinde) kabûle elverişli olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
17:19
20
كُلاًّ نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُوراً ٠٢
Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbik(rabbike), ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ(mahzûren).
İşte şu (dü)n(yacı)lara da, işte bu (âhiret için çalışa)nlara da, Rabbinin (kesintisiz) bahşişinden (dünyada) her birine sürekli vermekteyiz. Zaten Rabbinin hediyesi (dünyada kâfirler dâhil hiçbir kulundan hiçbir zaman) engelli bir şey olmamıştır.— M.Ustaosmanoğlu
17:20
21
اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً ١٢
Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ(tafdîlen).
(Habîbim!) Bak ki Biz (makam, mevki ve mal, mülk gibi konularda) onların bir kısmını diğer bir kısma karşı nasıl üstün kılmışızdır! Âhiret ise elbette dereceler yönünden daha büyüktür, üstün kılma yönünden de daha büyüktür. Rivayete göre; eşrâftan bir topluluk ile bazı fakir kimseler Ömer (Radıyallâhu anh)ın kapısında toplanarak görüşme izni beklerlerken, fakir olan Bilâl ve Suheyb (Radıyallâhu anhümâ)ya izin çıkınca, bu Ebû Süfyan (Radıyallâhu anh)a çok ağır geldi. O zaman Süheyl ibni Amr (Radıyallâhu anh): “Bu bize kendi nefsimiz yüzünden geldi, zira onlar ve biz topluca İslâm’a çağrıldığımızda onlar çabuk davrandılar, bizse geç kaldık. Şimdi bu Ömer’in kapısı böyle olursa, ya âhiretteki farklılık nasıl olacak? Bugün siz onları Ömer’in kapısında kıskanıyorsanız, bilin ki Allâh’ın cennette onlar için hazırladıkları daha fazladır!” dedi. (Nesefî)— M.Ustaosmanoğlu
17:21
22
لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَخْذُولاً۟ ٢٢
Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâ(mahzûlen).
(Ey insan!) Allâh ile birlikte başka bir ilâh tanıma! Sonra (tüm melekler ve müminler nezdin de) tenkide uğramış ve yardımsız bırakılmış bir halde kalırsın/âciz olursun/.— M.Ustaosmanoğlu
17:22
23
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً ٣٢
Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).
Rabbin kesinkes emir buyurdu ki; Kendisinden başkasına tapmayacaksınız, anababaya da tam bir iyilikle (davranacaksınız)! (Ey insan!) Ya gerçekten o ikisinden biri yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ulaşırsa, sakın onlara (rahatsızlık ifade eden): “Öf!” (sözünü) bile deme! Onları(n talepleri hiç hoşuna gitmese de, meş rû isteklerini engelleme(ye kalkışma)! Üstelik kendilerine (“Anacığım!”, “Babacığım!” şeklinde edebe yakışır) pek hoş bir söz söyle!— M.Ustaosmanoğlu
17:23
24
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ ٤٢
Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).
(Kendileri hakkında sahip olduğun aşırı) merhametten dolayı onlara karşı alçalma kanadını ger ve (kâfir bile olsalar, hidâyete muvaffak kılınma larını Benden isteyerek): “Ey Rabbim! (Benim fânî acımam ne ifade eder?) O ikisi, küçükken beni (büyük bir şefkatle) yetiş tirmiş oldukları gibi, Sen de onlara (bâki rahme tinle) merhamet buyur!” de!— M.Ustaosmanoğlu
17:24
25
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً ٥٢
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).
Rabbiniz içinizde bulunanları pek iyi bilen dir. (Dolayısıyla ana-babanıza karşı iyi niyet taşıyan, onlara gereken tazimi göstermenin farziyetine inanan ve) iyilik arayan kimseler olursanız, şüphesiz ki O (Allâh-u Te`âlâ, herhangi bir kızgınlık ânında iste meyerek de olsa anne-babasını üzen ya da gereken ilgide noksanlık yapan, sonra da pişman olup), çokça tevbe edenleri dâima (bolca bağışlayan bir) Ğafûr olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
17:25
26
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يراً ٦٢
Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren).
Yakınlık sahibine, (sıla-i rahim, güzel geçim ve fakirse nafaka temini gibi) hakk(lar)ını ver! Yok sula ve (vatanında zengin bile olsa) yolda (mağdur) kalmışa da (zekât ve sadaka gibi haklarını ver)! Bir de (gereksiz yerlere harcamalarda bulunarak ve bir kuruş da hi olsa haram yolda sarf edip, malını) israf ederek saçıp savurma!— M.Ustaosmanoğlu
17:26
27
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً ٧٢
İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).
O (mallarını masiyet uğruna harcayarak ve za ruret dışı yerlerde telef ederek) saçıp savuran kim seler, gerçekten de şeytanların kardeşleri (gibi kötü bir durumda) olmuşlardır. Şeytan ise, Rabbine karşı çok büyük bir inkâr cı/çok büyük bir nankör/ olmuştur. (Demek ki insanları sadece kendi yoluna ve yap tıklarının bir benzerine çağırıp duran şeytan itaati hak etmemektedir.)— M.Ustaosmanoğlu
17:27
28
وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَٓاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلاً مَيْسُوراً ٨٢
Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).
(Habîbim!) Ya bir de (bazı fakir sahâbenin isteklerini karşılayamadığında) kendisini Rabbinden ummakta olduğun bir (rızık ve) rahmet arayışıyla gerçekten onlardan (utancına konuşamayıp) yüz çevirecek olursan, (ihtiyaçlarını yakın bir zamanda göreceğine dair güzel bir vaadde bulunmak üzere) on lara pek yumuşak bir söz söyle!— M.Ustaosmanoğlu
17:28
29
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً ٩٢
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâ(mahsûren).
(Aşırı cimrilikten dolayı) elini boynuna bağlanmış (gibi sıkı) yapma, (eline geçeni saçıp savura rak) onu tam bir açışla da yayma ki, sonra (Allâh ka tında israfla, insanlar nezdinde de tedbirsizlikle suçlana rak) kınanmış ve pişman/bağlantıları kesilmiş (bit miş tükenmiş)/ bir halde kalırsın/bir âciz olursun/.— M.Ustaosmanoğlu
17:29
30
اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً۟ ٠٣
İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).
Şüphesiz senin Rabbin (kullarının menfaatini gözeten üstün hikmeti gereği) dilediğ kimse için (ba zen) rızkı genişletir ve (bazen de) daraltır. Şüphe siz ki O, dâima kullarını(n gizli-açık tüm hallerini hak kıyla bilen bir) Habîr ve Basîr olmuştur. (Dolayısıyla onların rızkını daraltması da bir hikmete dayalıdır.)— M.Ustaosmanoğlu
17:30
Yükleniyor...
İsra
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle